Ana Sayfa Blog Sayfa 1220

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Avukat Onur Cingil hakkında iddianame

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, gönüllü olarak üstlendiği çevre davalarıyla bilinen Avukat Onur Cingil hakkında “Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Alenen Hakaret” suçlamasıyla iddianame hazırlandı.

Onur Cingil, Güngören’deki Tozkoparan Mahallesi’ndeki kentsel dönüşüme, Kazdağları’ndaki altın madenine ve Validebağ Korusu’nda yapılmak istenen projeye karşı verdiği hukuk mücadeleleri ile biliniyor.

Sosyal medya paylaşımına soruşturma

Başsavcılık başlattığı soruşturmanın gerekçesi olarak Avukat Cingil tarafından yapılan sosyal medya paylaşımlarını gösterdi. Libya’da şehit olan MİT mensubunun haberini yaptıkları için tutuklu yargılanan gazeteciler Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Hülya Kılınç ve Murat Ağırel 9 Eylül 2020’de beraat etmişti.

Gazetecilerin tutukluluk incelemesinin avukatlara haber verilmeden yapılmasına tepki gösteren Cingil, 4 Mayıs 2020’de bir paylaşım yapmış ve “Tutukluluk incelemesi avukat ya da kişinin kendi huzurunda yapılır. Peki bu ahlaksızlar ne yapmışlar? Ne bize ne müvekkillere haber vermişler. Barodan CMK avukatı istemişler” demişti.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bu paylaşımdan dolayı Cingil hakkında hazırladığı iddianamede “Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Alenen Hakaret” suçlamasını yöneltti. İddianame Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi‘ne gönderildi.

 

Cingil: Zamanlaması manidar

Kendisine yönelik hazırlanan iddianame hakkında Yeşil Gazete‘ye konuşan Onur Cingil,  “Çok önceki bir dosya ile ilgili yapıldı. Mevcut iklime ve bazı konularda öne çıkmaya bağlıyorum. Uzun zamandır soruşturma vardı. Adalet Bakanlığı’ndan izin isteniyordu. Kanun gereği iki defa soruluyor ikisinde de soruşturma izni verdiler. Bazı dosyalar unutuluyor gidiyor, bazı yerlerde de düğmeye basılıyor” yorumunu yaptı.

Müdahili olduğu birçok davada başarılar elde ettiklerini belirten Avukat Cingil, “Bu sebeple açılan soruşturmanın zamanlamasını manidar buluyorum” ifadelerini kullandı.

‘Demokrasi mücadelesine devam’

Savunma için tebligat geldiğinde yalnızca bir tweetinin yer aldığını ifade eden Cingil, “Şu anda iddianameye baktığımızda iki tweet görüyoruz. Belli ki sonradan ekleme yapılmış” dedi.

“Türkiye’de bir gün herkes yargılanacak” ifadelerini kullanan Avukat Cingil, her zaman olduğu gibi demokrasi mücadelesine devam edeceğini söyledi.

Soruşturma haberinin üzerine birçok ekoloji örgütü “Onur Cingil Yalnız Değildir” etiketi üzerinden tepkilerini dile getirdi. Etiket kısa sürede Twitter’da en çok konuşalan etiketler listesine girdi.

 

TÜİK’in işsizlik rakamları açıklamasına DİSK-AR’dan yanıt: İzahı zor dalgalanmalar var

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından bugün açıklanan ağustos ayı işgücü istatistiklerine göre; işsiz sayısı bir önceki aya göre 11 bin kişi arttı, işsizlik oranı ise yüzde 12,1’de sabit kaldı.

Ancak, DİSK-AR tarafından açıklanan İşsizlik ve İstihdamım Görünümü Raporu‘na göre kayıtlı işsiz sayısı İŞKUR’un açıkladığı rakamlara bakılırsa 200 bin kişi arttı.

TÜİK’in açıkladığı veriler

TÜİK tarafından bugün açıklanan verilere göre, Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde mevsim etkisinden arındırılmış işsiz sayısı 3 milyon 965 bin kişi olurken istihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 14 bin kişi azaldı ve 28 milyon 706 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,1 puan azaldı ve yüzde 45,0 oldu.

Ağustos ayında, işgücü sayısı da bir önceki aya göre 4 bin kişi azalarak 32 milyon 671 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puanlık azalarak yüzde 51,2 olarak gerçekleşti.

Genç nüfusta mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 22,7, istihdam oranı ise yüzde 32,6 olarak kaydedildi.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı ise bir önceki aya göre 1,7 puan azalarak yüzde 22,0 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 15,3 iken, potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 19,2 olarak gerçekleşti.

İşsizlik oranı ağustosta bir önceki yılın aynı ayına göre 1,0 puan azalarak yüzde 12,0 oldu ve yıllık bazda işsiz sayısı ise 75 bin kişi azalarak 4 milyon 19 bin kişi oldu.

‘İzahı zor bir dalgalanma’

DİSK-AR ise kayıtlı işsiz sayısının İŞKUR’a göre 200 bin kişi arttığını açıkladı. Geniş tanımlı işsiz sayısının 7,9 milyon olduğuna da dikkat çekilirken, TÜİK ve İŞKUR’un işsizlik verileri arasında uçurum olduğuna vurgu yapıldı.

