Ana Sayfa Blog Sayfa 1265

Gülyalı Kumsalı kurtuldu

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün Gülyalı’dan başlayan Giresun Çevre Yolu projesi için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme’sinin (ÇED) iptali için Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) ve Gülyalı Belediyesi’nin açtığı dava sonuçlandı.  Danıştay da Giresun Çevre Yolu ÇED’inin hukuka uygun olmadığını karara bağladı.

Ordu Gülyalı ilçesinden başlayarak yapılmak istenen Giresun Çevre Yolu projesi Gülyalı İlçesi Tepeköy Mevkiinde kumsala kavşak yapımının yanlışlığı üzerine kurumlar Ordu 1’inci İdare Mahkemesi’ne ÇED’in iptali için dava açmıştı.

ÇED’in hukuksal dayanaktan yoksun olduğunu belirten mahkeme, iptal kararı vermişti. Danıştay 6’ncı Daire ise mahkemenin kararını onayladı. Böylece dava kesin olarak sonuçlandırılmış oldu.

ORÇEV: Kumsalları koruduk

ORÇEV dava açma nedenlerinin ve Gülyalı ilçesinin en önemli kumsalının yok edilmesinin önlenmesi için olduğunu vurgulayarak, “Ordu ili ilçeleriyle birlikte Karadeniz sahil boyunca deniz doldurularak yapılan karayolundan etkilenmeyen tek il. Bu konuda mitingler de yapıldı. Bu kazanımın çevre yolu projesiyle yok edilmesine suskun kalmazdık. Gülyalı Belediyesi’yle birlikte Gülyalı ilçemizin kumsalını korumak için dava açtık. Kumsallarımızı bir kez daha korumayı başardık” dedi.

Gülyalı Belediye Başkanı Ulaş Tepe de “Giresun Çevre Yolu projesi kapsamında ilçemiz sınırlarında yapılması planlanan viyadüğün kumsallarımızı yok etme tehlikesine karşılık, Gülyalı Belediyesi olarak Ordu Çevre Derneğimizle birlikte gerçekleştirdiğimiz itirazın mahkemelerce haklı bulunması bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir” ifadelerini kullandı.

‘Kumsallara saplanan bir bıçak’

Karadeniz Sahil Yolu uygulamaları sonucunda birçok yerleşim yerinin kumsal alanlarını kaybettiğini hatırlatan Tepe, “Bugün denizle iletişimi kopmuş bir bölge haline geldik. Elimizdeki mevcut kumsal alanları korumak mecburiyetindeyiz. Tepealtı Mahallemizde Ordu Büyükşehir Belediyemizin Halk Plajı yer almaktadır. Bu geniş kumsal alan şehrimizin denize girilebilecek nadir lokasyonlarından biridir. Dolayısıyla bu alana yapılacak viyadük kumsallarımıza saplanan bir bıçak etkisi yaratacaktır” dedi.

Yolun yapılmasına hiçbir zaman karşı olmadıklarını ifade eden Tepe, “Sadece buradaki mevcut planlamanın kumsallarımızı yok etmeyecek, doğamızın görünümünü ve dengesini bozmayacak biçimde gözden geçirilerek yeniden ele alınmasını istiyoruz. Gelişen teknik imkanlar bunu mümkün kılmaktadır. Kumsallarımızı ve çevremizi gelecek nesillere korunmuş bir şekilde emanet etmek için hassasiyetimizi sürdüreceğiz” yorumunu yaptı.

Trafiği rahatlatmayan bir proje

ORÇEV Yönetim Kurulu açıklamasında Danıştay 6’ncı Dairesi’nin oybirliğiyle onayladığı Ordu 1’nci İdare Mahkemesi’nin kararı hakkında da bilgi verdi. Mahkeme kararında şu ifadeler yer aldı:

“…ÇED raporunda faunaya ait türlerin güncel verilere dayanmadığı ve hatalı ve eksik türlerin raporda yer aldığı, proje alanında yaşadığına dair bir bilimsel kanıt olmamasına rağmen hazırlanan ÇED raporunda bazı türlerin varlığından bahsedildiği, bazı türlerin ise hiç incelenmediği, proje alanı ve yakın çevresinde tespit edilen flora türlerine ait IUCN kırmızı liste sınıfları (kategorileri) hakkında bilgi verilmediği, proje bakımından geçici depolama sahalarının yerlerinin belirlenmesi büyük önem arz etmesine karşın, geçici depolama sahaları ile söz konusu depolama alanları bakımından ihtiyaç duyulacak yolların toplama-taşıma-depolama açısından meydana getireceği çevresel olumsuzlukların önceden belirlenmediği, kazı fazlası malzemelerin miktarı nazara alındığında bu hususta verilen taahhütlerin bilimsel ve ekonomik olarak yerinde olmadığı, raporda heyelan izleme çalışmalarından yeterince bahsedilmediği, proje kapsamında inşa edilecek Gülyalı Kavşağı ayaklarının sahilde mevcut Gülyalı Halk Plajına isabet ettiği nazara alındığında, sahilin ekolojik özelliklerinin tahribatı, denize erişim, plaj alanı ve kıyıların korunması, insan ve doğal çevre etkileşimi açısından yeterince irdelenmediği, kavşağın uygulama sonrası çevresel etkilerin öngörülmediği, raporda yer alan jeolojik çalışmaların, arazinin topografik özellikleri, jeolojik birimlerin yoğun hidrotermal alterasyona dayalı ayrışma ve bozulmaları ve meteorolojik şartlara dayalı heyelan, kayma, sıvılaşma, oturma olayları yönünden eksiklikler içerdiği, projenin Karadeniz Sahil yolu üzerindeki trafik yoğunluğunu azaltmak amacı ile gerçekleştirildiği dikkate alındığında, Gülyalı Kavşağı’nin belirtilen yerde inşa edilmesinin bu amaca hizmet etmeyeceği dolayısıyla çebvresel etki değerlendirmesi sürecinde, çevresel etki değerlendirmesi raporunda getirilen çözümlerin yeterli olmadığı anlaşıldığından; dava konusu Çevre Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararında hukuka uyarlık bulunmadığı sonuç ve kararına varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline…karar verildi.”

