Ana Sayfa Blog Sayfa 1215

Mevlüt Çavuşoğlu davet etti, Taliban heyeti Ankara’ya geldi

Aralarında Afganistan‘daki Taliban hükümetinin Dışişleri Bakan Vekili Emirhan Muttaki‘nin de bulunduğu bir heyet bugün Ankara‘ya geldi. Heyet burada yetkililerle temaslarda bulunacak.

Görüşmede, Kabil Havalimanı’nın işletilmesi, insani yardım, göçmen sorunları ve iki ülke arasındaki ticaret gibi birçok konular ele alınacak.

Dışişleri Bakanlığı gelişi doğruladı

Taliban Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abdul Qahar Balkhi de, bugün yaptığı sosyal medya paylaşımında “Dışişleri Bakanı Mawlavi Amir Khan Muttaqi başkanlığındaki üst düzey bir heyet Türkiye’ye gitti. Üst düzey bir IEA heyeti, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun resmi daveti üzerine Ankara’ya hareket etti. Heyet, üst düzey Türk yetkililerle karşılıklı çıkarları ilgilendiren konularda görüşmelerde bulunacak” açıklamasında bulundu.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynakları tarafından da heyetin gelişi doğrulandı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, önceki gün yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki süreçte bazı bakanlarla birlikte Kabil’e gitmeyi düşünüyoruz” demişti.

Türkiye hükümeti, ABD’nin ülkeden çekilmesinin ardından yönetimi ele geçiren Taliban’a olumlu sinyaller vermişti.

Bugün Ankara’ya gelecek olan Muttaki, geçen ay yaptığı açıklamada Kabil yönetiminin “Türkiye ile sağlam bir ilişki kurmak” istediğini belirtmişti.

41 belgeselin yer aldığı BIFED başladı

Bu sene 8’inci defa düzenlenen Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BIFED) çarşamba günü başladı. Çevrimiçi olarak 19 Ekim’e dek sürecek festivalin açılış gününde toplam bin 108 izlenme sayısına ulaşıldı.

Toplam dört kategoride 41 belgeselin izleyici ile buluştuğu festivalde her kategorideki filmler için 250 kişilik izleyici kontenjanı bulunuyor.

22 film yarışmada

Uluslararası köklü ekolojik belgesel festivali ağı Green Film Network’e ilk günden beri üye olan BIFED’de Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için 13 farklı ülkeden toplamda 15 film yarışıyor. Bu filmlerden ikisi ise Türkiye’den. Gaia Öğrenci Ödülü kategorisinde yarışacak 7 film bulunuyor.

Her yıl gelenekselleşen Panorama ve Özel Gösterim bölümünde gösterilecek 17 film ile birlikte festival süresince toplam 41 film dünyanın birçok noktasındaki izleyicilerle buluşmak için www.bifed.org sitesinde hazır bulunuyor.

Ödüller 17 Ekim’de açıklanacak

Festivalin ilk gününde filmlerin izlenme sayısı bin 100’ü aştı. Festivalin başladığı çarşamba günü 220 tekil izleyicinin ilgi gösterdiği belgeseller 19 Ekim’e dek herhangi bir kayıt gerektirmeden BIFED’in internet sitesinden izlenebilecek.

Festivalin bu yılki kazananı BIFED’in YouTube kanalında 17 Ekim Pazar 20.00’de gerçekleşecek ödül töreninde açıklanacak. Festivaldeki belgeseller ise 19 Ekim Salı günü gece yarısına dek izlenebilecek.

‘Şirketler samimi olmak zorunda’

Bozcaada Belediyesi ve Kadıköy Belediyesi Sinematek Sinemaevi işbirliğiyle gerçekleştirilen festivalin açılışı dün Bozcaada’da gerçekleşti ve çevrimiçi olarak yayımlandı.

Nazlı Salcıoğlu’nun sunuculuğunu üstlendiği açılışta konuşan Festival Yönetmeni Petra Holzer, “Eskiden ülkemizde çevre ve ekoloji kavramlarını kimse ciddiye almazdı. Özellikle de büyük şirketler. Şu sıralar herkes çevreden bahsediyor. Umarım bu, aldırmamak gibi bir durumdan yeşil badana (greenwashing) gibi bir duruma geçişin alametleri değildir. Umarım samimidir. Samimi olmak zorunda. İşte biz, yaklaşık on beş kişi, tüm yıl bunun için çalışıyoruz” açıklamasını yaptı.

