Ana Sayfa Blog Sayfa 1202

‘Yanan ormanların düzgün ağaçlandırılmaması ekosisteme kalıcı zarar verebilir’

İklim krizinin yol açtığı kuraklık ve sıcak dalgaları nedeniyle Türkiye geçtiğimiz yaz tarihinin en şiddetli orman yangınlarından birine tanık oldu.

Başta Ege ve Akdeniz bölgesinde olmak üzere on binlerce hektarlık alanın kül olduğu yangınlarda, ormanlar yeniden filizlenmeyi bekliyor. Orman Bölge Müdürlükleri ise ağaçlandırma çalışmaları için hazırlıklara çoktan başladı.

Ancak Prof. Dr. Doğanay Tolunay’a göre bu süreç oldukça iyi yönetilmeli ve takip edilmeli yoksa orman ekosistemlerine kalıcı zarar verilmesi kaçınılmaz olacak.

Adana ve Osmaniye’de fidanlar dikime hazır

Örneğin basına yansıyan haberlerde Adana ve Osmaniye’de 5 bin 600 hektarın yandığı ormanlık alanlara bu yıl içerisinde 4 milyon fidan dikilmesinin planlandığı belirtildi.

Adana Orman Bölge Müdürlüğü açıklamasında ormana kızılçam, fıstık çamı, karaçam ve sedirin yanı sıra keçi boynuzu, ceviz, badem ve zeytin fidanlarının dikileceğini söyledi.

Fotoğraf: Muzaffer Çağlıyaner/ AA

‘Zeytin ve keçiboynuzu ekosisteme zarar verebilir’

Yeşil Gazete’ye konuşan Prof. Dr. Doğanay Tolunay ise ormanlık alanlara zeytin ve keçiboynuzu ağaçlarının dikiminin orman ekosistemine zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Orman Genel Müdürlüğü üzerinde ormanlara gelir getirici türler ekilmesi için bir baskı olduğunu ifade eden Tolunay, “Bu sayede köylünün yararlanmasını ve gelir elde etmesini sağlıyorlar” dedi.

‘Orman değil meyve bahçeniz olur’

Gelir getirici türler tanımı sadece meyvesi için yetiştirilen türler için kullanılıyor. Keçi boynuzu, badem, zeytin, ceviz ve fıstık çamı en çok tercih edilenler arasında yer alıyor.

Ancak keçiboynuzu ve zeytinin kesinlikle orman ağacı türü olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Tolunay, “Ormanların diğer ekolojik hizmetlerini sağlanması için bir ekosistem oluşturması lazım. Eğer siz bu tarz müdahalelerde bulunursanız orman ekosistemi oluşmaz, meyve bahçesi gibi bir araziniz olmuş olur” dedi.

‘Orman dışı alanlara dikilebilir’

Kanun kapsamında da zeytinin bir orman ağacı türü olmadığını belirten Tolunay, “Eğer söylenildiği gibi zeytin ağacı dikeceklerse kanuna aykırı da bir işlem yapmış olurlar. Bunu sıkıntılı görüyorum” ifadelerini kullandı.

Hem köylülere gelir sağlanması hem de ormanlık alanların korunmasının mümkün olduğunu ifade eden Tolunay, bu tarz gelir getirici ağaçların köylülerin ulaşabileceği ormanlık alan dışarısına dikilebileceğini söyledi.

Transfer yaparken dikkatli olunmalı

Adana Orman Bölge Müdürlüğü’nün açıklamasında dikkat çeken başka bir ifade ise ellerinde 6 milyon fidan olduğu belirtilerek “Diğer Orman Bölge Müdürlükleri talep ederse onlara da verebilecek kadar fidanımız hazır” denilmesi.

Adana’ya uzak yerlere fidan yollanmasının genetik çeşitliliği etkileyebileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Tolunay, “Bu transfer yapılırken belki kurallara riayet edilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

Tohum transfer rejyonu

Doğanay Tolunay, ormancılıkta tohum transfer rejyonu olarak açıklanan olguya göre bir bölgeden toplanan tohumlar veya bu tohumlardan elde edilecek fidanların ancak belirli bir mesafeye kadar götürülebileceğini söyledi.