Ekokırım suçuna dair hukuki tanım önerisi Türkçeye çevirildi

Stop Ecocide Foundation tarafından yayınlanan, Ekokırım Suçunun Hukuki Tanımı için Bağımsız Uzman Grubu’nun hazırladığı şerh ve temel metin belgesinin Türkçe çevirisi yayınlandı.

Türkçe çeviriyi ise Çevre Hukukçuları Ağı üyesi olan Stajyer Avukat Can Gerçek, İlker Karabulut ve Avukat Özlem Altıparmak ve Sümeyye Elis Yıldızlı gerçekleştirdi.

Haklar ve Araştırmalar Derneği tarafından yayınlanan metin, ekokırım suçuna dair uluslararası alanda yürütülen tartışmaları ve gelişmeleri Türkiye kamuoyu ile paylaşmayı ve bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sunmayı amaçlıyor.

Son iki yıldır daha çok tartışılıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) 2019’da gerçekleştirdiği Taraf Devletler Kurulu’nda Pasifik Ada Ülkeleri tarafından gündeme getirilen ekokırım suçu, geçtiğimiz iki yıl içerisinde uluslararası arenada gittikçe artan şekilde tartışılır hale geldi.

Son olarak Haziran 2021’de Stop Ecocide Foundation (Ekokırımı Durdurun Vakfı) girişimiyle uluslararası uzmanlardan oluşan bir heyet, ekokırım suçunun tanımı konusunda uzlaşıya vararak bir metin hazırladı ve bu metin İngilizce olarak kamuoyu ile paylaşıldı.

Ekokırım nedir?

Heyet metinde ekokırım suçunu “Çevreye ağır ve geniş çapta ya da ağır ve uzun vadeli bir biçimde zarara yol açmasının kuvvetle muhtemel olduğunun bilincinde, yasadışı veya keyfi olarak işlenen fiiller ekokırım suçunu oluşturur” şeklinde tanımladı.  Metinde öneri maddesinde geçen kavramlar ise şu şekilde detaylandırıldı:

  • “Keyfi”: Tahmin edilen sosyal ve ekonomik yararlara kıyasla açıkça aşırı olan zararın umursamazca göz ardı edilmesi anlamına gelir.
  • “Ağır”: İnsan hayatı veya doğal, kültürel, ekonomik kaynaklar üzerinde ciddi bir şekilde etki doğurmayı içeren, çevrenin herhangi bir unsurunda olumsuz değişiklik, bozulma veya hasarın meydana gelmesini kapsayan zarar anlamına gelir.
  • “Geniş çapta”: Sınırlı bir coğrafik alanı aşan, ülke sınırlarını geçen veya bütün bir ekosistemin, türlerin veya çok sayıda insanın ıstırabına yol açan zarar anlamına gelir.
  • “Uzun vadeli”: Geri dönüşü olmayan veya makul bir süre içerisinde doğal iyileşme ile onarılamayan zarar anlamına gelir.
  • “Çevre”: Dünya, canlı küre, buz küre, taş küre, su küre ve hava küre ile dış uzay anlamına gelir.
Fotoğraf: Shutterstock

Roma Statüsü kapsamına alınması öneriliyor

Uluslararası uzman heyeti, bu çalışma ile ekokırım suçunu UCM kurucu sözleşmesi olan Roma Statüsü kapsamında suç haline getirmeyi öneriyor. 2002’de resmen yürürlüğe giren UCM ilk etapta sadece üç suç tipini yargılamaya yetkiliydi. Savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu.

2010’da yapılan UCM Gözden Geçirme Konferansı neticesinde saldırı suçu da mahkemenin yargılama yetkisine dahil edildi ancak bu suçun yürürlüğe girmesi 2017’de gerçekleşti.

Türkiye’ye de etkileri olacak

Bu yayının yayınlandığı tarih itibariyle UCM’ye taraf ülke sayısı yüz yirmi üç. Türkiye ise UCM’ye taraf değil ancak ekokırım suçunun tanımına ilişkin yürütülen bu tartışma sürecinin, UCM’ye taraf olan ve olmayan devletler açısından etkileri olacağı açık:

“UCM tarafından ekokırımın bir suç haline getirilmesi, tamamlayıcılık ilkesi uyarınca tüm devletlerin bunu iç hukuklarında suç olarak tanımlayıp kabul etmelerine sebep olacak. Çünkü UCM’nin devreye girmesi ancak iç hukukun devreye girmediği ya da yetersiz kaldığı durumlarda söz konusu olur.