‘Aykırı belgeselleri göstermek için’

“Biz istenmeyen, aykırı belgeselleri göstermek için bu festivali yapıyoruz” diyen Festival Koordinatörü Ethem Özgüven ise “Bugün hâlâ belgesellerin hayli önemli bir kısmı akü sökme ve ölüm ortalaması yirmi yaş olan Çinli gençleri, tekstil boyayan Bangladeşli çocukları ve o boyanan tekstilleri İstanbul’da izbe, havasız atölyelerde diken küçücük kızları gösterirken bu oryantalist yaklaşımlardan kurtulamıyor. Ve ben bir kere daha rica ediyorum, bir üçüncü dünyalı olarak: Aptal değiliz, suçlu değiliz. Sudanlı bebeler, Süryani genç kızlar, Iraklılar, Kübalılar, Afgan kadınlar suçlu değil. Mağdur” diyerek konuşmasını bitirdi.

Festivalde Ana Yarışma kategorisinde kazananı Mücella Yapıcı, Nazmi Ulutak, Aslı Odman, Márcia Gomes de Oliveira, Andrijana Stojkovic ve Juliana Paniagua’dan oluşan jüri ekibi belirleyecek. Gaia Öğrenci Ödülü ise Elif Demoğlu, Benjamin Huguet ve Sam Plakun tarafından açıklanacak.

Bu sene de, geçen seneki gibi festivalde yönetmenlerle çevrimiçi soru-cevaplar ve paneller de gerçekleşiyor. Yönetmenlerle yapılacak soru-cevaplar ve ilgi çekici paneller BIFED’in YouTube kanalından yayınlanıyor. İzleyiciler YouTube canlı yayınlarından yönetmenlere filmleri hakkında sorular da sorabilecekler.

BIFED Panelleri

  • 14 Ekim Perşembe 20.00’de Berrin Demir moderatörlüğünde “Çoban Ateşlerinin Parladığı Yerde: Maden İşçilerinin Katliamdan Direnişe Uzun Yürüyüşü”
  • 15 Ekim Cuma 20.00’de Ümit Hamlacıbaşı moderatörlüğünde “Kadın Emeği, Kadın Kooperatifi ve İklim Krizi”
  • 16 Ekim Cumartesi 15.00’te Mustafa Dermanlı moderatörlüğünde “Yerel Üretim ve Dağıtım İlişkileri”
  • 18 Ekim Pazartesi 20.00’de Faik Uyanık moderatörlüğünde “Başrolde İnsan!”

Kirli hava koronavirüsten ölüm riskini daha da artırıyor

Environmental Science and Pollution Research Dergisi’nde yayımlanan “İstanbul’da Covid-19’a Bağlı Ölümlerde Hava Kirliliği ve Sosyoekonomik Düzeyin Etkisi” başlıklı araştırmaya göre, kirli hava koronavirüsten ölüm riskini daha da artırıyor.

Hava kirliliği, dünyada her yıl 7 milyon insanın erken ölümüne yol açıyor. Hava kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkileri arasında astım, bronşit, solunum yolu gibi akciğer hastalıklarıyla birlikte kanser, kalp ve damar hastalıkları da yer alıyor.

Türkiye, dünya hava kirliliği sıralamasında 46. sırada

Kış soğuklarının yarattığı hava kirliliği hakkındaki verileri pandemi çerçevesinde ele alan Online PR Servisi B2Press, İstanbul’da Covid-19’a Bağlı Ölümlerde Hava Kirliliği ve Sosyoekonomik Düzeyin Etkisi başlıklı araştırmayı inceledi.

B2Press, İstanbul’da koronavirüs pandemisi boyunca gerçekleşen ölümlerin yaş, sosyoekonomik durum ve hane halkı sayısının yanı sıra, hava kirliliğiyle ilişkili olduğunun ortaya konulduğunu açıkladı.

B2Press tarafından incelenen Greenpeace Hava Kirliliği Algısı Anketi’ne göre de, her 10 kişiden 4’ü Türkiye’nin en büyük çevre sorununun hava kirliliği olduğunu düşünüyor. Türkiye, dünya hava kirliliği sıralamasında 46. sırada yer alıyor.

Hava kirliliği, halk sağlığı için büyük risk

Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL) raporuna göre de, Türkiye elektriğinin yüzde 56’sını fosil yakıtlardan, yüzde 37’sini de kömürden elde ederken uzmanlar, kömüre dayalı elektrik üretiminin yarattığı yoğun hava kirliliğinin halk sağlığı için büyük bir risk oluşturduğunu söylüyor.