Benzer şekilde 600-700 metre gibi bir yükseltiden elde edilen tohumların ve tohumlardan elde edilen fidanların da gene benzer yükseklikteki rakımlara dikilmesi gerekiyor.

Bu kuralların genetik çeşitliliği korumak için uygulanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Tolunay, “Bu tohum veya fidanlar dikilse bile tutmamaları ve kurumaları durumu gözlenebilir” ifadelerini kullandı.

‘Kış uykusuna yatmaları beklenmeli’

Ekilecek türlerin yanı sıra dikkat etmek gereken bir nokta da bu işlemlerin ne zaman yapılacağı.

Genel ilke olarak ağaçlandırma yapılması için fidelerin kış uykusuna girmiş olması gerektiğini belirten Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Dikim için uygun zaman Akdeniz bölgesinde kasım sonunu bulabilir” dedi ve geçtiğimiz yıl yüksek sıcaklıklar nedeniyle aralık ayına sarktığını hatırlattı.

11 Kasım tarihinde bir ulusal ağaçlandırma günü olduğunu belirten Tolunay, bu tarihte sembolik dikimlerin yapılabileceğini ama başarılı ağaçlandırma çalışmaları için bitkilerin kış uykusu dönemine girmelerinin beklenmesi gerektiğini söyledi.

Uzmanlar uyardı: İklim krizi, ısı stresine bağlı kronik böbrek hastalığını artıracak

İnsan kaynaklı iklim krizinin etkisiyle küresel sıcaklıkların artmasından dolayı uzmanlar, ısı stresine bağlı kronik böbrek hastalığının, milyonlarca işçi için büyük bir sağlık salgını haline gelebileceğini kaydetti.

Böbrekler vücuttaki sıvı dengesinden sorumlu olduğu için, bu durum da onları aşırı sıcaklıklara karşı özellikle hassas hale getiriyor.

‘Ciddi böbrek hastalığına veya böbrek yetmezliğine dönüşebilir’

bianet‘in Guardian‘a dayandırdığı haberine göre, büyük oranda yaşlı insanlar, diyabet ve hipertansiyon gibi diğer rahatsızlıklardan muzdarip olanlar arasında görülen ilerleyici bir böbrek fonksiyonu kaybı olan geleneksel kronik böbrek hastalığı (KBH) biçiminden farklı olarak, CKDu salgınının başlıca sıcak, kırsal bölgelerde ortaya çıktığı kaydedildi.

CKDu’nun El Salvador ve Nikaragua gibi ülkelerin yanında Kuzey Amerika, Güney Amerika, Orta Doğu, Afrika ve Hindistan‘da da sıcak havalarda ağır el işçiliği yapan çok sayıda insanı etkilediği ifade ediliyor.

Uzmanlar, CKDu’nun işçilerin her gün sahadayken böbreklerinde hafif hasar geliştirdiği ısı stresine bağlı bir yaralanma olarak kabul edilmesi gerektiği konusunda fikir birliğindeler. Bu durumun da zamanla ciddi böbrek hastalığına veya tam böbrek yetmezliğine dönüşebileceği düşünülüyor.

‘Veriler çok yetersiz’

Columbia Üniversitesi‘nde iklim ve sağlık üzerine çalışan Dr. Cecilia Sorensen, böbreklere yapılan bu tekrarlayan düşük dereceli saldırının mutlaka semptomlarla birlikte gelmediğini kaydetti. Dr. Sorensen, insanların bu nedenle de durumları kötüye gidene kadar hastalıklarının farkında olmayabileceklerini de kaydetti.

“Sorunun kapsamının ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz olmadığını düşünüyorum çünkü bunun için gözetim yapmıyoruz” diyen Dr. Cecilia Sorensen, sözlerini şöyle sürdürdü:

Açıkça sıcak noktalar olarak belirlediğimiz bazı bölgeler var, ancak yaygınlığı ve ne kadar ciddi bir sorun olduğu açısından veriler çok yetersiz.”

Sorensen, mevcut verilere göre, böbrek hasarının ciddiyetinin, işçi daha savunmasız ve çaresiz hale geldikçe daha da kötüleştiğini söyledi.

