İstanbul‘da 19 Ocak 2007’de öldürülen Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink‘in eşi Rakel Dink ve çocuklarının, cinayette ‘hizmet kusuru’ olduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı hakkında açtığı tazminat davasında nihai karar verildi. Aile, maddi ve manevi 1.5 milyon liralık tazminat davası açmıştı.
İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi, Agos Gazetesi’nde yayınlanan bazı makaleler nedeniyle Hrant Dink’in hedef haline geldiği, yaşama hakkının açık ve yakın bir tehlike içerisinde bulunduğu, kendisinin talebini beklemeden koruma tedbirinin alınması gerektiğine dikkat çekerek Hrant Dink’in yaşama hakkının korunmasında idarenin hizmet kusuru bulunduğu noktasında kuşkuya yer bulunmadığına karar vermişti.
Danıştay’dan oybirliğiyle onay
Mahkeme, tazminat isteminin 466 bin 781 TL maddi, 600 bin TL manevi olmak üzere kabulüne, fazlaya ilişkin tazminat ve faiz isteminin reddine oy birliğiyle karar vermişti.
Davalı İçişleri Bakanlığı, mahkemenin kararını temyiz etmek için Danıştay’a başvurdu. Temyiz istemini görüşen Danıştay 10’uncu Dairesi, mahkemenin kararını oy birliğiyle onadı. Danıştay, İçişleri Bakanlığı’nın kararın düzeltilmesi talebini reddetti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bir alışveriş merkezi önünde boş olmalarına rağmen taksi bekleyen vatandaşları almayan taksi şoförlerinin ticari araç kullanım belgelerini iptal ettiğini duyurdu.
İBB tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
İBB, İstinye Park AVM önünde boş olmalarına rağmen yolcu seçerek taksi bekleyen vatandaşları almayan taksi şoförlerinin ticari araç kullanım belgelerini iptal etti. Araçlar ise Emniyet birimlerince trafikten men edildi.”
İBB, İstinye Park AVM önünde boş olmalarına rağmen yolcu seçerek taksi bekleyen vatandaşları almayan taksi şoförlerinin ticari araç kullanım belgelerini iptal etti. Araçlar ise Emniyet birimlerince trafikten men edildi.
İBB, geçtiğimiz cuma günü de Ataşehir‘de kadın yolcu ve çocuğunu almayan taksi şoförünün ticari araç kullanım belgesini askıya almış ve Emniyet Trafik Şube Müdürlüğü de taksiye cezai işlem uygulamıştı. Yaşananlar, İBB’nin Twitter hesabından şöyle duyurulmuştu:
İBB, dün Ataşehir’de kadın yolcu ve çocuğunu ‘karşının taksisiyim’ diyerek almayan taksi şoförünün ticari araç kullanım belgesini askıya aldı. Emniyet Trafik Şube Müdürlüğü de taksiye cezai işlem uyguladı.”
İBB, dün Ataşehir’de kadın yolcu ve çocuğunu ‘karşının taksisiyim’ diyerek almayan taksi şoförünün ticari araç kullanım belgesini askıya aldı. Emniyet Trafik Şube Müdürlüğü de taksiye cezai işlem uyguladı.
Belçika’nın başkenti Brüksel’de kalabalık bir aktivist grubu İskoçya’nın Glasgow kentinde bu ay sonunda başlayacak Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi (COP26)öncesinde dünya liderlerini iklim değişikliği mücadelesinde daha cesur adımlar atmaya davet etmek için sokağa çıktı.
Greenpeace ve Oxfam’ın da aralarında olduğu 80 örgütten binlerce kişinin katıldığı eylemde, katılımcıların bazıları nesli tükenmiş hayvanların kostümlerini giydi.
Avrupa’nın günlerce süren sağanak yağmur ve sellerle hırpalandığı Temmuz ayında Belçika’daki Ourthe Nehri‘ne kapılan 15 yaşındaki bir çocuğa atıfta bulunan bir pankartta, “Politikacılar yaşlılıktan ölüyor, Rosa iklim değişikliğinden öldü” yazısı dikkati çekti.
Eylem, koronavirüs pandemisinden bu yana Avrupa’nın başkentinde yapılan en büyük gösteri olarak kayıtlara geçti. Bisikletleriyle şehrin sokaklarını dolduran eylemciler, iklim adaleti talep etti. Polis kaynakları yürüyüşçülerin en az 25.000 kişi olduğunu açıklarken, organizatörler katılımcı sayısını 70.000 olarak belirlediğini bildirdi.