Yine HEAL raporuna göre, kömürden en çok etkilenen bölge, “kömür kuşağı” olarak da adlandırılan Zonguldak, Çanakkale, Milas-Muğla arasındaki havza. Çoğu büyük şehirle tüm Akdeniz ve Karadeniz kıyı şeridi de kömürden büyük ölçüde etkileniyor.

İklim Şeffaflığı Raporu uyardı: G20 genelinde emisyonlar yeniden yükselişte

Dünya çapında en kapsamlı yıllık durum değerlendirmesini sunan ve G20 ülkelerinin iklim eylemlerini karşılaştıran İklim Şeffaflığı Raporu yayımlandı.

Rapora göre Covid-19 salgını nedeniyle, kısa bir düşüş döneminin ardından sera gazı emisyonları G20 genelinde yeniden yükselişe geçti ve Arjantin, Çin, Hindistan ve Endonezya‘nın 2019 emisyon seviyelerini aşması öngörülüyor.

Emisyonlarda keskin bir düşüş gerekli

2020’de enerji sektörünün CO2 emisyonları G20 genelinde yüzde 6 oranında azaldı. Ancak 2021’de yüzde 4’lük bir artış öngörülüyor.

Raporun baş yazarlarından Güney Koreli kuruluş İklimimiz için Çözümler’den (Solutions For Our Climate) Gahee Han, “Küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 75’inden sorumlu olan G20 ülkeleri genelinde emisyonların yeniden yükselişe geçmesi, net sıfır taahhütlerini yerine getirmek için emisyonların acilen keskin ve hızlı bir şekilde azaltılması gerektiğini gösteriyor” dedi.

Raporda G20 ülkelerinde güneş ve rüzgâr enerjisine yapılan yatırımların artmasıyla kurulu gücün 2020’de yeni rekorlar kırması gibi bazı olumlu gelişmelere de yer veriliyor.

Yenilenebilir enerji payı artıyor

Yenilenebilir enerjinin enerji arzı içinde 2020 yılındaki yüzde 10’luk payının, 2021 yılında yüzde 12’ye çıkması öngörülüyor. Elektrik ve ısı elde etme amaçlı enerji sektöründe, yenilenebilir enerjinin payı 2015 ve 2020 arasında yüzde 20 arttı ve 2021’de G20’nin enerji karmasının yaklaşık yüzde 30’unu oluşturacağı tahmin ediliyor.

Bir taraftan da uzmanlar, Birleşik Krallık dışında G20 üyelerinin hiçbirinin 2050’ye kadar enerji sektöründe yüzde 100 yenilenebilir enerjiye ulaşmak için kısa ya da uzun vadeli stratejilere sahip olmadığına dikkat çekiyor.

Fosile bağımlılık devam ediyor

Bu olumlu gelişmelere rağmen fosil yakıtlara bağımlılık azalmıyor. Aksine, kömür tüketiminin 2021’de yaklaşık yüzde 5 artacağı tahmin edilirken, 2015-2020 yılları arasında G20 genelinde doğalgaz tüketimi halihazırda yüzde 12 arttı.

Rapor, kömürdeki büyümenin ağırlıklı olarak en büyük küresel kömür üreticisi ve tüketicisi olan Çin‘de gerçekleştiğini, Çin’in ardından ABD ve Hindistan‘ın geldiğini ortaya koyuyor.

Gerekliliğin farkındalar

Aynı zamanda, çoğu G20 hükümetinin düşük karbonlu ekonomilere geçişin gerekliliğinin farkında olduğu, yapılan son açıklamalardan anlaşılıyor. Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmak için en geç 2050’ye kadar net sıfır hedeflerine ulaşılması gerekiyor.

İklim Şeffaflığı Raporu’na göre G20 hükümetlerinin çoğunluğu bunu kabul etmiş durumda. Ağustos 2021 itibariyle, 14 G20 üyesi, küresel sera gazı emisyonlarının neredeyse yüzde 61’ini kapsayacak şekilde net sıfır hedefleri belirledi.

13 ülke Ulusal Katkı Beyanı’nı güncelledi

Paris Anlaşması’nda belirtildiği gibi, anlaşmaya taraf olan her ülkenin bir Ulusal Katkı Beyanı sunması bekleniyor.

