Ana Sayfa Blog Sayfa 1263

UNDP’nin sistem düşüncesi yöntemiyle hazırlanan iklim ve çevre eğitimi başlıyor

İklim değişikliği ve çevre konularını sistem düşüncesi yöntemi ve oyun aracılığıyla eğitime dönüştüren program, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Hızlandırma Laboratuvarı’nın desteği ile başlıyor.

UNDP Türkiye Hızlandırma Laboratuvarı’nın desteklediği yeni girişimin uygulama partnerleri olan Sistem Düşüncesi Derneği, Darüşşafaka Eğitim Kurumları ve Boğaziçi Üniversitesi, iklim eylemi için öğrencilere iklim sisteminin yapısını ve işleyişini anlayabilecekleri bir öğrenme deneyimi ve politika geliştirmede karar alıcı pozisyonunda yer alabilecekleri “Dünya İklimi” adlı bir simülasyon ortamı sunacak.

Girişim, çevre eğitimi yolu ile iklim değişikliğini de içeren küresel sorunlar konusunda farkındalık yaratma ve çözüm önerileri sunmayı ve iklim sorununun aynı zamanda bir eşitsizlik sorunu olduğunu ve sürdürülebilir çözümlere ancak bütüncül bir bakış açısı ile ulaşılabileceğini göstermeyi amaçlıyor.

 

Ağrı Dağı’nın buzulla kaplı zirvesi her geçen gün eriyor

Türkiye’nin en yüksek dağı olan ve Türkiye‘nin çatısı olarak nitelendirilen Ağrı Dağı‘nın buzulla kaplı zirvesinin her geçen gün eridiği kaydedildi.

Ağrı Dağı’nın zirvesinde bulunan 10,2 kilometrekarelik alana sahip şapka buzulu; güneyden Ağrı Doğubayazıt‘taki Öküz Deresi‘ne, kuzeyden ise Iğdır Aralık‘taki Cehennem Vadisi’ne kadar uzanıyor.

Buzulların erimesini Ağrı Dağı’nın ağlamasına benzeten, Erzurum Alpin Doğa Sporları Kulübü Başkanı ve dağ kayağı ile tur rehberliği yapan Mustafa Tekin, “Buzulların yerini artık kara parçaları aldı” dedi.

‘Sadece buzullar değil dünyamızı hızlı bir şekilde kaybediyoruz’

DHA‘da yer alan habere göre, Mustafa Tekin, Öküz Deresi diye anılan vadinin buzullarla kaplı olduğunu, ancak tamamen eriğidini söyledi:

Profesyonel dağcı ve dağ rehberiyim. Yaklaşık 23 yıldır Ağrı Dağı’na tırmanıyorum. 200’ün üzerinde faaliyete katıldım. Bu son 23 yılda Ağrı Dağı’ndaki ciddi değişim, gerçekten korkutucu boyutta çünkü inanılmaz hızlı bir şekilde buzullar eriyor. Özellikle son 10 yılda ‘Öküz Deresi’ diye tabir edilen vadi, buzullarla kaplıydı ama şu an tamamen eridi. Buz eriyince alttaki kara parçaları ortaya çıktı ve erime çok hızlı bir şekilde devam ediyor.

Ağrı Dağı’na 4 tırmanış rotası var. 15 yılda bu rotalarda yönüne göre 70 ile 100 metre arasında bir erime oldu. Zaman zaman erimeden dolayı dağın altındaki yerleşim alanlarında sele neden oluyor. Küresel ısınma gerçekten de korkutucu boyutta. Herkes elini taşın altına koyup buna bir çözüm yolu bulmalı. Sanırım bu nesil, buzulların bittiğini görecek. Maalesef durum korkutucu boyutta. Bu hızlı erimeden dolayı zaman zaman sel de olabiliyor. Dere yataklarından çamurlu su, buzul suları geliyor. Maalesef sadece buzullar değil dünyamızı hızlı bir şekilde kaybediyoruz. Bir an önce el ele verip, bu kaybın önüne geçmeliyiz yoksa yaşayacağımız başka bir dünya yok.”

Konya’da yaylada dev yarıklar oluştu

Konya’nın Emirgazi ilçesine bağlı Işıklar Mahallesi yaylasında, yağmur sonrası yüzeyde yarıklar meydana geldi. Yarıkların, ilk belirlemelere göre, 600-700 metre uzunluğunda, 1,5- 2 metre eninde ve 10 metre derinliğinde olduğu gözlendi.