Mitinge katılan iklim örgütlerinden Extinction Rebellion aktivisti Xavier De Wannemaeker, “Bu yaz gördüğümüz tüm felaketlerden sonra şimdi harekete geçmemiz çok kritik” derken, göstericilerden Lucien Dewanaga, “Gezegeni yok ettiğimizde ne yaparız? Başka hiçbir şeyimiz yok. İnsan bu dünyada yaşamak zorunda ve tek bir dünya var” diye konuştu.
Pandemi öncesinde iklim eylemcileri Brüksel’de her hafta gösteri düzenliyordu.
COP26’dan çıkacak sonuçlar için endişeler
İklim uzmanları da 26’ncı İklim Değişikliği Konferansı’nın karbon emisyonunu azaltacak ve gezegenin ısınmasını yavaşlatacak politikaları üretmeyecek olmasından endişe ediyor. 12 günlük zirvede, küresel ısınmayı 2 santigrat derecenin altında, 1,5 santigrat derece civarında tutma hedefinin yeniden güçlendirilmesi planlanıyor.
Zirvede, ayrıca iklim değişikliğiyle mücadele için kaynak oluşturmaya, savunmasız toplulukları ve doğal yaşam alanlarını korumaya odaklanılacak.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Donanması‘nda görevli bir nükleer mühendis ve eşinin ülkenin nükleer sırlarını yabancı bir ülkeye satmaya çalıştıkları iddiasıyla gözaltına alındıkları öğrenildi.
Amerikan Adalet Bakanlığı, cumartesi günü West Virginia eyaletinde gözaltına alınan Jonathan Toebbe ve Diana Toebbe‘in Atom Enerjisi Yasası‘nı ihlal etmekle suçlandıklarını açıkladı. Çift, yarın yargıç karşısına çıkacak.
FBI, çifti bir yıldır takip ediyor
BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu‘nun (FBI) 42 yaşındaki Jonathan Toebbe ile 45 yaşındaki Diana Toebbe’yi, bir yıldır takip ettiği ortaya çıktı.
Jonathan Toebbe’nin, hassas bilgiler içeren hafıza kartlarını, 100 bin dolar değerinde kripto para karşılığı, kendisini yabancı bir devlet görevlisi olarak tanıtan bir FBI ajanına sattığı kaydedildi.
ABD medyasına yansıyan haberlere göre, hafıza kartları sakız kutularında saklandı. Bir seferinde ise hafıza kartları sandviç içine konarak teslim edildi.
ABD Adalet Bakanı Merrick Garland ise Amerikan Federal Soruşturma Bürosu‘nu başarılı operasyonu nedeniyle övdü.
ABD’nin Teksas eyaletinin Austin Bölgesi Federal Yargıcı Robert Pitman, eyalette kürtajı yasaklayan yasanın, yürürlüğe girdiği 1 Eylül tarihinden itibaren “kadınların Anayasa ile güvence altına alınmış olan hayatları üzerinde kontrol sahibi olma hakkının yasadışı bir şekilde engellendiğini” kaydetti.
Kürtajı fiilen imkansız hale getiren yasa, Teksas Eyaleti Yasama Meclisi’ndeki Cumhuriyetçi çoğunluk tarafından önerilmiş ve onaylanmıştı.
Mahkeme, Joe Biden yönetiminin, Anayasa’ya uygunluğu tartışmalı olduğu sürece yasanın uygulanmasının engellenmesi yönündeki başvurusunu değerlendiriyordu.
Kürtaj karşıtlarından itiraz
BBC‘nin haberine göre, yargıç, “Bu mahkeme bu kadar önemli bir hakkın bir gün daha böylesine saldırganca engellenmesine onay vermeyecektir” dedi.
Kürtaj karşıtları karara itiraz ederken, Teksas’da bir dizi kliniği bulunan Whole Woman’s Health adlı kadın sağlığı kuruluşu “kürtaj operasyonlarını en kısa sürede yeniden başlatmak için hazırlık yaptığını” açıkladı.
‘Kalp Atışı’ yasası
Teksas yasama organı 1 Eylül’de kürtaj karşıtı kampanyacıların cenin ya da kalp atışı dediği şeyin tespit edilmesinin ardından fesihleri yasaklayan bir yasa çıkarmıştı.