“Bu nedenle her devlet, ekokırım suçunun UCM önünde tartışılmaması için, öncelikle kendi iç hukukunu devreye sokmak isteyecektir. Sadece bu girişimin ve konuyla ilgili yürütülen tartışmaların bile doğanın korunması açısından önemli bir değişim yaratacağını düşünebiliriz.”

Antalya Alara Çayı üzerinde yapılacak olan üç HES projesi iptal edildi

Antalya‘nın Gündoğmuş ilçesindeki Uçansu Şelalesi‘nin de bulunduğu Alara Çayı üzerine yapılacak üç HES projesiyle ilgili Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından iptal edildi.

Alara Çayı’nın üzerinde yedisi dere, biri baraj tipi olmak üzere sekiz HES projesi vardı. Hayat 1.1, Hayat 1.2 ve Hayat 2 isimli HES projeleriyle ilgili iptal kararı verildi.

ÇED süreci durduruldu

5 Haziran 2021 tarihli Resmi Gazete‘de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararına göre, bu HES’lerin planlandığı alanları da içine alan Uçansu Doğal Sit Alanı, “Kesin Korunacak Hassas Alan” ilan edildi.

Kararın ardından ÇED süreci başlatılan ‘Hayat 1.1’, ‘Hayat 1.2’ ve ‘Hayat 2’ HES ve regülatör projelerinin bulunduğu bölgedeki altı köyden 700 köylünün imzasının bulunduğu dilekçe Kayabükü Mahallesi‘nin muhtarı Hacı İbrahim Taşer tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü‘ne sunuldu, HES projelerinin iptali istendi.

ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’nün ilk kararında, ÇED raporunda tespit edilen eksiklikler nedeniyle projeye ilişkin ÇED süreci durduruldu.

Proje iptal kararı

HES projelerinin tamamen iptalini isteyen köylüler, ikinci kez başvuruda bulundu ve ÇED raporunun tamamen iptali istendi.

Projelerin “Kesin Korunacak Hassas Alan” içinde kaldığı, regülatör gölünün yerleşim alanlarını, köy camisi, balık çiftliği, Büyükköprü ve köy yollarını su altında bırakacağı, projelerin konutlara zarar vereceği ve insanların yaşamını olumsuz etkileyeceği ifade edildi.

Genel müdürlük, köylülerin başvurusunu değerlendirdi ve 31 Ağustos 2021 tarihli kararıyla 3 HES projesini iptal etti. Kararda şu ifadelere yer verildi:

Antalya ili Gündoğmuş ilçesi Kayabükü Mahallesi civarında Alara Çayı üzerinde Hayatsu Enerji Üretim şirketi tarafından gerçekleştirilmesi planlanan Hayat 1-2 Regülatörü ve HES faaliyet alanının bir kısmının 5 Haziran tarihli Cumhurbaşkanı kararı ile ilan edilen Uçansu Şelalesi Kesin Korunacak Hassas Alan içerisinde kaldığı tespit edildiğinden söz konusu projeye ait ÇED süreci 31 Ağustos 2021 tarihli yazımızla sonlandırılmıştır.”

‘Bu karar artık nihai bir karar’

Köylülerin avukatı Münip Ermiş, verilen bu kararı sevindirici bulduğunu kaydetti ve şu açıklamaları yaptı:

Bu karar artık nihai bir karar. Daha önceki karar sadece süreci durdurma kararıydı. Bu kararla tümüyle ÇED süreci iptal edildi ve artık Alara Çayı üzerinde hiçbir şekilde HES projesi yapılamaz. Nehir üzerinde HES için diğer başka başvurular da varsa onların da iptali gerekiyor ve süreç bunu gösteriyor. Alara Çayı üzerindeki HES konusuyla ilgili endişeler artık bu kararla tamamen bitti. Zaten bu karar bir anlamıyla mahkeme kararlarının da teyidi anlamını taşıyor. Çok memnunuz ve bütün Uçansu ve Alara Çayı bölgesindeki köylülerimize hayırlı olsun.”

Asırlık Beykoz Çayırı, Millet Bahçesi olacak

İstanbul‘da 100 yılı aşkın süredir Beykoz Çayırı olarak bilinen yeşil alan, İBB Meclisi’nde Cumhur İttifakı’nın oylarıyla Millet Bahçesi olarak düzenlendi.

Karara muhalefet eden CHP’liler, çayırın yapılaşmaya açılacağı uyarısında bulunarak “Beykoz Çayırı’na dokunmayın” dedi.

Kıraathane, otopark, cami…

Beykoz Ortaçeşme Mahallesi sınırları içinde bulunan tarihi Beykoz Çayırı yaklaşık 96 bin metrekarelik alana sahip.Beykoz Çayırı’nın ‘Millet Bahçesi’ olarak düzenlenmesi için hazırlanan imar planı değişikliği teklifi, İBB Meclisi gündemine geldi.

Beykoz Belediyesi tarafından hazırlanan plan değişikliği teklifi ile Beykoz Çayırı planlara ‘Millet Bahçesi’ olarak işlendi. Çayıra; millet kıraathanesi, sanat atölyeleri, çay bahçesi, okçuluk ve tenis gibi spor alanları, cami, mescit, büfe, idari tesis, otobüs-teleferik hattı istasyonu, emsale dahil olmamak üzere zeminaltı otopark yapılmasının önü açıldı.