Yayladaki bir ev ile iki ahırın duvarları çatlarken, AFAD ekipleri, bölgede inceleme başlattı. Konya Ovası’nda yer altı sularının çekilip, toprağın çökmesiyle meydana gelen ve sayıları 600’ü geçen obrukların ardından bölgede yüzey yarıkları oluşmaya başladı.

Fotoğraf: DHA

Yol ve tarım arazileri su altında kaldı

Ekipler, bölgeyi havadan dronla incelemeye aldı. Bugün de etkili olan yağış nedeniyle bazı yol ve tarım arazileri ise su altında kaldı.

Işıklar Mahallesi’nin muhtarı Bayram Döleker, DHA’ya yaptığı açıklamada ”Dün saat 18.00 sıralarında yağmur yağdı. Yağmurun ardından bazı yerlerde çeşitli uzunluklarda, 2-3 hat şekilde derinlikler oluştu. Cami lojmanı ve ahır gibi bazı yerlerdeki binaların duvarlarında çatlaklar var. AFAD ve Büyükşehir Belediyesi inceleme yapıyor” dedi.

Fotoğraf: DHA

‘Yarıklar açılmaya devam edecek’

Yarıkları inceleyen Konya Teknik Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölüm Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Nalbantçılar, “Daha önce yer altı suyunun çekilmesine bağlı olarak obrukların ve çatlakların bir başka süreci yüzey yarıklarına çevrilmiş durumda. Yer altı suyunun aşırı kullanımının olduğu bölgelerde zaman zaman farklı ebatlarda ortaya çıkan obruklar, yüzey faylanmalarına dönmüş durumda. Toprak kurudu, çatladı şimdi de yüzey faylanmalarına dönüşüyor” ifadelerini kullandı.

Bu yarıkların zaman içerisinde açılmaya devam edeceğini belirten Nalbantçılar, “Bölgedeki su rejimi böyle devam ettiği sürece bu yarıkları hızla devam edecek. Buralarda çökme periyodu izlenmesi lazım. Ölçülerek takip edilmesi gerekiyor. Bu yarıkları, bir kez olmuş bitmiş olarak görmemek gerekir. Devamı gelecektir, takip edilmesi gerekir. Depremde kırılma olur, öyle kalır ama bunlar devamı gelen çökmeler. Bunlar, bölgesel çökmelere de neden olur. Başlangıcından itibaren ilerleyişi takip edilmeli. Kontrol altında tutulması gerekir” dedi.

Buzullardaki erime Kutup ayılarındaki genetik çeşitliliği azaltıyor

Norveç’in Svanvik bölgesinde bulunan Biyoekonomi Araştırma Enstitüsü’nden araştırmacılar iklim değişikliğinin Kutup ayıları üzerindeki etkisini gözlemledi.

Snorre Hagen ve Simo Maduna tarafından yürütülen çalışmada, Kuzey Kutbu’na yakın Svalbard takımadalarındaki 622 Kutup ayısından alınan DNA örnekleri incelendi. Yapılan DNA analizi, Kutup ayılarının genetik çeşitliliğinin azaldığını gösterdi.

Soy içi üreme artıyor

AA’nın aktardığına göre farklı ölçütlere bağlı olarak yapılan analizde, genetik çeşitliliğin 1995 ile 2016 yılları arasında yüzde 3 ila 10 azaldığı ortaya konuldu.

Buzullarda meydana gelen erimelerin farklı türdeki Kutup ayılarının birbirinden ayrılmasına sebep olduğunu belirten araştırmacılar, bu durumun bir sonucu olarak soy içi üremenin arttığına işaret etti.

Araştırmacılar, iklim değişikliğinin buzullar üzerindeki yıkıcı etkisi devam ettikçe, Kutup ayılarının genetik çeşitliliklerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaklarına dikkati çekti. Çalışma “Royal Society” dergisinde yayınlandı.

 

Uluslararası Af Örgütü: 4. Yargı Paketi insan haklarını etkileyen sorunları çözmede yetersiz

Uluslararası Af Örgütü, 8 Temmuz 2021’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilerek yasalaşan 4. Yargı Paketi‘ne ilişkin bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, paketin uluslararası hukuk standartlarından uzak olduğu vurgulandı ve Türkiye’de yargı bağımsızlığının güvence altında olmadığı bir kez daha ifade edildi.