Bu beyan, her hükümetin yerine getirmeyi amaçladığı hedefleri, politikaları ve önlemleri belirleyen bir iklim planıdır. Eylül 2021 itibariyle, 13 G20 üyesi (AB’nin ulusal katkı beyanı kapsamında Fransa, Almanya ve İtalya dahil) katkı beyanlarında yaptıkları güncellemeleri resmi olarak sunarken, altı ülke 2030 için daha iddialı hedefler belirledi.

Gelgelelim uzmanlar Nisan 2021’de değerlendirilen mevcut hedeflerin, tam olarak uygulanmaları halinde bile, yüzyılın sonuna kadar 2,4°C’lik bir sıcaklık artışına yol açacağına dikkat çekiyor.

‘Bu rakamlarla değişim olmaz’

Çalışmanın genel koordinasyonundan sorumlu Climate Analytics’ten Kim Coetzee “G20 hükümetlerinin daha iddialı ulusal emisyon azaltma hedefleriyle masaya gelmesi gerekiyor. Bu rapordaki rakamlar, G20 hükümetleri olmadan gözle görülür bir değişim yaratılamayacağını doğruluyor. Bunu biz de biliyoruz, onlar da biliyorlar. COP26 öncesinde top artık onların sahasında” dedi.

Rapordan öne çıkan veriler

  • Hükümetlerin Covid-19 salgınına karşı aldıkları tedbirler nedeniyle, enerji sektörünün CO2 emisyonları 2020’de yüzde 6 oranında azaldı. Bununla birlikte, 2021’de CO2 emisyonlarının G20 genelinde yüzde 4 oranında yükseleceği, Arjantin, Çin, Hindistan ve Endonezya’nın 2019’daki emisyon seviyelerini aşacağı tahmin ediliyor.
  • G20’nin yenilenebilir enerjideki payı 2019’da yüzde 9 iken, 2020’de Toplam Birincil Enerji Arzı’nda (TPES) yüzde 10’a yükseldi. Bu eğilimin 2021’de yüzde 12’ye yükselerek devam edeceği öngörülüyor.
  • 2015 ve 2020 yılları arasında G20’nin enerji karmasında yenilenebilir enerjinin payı yüzde 20 artarak 2020’de G20’nin enerji üretiminde yüzde 28,6’ya ulaştı ve 2021’de yüzde 29,5’e ulaşacağı tahmin ediliyor.
  • 2015’ten 2020’ye kadar G20 genelinde enerji sektörünün karbon yoğunluğu yüzde 4 azaldı.
  • Kömür tüketiminin 2021’de yaklaşık yüzde 5 artacağı tahmin edilirken, bu artışın başta Çin (yüzde61) olmak üzere, ABD (yüzde 18) ve Hindistan (yüzde 17) tarafından yönlendirildiği belirtiliyor.
  • G20’de kişi başına düşen en yüksek bina emisyonları ABD (kişi başı 4,9 ton CO2) ve Avustralya’da (kişi başı 4,1 ton CO2) görülüyor (G20 ortalaması kişi başı 1,4 ton). Rakamlar, ısı üretimi için kullanılan fosil yakıtların, özellikle de doğalgaz ve petrolün yüksek payını yansıtıyor.
  • 1999 ve 2018 yılları arasında dünya çapında iklim etkileri nedeniyle yaklaşık 500 bin ölüm ve 3,5 trilyon ABD dolarına yakın ekonomik kayıp yaşandı ve 2018’de en büyün darbeyi Çin, Hindistan, Japonya, Almanya ve ABD aldı.
  • G20 genelinde, elektrikli araçların yeni otomobil satışlarındaki ortalama pazar payı yüzde 3,2 (AB hariç) gibi düşük bir orana sahip. Elektrikli araçların en yüksek pazar payına sahip olduğu ülkeler ise Almanya, Fransa ve İngiltere.
  • G20 üyeleri, 2018-2019 yılları arasında fosil yakıtlar için kamu kaynaklarından yılda 50,7 milyar ABD doları harcadı. En yüksek kamu harcamasını yapan ülkeler Japonya (yılda 10,3 milyar ABD doları), Çin (yılda 8 milyar ABD dolarının biraz üzerinde) ve Güney Kore’ydi (yılda 8 milyar ABD dolarından biraz az).
  • G20 üyelerinin çoğu, sera gazı azaltım hedeflerini yaygınlaştırmak için Covid-19 kurtarma paketlerinden yararlanma fırsatlarını da kaçırdı. Toplam 1,8 trilyon ABD dolarlık kurtarma harcamalarının sadece 300 milyar ABD doları, büyük bir müjdeyle başlatılan “yeşil” toparlanma sürecine giderken, fosil yakıtlar sübvanse edilmeye devam etti.