TÜİK’in istihdam verilerinde 2021 yılı temmuz ve ağustos aylarında büyük dalgalanmalar yaşandığı da kaydedildi ve şu ifadeler kullanıldı:

Temmuz 2021’de 506 bin artan işsiz sayısının Ağustos 2021’de sadece 11 bin artması; Temmuz 2021’de 287 bin azalan sanayi istihdamının Ağustos 2021’de 217 bin artması; Temmuz 2021’de 454 bin artan hizmet sektörü istihdamının Ağustos 2021’de 341 bin azalması izahı zor bir dalgalanmadır.”

Stefano Mancuso ve Carlo Petrini’nin Biyoçeşitlilik kitabı yayımlandı

Botanikçi bilim insanı Stefano Mancuso ve “Slow Food” ve “Terra Madre” fikirlerinin temelini atan gazeteci-yazar Carlo Petrini tarafından kaleme alınan Biyoçeşitlilik isimli kitap, Yeni İnsan Yayınevi‘nden çıktı.

İkilinin kaleme aldığı kitap, İtalyancadan Türkçeye Fatmagül Ezici tarafından çevrildi.

‘Sözleri gezegenin yarını için’

Yeni İnsan tarafından yapılan tanıtımda, “Petrini ve Mancuso ikilisi, ayrı ayrı yollardan yürüseler de önemli kavşaklarda buluşuyorlar. Bu iki zeki insana kulak verin. Sözlerini kulaktan kulağa taşıyın. Onların sözleri gezegenin yarını için. Sevgi dolu ve barışın çağrısı. Tam da her taraf yangın yerine dönmüşken, böyle bilgelerin yol göstericiliğine ihtiyacımız var” ifadeleri kullanıldı.

Carlo Petrini kimdir?

Slow Food Derneği‘nin ve akımının kurucusu, yazar, gastronom, sosyolog ve aktivist. Roma’da bir McDonalds’ın açılışına tepki olarak başlayan Slow Food akımının hâlihazırda 80 binden fazla destekçisi bulunuyor.

Türkçeye de çevrilen Terra Madre adlı eserin yazarı olan Petrini, tarımsal gıda endüstrisine karşı sade, sürdürülebilir ve ekolojik tarım uygulamalarını destekliyor. The Guardian gazetesi onu gezegeni kurtaracak olan 50 kişi arasında gösteriyor.

Stefano Mancuso kimdir?

Botanikçi, akademisyen ve deneme yazarı. 2001’den bu yana Floransa Üniversitesi’nde profesör olarak görev alan Mancuso; ağaç yetiştiriciliği, bitki etolojisi ve nörobiyolojisi alanında çalışmalar yapıyor.

Floransa’daki Uluslararası Bitki Nörobiyolojisi Laboratuvarı’nın (LINV) yöneticisi ve Uluslararası Bitki Sinyalizasyon ve Davranış Topluluğu’nun kurucusu.

Kaleme aldığı Bitki Zekası ve Bitki Devrimi kitapları, çeşitli dillere çevrildi ve yayınlandığı ülkelerde ses getirdi. La Repubblica gazetesi onu hayatlarımızı değiştirecek yirmi kişi arasında gösteriyor.

Fatmagül Ezici kimdir?

1985’te Adana’da doğdu. Tarsus Amerikan Koleji, Kaliforniya Rio Mesa High School ve Bilkent Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümünden mezun oldu.

İstanbul’da çok uluslu şirketlerde ve farklı projelerde İngilizce, İspanyolca, Fransızca ve İtalyanca dillerinde çevirmen olarak çalıştı. Farklı dillerden toplamda 23 eser çevirdi, bunlardan birini İngilizce diline kazandırdı.

Bingöl Valiliği: Karacehennem Ormanı’nda katliam değil gençleştirme yapıyoruz

Bingöl‘ün Karlıova ilçesinde bulunan Karacehennem Ormanları’nda başlayan ve bugün altıncı gününe giren ağaç kesimlerine ilişkin Fırat Bulut‘un Yeşil Gazete için kaleme aldığı habere ilişkin Bingöl Valiliği‘nden açıklama geldi.

Valilik tarafından yapılan açıklamada “Bazı sosyal medya hesapları ve haber sitelerinde ‘Bingöl Karacehennem Ormanı’nda Ağaç Kıyımı‘ ve ‘Bingöl’de Orman Katliamı’ gibi başlıklar ile yapılan ve gerçeği yansıtmayan kasıtlı paylaşımlar nedeniyle Valiliğimizce açıklama yapma gereği duyulmuştur” denildi.

‘İhalesi yapıldı’

Kesim ihalesi hakkında bilgi paylaşılan açıklamada “Bingöl Orman İşletme Müdürlüğümüzce kesimine karar verilen ve çıkarılacak ağaçların belirlendiği 427 nolu bölmede 4 Ekim 2021 tarihinde açık artırmalı dikili satış ihalesine çıkılmış olup ihale sonuçlanmıştır. İhaleye çıkılan bölmede alıcı tarafından yapılacak kesim işlemlerine Orman İşletme Müdürlüğümüz denetiminde başlanmıştır” ifadeleri kullanıldı.