Yapılarda yükseklik 4.50 metreden 6.50 metreye, inşaat hakkı da 0.02’den 0.05’e çıkarıldı. Teklif, mecliste CHP ve İYİ Parti’nin muhalefeti, AKP ve MHP grubunun oyları ile kabul edildi.

‘Yapılaşmanın önünü açacak’

Sözcü gazetesinin haberine göre; oylama sırasında ‘yapılaşma’ tartışması yaşandı. CHP’li İBB Meclis Üyesi Cemal Sataloğlu, “Bu yapılaşmaya neden olacaktır. Toplamda 96 bin metrekarelik alan üzerine konumlanmış, zamanında üzerinde güreş sporuna dair festivallerinde düzenlendiği, ulu çınarların yükseldiği çayır, Boğaz’ın yüzyıllardan beri en şöhretli mesire alanı” dedi.

Sataloğlu açıklamasında “Çayırın içerisinde yer alan mekanlar ağaçlarla çevrili, yollarla birbirine bağlanır. Bu başka bir mesire de rastlayamayacağımız nadide bir güzellik sunar. Ağaçların boylarına bakılarak, bu yolların en az 150 yıl öncesinden yapılmış olduğu sonucuna rahatlıkla varılabilir” ifadelerini kullandı.

AKP’li üye: İçinde millet geçtiği için karşısınız

AKP’li Meclis Üyesi Sadullah Kabahasanoğlu ise çayırın tarihi dokusunun korunacağını, yapılaşma olmayacağını, çevresinde ve yürüyüş yollarında düzenleme yapılacağını belirterek CHP’lilerin bu karara içinde ‘millet’ ifadesi geçtiği ve Cumhurbaşkanı’nın projesi için karşı çıktığını savundu.

İmar Komisyonu tarafından da “plan notunda sıralanan yapıların, genel olarak bütün Millet Bahçesi planlarına konulduğu” açıklaması yapıldı.

Salda Gölü hatırlatması

CHP Grup Sözcüsü Tarık Balyalı da, karara tepki göstererek Salda Gölü’nün Millet Bahçesi yapıldıktan sonra yaşanan çevre faciasına dikkat çekti.

Balyalı “Bazı yerler olduğu gibi kalsın, dönüştürülmesin. Var olan yeşil alanların, parkların adını Millet Bahçesi olarak değiştirmek yerine ihtiyaç olan başka yerleri Millet Bahçesi yapalım. Beykoz Çayırı’na plan notlarına göre idari tesis, zemin altı otopark yapılabilecek. Bunları yapıp doğal yapısını nasıl koruyacaksınız?” sorusunu yöneltti.

Instagram’ın gençlerin psikolojisini etkilediğini gösteren araştırmayı gizlediği iddia edildi

Facebook‘un sahip olduğu Instagram‘ın, şirket içinde yaptırdığı ve sosyal medyanın genç insanların psikolojisini ve beden algısını olumsuz etkilediğini gösteren araştırma sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmadığı ileri sürüldü.

İddialara göre, gizli tutulan araştırma sonuçları Instagram’ın gençlerde anksiyete ve depresyon düzeyini artırdığını ortaya koyuyor.

Instagram’a yönelik iddialar

Amerika Birleşik Devletleri‘nde (ABD) yayımlanan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre, Instagram 2019’da yapılan bir araştırmanın raporuna ait slaytta “Üç genç kızdan birinin olumsuz beden algısını daha da kötüleştiriyoruz” denildi. Bir başka slaytta gençler, yaşadığı anksiyete ve depresyonun şiddetlenmesinden Instagram’ı sorumlu tuttu.

2020’de yapılan araştırmaya katılan genç kızların yüzde 32’si bedenleriyle ilgili olumsuz duygular içinde olduklarını ve Instagram’ın daha kötü hissetmelerine neden olduğunu söyledi. Birleşik Krallık’ta gençlerin yüzde 13’ü, ABD’de yüzde 6’sı Instagram yüzünden kendilerini öldürme isteği duyduklarını belirtti.

Instagram geçtiğimiz yıllarda bu konuda birçok internet anketi, odak grubu araştırması ve günce çalışması yaptırdı.

Instagram, iddialara yanıt verdi

Instagram ise bu iddialara verdiği yanıtta, “Zorbalık, intihar, kendine zarar verme ve yeme bozuklukları gibi konularda Instagram’ı herkes için daha güvenli bir yer haline getirmek amacıyla kapsamlı çalışmalar yaptık” ifadelerini kullandı.

Araştırmalarıyla ilgili gelecekte daha şeffaf olacaklarını kaydeden şirket, “Yaptığımız araştırmalar ve uzmanlardan aldığımız geri bildirimler doğrultusunda insanların kendilerini zorbalıktan koruyabilecekleri özellikler geliştirdik. Herkese ‘beğeni’ sayılarını gizleme seçeneği sunduk ve yerel destek kuruluşları üzerinden insanlarla iletişimde olmayı sürdürdük” dedi.

‘Instagram Youth’un kurulmasına engel olunmalı’

Birleşik Krallık‘ta çocukların zorbalıktan korunması için çalışan NSPCC isimli kuruluştan Andy Burrows, Instagram’ı “var olan kanıtlara kayıtsız kalmakla” itham etti.