‘Fosile para akıtmaya devam ediyorlar’

Arjantinli kuruluş Fundación Ambiente y Recursos Naturales‘ten (FARN) Enrique Maurtua Konstantinidis, “Verimsiz fosil yakıt sübvansiyonlarını makul seviyeye indirme ve aşamalı olarak kaldırma taahhüdünün verilmesinin üzerinden on yıl geçmesine rağmen G20 üyeleri hala iklim değişikliğine neden olan kirli yakıtlara milyarlarca dolar kaynak akıtmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

2019’da Suudi Arabistan dışındaki G20 üyeleri kömür, petrol ve doğalgaz üretimi ve tüketimi için en az 152 milyar ABD doları tutarında sübvansiyon sağladı.

Raporun yazarlarına göre, etkili karbon fiyatlandırma programlarıyla düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş teşvik edilebilir. Bununla birlikte, G20 üyelerinden sadece 13’ünde net bir ulusal karbon fiyatlandırma programı bulunuyor. Brezilya, Endonezya, Rusya ve Türkiye böyle bir program başlatmayı düşünüyor.

İklim Şeffaflığı Raporu

İklim Şeffaflığı Raporu 14 G20 üyesinden 16 araştırma kuruluşu ve STK tarafından geliştirildi. Bu yıl yedincisi yayınlanıyor.

Raporun amacı, G20 üyelerinin iklim değişikliğine uyum, etki azaltma ve finansman çalışmalarını karşılaştırmak, son politika gelişmelerini analiz etmek ve iklim konusunda G20 hükümetlerinin faydalanabileceği fırsatları belirlemek.

 

Norveç’te oklu saldırıda beş kişi hayatını kaybetti, iki kişi yaralandı

Norveç‘in güneyindeki Kongsberg kasabasında düzenlenen oklu saldırıda beş kişi hayatını kaybetti, iki kişi de yaralandı. Yaralılar hastaneye kaldırıldı.

Kongsberg’de halka evlerinde kalmaları çağrısı yapıldı.

Önce süpermarket hedef alınmış

Yerel medyada yer alan haberlere göre, saldırgan önce bir süpermarketteki, daha sonra da dışarıdaki kişileri hedef aldı. Sosyal medyada yayımlanan bazı fotoğraflarda, duvara saplanmış oklar görülüyor.

Yaralanan iki kişiden birinin, izinli olan ve süpermarkette alışveriş yapan bir polis memuru olduğu açıklandı.

Norveç Başbakanı Erna Solberg, saldırı için korkunç dedi ve ülke olarak sarsıldıklarını söyledi.

Polis, saldırganın gözaltına alındığını duyururken, saldırının “terör bağlantısı” olup olmadığı araştırılıyor. Ülke çapında, genelde silah taşımayan polislere, silah taşımaları talimatı verildi.

Barış Soydan yazdı: Doların 9.10 TL’yi geçmesinin beş nedeni

Uzun süredir değer kaybı yaşayan Türk lirası, son haftalarda dolar karşısındaki düşüşünü hızlandırdı.

Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Semih TümenUğur Namık Küçük ve Para Politikası Kurulu üyesi Abdullah Yavaş’ın görevden alınmasıyla Dolar/TL kuru 9,19 seviyesine yükselerek yeni bir rekora imza attı.

Ekonomi yazarı Barış Soydan, T24’te kaleme aldığı yazı ile Türk lirasındaki değer kaybını şu beş sebep ile açıkladı:

Enflasyon yükselirken faizin indirilmesi

Geçmişte yaz aylarında taze sebze meyvenin raflara çıkmasıyla enflasyon gevşerdi. Bu yaz öyle olmadı. Yaz aylarında fiyat artışları sürdü. Eylül’de yüzde 19.58’e çıktı.

Merkez Bankası aylarca faizinin enflasyonun üzerinde olacağını söylemişti. Ama eylülde yüzde 18’e, yani enflasyonun altına indirdi. Yani tükürdüğünü yalamış mı oldu? Görüntüde pek öyle değil. (Ama gerçekte sanırım öyle.)

Görüntüde öyle olmasının sebebi, Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu’nun yaz biterken birdenbire çekirdek enflasyondan söz etmeye başlaması, para politikasını belirlerken yüzde 19’un üzerinde olan manşet enflasyona değil yüzde 17’nin altında olan çekirdeğe bakacaklarını söylemesiydi. (Çekirdek enflasyon: Gıda ve enerji fiyatlarını içermeyen, daha düşük olan enflasyon.)