‘Gençleştirme yapıyoruz’

Ormanlık alanda gençleştirme işlemi yapıldığı ifade edilen açıklamada “Söz konusu bölmede bulunan meşe ağaçları kesim çağına gelmiş olduğundan, sağlıklı fertler elde etmek ormanların gençleştirilmesini ve devamlılığını sağlamak için rutin çalışmalar kapsamında kesim işlemi yapılmaktadır” denildi ve bu çalışma ile kurumaya yüz tutmuş orman alanının iyileştirilmesinin amaçlandığı söylendi.

Ek olarak kesimlerin bölge halkının bilgisi dahilinde yapıldığı belirtilen açıklamada “Ormanlarımızın koruma kullanma dengesi içinde halkımızın hizmetine sunulması için ilgili bölmede yapılan çalışmalara bölge köylüleri ile görüşülerek başlanmıştır” ifadelerine yer verildi.

Neler yaşandı?

Kızılağaç, Yiğitler(Sağnis), Kırkpınar(Xawarik) köylerinin çevrelediği Karacehennem Ormanı’ndaki ağaç kesimleri 6 Ekim sabahında başladı.  Kesimleri görmek isteyen bölge halkının alana girişi “güvenlik” gerekçe gösterilerek engellendi.

Kızılağaç köyünden Metin Çelikbilek, bu süreçte yetkililerle görüşmeye çalıştıklarını ancak sorularının yanıtsız bırakıldığını belirterek, “Bizler görüşüyoruz, sesimizi duyurmaya çalışıyoruz ancak bu süreçte orman gidiyor, odun yüklü kamyonlar gidiyor” tepkisini gösterdi. HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir ise konuya ilişkin soru önergesi yöneltti.

35 hektarlık bir alanda kurumuş, tahribata uğramış kısımları temizleyerek gençleştirme çalışması yaptıklarını söyleyen Orman İşletme Müdürü İbrahim Bor, kesim işlemininin gençleştirme için yapıldığını ihale sürecinin ise mevzuata uygun yapıldığını belirtti.

‘Gençleştirme yapılacak ağaç yok’

Mevluda Ana ise bölgede gençleştirme yapılacak ağaç olmadığını belirterek  ‘Bu ormanları biz koruduk. Bütün engellemelere rağmen bizim hayatımız bu ormanın içinde geçti. Gençleştirme yapılacak ağaç yok orda. Var diyorlarsa gelsinler bize göstersinler” tepkisini gösterdi.

Bölge halkı tarafından ortaya atılan bir diğer iddia ise kesim ihalesinin korucu köyün muhtarına ve koruculara verildiği. Gökçeli Köyü‘nde (Talvarı) yaşayan halk köyün muhtarı Tayyip Bulak ve birkaç korucunun ağaç kesim işine giriştiğini öne sürüyor. İbrahim Bor ise “Onlar zaten devlet memuru olduğu için ihale alamazlar” diyerek iddiaları yalanlıyor.

İzmir Körfezi’ndeki kirlilik nedeniyle suları deniz marulu sardı

İzmir‘in Karşıyaka ilçesindeki Bostanlı sahilinde kıyıya yakın noktalar, “deniz marulu” adı verilen yeşil renkli deniz yosunlarıyla kaplandı.

Körfezin kuzeyinde kalan Mavişehir semtindeki balıkçı barınağı yakınındaki kıyılarda başlayan deniz marulu oluşumu, Bostanlı İskele yönüne doğru kıyı boyunca ilerledi. Deniz marulları nedeniyle suyun kıyıya yakın kısmı yeşile büründü.

Lagünü de deniz marulu kapladı

Bostanlı’nın karşı kıyısında kalan İnciraltı‘ndaki Çakalburnu Lagünü‘nde de deniz marulları görülmeye başlandı. Flamingo, ördek, ak balıkçıl, sakarmeke, martı gibi kuşları konuk eden lagünde suyun üzerinin önemli bir kısmı deniz marullarıyla örtüldü.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri, Bostanlı sahilindeki deniz marullarının toplanması için çalışma yürütüyor.

Sebebi artan kirlilik

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tevfik Tansel Tanrıkul, AA muhabirine yaptığı açıklamada bir alg türü olan deniz marullarının çevresel ve beslenme şartlarının uygun olması halinde aşırı çoğalabildiklerini söyledi.

Deniz marullarının sudaki fosfor, azot gibi maddelerden beslendiğini kaydeden Tanrıkul, “Sularda, özellikle körfezlerde azot ve fosforun artmasının nedeni ise yüzde 90 ihtimalle evsel atığa bağlı kirliliktir. Evsel atıklar dereler ya da kanalla denize ulaşıyor. Sudaki değerleri kritik noktalara geldiği zaman alglerin üremesinde iyi bir besleyici ortam oluşturuyorlar” diye konuştu.

‘Çürümesiyle tehlike büyüyor’

Besin açısından zengin, akıntının olmadığı, su sıcaklığının 20 derecenin üzerinde olduğu, sığ bölgelerde çoğalmanın kolay olduğunu ifade eden Tanrıkul, bu marulların denizdeki bitkisel faunayı baskıladığını ve bundan faydalanamayan balıkları olumsuz etkilediğini anlattı.