ABD’de çocukların pazarlama içerikleri ve reklamlardan korunması için çalışan Fairplay isimli kuruluş ise, bu haberin Facebook’un çocuklara göre bir yer olmadığını ispat ettiğini ve Facebook’un söz konusu bulguları “önemsizmiş gibi göstermeye çalıştığı” ve sadece halktan değil, özel olarak talep etmiş olmalarına rağmen ABD Kongresi üyelerinden de gizlediğini kaydetti.

Fairplay, şirketin gençler için Instagram Youth platformunu kurma planlarına engel olunması gerektiğine de dikkat çekti.

Facebook, geçtiğimiz aylarda reklamsız ve tamamen 13 yaş altı kullanıcıların güvenliğini sağlama amacıyla Instagram platformu kurmayı planladıklarını açıklamıştı.

Kalamış ihalesinde son beş gün: İnsanların denizle buluşmasını engelleyecekler

Haber: Nazlı Eda Piyale

*

Kadıköy’ün yanı başında, artık parmakla sayılan yeşil alanlardan biri Kalamış Parkı. Haftanın hemen her günü çocuklarla, kedilerle, kitabını-içeceğini alıp çimlere uzanan yurttaşlarla dolu bu alanda bulunan Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı için 10 yıl önce alınan özelleştirilme kararına ilişkin süreç devam ediyor.

Son olarak 21 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle de Kalamış Yelken Kulubü için özelleştirme kararı alındı. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın duyurusuyla 7 Temmuz’da yapılması planlanan ihale 21 Eylül’e ertelendi.

Her gün nöbet tutuluyor

Özelleştirme kararının ardından çeşitli etkinliklerle seslerini duyuran Kadıköylüler, son düzlükte haftanın her günü saat 17.00 ve 21.00 arasında Kalamış Parkı’nda nöbet tutuyor.

Yeşil Gazete’ye konuşan Fenerbahçe& Kalamış Dayanışması üyelerinin mesajı ise net: “Yeşilimize sahip çıkacağız.”

‘Halkın denizle buluşması engellenecek’

Dayanışma üyelerinden Zeynel Alp, uzun yıllara yayılan özelleştirilme sürecini özetlerken, son ihaledeki farklılığa dikkat çekiyor.  Parkın bir kısmına otel yapılacağını ve yat limanının etrafına çekilen tellerle halkın denizle buluşmasının engelleneceğini belirten Alp, “Çünkü bundan para kazanacaklar” diyor.

“Halkın olan her yere gözlerini dikmiş durumdalar” diyen bir diğer dayanışma üyesi Serpil Öztürk ise Validebağ Direnişini örnek veriyor: “Nasıl kâr edebiliriz diye düşünüyorlar. Ancak halk faktörünü daha önce Validebağ da Gezi de görmüş olmaları gerekiyor.”

‘Bu bir ihanet’

Her siyasi görüşten ve yapıdan oluşan bir dayanışma olduklarını vurgulayan Pınar Topkara ise, “Başarabilirsek bütün Kalamış kurtulmuş olacak” diyerek mücadelelerini özetliyor.

Parkta vakit geçiren bir Kadıköylü ise kamusal alanlara yönelik saldırının ‘ihanet’ olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bütün değerlerimizi yok etmenin bir bedeli olmalı. Bir zaman birileri bunu yapıyor olduğu için bedel ödemeli.”

Ozon tabakasındaki delik Antarktika’dan daha büyük

Ozon tabakasını takip eden bilim insanları, her yıl büyüyen deliğin, şu anda Antarktika‘nın yüzölçümünden daha büyük olduğunu aktardı.

Bu yıl deliğin hızla büyüdüğünü belirten Copernicus Atmosfer İzleme Servisi‘nden araştırmacılar, ozon tabakasındaki deliğin 1979’daki haline kıyasla yüzde 75 daha büyük olduğunu söylüyor.

Stratosferde, Dünya yüzeyinin yaklaşık 11 ila 40 kilometre üzerinde bulunan ozon, gezegen için güneş kremi görevi görerek onu ultraviyole radyasyondan koruyor.

New Scientist’in aktardığına göre 2020’de ozon deliği, ekim ayının başında yaklaşık 24 milyon kilometrekarelik bir alan ile zirveye ulaşmıştı. Bu yılın başında, ozon deliğinin yaklaşık aynı boyutta olacağını düşünülüyordu ancak geçtiğimiz hafta önemli ölçüde büyüme yaşandı. 

İyileşme yavaş ilerliyor

Bilim insanları, ozon tabakasındaki incelmenin, ilk olarak 1930’larda soğutma sistemlerinde kullanılmak üzere geliştirilen ve daha sonra aerosol sprey kutularında itici gaz olarak kullanılan CFC adı verilen insan yapımı gazlardan kaynaklandığını kabul ediyorlar.

CFC’lerin dünya çapında 197 ülkede yasaklanmasının ardından, ozon tabakası iyileşme belirtileri gösterdi. Ancak, bilim insanları, bunun yavaş bir süreç olduğunu belirtirken, maddelerin tamamen ortadan kalkmasının 2060’lara veya 2070’lere kadar süreceğini tahmin ediyor.