“Kalp Atışı Yasası” adı verilen yasa, herhangi bir bireye altı haftadan sonra kürtaj yapan doktorlara dava açma hakkı da veriyor. Bu, birçok kadının hamile olduğunu bilmediği bir süre.
Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu diğer bazı eyaletlerdeki diğer politikacılar da benzer kısıtlamaları düşünüyor.
Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro, pazar günü oynanan Santos-Gremio futbol karşılaşması için gittiği stadyuma girmesine izin verilmediğini, çünkü ev sahibi takımın aşısız seyircileri kabul etmediğini söyledi.
Pazar günü oynanan karşılaşmada Santos, Covid-19 pandemisinin başlamasından bu yana ilk kez stadına taraftarlarını aldı, ancak maça geleceklerin aşılı olmasını veya negatif sonuçlu PCR testi sunmasını şart koştu.
Bolsonaro, Metropoles haber sitesinde yayımlanan bir videosunda, “Santos maçını izlemek istedim ve bana aşılı olmak zorunda olduğumu söylediler. Niye? Aşı olanlardan daha fazla antikorum var” diye konuştu. Aşı olmayan ve başkalarına da aşı olmamaları için çağrıda bulunan Bolsonaro, daha önce Covid-19 geçirmişti. Brezilyalı lider bu nedenle de çok fazla antikoru olduğunu öne sürüyor.
Santos kulübünden bir sözcü, Devlet Başkanı’nın ekibinin kendileri ile temasa geçmediğini ve tüm taraftarların kurallara uymak zorunda olduğunu belirtti
New York’ta da pizzacıya alınmamıştı
Bolsonaro, 21 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kapsamında gittiği New York‘ta aşı olmadığı için pizza restoranına da alınmamıştı. Bolsonaro ve ona eşlik eden bakanlar, pizzalarını restoranın önündeki kaldırımda yemişti.
Covid-19 nedeniyle 600 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği Güney Amerika ülkesi Brezilya, ABD’nin ardından dünyada Kovid-19 kaynaklı en çok ölümün yaşandığı ülke konumunda bulunuyor. Ülkede koronavirüs nedeniyle 600 binden fazla insan hayatını kaybetti.
Lancet Planetary Health dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, 2019 yılında Afrika‘da kömür ve gaz yağının evlerde yol açtığı hava kirliliği nedeniyle 697 bin, dış ortamdaki hava kirliliği nedeniyle de 394 bin kişi hayatını kaybetti.
Araştırma, Dünya Sağlık Örgütü‘nün (DSÖ) verilerinden yararlanılarak hazırlandı.
Kentleşmeyle birlikte rakamların artma riski var
AA‘da yer alan habere göre, araştırmada dış hava kirliliğine bağlı ölümlerde görülen artışın en tedirgin edici bulgu olduğu ifade edildi ve kıtadaki kentleşmeyle bu rakamın katlanarak büyüme riski olduğunun altı çizildi.
Hem sanayileşme hem de kentleşmeden ötürü fosil yakıt kullanımının arttığına da dikkat çekilirken, 2100 yılı itibariyle kıta nüfusunun üç kat artarak 1,3 milyardan 4,3 milyara çıkmasının beklendiği de ifade edildi.
Ayrıca, AIDS ve sıtma gibi hastalıklardan ötürü ölümlerin azaldığı kıtada, “bulaşıcı” hastalıklardan “bulaşıcı olmayan” hastalıklara doğru bir geçişin olduğu da kaydedildi.
Hava kirliliğinin yol açtığı hastalık ve ölümlerin ekonomiye olan etkilerine de yer verilen araştırmada, hava kirliliğinin 2019’da Etiyopya ekonomisine olumsuz etkisinin 3 milyar dolar olduğu, bu rakamın Gana‘da 1,63 milyar, Ruanda‘da ise 349 milyon dolar olduğu bilgisi de paylaşıldı.
Bingöl‘ün Karlıova ilçesinde bulunan Karacehennem Ormanları’nda başlayan ağaç kesimi köylülerin tepkisine rağmen altıncı gününde devam ediyor.
6 Ekim sabahı hızar sesleriyle ormanda kesim yapılmaya başlandığını öğrenen köylüler bir araya gelerek alana yürümek istedi. Ancak köylülerin ormanlık alana girişleri asker ve korucular tarafından “güvenlik” gerekçesi ile engellendi.