Heyhat piyasa manşet enflasyon yerine çekirdek enflasyona bakma fikrini sevmedi. Manşet enflasyon yüzde 19.58’e çıkmışken politika faizinin yüzde 18’e indirilmesini TL’nin negatif faiz vermeye başlaması olarak değerlendirdi. Yapabilen, imkanı olan TL’sini satıp dolara, Euro’ya döndü. Türkiye’de kalan yabancı yatırımcılar 2 milyar dolar daha satıp çıktı. Bu süreçte dolar 9 TL’ye doğru tırmanmaya başladı.

2. Faiz indirimlerinin süreceği iması

Merkez Bankası bir seferlik faiz indirimi ile yetinseydi belki piyasalar bu kadar tedirgin olmazdı. Ama Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu enflasyondaki artışın geçici olduğunu ısrarla söyleyip durdu. Bunu son olarak önceki gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı sunumda tekrarladı.

Bunlar da Merkez Bankası’nın faiz indirimlerini sürdüreceği şeklinde yorumlandı. Nitekim birçok uluslararası yatırım kuruluşu 2021 sona ermeden birkaç faiz indirimi daha yapılacağını öngördü.

Enflasyon yüzde 20’ye dayanmışken Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 15-16’lara indireceği öngörüsü herkesi ürküttü. Hem yabancılar hem vatandaşlar, paralarının enflasyon karşısında eridiğini görmek yerine TL’den kaçmayı ya da en azından uzak durmayı tercih etti.

3. Jeopolitik risk: Suriye’ye harekât sinyali

Önceki günkü kabine toplantısı sonrasında kameraların karşısına geçen Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle dedi: “Suriye’den ülkemize yönelik terör saldırılarının kaynağı mahiyetindeki kimi yerler konusunda artık tahammülümüz kalmamıştır. Buralardan kaynaklanan tehditleri ya oralarda etkin olan güçlerle birlikte ya da kendi imkanlarımızla bertaraf etmekte kararlıyız.”

Bu ifadeler Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yeni bir askeri harekâta hazırlandığı şeklinde yorumlandı. Rusya, ABD ve İran’ın yanı sıra Esad rejiminin bölgede askeri güçleri bulunuyor. Suriye hava sahası zaten Rusya’nın kontrolünde. Yani bir harekât beklenmedik gelişmelere yol açabilir. Piyasalar olası bir harekâtta hesapta olmayan gelişmelerin yaşanabileceği endişesini fiyatlamaya başladı. Bloomberg gibi uluslararası kaynaklar, dolardaki yükselişte Suriye’ye harekât beklentisinin etkili olduğunu yazdı.

4. Amerika’nın parasal sıkılaşma hazırlığı

Amerikan Merkez Bankası (FED) pandemide ekonomiyi desteklemek için faizleri yüzde 0-0.25 bandına çekmiş, bu arada bankalardan her ay 120 milyar dolarlık tahvil bono alarak piyasaya para pompalamaya başlamıştı.

Pandemi sonrası ekonomiler açılınca bütün dünyada olduğu gibi Amerika’da da bol paranın etkisiyle enflasyon arttı. Amerikan Merkez Bankası nihayet geçen ay piyasaya pompaladığı paranın tutarını azaltacağını açıkladı. Ne zaman olacağı bilinmiyor ama eli kulağında olduğu net.

Özetle FED, borsalara ve bu arada gelişmekte olan ülkelere akan paranın musluğunu kapatacak. Küçük çaplı bir fırtına yaşanacak. Bu fırtınadan en çok ekonomisi en kırılgan ülkeler etkilenecek. Bunların başında da Türkiye geliyor.

5. MB Başkanı görevden alınacak iddiası

Bu yeni çıktı. Reuters haber ajansı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’ndan soğuduğunu yazdı. Dikkatli okurlar bu söylentiyi ilk dile getirenin bu satırların yazarı olduğunu hatırlayacaktır.

Ama Reuters bir adım ileri giderek Merkez Bankası başkanının değiştirilmesinin gündemde olduğu iddiasını da ekledi. Financial Times’ın da aralarında bulunduğu bazı kaynaklar, yerine gelebilecek kişilerden dahi söz etmeye başladı. Bu da Merkez Bankası’nın para politikasına dair belirsizliği iyice artırdı…

Merkez Bankası’nda iki başkan yardımcısı, bir PPK üyesi görevden alındı

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile yaptığı görüşmenin ardından Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Semih Tümen, Uğur Namık Küçük ve Para Politikası Kurulu üyesi Abdullah Yavaş görevden alındı.