Copernicus’tan Vincent-Henri Peuch, “Yıldan yıla büyük farklılıklar var ve ozon tabakasının iyileşme sürecini değerlendirmek için, farkı görmek için birkaç yıla bakmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

 

 

Türkiye’de 40 marka kafesteki hayvanları kullanmaktan vazgeçti

Yumurta için yetiştirilen tavukların dar ve kalabalık endüstriyel kafeslerde elverişsiz koşullarda yetiştirilmesini engellemek için çalışan Kafessiz Türkiye, 2021 yılı yumurta takip raporunu yayımladı.

Rapor, endüstriyel kafes sistemlerinden elde edilen yumurtaları kullanmamayı taahhüt eden firmaların pazardaki yerinin şeffaf bir şekilde takip edilebilmesi amacını taşıyor.

Raporda dünya genelinde kafessiz sistemine geçiş süreci, alternatif üretim sistemleri, Türkiye’deki şirketlerin hayvan refahı alanında ilerlemeleri hakkında pek çok bilgiye yer veriliyor. Kafessiz sisteme geçiş, şirketler tarafından küresel boyutta talep ediliyor.

Firmalar pandemiye rağmen kararlı

Türkiye’deki şirketlerin yumurta tercihlerinin takibini sağlayan ilk belge olma özelliğini taşıyan rapora göre, Türkiye’de de firmalar Covid-19 pandemisinin yarattığı ekonomik darlığa rağmen bu konuda kararlılıklarını sürdürüyorlar.

Kafessiz Türkiye, üreticilerin de bu kararlılığa uyum sağlaması ve üretim tesislerinin hayvanların refah şartlarını iyileştirecek şekilde tasarlanması gerektiğini belirtiyor.

Bu konuda alternatif üretim sistemlerine geçişe yönelik bilgilendirme sağlayan rapor, dönüştürülebilir/kombi sistemleri, sınırlı/seçici erişim sistemleri gibi refah koşullarını sağlamayan sistemler hakkında üreticileri uyarıyor.

En büyük ilerleme otelcilik sektöründe

Raporda, Türkiye’de otel/konaklama, perakende, restoran, gıda üretimi ve yemek servisi sektörlerinde hizmet veren lider 82 markadan 40’ının kafessiz sisteme geçiş için taahhüt verdiği ifade ediliyor.

13 farklı otelcilik ve konaklama markasının kafessiz yumurta kullanma taahhütü vermesiyle birlikte kafessiz sisteme geçişte en büyük ilerlemenin otelcilik ve konaklama sektöründe olduğu görülüyor.

Dedeman Hotels & Resorts International’ın nisan ayında kafes yumurtası kullanmayı tamamen bırakması gibi olumlu örneklerin, otelcilik sektöründe taahhütleri hızlandıracağı düşünülebilir.

METRO Türkiye, kafessiz sisteme geçiş taahhütü veren tek perakende firması olarak raporda yer alırken, kafessiz sisteme geçme sözü veren yemek servisi firmaları arasında ISS, Parıltım – Newrest ve Sofra/Compass bulunuyor.

Restoranlar ve gıda üreticilerinde artış

Raporda restoran ve gıda üreticileri arasında taahhüt veren firmaların sayısında da hızlı bir artış olduğu gözlemleniyor. Restoran sektöründe kafessiz sisteme geçeceğini açıklayan markalar arasında Burger King, Caffe Nero, Pizza Hut dikkat çekerken, raporda taahhüt veren gıda üreticilerinden Tat Gıda, Nestle, Unilever markaları öne çıkıyor.

Firmalar, taahhüt verdiklerinde operasyonlarında kullandıkları yumurtaların %100’ünün bütün formlarda kafessiz sistemden tedarik edeceklerini halka açık bir şekilde beyan etmiş oluyorlar. Rapor üzerinden, firmaların isimlerinin üzerine tıklanarak halka açık şekilde paylaşılmış olan taahhütlere ulaşılabiliyor.

Çoğu marka için hedef 2025

Taahhüt veren firmaların çoğunun kafessiz sisteme yüzde 100 geçiş yapacakları yılı 2025 olarak belirledikleri görülüyor. Kafessiz Türkiye, geçiş süreciyle ilgili olarak firmalara tedarikçileri ile sürecin başından itibaren iletişimde olmalarını tavsiye ediyor. Bununla birlikte kafessiz sisteme geçişini tamamlayan firmaların varlığı, bu dönüşümün hızlı bir şekilde gerçekleşebileceğini gösteriyor.

Beyaz Fırın, Dedeman Hotels & Resorts International, Krispy Kreme, Barilla, Raw for Us ve Dr. Oetker firmaları, sektörlerinde öncü roller oynayıp kafessiz sisteme geçişini tamamlayan altı firma olarak raporda yerlerini alıyor.

Kaplan: Kafeslere yer yok

Kafessiz Türkiye kampanya direktörü Emre Kaplan “Bu rapor yumurta üretiminin geleceğinde hıncahınç sıkışık kafeslere yer olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Pek çok firma Covid-19 pandemisine rağmen, daha vicdanlı bir gelecek inşa etmek için güçlü bir irade gösterdi” sözleriyle raporun yerel pazarın gelişimi konusundaki önemini vurguluyor.