‘Köklü değişiklikleri yapmakta yetersiz kalacak’

“Yeni yargı paketi, insan hakları güvencelerini etkileyen en önemli ve yapısal sorunları çözmekte yetersiz kalmakta ve Türkiye’de insan haklarındaki derin aşınmayı tersine çevirecek somut tedbirler sunmamaktadır” tespitinin yapıldığı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Yasal ve yargısal değişiklikler, hükümetin yersiz müdahalelerine maruz kalmayan ve görevlerini uluslararası insan hakları hukuku ve standartlarına tam bir uygunluk içinde yerine getirebilen, bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemini güvence altına alacak somut tedbirler getirmediği sürece, bu son yargı paketi, yüzeysel değişikliklerden ibaret olacak ve ülkenin son derece kusurlu yargı sisteminde köklü değişiklikleri yapmakta yetersiz kalacaktır.”

‘Kadına yönelik şiddete karşı yaptırım uygulamada yetersiz’

“Yargısal Etkinlik ve Adil Yargılama Usullerine İlişkin Yeni Düzenlemeler”, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetle Mücadele” ve “Tutukluluk ve Adli Kontrol Kararlarına İlişkin Değişiklikler” başlıklarıyla yapılan değerlendirmede, Kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadele ile ilgili şunlar denildi:

4. yargı paketi TCK’nın eşe karşı işlenen ‘kasten öldürme’, ‘kasten yaralama’, ‘eziyet’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarına ilişkin dört maddesinde değişiklikler yaparak cezayı artırıcı nedenleri eski eşe de uygulanabilir hale getirmekte ve bu suçlar için öngörülen cezaları, suçun boşanmadan sonra işlenmesi halinde artırmaktadır.

Cezaların artırılması, Türkiye’nin 1 Temmuz 2021 itibariyle artık taraf olmadığı İstanbul Sözleşmesi’nin gerektirdiği gibi tüm kadınlar ve kız çocuklar için etkin koruma sağlamamaktadır. Değişiklikler, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddet sorununa yönelik toplumsal cinsiyete dayalı bir perspektif sunmamakta; daha ziyade, cezayı artırıcı unsurları aile kurumu ve evlilikle ilişkilendirerek ailenin dışında kalan veya evli olmayan kadınları dışarıda bırakmaktadır.

Kadın hakları gruplarının bildirdiğine göre 2020’de en az 300 kadın; 2021’de ise bu değerlendirmenin yayımlandığı eylül ayına dek 200’ün üzerinde kadın öldürüldü. AİHM kararlarının uygulanmasını denetlemekten sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Opuz/Türkiye Kararı’na ilişkin yakın zamanda yaptığı incelemede tespit ettiği üzere, Türkiye, ev içi şiddet mağdurlarına yönelik etkili koruyucu ve önleyici tedbirler almakta ve faillere yaptırımlar uygulamakta yetersiz kalmayı sürdürmektedir.”

Yürütmenin yetkilerini genişleten girişimlere son verme çağrısı

“Tutukluluk ve adli kontrol kararlarına ilişkin değişiklikler” başlığında “CMK Madde 100’ün sorunlu niteliği ve uygulaması dikkate alınarak, ilgili maddenin “katalog suçları” düzenleyen üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmalıdır” denildi ve “Yargısal etkinlik ve adil yargılama usullerine ilişkin yeni düzenlemeler” başlığında da yargı üzerindeki yetkiler de dahil olmak üzere, olağanüstü hal yetkileriyle bağlantılı olarak yürütmenin yetkilerini genişleten tüm girişimlere son verme çağrısı yapıldı.