Başkan Yardımcılığına Taha Çakmak getirildi, Para Politikası Kurulu üyeliğine ise Yusuf Tuna atandı.

Dolar 9,19 seviyesine ulaştı

Atama kararı sonrası ABD Doları, Türk Lirası karşısında 9,19 seviyesine çıktı ve bir rekoru daha kırmış oldu. Yıl içinde yüzde 19 değer kaybeden Türk Lirası bir günde yüzde 1 daha değer kaybetmiş oldu.

Para Politikası Kurulu yeni üyeleriyle faiz kararı için 21 Ekim’de toplanacak. 28 Ekim’de ise TCMB Başkanı Kavcıoğlu, enflasyon raporunu açıklayacak.

İzmir’de 1 milyar 600 milyon TL’lik arazi satışı Meclise taşındı: Ranta kurban etmeyeceğiz

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, İzmir‘in Menemen ilçesindeki Seyrek Villakent Mahallesi’ndeki 1 milyar 600 milyon TL değerinde olduğu belirtilen 160 parselin hukuksuz şekilde satıldığı söyleyerek konuyu TBMM‘ye taşıdı ve belediyenin satışı durdurması gerektiğini kaydetti.

“Menemen’in geleceğini ranta kurban etmeyeceğiz” diyen Sertel, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun yanıtlaması istemiyle TBMM’de soru önergesi verdi.

‘Bu hukuksuz satışa müsaade etmeyeceğiz’

5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 18’nci maddesi taşınmazların alım, satım, takas ve tahsis yetkisini Belediye Meclisi’ne vermiştir. Kanun açık olmasına rağmen Menemen Belediye Başkanlığı’nın hukuksuz bir karar almasının önüne geçilecek midir?” diye soran CHP İzmir Milletvekili, yazılı açıklamasında şunları belirtti:

Menemen Belediyesi’ndeki Millet İttifakı’nın meclis üyeleri de biz de bu hukuksuz satışa müsaade etmeyeceğiz. Kamu arazilerinin birilerine peşkeş çekilmesine ve rant elde edilmesine göz yummayacağız. Meclis üyelerimiz konuyu mahkemeye taşıdı. Bu hukuksuz girişim mahkemeden dönecektir. Mirasyedi anlayışı ile koltukta oturan başkan ve AKP’li meclis üyeleri de bu satış kararının altında kalacaklardır. İzmir ve ülkemiz yağma hasanın böreği değildir. Halka sormadan, meclis üyelerinin oy birliğini almadan 1 milyar 600 milyon gibi bir rakamın söz konusu olduğu arazileri oldu bittiye getirerek satamazsınız. Menemen’in şimdiki belediye başkanı, seçilmiş bir başkan değildir. Halkın gücünü arkasına alarak o koltuğa oturmadı. O koltuğa nasıl oturduğu da ortada. Birileri kendi gelecekleri için bu satışın olmasını isteyebilir ancak bizler Menemen’in geleceğini ranta kurban etmeyeceğiz. Sayın İçişleri Bakanı bir an önce müfettiş görevlendirmeli ve hukuksuz bir şekilde alınan kararı mahkemeye dahi gerek kalmadan durdurmalıdır.”

Soylu’ya yöneltilen sorular

Atila Sertel, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

  • Kanun açık olmasına rağmen Menemen Belediye Başkanlığı’nın hukuksuz bir karar almasının önüne geçilecek midir?
  • Oldukça yüksek tutardaki arazilerin oldu bittiye getirilerek satılmasının önüne geçilmesi için bakanlığınız tarafından müfettiş görevlendirilecek midir?
  • Menemen Belediyesi kanuna ve halkın tepkisine rağmen bahse konu arazileri satarsa bakanlığınızın bu konudaki girişimleri hangi yönde olacaktır?

Sayıştay’dan, akademide kişiye özel kadro tespiti: Çoğunluğu tek bir kişiyi işaret ediyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, sosyal medyada yaptığı bir paylaşım ile AKP’nin akademik kadrolarda kişiye özel ilan açmasının Sayıştay raporu ile ortaya konulduğunu söyledi.

AK Parti’nin yaptığı torpilin resmi belgesini tespit ettik” ifadelerini kullanan Yavuzyılmaz kaynak olarak ise Sayıştay Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu‘nu gösterdi.