Deniz marullarının kısa ömürlü canlılar olduğunu dile getiren Tanrıkul, “Şartların değişmesiyle ölüyorlar. Asıl problem öldükten sonra ortaya çıkıyor. Çürümesiyle beraber suda daha kötü bir kimyasal kirlilik meydana getiriyor. Kıyılarda kirli bir görüntü oluşuyor. Çürümesiyle beraber bir hidrojen sülfür havaya karışıyor, bu da insanları rahatsız edecek bir kokuşma ortamı oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.

‘Asıl önlem kirleticilerin engellenmesi’

Tanrıkul, deniz marullarının sudan çıkarılarak imha edilmesi gerektiğini belirterek, üremesine neden olacak şartları ortadan kaldırmanın ise daha önemli olduğunu vurguladı.

Bu şartların ortadan kaldırılmasının kısa sürede mümkün olmadığını aktaran Tanrıkul, “Kirleticilerin engellenmesi, azaltılması veya durdurulması gerekir. Bunlar da çevre sağlığı, yerel yönetimlerle ilgili konular.” dedi.

‘Arkasından maalesef müsilaj gelecek’

Deniz marullarının her geçen gün sığ sular ve kıyılarda artacağına inandığını kaydeden Tanrıkul, deniz marullarını “müsilajın öncüsü” olarak adlandırdı. Tanrıkul, her ikisinin de suyun kimyasal niteliklerinin bozulmasına veya dengesinin değişmesine bağlı olarak şekillenen doğa olayları olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle tamamladı:

“Akıntının olmaması, evsel atığın artması, azot, fosfat, nitrat seviyelerinin yükselmesine bağlı olarak böyle canlılar üremeye devam edecek. Arttıkça bu daha ciddi oranda hissedilecek. Eğer deniz marulu üremeye başladıysa akabinde, gelecek yıllarda müsilajın da İzmir Körfezi’nde oluşması için herhangi bir engel kalmayacak. İzmir Körfezi içinde görülme ihtimali artacak.

Müsilaj deniz marulundan daha sıkıntılı bir problem, çevreye daha fazla etkisi var. Ancak deniz marulunun görülmesi demek önceden bir uyarı demek gibi bir şey oluyor. Deniz marulunun üremesi yavaşlarsa veya ortam düzeltilebilirse özellikle kirlilik açısından müsilajın görülme ihtimali olmayacaktır. Eğer su kirliliğine engel olamıyorsak mutlaka arkasından değişik çevresel felaketler gelecek. Bugün deniz marulunu engelleyemezsek, çözüm bulamazsak arkasından da maalesef müsilaj gelecek.”

Guardian’ın Judith Butler’ın röportajına yaptığı sansüre karşı imza kampanyası başladı

Guardian, geçtiğimiz günlerde Birleşik Krallık‘ta yayımlanan sayısında toplumsal cinsiyet teorisyeni Prof. Judith Butler’la yapılan bir röportajı sansürledi.

Gazetenin bu sansürü tepkilere sebep olurken, yüzlerce akademisyen ve hak savunucusu imza kampanyası başlattı ve şu ana kadar 400’den fazla imzaya ulaşıldı. Kampanyada gazete yönetiminin özür dilemesi ve çıkartılan bölümü yayınlaması talep ediliyor.

‘Ana akım medya tarafından translar susturuluyor’

Kaos GL‘de yer alan habere göre Butler, röportajda önce yayınlanıp sonra çıkarılan bölümde trans dışlayıcı feministlerin nasıl sağcı saldırılarla ittifak yaptıklarını ve faşizme karşı mücadelenin bir parçası olamayacaklarını anlatıyordu.

İmza metninde ise olayla ilgili şu ifadelere yer verildi:

7 Eylül 2021 tarihinde, The UK Guardian gazetesi, alanında en önde gelen isimlerden biri olan Amerikalı toplumsal cinsiyet teorisyeni Profesör Judith Butler ile Jules Gleeson’ın yaptığı röportajın bir bölümünü kapsamlı bir şekilde sansürledi.

Sansür için gösterilen gerekçe, Butler’ın açıklamalarının cevap olarak eklendiği röportaj sorusunun güncel bir adli kovuşturmanın konusu olmasıydı. Ancak, soru ve o soruya getirilen açıklamalar soru ve cevaptan oluşan bu eklemenin iki ayrı parçasıydı. Dahası, röportajı yapan Guardian yazarı, bir yandan Butler’ın açıklamalarını koruyan diğer yandan röportaj sorusu için potansiyel yasal zorluklardan kaçınan alternatif bir ifadeyi Guardian’a zaten sunmuştu.

Guardian ve kardeş gazetesi Observer, transgender meselelerine editoryal yaklaşımları nedeniyle ilk kez eleştirilmiyor. Bu, Guardian çalışanlarının kendileri tarafından da karşı çıkılan bir şablonun devamıdır. The UK Guardian çalışanı gazetecilerin, Mart 2020’de yayınladıkları açık mektuplarında ‘… transfobik içerikli yayın şablonu işimize müdahale ediyor ve bu şablon trans haklarına, trans çalışanlara düşman gazete şeklindeki şöhretimizi pekiştiriyor.’ dediler.