‘İnsan hakları konusunda somut tedbirler alınmalı’

Örgüt, yetkilileri acilen insan haklarının teşvik edilmesi ve korunmasını sağlayacak somut tedbirler almaya çağırdı ve şu tavsiyelerde bulundu:

  • Yargı mensuplarının hukukun temel ilkelerini uygulayabilmelerini mümkün kılmak için ceza kovuşturmalarına müdahale etmekten kaçınmalı,
  • Yargı sistemini, herkesin temel hak ve özgürlüklerine saygıyı adil ve bağımsız bir biçimde güvence altına alacak şekilde onarmalı,
  • Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun hükümetin yersiz müdahalelerine maruz kalmasını engellemek için anayasal değişiklikler dahil olmak üzere gerekli adımları atarak kurulun yapısını Avrupa standartlarına uygun hale getirmeli,
  • AİHM kararlarının uygulanmasını sağlamalı ve özellikle, keyfi şekilde tutuklu bulunan Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ı derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakmalı,
  • Mevcut durumda Türkiye’de insanların temel haklarını kısıtlamak için kullanılan Terörle Mücadele mevzuatı ve ilgili diğer yasalardaki sorunlu maddeleri uluslararası insan hakları hukuku ve AİHM içtihadına uygun hale getirmeli,
  • Yargı paketinde kabul edildiği üzere, tutukluluğun son çare olarak başvurulan bir tedbir olmasını sağlamalı ve sadece ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma haklarını kullandıkları için siyasetçiler, aktivistler, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve diğer kişilere karşı rutin bir şekilde keyfi gözaltı ve kovuşturmalara başvurulmasına son vermeli,
  • Ev içi şiddete maruz bırakılan kişiler için koruyucu ve önleyici tedbirlerin, faillere karşı ise yaptırımların etkin biçimde uygulanmasını ve 6284 Sayılı Kanun’un maddelerinin uygulanmasını sağlamalıdır.

Açıklamanın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Kaliforniya’daki yangın dünyaca ünlü sekoya ormanına sıçrayabilir

ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Sierra Nevada dağlarında birden fazla noktada devam eden orman yangınları, dünyanın en büyük ağaçlarını da tehdit altında bırakıyor.

İtfaiye ekiplerine yapılan bilgilendirmede, bölgede 9 Eylül’de yıldırım düşmesi sonucu başlayan iki orman yangınının, Kaliforniya Sekoya Ulusal Parkı‘ndaki Giant Forest adlı dünyaca ünlü dev sekoya ormanına ulaşmasının beklendiği ifade edildi.

Ağaçlar battaniyelere sarılıyor

ABD medyasında, itfaiye ekiplerinin dev ağaçların bazılarını aleve dayanıklı alüminyum battaniyelerle sardığı haberleri yer alırken, sarılan özel ağaçlar arasında yaklaşık 84 metre yüksekliği ve 31 metreden fazla çevre uzunluğuyla dünyanın en büyük tek köklü ağacı olan General Sherman adlı sekoya ağacının da bulunduğu belirtildi.

Fotoğraf: AA

Öte yandan, 29 kilometrekare alana ulaşan Paradise ve 6,5 kilometrekareye yayılan Colony yangınlarıyla mücadele için görevlendirilen ulusal itfaiye ekibi, alevlerin ilerleyişini kontrollü yangınlarla durdurmak için çalışmalarına devam ediyor.

Gençleşmeye yardım ediyor

Uzmanlar, Sierra Nevada dağlarının batı eteklerinde bulunan dev sekoya ağaçlarının, normal şartlarda yangınlardan zarar görmediğini dile getiriyor. Orman yangınlarının, kozalaklardan tohumların çıkmasına yardımcı olduğu ve genç sekoya ağaçlarının yetişmesine imkan tanıyan boş alanlar yarattığı vurgulanıyor.

Ancak ağaçların iklim değişikliğinin neden olduğu olağanüstü şiddetli yangınlardan korunamadığı biliniyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Binlerce sekoya ağacı yanmıştı

AA’nın haberine göre geçen yıl eyalette çıkan Castle yangınında 7 bin 500 ila 10 bin 600 sekoya ağacının yanmış olduğu tahmin ediliyor.

2000’den fazla ağacın bulunduğu sekoya ormanı Giant Forest, dünyanın bilinen en büyük 10 ağacından 5’ine ev sahipliği yapıyor.

ABD, üçü Türkiye vatandaşı olan El Kaide ile bağlantılı beş kişiye yaptırım uygulayacak

Amerika Birleşik Devletleri Maliye Bakanlığı, üçü Türkiye vatandaşı olmak üzere toplam beş kişiye El Kaide ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle yaptırımlar uygulanacağını duyurdu.

Yaptırım kararı, bakanlığın internet sitesinde de yer aldı.