Askeri operasyonlar nedeniyle yasak
Kızılağaç, Yiğitler(Sağnis), Kırkpınar(Xawarik) köylerinin çevrelediği Karacehennem bölgesinin büyük bir kısmı askeri operasyonlar nedeniyle yıllardır sivillerin girişine yasak.
Kesim alanına girişlerine izin verilmeyen Kızılağaç ve Yiğitler ( Sağnis ) köylüleri, askeri yetkililerle görüşmelerinden olumlu sonuç alamayınca bir heyet oluşturarak Bingöl Orman İşletme Müdürlüğü yetkilileri ile görüştü.
‘Ormanda neler yapıldığını bilmiyoruz’
Bingöl Orman İşletme Müdürlüğü yetkilileriyle görüşen heyetin içerisinde yer alan Kızılağaç köyünden Metin Çelikbilek, ağaç kesimi konusunun Meclis gündemine kadar taşındığını ve kendilerinin de yetkililerle görüştüğünü söyledi. Yeşil Gazete’ye konuşan Çelikbilek kaygılarını şu şekilde aktardı:
“Bizler görüşüyoruz, sesimizi duyurmaya çalışıyoruz ancak bu süreçte orman gidiyor, odun yüklü kamyonlar gidiyor. Orman İşletme Müdürü bize tıraşlama dedi ancak bölgeye girişlere izin verilmediği için ormanda neler yapıldığını bilmiyoruz.”
35 hektarla sınırlı kalamayacak iddiası
Heyet olarak yaptıkları görüşmede köylülerin sürece dâhil edilmesini istediklerini söyleyen Metin Çelikbilek görüşmenin içeriğine dair şu bilgileri paylaştı:
“Kesim alanına girişlere izin verilmediğini, bunun da kaygıları arttırdığını söyledik. Köylülerin de sürece dahil edilmesini istedik. Kesimin güvenlik nedeniyle yapıldığı, 35 hektarlık alanla sınırlı kalınmayacağı gibi çeşitli iddialar var. Bütün bunlar görüşmede dile geldi. ‘Hayır iyileştirme yapılacak’ deniliyor. Alana girişlere izin verilmediği için ne olup bittiğini bilmiyoruz. Görüşmeler yapıyoruz ama bir sonuç alamıyoruz.”
‘AKP’nin ikiyüzlü politikasını gösteriyor’
TBMM Genel Kurulu’nda oy birliği ile kabul edilen Paris İklim Anlaşması’nı hatırlatan HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ise ‘’Aynı günün sabahı ağaç kesimine başlanması AKP’nin ikiyüzlü, ikircikli politikalarını ortaya koyuyor’’ tepkisini gösterdi ve iktidarın doğa ve iklimden yana bir kaygısı olmadığının belirtti.
Karacehhennem Ormanları’nda yaklaşık 50 futbol sahası kadar bir alanın kesilip tıraşlanacağını ve bunun da çok ciddi lokal iklim değişiklerine yol açacağına dikkat çeken Aydemir, ‘’Bingöl’ün su kaynakları Kürük köyünden geliyor, bu ormanın kesilmesi yağış oranlarını da etkileyeceğinden Bingöl merkez ve Genç ilçesinin içme suyu ihtiyacını sağlayan su kaynakları kuruyabilir ’’ diyerek bölgede yaşanan kuraklığa dikkat çekti.
Orman kesiminin doğuracağı sonuçların siyaset üstü olduğunu ve bütün Bingöl’ü ilgilendirdiği belirten Aydemir meclise soru önergesi verdiğini ve 10 Eylül’de TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Cevdet Yılmaz’a söylediğini ancak çağrılarına olumlu dönüş yapılmadığını belirterek orman kemsinin köylüler ve bölge için doğuracağı olumsuz sonuçlara dikkat çekti.
‘Gençleştirme yapıyoruz’
35 hektarlık bir alanda kurumuş, tahribata uğramış kısımları temizleyerek gençleştirme çalışması yaptıklarını söyleyen Orman İşletme Müdürü İbrahim Bor, dernek temsilcileri, muhtar ve köylüler ile de görüştüklerini, kesim yapmadan önce alanın videosunu çekip tahrip edilen alanların videosunu gelen heyetlere(köylülere) de göstererek bilgilendirme yaptıklarını söyledi.