‘İlanların çoğunluğu bir kişiyi işaret ediyor’

Sayıştay, değerlendirme raporunun “Akademik Kadro İlanlarında Objektif Olmayan Ek Koşullara Yer Verilmesi” isimli başlığı altında şu tespitlerde bulunuyor:

“Denetimlerde bazı öğretim üyeliği kadrolarına yapılacak atamalar için ek koşul getirilirken objektiflik ve denetlenebilirlik ilkelerine riayet edilmediği, ilanların büyük çoğunluğunda belli bir kişiye işaret eden şartların istendiği ve bu sebeple de sadece birer kişinin başvurabildiği tespit edilmiştir.”

Kuzey Kıbrıs hükümeti istifa etti

Kuzey Kıbrıs Hükümeti Başbakanı Ersan Saner, bugün Bayrak Radyo ve Televizyon Kurumu‘nda (BRKT) canlı yayında hükümetin istifa ettiğini açıkladı.

Saner, en kısa zamanda erken seçime gidilmesi gerektiği kaydetti ve istifayı Cumhurbaşkanı Ersin Tatar‘ın değerlendireceğini de ekledi.

Saner’in yazılı açıklaması

Hükümetin daha fazla sürdürülebilir olduğunu düşünmediğini dile getiren Ersan Saner, istifasının ardından yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Herkesin bildiği üzere Ulusal Birlik Partisi, Demokrat Parti, Yeniden Doğuş Partisi üçlü koalisyonu, kovid-19 salgını şiddetli bir şekilde tırmanırken Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Halkın Partisi’nin hükümet etme sorumluluğundan kaçmaları üzerine, bir anlamda zorunlu olarak kuruldu.8 Aralık 2020’de koalisyon protokolü imzalanır 19 Aralık 2020’de Cumhuriyet Meclisi’nden güvenoyu alırken de belirttiğim üzere hükümetimizin en temel amacı salgının ve onun getirdiği ekonomik sıkıntıların en az sıkıntı ile atlatılması idi.

Ben, bizlere dışardan ve içeriden yaşatılan tüm sorunlara rağmen bu iki konuda başarılı olduk.

Pandemi ile mücadelede dünyanın en iyi beş ülkesinden biriyiz.

Anavatan Türkiye ile imzaladığımız İktisadi ve Mali İşbirliği Protokolü sayesinde ekonomimizin sorunlarının aşılması ve yeni bir kalkınma sürecine girme bakımlarından ciddi bir güvence sağlamış durumdayız.

Hal böyleyken Ekim ayı başından itibaren yeni dönem çalışmalarına başlayan Meclisimizin toplanmasında nisap sorunu yaşıyoruz.

Bu da halkımıza icraatları gerçekleştirmek ülkenin çeşitli ihtiyaçlarını gidermek adına yapmamız gereken yasa çalışmalarını engellemektedir.

Son olarak erken seçim tarihinin belirlenmesi için iyi niyetle yaptığımız önerinin de reddedilmesi göstermiştir ki bu Meclisin çalışması için muhataplarımızdan gereken anlayış ve desteği göremeyeceğiz.

Bunlara ek olarak koalisyon ortağı iki partinin içinde yaşanan sorunlar vardır.Dolayısı ile Meclis’te yaşanan nisap sorunu, hükümet ortağı iki partide yaşanan gelişmeler ve hükümet içinde ortaya çıkan bazı sorunlar istifayı gündemime almama neden oldu.

Bu noktadan hareketle Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyaret ederek hükümetin istifasını kendilerine sundum.

Bu noktada şunların çok değerli halkımız tarafından bilinmesini hassaten rica ederim; Ben tüm uzlaşmacı, demokrat, kimliğimle bu hükümetin Devletimiz, Ülkemiz, Halkımız için başarılı olması, her hangi bir şaibeye adının karışmaması, her kesimin, herkesin kucaklanması için elimden gelen her şeyi bana yapılan tüm haksızlıklara, komplolara, engelleme girişimlerine karşın yaptım.

Bundan sonrası, Sayın Cumhurbaşkanımızın, Meclisimizin, Parlamentomuzun ve Halkımızın takdirine kalmıştır. 8 Aralık’tan bu yana benimle birlikte bu ülkeye hizmet etmek için katkı sağlayan herkese, büyük destek ve anlayışını gördüğüm Anavatan Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay ve diğer Türkiye Cumhuriyeti Bakanları’na teşekkürlerimi ifade eder, saygılarımı sunarım.”