Maliye Bakanlığı’nın açıklaması

Maliye Bakanlığı’nın Yabancı Varlıklar Kontrol Dairesi OFAC‘ın Özel Belirlenmiş Uyruklu ve Engellenmiş Kişiler (SDN) olarak bilinen yaptırım listesine alınan Soner Gürleyen, Cebrail Güzel ve Nurettin Müslihan‘ın ABD’nin terör örgütü listesindeki El Kaide ile bağlantılı oldukları kaydedildi.

Listede yer alan diğer iki kişi, Muhammad Nasr al-Din Al Ghazlani ve Majdi Muhammad Salim‘in ise Türkiye’de faaliyet gösteren Mısırlılar olduğu öğrenildi.

Bakanlık, Türkiye’de bulunan bu kişilerin El Kaide’ye mali destek vermekten seyahat düzenlemelerine kadar birçok alanda yardım ettiğini kaydetti ve yaptırım uygulama kararının, Yabancı Terör Örgütleriyle ilgili 13224 Sayılı Başkanlık Kararnamesi uyarınca alındığını ifade etti.

‘Türkiye dahil yabancı ortaklarımızla birlikte çalışacağız’

Konuyla ilgili açıklama yapan OFAC Direktörü Andrea M. Gacki, şunları söyledi:

Bu hedefli yaptırımlar, ABD’nin El Kaide’ye mali desteği kesme konusundaki sarsılmaz taahhüdünü vurgulamaktadır. El Kaide’nin mali destek ağlarını ortaya çıkarmak ve bozmak için Türkiye dahil yabancı ortaklarımızla birlikte çalışmaya devam edeceğiz.”

Kişilerle ilgili detaylar

Maliye Bakanlığı, yaptırım uyguladığı isimlerle ilgili ayrıntıları da açıkladı.

Bakanlık, Türkiye uyruklu Nurettin Müslihan’ın El Kaide üst düzey liderliğiyle temasını sürdüren Türkiye’deki bir El Kaide mali yöneticisi olduğunu kaydetti. “Müslihan, Suriye’de faaliyet gösteren ve şimdi hayatta olmayan El Kaide üst düzey lideri Abdullah Muhammed Receb Abdulrahman dahil olmak üzere El Kaideli aşırılık yanlılarıyla doğrudan iletişim kurmak için çalıştı” denildi.

Cebrail Güzel de Müslihan’ın El Kaide’yi destekleme çabalarının bir parçası olarak Nurettin Müslihan ile birlikte çalışan ve Müslihan’a maddi destek sağlayan Türkiye’deki bir El Kaide yöneticisi olarak tanımlandı.

Türkiye’de faaliyet gösteren bir Türkiye vatandaşı Soner Gürleyen ise”El Kaide aşırılıkçısı ve mali yöneticisi’” olarak tanımlandı ve başka bir El Kaideli’nin seyahat edebilmesine yardım sağladığı kaydedildi.

Listede yer alan Mısırlılar’dan Mecdi Selim’in Türkiye’de yaşayan bir avukat olduğu ve Türkiye’deki çeşitli El Kaide eylemlerinin baş sorumlularından biri olduğu kaydedildi. Salim’in, Mısır İslam Cihadı adlı selefi örgütünün eski emiri olduğuna ve emirliği bugünkü El Kaide lideri Ayman El Zevahiri’den devraldığına da dikkat çekildi.

Mısır uyruklu ve kıdemli bir El Kaide yöneticisi olarak tanımlanan Muhammed Nasr El Din El Gezlani ise Türkiye’de El Kaide’yi desteklemek için nakit transferi yapan mali kurye olarak nitelendirildi.

Açıklamada, “El Kaide, tutuklu El Kaide üyelerinin ailelerine para sağlamak da dahil olmak üzere, El Kaide adına para transferlerini kolaylaştırmak için Muhammed Gezlani gibi Türkiye’de bulunan kuryeleri kullandı’’ denildi.

Hamsiköylüler taş ocağı projesinde belediyeye geri adım attırdı

Trabzon‘un Maçka ilçesindeki Zigana Dağı eteklerinde bulunan ve doğal güzelliklerinin yanı sıra sütlacı ile de meşhur olan Hamsiköy‘de yapılması planlanan taş ocağı projesi bölge halkının tepkileriyle iptal edildi.