The UK Guardian ve Observer, Birleşik Krallık’ta trans karşıtı akademisyenlerin ‘susturulduğuna’ dair daha önce asılsız iddialar yayınlamıştı. Ne ironik ki Profesör Butler’ın röportajının sansürlenmesi aksini kanıtlıyor. Bu sansür gösteriyor ki özellikle ana akım medya tarafından asıl susturulanlar translar ve onların destekçileridir.”

‘Yaygın yanlış bilgilerin yayılmasına katkıda bulundu’

Metinde gazetenin söz konusu sansüründen dolayı translar konusunda gazeteciliğinin güvenilir olmadığına vurgu yapıldı:

UK Guardian kendini ‘güvenilir gazetecilik’ üreten ve ‘yanlış bilginin yayılmasına karşı balans ayarı’ sağlayan bir gazete olarak pazarlamaktadır. Ancak, bu sansür gösteriyor ki trans insanlar konusunda gazeteciliği güvenilir değildir. Sadece trans insanlarla ilgili medyanın geri kalanında geniş çapta yaygın olan yanlış bilgilendirmelere karşı bir balans ayarı sağlayamamakla kalmamış, ayrıca meşru eleştiriyi sansürleyerek bu yaygın yanlış bilgilerin yayılmasına bilfiil katkıda bulunmuştur.

Butler ilgili röportajda, ‘gender-critical’ grupların aşırı sağ ile hem aktif hem de pasif işbirliği yapmaları nedeniyle bu grupların faşizme karşı mücadelede ‘yararlı”’ olmadıklarını savundu. Bu aşırı sağcı grupların içinde köktendinci, kadın düşmanı, kürtaj karşıtı, beyaz üstünlükçü, Yahudi karşıtı ve homofobik örgütler var. Bu grupların Birleşik Krallık ve Avrupa’da trans karşıtı kampanyalara milyonlarca dolarlık fon sağladığına dair Güney Yoksulluk Hukuk Merkezi’nin (Southern Poverty Law Centre) ve Avrupa Cinsel ve Üreme Hakları Parlamento Forumu’nun sunduğu kanıtlar var.

Profesör Butler’ın bu gruplar ile Birleşik Krallık’taki ve başka yerlerdeki organize transfobi arasındaki bağlantılarla ilgili endişeleri; Teksas, Polonya ve Macaristan gibi yerlerde olanlar düşünüldüğünde oldukça önemli ve güncel konularla ilgilidir. Bu ülkelerde; kürtaj yasaklarının, LGBTİ+ insanların haklarının geri alınmasının, Yükseköğretimde Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları programlarına siyasi saiklerle getirilen yasaklarla birlikte trans karşıtı çeşitli tedbirler de uygulanıyor.”

‘Haberlerinin inandırıcılığı sorgulanacak’

Metinde, Guardian’ın Profesör Butler’ın röportajına yönelik sansürünü, Birleşik Krallık’taki organize transfobi ile aşırı sağdaki gruplar arasındaki bağlantılar hakkındaki tartışmayı susturma girişimi olarak görüldüğü de eklendi:

Bu nedenle, bu sansürün; The UK Guardian’ın üst düzey yönetimi tarafından yetkinin kötüye kullanılması örneği teşkil ettiğini kanaatindeyiz.

UK Guardian ve Observer’ın translar hakkında inandırıcı, doğru ve güvenilir gazetecilik sağlayamaması durumunda tüm haberlerinin inandırıcılığının ve güveninin sorgulanacağına kaniyiz. Gazete yönetimini bir özür sunarak ve Profesör Butler’ın röportajının sansürlenmiş bölümünü yayınlayarak ilgili röportajın bütünlüğünü, inanılırlığını ve güvenilirliğini yeniden sağlamaları için harekete geçmeye çağırıyoruz. Ayrıca The UK Guardian’ın mesleki davranış kurallarını idame etmek için harekete geçmesini ve translarla cinsiyet çeşitliliğine sahip insanları etkileyecek konuların doğru, güvenilir bir şekilde ve kapsayıcı haber yorumlarıyla yayınlamasını istiyoruz.”

Metni buradan imzalayabilirsiniz.

HDP Ekoloji Temelli Bütçe Buluşması: ‘Yüzde 1 için hazırlanan bütçe toplumun bütçesi olamaz’

Halkların Demokratik Partisi, (HDP) aralık ayında TBMM Genel Kurulu’nda gerçekleşecek bütçe görüşmelerine yönelik düzenlediği Ekoloji Temelli Bütçe toplantılarının İstanbul ayağını gerçekleştirdi.

Taksim Hill Otell’de düzenlenen toplantıya HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüleri Menekşe Kızıldere ve Naci Sönmez, İstanbul Milletvekili Erol Katıcıoğlu, Batman Milletvekili Necdet İpekyüz, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ve HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş katıldı.

HDP temsilcileri toplantıda İstanbul’daki ekoloji ve iklim alanında faaliyet gösteren örgütler ve sivil toplum kuruluşları ile bir araya geldi ve onların bütçe görüşmelerine yönelik taleplerini dinledi.