Türkiye’de kafes yumurtası kullanmayı bıraktığını açıklayan ilk otel zinciri olan Dedeman Hotels & Resorts International Yönetim Kurulu Başkanı Banu Dedeman, kafessiz sisteme geçişin önemini şu sözlerle vurguladı:

“Dedeman Hotels & Resorts International olarak sürdürülebilir hayvan refahı yaklaşımımız ve misafirlerimize en doğru ürünleri sunmak amacımızla, 1 Nisan 2021 tarihinde Türkiye’deki 15 otelimizin tedarik zincirinden kafes yumurtasını tamamen çıkardık. Kafessiz Türkiye Platformu iş birliği ile Türkiye’de bu uygulamaya geçişi tamamlayan, değişimi ilk duyuran turizm markası olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Tedarik zincirinde sorumlu ve sürdürülebilir kaynak ilkesini benimseyerek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de sürdürülebilirlik odaklı projelere imza atmak için aralıksız çalışıyoruz. Tavuklara uygulanan kafes eziyetine dikkat çeken, toplumun vicdanı olarak bu konuda farkındalığı artırmanın yanı sıra bunu eyleme dönüştürmeyi başaran Kafessiz Türkiye Platformu’na duyarlılıkları ve yaptıkları çalışmaları için teşekkürlerimizi sunuyoruz.”

‘Hayvan refahı son derece önemli’

METRO Türkiye Kalite Müdürü Tülay Özel ise METRO’nun kafessiz yumurtaya geçişi sürdürülebilirlik stratejilerinin bir parçası olarak açıklıyor:

“Metro Türkiye olarak 30 yıldır, sürdürülebilirliği daima tüm işlerimizin merkezine yerleştiriyoruz. Sürdürülebilirlik stratejimizin ana prensiplerinden biri de sağlıklı ve güvenilir gıda ürünlerine herkesin ulaşabilmesini sağlamaktır. Sağlıklı ve güvenilir gıda ürünlerinden bahsedebilmek için de özellikle hayvansal kaynaklı gıdalarda hayvan refahının son derece önemli olduğunun farkındayız. Bu nedenle hayvan refahı konusunda standartların ötesinde uygulamalar geliştiriyoruz. Bu kapsamda 2017 yılından bu yana kafessiz yumurta üretimini destekliyor ve Türkiye’de iş birliği yaptığımız yumurta tedarikçilerini bu konuda eğitiyor ve denetliyoruz. Özellikle uygun su-yem ile beslenen, veteriner kontrolünden geçen, doğal hareketlerini yapabilmelerine olanak sağlayan ortamlarda yetişen tavukların yumurtalarını müşterilerimize sunmak bizim öncelikli hedeflerimiz arasında yer alıyor. 2020’de kendi markamızla satışa sunduğumuz yumurtaların yüzde 40’ını kafessiz sistemlerden tedarik ettik. 2023 yılı sonuna kadar kendi markalı tüm yumurtalarımızın, 2025 yılı itibarıyla da raflarımızdaki tüm yumurtaların kafessiz olmasını taahhüt ediyoruz.”

Kafessiz Türkiye, endüstriyel hayvancılığın en eziyet verici uygulamalarından biri olan kafes sistemini ortadan kaldırarak yüzde 100 kafessiz bir geleceğe ulaşabilmek için firmaların ilerlemelerini takip etmeye ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecek.

Okul Gıdası Logolu ürünler kantinlerde yok: Yeni nesil obezite tehlikesiyle karşı karşıya

İki yıl önce Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ortak protokolü ile uygulamaya konulması planlanan, “Okul Gıdası Logolu” ürünlerin okulların açılmasıyla birlikte kantinlerde yerini almadığı görüldü.

İki yıl önce alınan kararla yaşadıkları mutluluğun bugün büyük bir hayal kırıklığına dönüştüğünü kaydeden Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, kantinlerde bir an önce sıkı denetimlerin başlaması gerektiğini, aksi taktirde yeni neslin ciddi bir şekilde obezite tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

‘Aşırı tuzlu, şekerli ürünler satışta’

DHA‘da yer alan habere göre, Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, okul kantinlerindeki ürünlerde Okul Gıdası Logosu olmadığını ve buralarda hala aşırı tuzlu, şekerli ürünlerin satışta olduğunu kaydetti:

Bundan 2 sene evvel çok büyük bir mutluluk yaşadım, çok heyecanlandım. Üç bakan bir araya geldi, çok olumlu bir karar verdiler ve protokol imzaladılar. Ama Okul Gıdası Logosu hala yok. Artık çocuklar çoğunlukla kantinlerden besleniyor. Her anne beslenme çantası veremiyor çocuğuna. Ama kantinlerde aşırı tuzlu, aşırı şekerli, aşırı trans yağlı ürünler satışta. 2 sene ötelendi uygulama. En son Haziran 2021’de Bilim Kurulu tebliği çıktı, Okul Gıdası Logosu nasıl kullanılır, nerelerde kullanılır, nasıl bir yönetmelik, denetimi kim üstlendi, bunlara açıklık getirildi. Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu açısından bunun ilerlemesine devam edecek, Tarım ve Orman Bakanlığı işin denetimini yapacak, Milli Eğitim Bakanlığı ise genel koordinasyon ve bu tebliğe uygunluk var mı yok mu onu sağlayacaktı. Ama hiçbir şey yapılmadı. Artık yeter, herkes hazırlığını yaptı.”