AKP yönetimindeki Trabzon Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmak istenilen Patlatmalı Taş (kalker) Ocağı ve Kırma Eleme tesisine karşı bölge halkı iki binden fazla imza toplamıştı.  Toplanan imzalar ise Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu’na gönderilmişti.

Koçhan: Taş ocağından vazgeçildi

Sözcü’den İsmail Akduman’ın haberine göre bölgede bulunan mahalle muhtarlarının ve vatandaşların sorunlarını dinleyen ve kendisine verilen imzaları Büyükşehir Başkanı Zorluoğlu’na ileten Maçka’nın AKP’li Belediye Başkanı Koray Koçhan, taş ocağından vazgeçildiğini açıkladı.

Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüştüğünü dile getiren Koçhan, “Bölgenin hassasiyetini Belediye Başkanımız Sayın Murat Zorluoğlu’na aktardık. Sağ olsun Başkanımız gerekli talimatları vererek taş ocağının yapımından vazgeçildi. Turizm bölgesi olan Hamsiköy’de muhtarların ve vatandaşlarımızın hassasiyetini dikkate alan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Murat Zorluoğlu’na teşekkür ederim” diye konuştu.

Lağım suyu karıştığı belirtilen Eğirdir Gölü’nde numune sonuçları açıklandı: Kriterlere uygun

Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Eğirdir Gölü’ne kanalizasyon atık suyu karıştığı iddialarının ardından gölden alınan numune sonuçlarının yönetmeliğe uygun olduğunu bildirdi.

Eğirdir Gölü’nde Altınkum Plajı‘ndaki kanalizasyon borusunun patlaması sonucu atık suyun göle karıştığı iddia edilmişti. Bu iddianın ardından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yaptığı teknik incelemede göle doğrudan herhangi bir atık su deşarjı olmadığını ve kirlilik yaşanmadığını bildirmişti.

İl Sağlık Müdürlüğü de 14 Eylül’de gölden program dışı su numunesi almıştı. Alınan su numunesinin sonuçlarını Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü açıkladı.

Fotoğraf: DHA

‘Analiz sonuçları yönetmelik kriterlerini sağlıyor’

12-13-14 Eylül tarihlerinde İl Müdürlüğünün teknik personelleri tarafından Altınkum Plajı ile Atıksu Arıtma Tesisi’nde inceleme ve denetimler gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada “Eğirdir Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğünce, terfi istasyonunda bulunan pompadaki arızaya 15-20 dk içerisinde müdahale edildiği belirtilmiştir. İnceleme ve denetimlerimizde Altınkum Plajı bölgesinde doğrudan atık su deşarjının olmadığı ve göl yüzeyini kaplayan herhangi bir kirlilik olmadığı tespit edilmiştir” denildi.

Açıklamada “Basında çıkan haberlere istinaden, Eğirdir İlçe Sağlık Müdürlüğü tarafından 14 Eylül 2021 tarihinde program dışı olmak üzere Altınkum Plajı büfeler karşısından alınan numuneye ait analiz sonucunun ‘Yüzme Suyu Kalitesinin Yönetimine Dair Yönetmelik’teki kriterleri sağladığı görülmüş olup, konu, İl Müdürlüğümüzce titizlikle takip edilmektedir” ifadeleri yer aldı.

Fotoğraf: DHA

‘Göl ekosistemi çökmüş durumda’

Öte yandan gölün rengi yeşile dönmüş durumda. Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici gölün son yıllarda alg patlamasıyla karşı karşıya kaldığını hatırlatarak, göl ekosisteminin çökmüş olduğunu söylemişti:

“Gölün ekolojik dengesi yanlış balıklandırma ve aşırı avcılık sonucunda daha çok bitkilerin hakim olduğu ortama dönüşerek, neredeyse tamamen su otlarıyla kaplanmış durumda. Gölde son 10 yıldır süregelen su seviyesinin azalması, güneş ışınlarının gölün dip kısmına etkisini artırması ve bitki büyümesi için gerekli azot ve fosforun göl suyunda ve taban çamurunda aşırı oranda olması, gölün doğal su bitkilerinin aşırı artmasına neden olmuştur. Göl ekosistemi çökmüş durumda.”

Mahkemeden içki yasağı kararı: Anayasa’ya aykırı

Koronavirüs salgını gerekçesiyle uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında bazı illerdeki tekel bayilerinin kapatılması uygulamasına ilişkin yargıdan ilk karar geldi.