Güvenlik nedeniyle kesmediklerini vurgulayan Bor, “Bizim kesim yaptığımız alanda meşe yok, tahrip edilmiş bir alan. Biz orada bir canlandırma yapıyoruz. Yaşını dolduran ağaçları temizleyip gençleştirmeye tabi tutuyoruz. Köylülerin de istediği budur. Biz işimizi yapıyoruz. Herkes gidip bakabilir kesim yapılan alana. Bizim ekiplerimiz orada bir canlandırma kesimi yapıyorlar, gençleştirme için, farklı bir durum yok” dedi.
Ağaç kesim ihalesine ilişkin, müteahhit firmanın ismini paylaşmayan İbrahim Bor ihalenin açık yapıldığını söyledi. Bor açıklamasında “Köylü kesim isterse köylünün hakkıdır, köylü istemiyorsa açık ihale yapılır. Türkiye’nin her yerinden herkes ihaleye girebilir. 4 Ekim’de ihale yapıldı. Köylünün bilgisi olmadan muhtara yazı yazmadan ihale süreci başlatılmaz. Şu an bizde devam eden çok fazla ihale var zaten ihale var, dosyaları mevcut, ama kim hangi ihaleyi almış bilemeyiz” diyerek sürecin ihale mevzuatına göre yapıldığını söyledi.
İhalenin kime verildiği şüpheli
Orman İşletme Müdürü ihalenin mevzuata uygun yapıldığını öne sürse de ihale Elektronik Kamu Alımları Platformu‘na (EKAP) bildirilmediği için ihalenin kime verildiği bilgisine ulaşılamıyor.
Bölge halkı ise ihalenin koruculara ve korucu köyün muhtarına verildiğini iddia ediyor. Gökçeli Köyü‘nde (Talvarı) yaşayan halk köyün muhtarı Tayyip Bulak ve birkaç korucunun ağaç kesim işine giriştiğini öne sürüyor. İbrahim Bor ise “Onlar zaten devlet memuru olduğu için ihale alamazlar” diyerek iddiaları yalanladı.
‘Ağaç kesim ihalesi iptal edilsin’
Bingöl Karlıova Kızılağaç Aynık Köyleri Derneği (AYKI-DER) Başkanı Fatih Bor, iki hafta önce ağaç kesimi yapılacağı bilgisini aldıklarını ve Sivil Toplum Kuruluşları ile iletişime geçerek 84 dernek başkanının imzasıyla bir metin hazırlayıp Bingöl milletvekillerine gönderdiklerini ve orman kesiminden vazgeçilmesini istediklerini söyledi. Bor, HDP milletvekili Erdal Aydemir dışında kendilerine dönüş yapılmadığını söyledi.
AYKI-DER olarak bütün vekiller ve yetkililerle sürekli iletişim halinde olduklarını belirten Fatih Bor “Gerekçe ne olursa olsun kesinlikle bölgemizde yaşanan kuraklıktan ve tüm köylerimizin geçim kaynağı olan hayvancılıktan dolayı doğamıza sahip çıkmayı ve sesimizin tüm duyarlı kamuoyuna duyurmak ve desteklerini almak istiyoruz’’ diyerek Karacehennem ormanlarına sahip çıkılmasını istedi.
Karacehhenem ormanlarının kesilmesi durumunda bölgenin büyük bir kısmında kuraklık yaşanacağı uyarısında bulunan BOR , “Bölgenin yaşanmaz bir hale geleceği, insanlarımızın zor durumda kalacağı aşikardır. Bu tür dayatmalar ve ihale kanuna aykırı. Bu ihalenin iptal edilip kesimlerin bir an önce durdurulmasını, yetkililerin bir iki müteahhittin rantı için değil halkın yararına karar almasını bekliyoruz’’ dedi.
‘Ormanın kesilmesi nefesimizin kesilmesidir’
Karacehennem Ormanları’nda 35 hektarlık alanda ağaçların kesilmesi kararına en çok tepki duyan kesimler ise kadınlar. “Erkeklerin ormanı, sadece rant veya odun olarak kadınların ise ormanı kendi yaşamları gibi gördüğünü” söyleyen Çatak(Çartax) köyünden kadınlar, kesilenin ağaç değil kendileri olduğunu belirterek orman kesiminin durdurulmasını istedi.