Fotoğraf: HDP

‘Bütçe, ekoloji temelli yaklaşımla ele alınmalı’

Toplantı, Menekşe Kızıldere’nin açılış konuşması ile başladı. Partinin ekoloji, emek, sağlık ve ekonomi komisyonları olarak uzun bir süredir Türkiye’nin dört bir yanında iş ve aş buluşmaları yaptıklarını hatırlattı.

Parlamentoda gerçekleşecek bütçe görüşmelerinin ekoloji temelli bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini belirten Kızıldere, “Bu yüzden bakanlıklar bütçelerini oluşturmadan önce bu alanda çalışanların sözlerini doğrudan parlamentoya aktarmak istiyoruz” dedi.

‘İktidar-sermaye kıskacından çıkmak istiyoruz’

İklim ve ekolojik yıkımların eşliğinde dünyanın bambaşka bir döneme girdiğini ifade eden Kızıldere, “Paris Anlaşması süreciyle birlikte biz de bu dönüşümün parçası olduk. Ancak iktidar ve sermaye bu dönüşümü kendi çerçevesinde tutmak istiyor. Biz iktidar-sermaye kıskacından çıkmak istiyoruz” açıklamasını yaptı.

Sadece insan odaklı değil tüm türlerin odağa alındığı bir bütçe yapılması gerektiğini söyleyen Kızıldere, “Bütün sermaye odaklı yıkım projeleri karşısında ekoloji ittifakı kurmak arzumuz var” ifadelerini kullandı.

‘Ekolojiye düşman, ranta yönelik bir siyaset’

Açılış konuşmasının devamında Naci Sönmez söz aldı. Bütçe görüşmelerinde iktidarların tercihlerini ortaya koyduğuna dikkat çeken Sönmez, “Bugün Cumhur ittifakı neoliberal düzenin sözcüsü olarak ekosisteme düşman ranta dönük bir siyaset yürütüyor. Bu yaklaşımı bütçelerde de göreceğiz” dedi.

Bugün hangi politika gerçekleştirilecek olursa olsun bunun ekolojik bakış açısıyla gerçekleşmesi gerektiğini dile getiren Naci Sönmez, “Kapitalist politikalara karşı mücadele yürütmek ekolojist bir mücadeleyle mümkün” dedi.

Tercihler halktan ve emekten yana olursa bütçe tercihlerinin de ona göre değişeceğini ifade eden Naci Sönmez sözlerini “Saraya bütçe yerine halka, rant yerine ekolojik yaşam inşa etmeye yönelik bütçe istiyoruz” cümlesiyle bitirdi.

‘Bütçeye karanlık odalarda karar veriliyor’

HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ise ekim ayı sonunda başlaması planlanan bütçe görüşmelerine ilişkin bilgi verdi. Birçok meselede olduğu gibi bütçe oluşturma sürecine halkın dahil edilmediğini belirten Beştaş, “AKP’nin küçük ortağıyla karanlık odalarda karar verdiği bir süreç oluyor” ifadelerini kullandı.

Bu yaklaşıma karşı olarak farklı kesimlerin taleplerini görünür kılmak için bütçe görüşmeleri düzenlediklerini dile getiren Beştaş, “Bütçe halkın en temel hakkı. Herkesin kendi vergilerinden oluşan bütçenin nereye harcandığını bilme hakkı var” dedi.

‘Şeffaf ve denetlenebilir bir bütçe istiyoruz’

Rant dağıtımı, azami vergi toplamı çalışması, devasa faizler, denetim dışı örtülü ödenek ve milyonlarca lira israf kalemleriyle bütçe kanunu düzenlendiğini söyleyen Beştaş, “Biz tam aksine şeffaf, denetlenebilir bir bütçe anlayışı savunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Kömür ve nükleer yatırımın olmadığı, su varlıklarının korunduğu, mega projelerin iptal edildiği bir bütçe talep ettiklerini dile getiren Beştaş, “Yüzde 1’e göre düzenlenen bütçe toplumun bütçesi olamaz” eleştirisini getirdi.

Öneriler tartışıldı

Toplantı, ekoloji ve iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ve örgütlerin taleplerinin dinlenmesiyle devam etti.

Ele alınan konuların başında Türkiye’nin gelecekte alacağı veya ayıracağı iklim fonlarının denetiminin yapılması, ekoloji davalarının kamu bütçesinden karşılanması, Kanal İstanbul’a harcanacak bütçenin üzerinde durulması, adil dönüşümü bütçe görüşmelerinin bir parçası haline getirmek, afetlere dayanıklılık için bütçe ayrılması gibi öneriler yer aldı.

 

Burdur Gölü’nde su seviyesi 50 yılda 17,7 metre düştü

Türkiye‘nin yedinci büyük gölü Burdur Gölü‘nde su seviyesinin 50 yılda 17,7 metre düştüğü bilgisi paylaşıldı.

Göldeki halk plajında beş yıl önce su yüzeyinde yer alan üç metre yüksekliğinde iskele, bugünlerde suya yaklaşık iki metre uzaklıkta bulunuyor.