Çanakkale Sulh Ceza Hakimliği, yasak kararına rağmen tekel büfesini açan bir vatandaşa uygulanan idari para cezasını, “Anayasa’ya aykırı” diyerek iptal etti.

Neler yaşandı?

İçişleri Bakanlığı‘nın 30 Nisan 2021’de yayınladığı genelgeyle 17 gün sokağa çıkmayı yasaklamasının ardından Çanakkale Valiliği İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu “tam kapanma döneminde Tekel büfelerinin kapalı olmasına, market, bakkal, büfe gibi yerlerde alkol ürünü satılmamasına” karar vermişti.

Pek çok hukukçu, kararın anayasaya aykırı olduğunu savunarak duruma tepki gösterirken, Deniz Öztürk isimli vatandaşın işlettiği tekel büfesi de kapatılan işyerleri arasında yer almıştı.

Para cezası kesildi

Öztürk’ün iddiasına göre, 6 Mayıs günü evinin altında bulunan işyerine gidip orada bulunan bilgisayarını almak istedi. Tekel büfesinin açık olduğunu fark eden kolluk kuvvetleri, Umumi Hıfzıssıhha Kanuna aykırı hareket ettiği için Öztürk’e 900 TL idari para cezası kesti.

Öztürk, avukatı Pınar Çelik Arpacı aracılığıyla, Çanakkale 2. Sulh Ceza Hakimliğine başvurarak idari para cezasına itiraz etti. İl emniyet müdürlüğü dosyaya gönderdiği savunmasında vatandaşa uygulanan idari para cezasının yasaya ve usule uygun olduğunu bildirdi.

alkollü içki

Mahkeme: Temel hak ve özgürlükler kısıtlandı

Hürriyet’ten Mesut Benli’nin haberine göre; Çanakkale 2. Sulh Ceza Hakimliği 7 Eylül tarihinde itirazı karara bağladı. Hakimlik, “idari para cezasının dayanağı olan olayın kanunda bahsi geçen yasak veya zorunlulukları getiren tedbirlerden olmadığı kanaatine varıldığı” gerekçesiyle itirazı kabul edilerek, idari para cezasının kaldırılmasına hükmetti.

Kararın gerekçesinde “Covid-19 salgınıyla mücadele etmek amacıyla alınan tedbirlerin Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sının güvencesi altında bulunan temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması niteliğinde olduğu, Anayasa’nın temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında veya kullanılmasının durdurulmasında iki ayrı sistem öngördüğü” hatırlatılması yapıldı.

Anayasaya aykırı

Kararda, olağanüstü hal dönemlerinde ölçülülük ilkesine uygun olmak şartıyla temel hak ve hürriyetlere bizzat Anayasa’nın kendisinin öngördüğü güvencelere aykırı bir şekilde müdahale edilmesine imkân verdiği olağanüstü dönemlerde bu tedbirlerin alınabilmesi için kanunla öngörülmelerine gerek olmadığı belirtilerek, özetle şöyle denildi:

“Olağanüstü Hâl ilân edildikten sonra, Cumhurbaşkanı’nın, Olağanüstü Hâl Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarma yetkisini elde ettiği, Cumhurbaşkanı’nın, olağanüstü hâl ilân ettikten sonra çıkaracağı Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile salgın hastalıkla mücadele amacıyla temel hak ve hürriyetleri sınırlandıran tedbirlere karar verebileceği, anayasanın 13. maddesinde ‘Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz’ hükmünün bulunduğu, bu maddeye göre olağan dönemde temel hak ve hürriyetler sınırlandırılırken, sınırlamanın kanunla yapılması ve sınırlamanın Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere dayanması gerekir.

Covid-19 kapsamında alınan temel hak ve hürriyetleri sınırlandıran tedbirlerin de anayasa uyarınca kanunla öngörülmelerinin gerektiği, kanunla öngörülmemiş bütün tedbirlerin anayasanın 13. maddesinde hükme bağlanan ‘…ancak kanunla sınırlanabilir’ şartına aykırı olduğu, tedbir kararı alacak veya alınan tedbir kararlarını uygulayacak idareye de bu yetkinin aynı şekilde ancak kanunla verilebileceği anlaşılmakla, verilen idari yaptırım kararının anayasaya aykırı olduğu …”