‘Okul çevresinde daha fazla logolu ürün var’

Okullara yakın market, AVM ve bakkallarda Okul Gıdası Logolu ürünlerin daha fazla satıldığını söyleyen Erk, bunların çoğunluğun bu logoyu alamayacak kalitede ürünler olduğunu ifade etti:

Okullara bizler giremiyoruz, çünkü ebeveynler bile alınmıyor. Ama aldığımız bütün şifahi bilgiler şunu gösteriyor ki okulların büyük çoğunluğunda ne yazık ki Okul Gıdası Logolu ürünler satılmıyor. Hatta son çıkan tebliğde, yakın market, AVM ve bakkallarda da satılabilir kararı çıkmıştı. Buralarda okullardan daha fazla logolu ürünler görmeye başladık. Ama daha vahimi, bunların çoğunluğu Okul Gıdası Logosu almanın yanından bile geçemeyecek ürünler. Eğer bir ülkede 3 milyon had safhada obez varsa, bunun da yüzde 60’ı, yani 1.8 milyonu çocuk yaştaysa, bu oran her yıl yüzde 8 artış gösteriyorsa, geleceğimiz karanlık demektir. Denetimin hemen bugünden itibaren mutlaka başlaması gerekir.”

Timur Erk, “Örneğin Okul Gıdası Logosu almış, aromalı diye satılan yoğurdun içinde aşırı şeker olmasına rağmen, üzerine bir de sanki içindeki şeker azmış gibi ilave şeker gelmesini kesinlikle kabul etmiyoruz”  sözlerini de ekledi.

Ne olmuştu?

Sağlık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2 Ocak 2019’da bir araya gelerek okul kantinlerinde sağlıklı gıdaların satılması için “Okul Gıdası Logosu İşbirliği Protokolü” imzalandı. 20 Haziran 2019’da ilk tebliğ yayınlandı ve 16 Eylül 2019’da da uygulamaya konulması kararlaştırıldı. Ancak, Okul Gıdası Logosu projesi, gıda üreticisi firmaların hazırlıklarını tamamlayabilmesi için 7 Eylül 2020 tarihine ertelendi. Proje bu kez de koronavirüs salgını nedeniyle ertelendi. 22 Ekim 2020’de, yeni bir tebliğ ile uygulama 6 Eylül 2021 tarihine bırakıldı. Okullar açılmasına rağmen proje hayata geçmedi.

Greenpeace’ten çağrı: İklim krizi kapıyı kırdı, harekete geç

Greenpeace, karar alıcıları Türkiye’nin doğal afetler ile gündelik hayatta, evinde karşı karşıya kaldığı iklim krizi tehlikesine karşı hızla harekete geçmeye çağırdı.

Yapılan yazılı açıklamada “Çok değil bundan 20 sene önce iklim krizi, çoğunluğun sadece Kutup’larda buzulların erimesinden ve kutup ayılarının aç kalmasından ibaret sandığı bir tehdit iken bugün o günlerden ‘her şey için geç kalınmaması’ yönünde yapılan çağrıların ne yazık ki doğru olduğu görüldü” denildi.

‘Kapıyı çalarak değil kırarak girdi’

“İklim krizi evimize adeta kapıyı çalarak değil kırarak, seller, yangınlar, şiddetli dolular, kuraklıkla girdi” ifadelerinin kullanıldığı açıklamada eğer hızla harekete geçilip, gerekli önlemler alınmazsa tüm bu felaketlerin sıklığının ve yoğunluğunun artmasının kaçınılmaz olacağı uyarısı yapıldı.

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’na atıfta bulunulan açıklamada “Bir önceki raporda olduğu gibi felaket senaryolarından tamamen kaçışın artık mümkün olmadığını ama sınırlandırmanın ancak 2030’a kadar karbon emisyonlarının yarı yarıya azaltılması; 2050’de ise net sıfır karbon emisyonu hedefi ile mümkün olabileceğinin altını çizdi” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada “Rapor yaşanan krizin insan kaynaklı olduğuna dair şüphe bırakmazken; krizle mücadelenin de ancak insan eylemlerinde yaratılacak değişiklikler ile mümkün olduğunu ortaya koydu. Raporda 1.5 derece hedefinin geçilmemesinin neredeyse imkansız olduğu ama gerekli önlemler alınırsa ısınmanın 2100’ün sonuna doğru ancak 1.4’lere çekilebileceğine dikkat çekildi” bilgileri paylaşıldı.

Neler yapılmalı?

Tüm dünya hükümetleri Paris İklim Anlaşması’nın taahhütlerini geç kalmadan yerine getirmekle yükümlü iken henüz Anlaşma’yı onaylamayan Türkiye’nin ise bu yolda atması gereken çok adım olduğu belirtilen metinde şu talepler dile getirildi:

  • Paris İklim Anlaşması vakit kaybetmeden onaylanıp yürürlüğe koymalı;
  • Kömürden çıkış takvimini belirlemeli, yeni kömür yatırımları ve fosil gaz sahası arama çalışmalarını durdurmalı; enerji dönüşümünü öncelemeli;
  • 2050’de karbon sıfır bir ülke kurgulayabilmek için şehirlerde emisyonun azaltımı ve iklim krizine adaptasyonu önceleyen stratejik eylem planları kurgulamalı;
  • Okyanus ve denizlerimizde koruma alanları oluşturmalı;
  • Doğal alanların ve biyoçeşitliliğin korunmasına öncelik vermeli;
  • Küçük çiftçiyi güçlendirilip, ekolojik tarımı desteklemeli.