Göldeki çekilme ziyaretçileri de şaşırtıyor

DHA‘da yer alan habere göre, gölde kuraklık nedeniyle geçmiş yıllarda sahil olarak kullanılan Şeker Plajı, halk plajı ve göl kıyılarında çatlamış toprak örtüsü oluştu.

Burdur Gölü’nde su seviye ölçümü, 1959 yılının Aralık ayında 851,32 metre olarak kaydedilirken, gölde ölçülen en yüksek su seviyesi ise 1970 yılında 857,54’ydi.

1 Haziran 2021 itibariyle ise gölün su seviyesi  839.83 metre olarak kaydedildi. Gölün yüzeyi ise 123,45 kilometrekareye, hacim ise 3731,67 hektometreküpe düştü.

Göldeki kuraklık etkisiyle oluşan çekilme, ziyaretçileri de şaşırtırken, eğitimleri için şehre geri dönen Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü 3’üncü sınıf öğrencileri İlayda Özeken ve Gülcan Akçay gölün durumunu içler acısı olarak yorumladı.

Fotoğraf: DHA

Gülcan Akçay gölün durumuyla ilgili, “2 sene önce Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nde eğitime başladık. Geçen yıl pandemiden dolayı burada değildik. Bu yıl yüz yüze eğitimin başlaması ile Burdur’a geldik. Gördük ki göl seviyesi 2 yıl önceye göre bayağı çekilmiş. Bu durum bizi çok üzdü. Yetkililerin bu duruma bir çare bulmasını istiyoruz, gölün durumu içler acısı” yorumunda bulundu.

Çin’de sel: Yaklaşık iki milyon insan etkilendi

Çin‘in Şansi eyaletinde yaşanan sel felaketi 1,7 milyondan fazla insanın hayatını olumsuz etkiledi. Yetkililer ülkenin resmi haber ajansı Xinhua‘ya, 120 binden fazla insanın başka bölgelere yerleştirildiğini ve eyalet genelinde 17 bin evin de yıkıldığını söyledi.

Yerel medyada yer alan haberlere göre, geçtiğimiz hafta etkili olan şiddetli yağmur, bölgede 70’den fazla il ve ilçede evlerin çökmesine neden oldu, yaklaşık 190 hektar alandaki ürün hasar gördü, bazı yerlerde toprak kaymaları meydana geldi.

Devam eden şiddetli yağışlar, arama kurtarma çalışmalarını da engelliyor. Şansi’nin eyalet başkenti Taiyuan‘da geçen hafta ortalama 185,6 mm’lik ortalama yağış görüldü. 1981 ile 2010 yılları arasında Ekim ayı ortalaması ise 25 mm idi.

İklim değişikliğin etkisi: Ani ve aşırı yağış sıklığı arttı

Çin’de yayın yapan Global Times’a konuşan afet uzmanları, Sansi’deki selin kapsamının, yaz aylarında Orta Çin‘in Henan Eyaleti‘nde ağustos ayı başlarında yaşanan ve 300’den fazla insanın ölümüne neden olan yıkıcı yağmur fırtınalarını aşmış olabileceğini söyledi. Ülkede aşırı yağış sıklığının arttığına dikkat çeken uzmanlar, hava durumundaki ani ve aşırı değişimlerin son yıllarda artarak bir trend haline geldiğini ve bu olayların üstesinden gelebilmek için yeni stratejiler geliştirmek gerektiğini belirtti.

Sarı Nehir kıyısındaki Ji ilçesinde yaşayan bir vatandaş,  bu yıl Ulusal Gün tatili sırasında Sarı Nehir manzaralı noktalarının hiçbirinin açık olmadığını söyledi: “Bu yıl Sarı Nehir’in seviyesi özellikle yüksek. Kırsal alanlardaki bazı evler selde çöktü, ancak insanlar önceden taşındı.”

Huazhong Bilim Üniversitesi‘nde kentsel planlama profesörü olan Wan Yanhua da Kuzey ve Orta Çin’deki çoğu şehirde, genellikle nispeten kuru olan kent ve eyaletlerde görülen ani yağmur fırtınaları ve sellerle başa çıkmak için kentsel inşaat kapasitesinde iyileştirmeler yapmak gerektiğine vurgu yaptı: “Kuzey şehirleri, sel koruma seviyelerini güneydekilerle aynı hizaya getirmek yerine, ‘sünger şehirler’ inşa etmek için daha fazla çaba göstermeli ve geldiklerinde kuraklıkların azaltılmasına yardımcı olmak için yeraltı rezervuarlarını iyileştirmelidir.”

Afet bilgi hizmet merkezi başkanı Hao Nan ise, aşırı hava koşullarının son yıllarda çok sık görüldüğüne ve ülkedeki genel meteorolojik felaketlerin son altı yılda arttığına dikkat çekti: “Şansi’deki sağanak yağmur, bu yıl kuzey Çin’deki üçüncü yaygın anormal yağış olayı. Bu yıla düzensiz bir yağış ve kuraklıkla, çok sayıda güçlü konvektif hava ve özellikle yüksek sayıda hortum damgasını vurdu. Bu, geçmişte olduğundan daha büyük bir sırayla karakterize ediliyor.”