‘Daha fazla hasta gelmeye devam etti’

El Salvador Hemodiyaliz Merkezi‘nde klinik nefrolog ve tıbbi direktör olan Dr. Ramón García Trabanino, yirmi yıldan fazla bir süre önce bir tıp öğrencisi olarak hastaneyi dolduran alışılmadık sayıda KBH hastası fark ettiğini şöyle anlattı:

Genç insanlardı, diyaliz tedavisi verecek bütçemiz ya da kapasitemiz olmadığı için ölüyorlardı. Elimizden gelenin en iyisini yaptık ama ölmeye devam ettiler ve daha fazla hasta gelmeye devam etti.”

‘Ölüm oranları beklenenden 10 kat daha yüksek’

O zamandan beri Meksika, Nikaragua, Kosta Rika ve Panama’da benzer salgınları araştırmaya başlayan Dr. Ramón García Trabanino, “Orta Amerika’daki bölgedeki maksimum sıcaklık haritalarına bakarsanız, hastalığı tanımladığımız bölgeler, sıcak noktalar ile eşleştiğini fark edeceksiniz” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

El Salvador ve Nikaragua – her yıl CKD nedeniyle en yüksek ölüm oranına sahip ülke için birincilik için savaşıyoruz. Ölüm oranlarımız beklediğimizden yaklaşık 10 kat daha yüksek. Yeni hasta sayısı çok fazla.”

Rusya’daki nükleer santralde buhar sızıntısı yaşandı

Rusya‘nın güneyindeki Rostov Na-Donu kentinde yer alan Rostov Nükleer Santrali’nde buhar sızıntısı meydana geldi.

Devlet nükleer ajansı Rosatom’un yan kuruluşu Rosenergoatom, santralin içerisindeki dört reaktörden ikincisinde çarşambayı perşembeye bağlayan gece buhar sızıntısı tespit edildiğini söyledi.

Şirket tarafından yapılan açıklamada sızıntının tespit edilmesinin ardından perşembe günü reaktörün onarım için devre dışı bırakıldığı belirtildi.

Radyasyon seviyeleri normal

Açıklamada sızıntının sebebi olarak reaktörün buhar jeneratöründe radyoaktif olmayan su taşıyan 18 milimetrelik bir borudaki kaynak hatası gösterildi.

Rosenergoatom sözcüsü Andrei Timonov, AFP’ye olayın tehlike oluşturmadığını ve radyasyon seviyelerinin normal seviyede olduğunu söyledi.

Timonov açıklamasında “İnce bir buhar damlaması vardı. İki gün içerisinde her şeyi tamir edeceğiz” ifadelerini kullandı ve onarım için önce borunun soğumasını beklediklerini aktardı.

En büyük nükleer enerji üreticilerinden

Rusya, dünyanın en büyük nükleer enerji üreticilerinden biri. Bazıları Sovyet döneminden kalma nükleer santrallerde zaman zaman işletim arızaları meydana geliyor.

Kremlin kendisini nükleer enerji hizmetlerinin önemli bir ihracatçısı olarak konumlandırmayı hedefliyor. Rosatom ise Türkiye, Mısır ve Hindistan gibi ülkelerde nükleer projeleri üzerinde çalışıyor.

Elazığ Geçici Bakımevi davası: Baroların ve STK’lerin müdahillik başvurusu reddedildi

Elazığ Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi‘nde yaşanan hayvan hakkı ihlalleri ile ilgili açılan davanın ilk duruşması bugün Elazığ Adliyesi’nde, 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi‘nde görüldü.

Birçok hayvanseverin ve hayvan hakları örgütünün takip ettiği davada adliye önüne ve duruşma salonuna çok sayıda çevik kuvvet geldi.

Davaya müdahil olmak isteyen baroların ve sivil toplum kuruluşlarının müdahillik talebi “doğrudan zarar görmedikleri” belirtilerek reddedildi. Dava, 25 Ocak 2022 tarihine ertelendi.

Neler yaşandı?

Elazığ Geçiçi Bakımevi’ni ziyaret eden gönüllüler burada hayvanlara kötü muamelede bulunulduğu, çiftlikte yaşayan hayvanlara uygun ilaçların kedi ve köpeklere kullandırıldığı, yaralı kedilerin bir oda içinde ve toplu halde tutulduğu, kafes içindeki parazitlerin temizlenmediği, dışkıların hayvan kafeslerinde bırakıldığı, mama kaplarının olmadığı ve kafeslerin pis ve bakımsız olduğu gerekçesiyle Elazığ Belediyesi Geçici Bakımevi müdürü ve veteriner hekimler hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Savcı olay yeri inceleme gerçekleştirerek, iddia edilen hususları doğrular nitelikte tespitlerin olduğu bir tutanak düzenlendi ancak Elazığ Valiliği soruşturmaya izin vermedi. Bunun üzerine gönüllüler davayı bölge İdare Mahkemesi’ne taşıdı.