Kadınlar ve anneler olarak dünya var olduğu sürece Karacehennem Ormanları’nın kesilmesine rıza göstermeyeceklerini söyleyen 63 yaşındaki Mevluda Ana “Bizim yaşamışımız, geçimimiz, hayvanlarımız her şeyimiz bu ormandır. Devletin ağaçlarımızı kesmesini istemiyoruz. Anneler olarak canımızı bile vermeyi göze alırız. Gerekirse kadın, çocuk, erkek bütün köy toplanıp Karacehennem’e gidip ağaçlara kendimizi bağlar, açlıktan susuzluktan ölürüz ama ormanın kesilmesine razı gelemeyiz. Ormanın kesilmesi yaşamımızın kesilmesidir, nefesimizin kesilmesidir” tepkisini gösterdi.
‘Gençleştirme yapılacak ağaç yok orada’
Yetkililerin “ağaç kesmiyoruz gençleştirme yapıyoruz” sözlerine de tepki gösteren Mevluda Ana “kimse aklımızla dalga geçmesin” diyerek şunları söyledi:
“Orada budanacak ağaç yok, hepsi fidandır, gençleştirme yapılacak ağaç yok orda kimse bizi kandırmasın. Madem gençleştirme yapıyorlar bize göstersinler. 40 yıldır bu köyde yaşıyoruz biz kendimiz kıyamadık kesmeye mecburi ihtiyaçlarımız olduğunda bir traktör kestiğimizde vicdan azabı çektik, bu ormanları biz koruduk. Bütün engellemelere rağmen bizim hayatımız bu ormanın içinde geçti. Gençleştirme yapılacak ağaç yok orda. Var diyorlarsa gelsinler bize göstersinler. Geçen gece sabaha kadar Karacehennem’den büyük kamyonlar ağaç taşıdı . Gece 11’den sabah 04.00’a kadar kamyonlar odun taşıdı. O kadar kamyon budanacak ağacı mı taşıdı?”
İçişleri Bakanlığı, kişilerin acil durumlarda tek bir numaradan yardım isteyebildikleri “112 Acil Çağrı Merkezleri“nin ülke genelinde yaygınlaştırılmasıyla son üç ayda 31 milyon 964 bin 196 çağrı karşılandığını açıkladı.
Acil durumlarda 110 Yangın İhbar, 112 Sıhhi İmdat, 155 Polis İmdat, 156 Jandarma İmdat, 122 Alo AFAD, 177 Orman Yangın İhbar ve 158 Sahil Güvenlik numaralarının aranması yerine sadece 112 aranıyor.
Çağrıların yarısı asılsız
112 Acil Çağrı Merkezleri’nin inşa edilmesiyle geçen yıl 53 ilde faaliyete başlanmış ve geçtiğimiz haziran ayında 81 ilde yaygınlaştırılmıştı. 2020 yılında 88 milyon 341 bin 131 çağrı alınırken, bu çağrıların 59 milyon 720 bin 69’u asılsızdı.
Asılsız çağrıları; telefon denemek, yemek siparişi vermek isteyenler de oluşturdu.
11 bin 478 personel ile 7/24 hizmet veren 112 Acil Çağrı Merkezleri’nde, Türkçe dışında dört yabancı dilde çağrı karşılanıyor. Merkez, işitme engelli kişiler için işaret dilinde 112 Engelsiz uygulamasıyla acil çağrı hizmeti de veriyor.
103 kişinin yaşamını yitirdiği 10 Ekim Ankara Katliamı’nın altıncı yıldönümünde yapılmak istenen anma törenlerine polis bu yıl da sert şekilde müdahale etti.
Polis, yalnızca yaşamını yitirenlerin ailelerinden ve kurum temsilcilerinden oluşan bir heyetin katliamın gerçekleştiği Ankara Garı önüne gitmesine izin verileceğini söyledi.
Bunun üzerine Ankara Büyükşehir Belediyesi önünde toplanan kalabalık ile polis arasında tartışma yaşandı. Kolluk kuvvetleri biber gazı ve plastik mermilerle kalabalığa saldırdı. Müdahale sırasında 11 kişi gözaltına alındı.
Gar önünde bir araya gelen heyet ise hayatını kaybeden barış savunucularının anısına siyah balonlar uçurdu. Heyet, “10 Ekim Katliamını Unutturmayacağız” yazılı ve üzerinde altı yıl önce yaşamını yitirenlerin fotoğrafının olduğu bir pankart açtı.
Gar önünde düzenlenen anmayı turkuaz basın kartı olmayan gazetecilerin görüntülemesi de yasaklandı. Gazeteciler alana alınmadı.