Çin’de kar amacı gütmeyen bir sivil kurtarma örgütü olan Blue Sky Rescue‘nun kaptanı Yuan Shan da eyaletin güney kesimlerindeki bazı bölgelerin ağır gıda kayıplarına, fırınların çökmesine ve toprak kaymalarına maruz kaldığını anlattı; “Felaketten kurtulmak uzun zaman alacak” dedi.

Dört polis toprak kaymasında öldü

Çin’de yayın yapan Global Times gazetesi, toprak kayması sonucunda dört polis memurunun öldüğünü aktardı. Ancak diğer kayıplarla ilgili herhangi bir bilgi verilmedi.

Önemli bir kömür üreticisi olan Şansi eyaletinde madenler de seller yüzünden kapatıldı. Eyalet, genel olarak bir süredir elektrik kesintilerine de neden olan bir enerji sıkıntısıyla karşı karşıya. Hükümet, limanlarda ve fabrikalarda elektrik kullanımını sınırlandırıyor.

Eyalet yönetimi, Şansi’deki 60 kömür madeni, 372 kömür dışı maden ve 14 tehlikeli kimyasal fabrikanın üretimini askıya aldığını söyledi. 4 Ekim’de 27 kömür madeninde daha operasyonlar durdurulmuştu.

Trabzon’da 30 kilo çöp toplandı: Çöplerin yüzde 81’i plastik ve türevleri 

Türkiye, Gürcistan, Romanya ve Bulgaristan‘ın, Karadeniz‘i tehdit eden deniz çöpleri ve mikroplastik kirliliğine karşı başlattıkları ortak mücadele kapsamında Trabzon‘da Yalıncak Plajı‘ndan 30 kilo çöp toplandı.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Erüz, “Plastik atıklar, sınırları aşan bir sorun. Hiçbir sınır tanımadan, ülkeden ülkeye dolaşıyor” dedi.

‘Tuna Nehri yoluyla Karadeniz’e çok miktarda atık geliyor’

Karadeniz Ekosistemini Korumak İçin Toplumsal Farkındalığı Artırarak Deniz Çöplerini Azaltma LitOUTer‘ isimli söz konusu projeye Türkiye’den, KTÜ Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi öncülük ediyor. Proje kapsamında Trabzon’da düzenlenen ve iki gün süren çalıştayda üye ülkelerin ilgili kuruluşlarının temsilcileri, sunumlar yaparken, çalıştay sonrası Yalıncak Plajı’ndan çöp toplandı. 30 dakikada toplanan 30 kilo çöpün yüzde 81’inin plastik ve türevleri olduğu belirtildi.

Çöp toplama etkinliğine katılan Trabzon Liman İşletmeleri Müdürü Muzaffer Ermiş, Karadeniz’deki kirlilikten dolayı balık türlerinin azaldığına dikkat çekti ve şu ifadeleri kullandı:

Tuna Nehri yoluyla Karadeniz’e çok büyük miktarda atık geliyor. Karadeniz havzasındaki ülkelerin hep birlikte buna tepki göstermesi lazım. Karadeniz’de eskiden 45 türlü balık varken şimdi ne yazık ki elle sayılabilecek kadar azalmış. Bu da kirliliğin yarattığı kayıplardan biri.”

‘Çöpler küresel bir sorun’

Proje Koordinatörü Doç. Dr. Coşkun Erüz ise plastiklerin sınırları aşan bir sorun olduğunun altını çizdi ve proje katılan diğer ülkelerin de kendi topraklarında aynı sorunla karşılaştıklarını söylediklerini aktardı:

Tüm paydaşlarla beraber dar bir alanda örnekleme çalışması yaptık. 30 kilo civarında atık toplandı. Bunun da yüzde 81’inin plastik atıklardan oluştuğu görüldü. Bunlar denizden gelip plaja yayılan çöpler. Bizim daha önceki yıllarda yapmış olduğumuz çalışmalarda ortaya çıkan sonuç ile ortaklarımızın kendi ülkelerinde yapmış olduğu çalışmalarla benzer bir durum gösteriyor. Atıkların büyük bir kısmı plastik. Plastik atıklar, sınırları aşan bir sorun. Hiçbir sınır tanımadan, ülkeden ülkeye dolaşıyor. Yabancı misafirlerimize sorduğumuzda, ‘Biz de aynı sorunu yaşıyoruz, tespitlerimizde aynı şeyler çıkıyor’ diyorlar. Maalesef artık yerel bir olay olmaktan çıktı. Çöpler küresel ve Karadeniz’in de tamamını ilgilendiren bir sorun.”

Fotoğraf: DHA

TURMEPA Deniz Temiz Derneği Üyesi Yusuf Ziya Çakır da, Karadeniz’de Türkiye sınırları içindeki kirlilik oranının Bulgaristan, Romanya, Ukrayna ve Gürcistan’a kıyasla çok daha fazla olduğunu ifade etti ve “Bu da bizim yeterli deniz bilincine ve duyarlılığa sahip olmamamız ve korumak için yeterli çalışma yapmadığımızdan kaynaklanıyor. Önümüzdeki yıl Karadeniz’i temizleme çalışmalarında faaliyet göstermek için yeni şubeler açılacak” dedi.