Ankara Garı önünde gerçekleştirilen basın açıklamasını 10 Ekim Barış Derneği Başkanı Mehtap Sakinci okudu. Sendika.org’un aktardığına göre basın açıklamasında şu ifadeler kullanıldı:
“Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Katliamın 6.yılında, bombaların patladığı bu acı dolu meydandan bir kez daha sesleniyoruz:
Kaybettiklerimizi unutmayacağız, unutturmayacağız! Sorumlularını unutmayacağız, affetmeyeceğiz! Yaşasın Emek, Barış ve Demokrasi Mücadelemiz.”
10 Ekim Ankara Garı Katliamı anmasına gelen onlarca kişi gazlandı, gözaltına alındı. Anıt ağaçları dahi gözaltıma aldılar. Bir kez daha demokradi, barış, emek diyenlerin bir araya gelmesi engelleniyor. Bir tarafta IŞİD ve hamileri diğer tarafta barış savunucuları… pic.twitter.com/5Oh0lpcjLz
Hayatını kaybedenleri anmak için Ankara Büyükşehir Belediyesi ve TMMOB Ankara Garı’na Mabet Ağaçları yerleştirmişti. Ağaçlar Ankara Valiliği kararıyla birlikte meydandan kaldırıldı.
TMMOB tarafından yapılan açıklamada “10 Ekim Katliamının gerçekleştiği yerden, proje kapsamında yerleştirilen ağaçların kaldırılmasının hiçbir mantıklı ve vicdani gerekçesi olamaz.
103 canımızın bizlerden koparıldığı alanda Mabet Ağacının fidanına dahi tahammül edemeyenler vicdanlarda mahkum olacaktır” denildi.
Anıt Meydan projesi kapsamında, katliamın gerçekleştiği Ankara garı önüne, TMMOB ve Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından dün yerleştirilen “Matem ağaçları”, 10 Ekim Katliamı’nın 6. yıl dönümünde Ankara Valiliği tarafından kaldırılıyor! @TMMOB1954#10Ekim6Yılpic.twitter.com/faa4BW9ww3
Sakarya Caddesi’nde ve Yüksel Caddesi’nde buluşan gruplar da katliamda yaşamını yitirenleri andı. Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen grup saygı duruşunun ardından dağıldı.
Ancak Yüksel Caddesi’nde bulunan kitleye polis saldırdı. Polisin engelleme çabalarına rağmen Yüksel Caddesi’nde toplananlar karanfillerini İnsan Hakları Anıtı’na bırakarak katliamda yaşamını yitirenleri andı.
İstanbul’da polis ablukasında anma
Katliamın yıldönümünde, İstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Kadıköy’de de anma eylemi düzenlendi. Polis ablukasında gerçekleşen eyleme yaklaşık 1000 kişi katıldı.
Eylemciler 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyarak alanda yerini aldı. Basın açıklamasını 10 Ekim Aileleri adına Ömer Değirmenci ve KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Özer Tuncer birlikte okudu.
‘Sorumlular araştırılsaydı yaşanmazdı’
10 Ekim katliamının daha önce aydınlatılmayan 5 Haziran 2015 Diyarbakır ve 20 Temmuz 2015 Suruç katliamları gerçek anlamda araştırılsa ve failleri bulunsaydı yaşanmayacağı belirtilen açıklamada Birgün’ün aktardığına göre şunlar söylendi:
“Kamusal sorumluluğun katliamlardaki yerinin ortaya koyulabilmesi, ‘devletin hizmet kusuru’ olduğunun bir mahkeme kararında geçebilmesi adına açmış olduğumuz tam yargı davalarının pek çoğunda artık Danıştay aşamasına gelinmiş bulunmaktadır. 2021 Temmuz ayında Danıştay tarafından verilen, devletin bu katliamlardan dolayı ‘kusursuz’ olduğu ve ölenlerin, yaralananların kusurlu ve borçlu çıkarıldığına dair kararı, katliamın altıncı yılında vicdanları yaralamaktadır. İlk derece mahkemelerde açık ve bariz kamusal kusura işaret edilirken üst mahkeme süreçlerinde devletin sosyal risk sorumluluğundan dahi bahsedilmemesi büyük bir çelişki ve sorundur. Elbette ki, verilen her yanlış ve hatalı karara karşı bu ülkenin iç hukuk yollarını tüketmek amacıyla her türlü hukuki başvuruyu yapmış bulunmaktayız.”