Üst mahkeme, hayvanların sağlıklı şartlarda barınmasından sorumlu olanların görevlerini kötüye kullandıkları yönünde kuvvetli şüphe hali bulunduğundan soruşturma izninin verilmesi gerektiğine hükmederek Elazığ Valiliği’nin kararını kaldırdı, bakımevi müdürü ve veteriner hekimlerinin de dahil olduğu dört sanık hakkında kamu davası açıldı.

‘Sanıkların ifadeleri çelişkili’

HAYKURDER tarafından paylaşılan bilgilere göre Ankara Barosu adına davaya katılan avukat Burcu Yağcı, keşfin çok erken yapıldığını bu yüzden personelin henüz temizlik yapmadığını, temizlik ve tıbbı bakım ile ilgili hiçbir ihtiyaçlarının olmadığını söyleyen sanıkların bu ifadelerinin bilirkişi raporu ile tamamen çeliştiğine dikkat çekti.

Sanıkların kendi ifadeleri ile de çeliştiğini belirten Yağcı, “Sanıklar bir yandan ameliyathanedeki görüntülerin ameliyat sırasında yada sonrasında çekilmiş olabileceğini söyleyerek kendini savunuyor diğer yandan ise keşfin çok erken bir saatte yapıldığını, sabah 9’a kadar bakımevinde kimsenin olmadığını söylüyor. Keşif sabah 7’de yapıldığı için o saatte ameliyat yapılması mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Hayvanların birbirini yediği iddiası

Hayvanların birbirini yediği iddiası için de sanıkların sorumluluk almadığını söyleyen Yağcı, sanık veterinerlerden birinin hayvanların kaldığı yer ile çatı arasında bulunan 30 cm’lik açıklıktan giren yaban hayvanlarının kedileri yemiş olabileceği savunmasının mantıklı olmadığını belirtti.

Yağcı, sanıkların, bakımevinde bulunan tarihi geçmiş ilaçlar ile ilgili ilaçları imha etmek için tuttukları bahanesini öne sürdüklerini; sağlıklı hayvanlarla hasta hayvanların aynı bölmelerde tutulduğunu kabul ettiklerini; ölen hayvanların çöpe atılmadığını, gömüldüğünü iddaa ettiklerini ama hiçbirinin bu işleme katılmadığını belirttiğini söyledi.

Yağcı son olarak “kedilerin kaldıkları bölümü kalabalık sebebi ile ikiye ayırdıklarını söyleyen sanıklar daha sonra bu bölmenin bir tarafının ısınmadığını belirtti böylece hayvanları soğukta tutttuklarını kabul etmiş oldular” dedi.

‘Hukuk sadece insanlar için değil’

Davaya İzmir Barosu adına katılan avukat Tuğçe Berber, Baroların Avukatlık Kanunu gereği hukukun üstünlüğünü sağlamakla yükümlü olduğuna ve hukukun sadece insanlar için olmadığına değindi.

Katılma taleplerinin reddedilmesi davaların takipçisi olmayı bırakacakları anlamına gelmediğini, hayvanlar için adalet mücadelesi vermeye devam edeceklerini söyleyen Berber, bu davanın kazanılmasının, Türkiye’de bir ilk olması sebebiyle, tüm barınaklarda gerçekleşen ihlalleri azaltabileceği yönünde bir umut olduğunu belirtti.

STK’ların ve gönüllülerin katılma taleplerinin ret edilse bile celselere gelmesinin önemli olduğunu söyleyen Berber, 25 Ocak’taki celsede daha kalabalık olma çağrısı yaptı.

Merkez Bankası faiz düşürme kararı aldı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu‘nun (PPK) bugünkü toplantısı sonrası açıklanan karara göre, politika faizi 200 baz puan düşürülerek yüzde 16’ya indirildi.

Kararın ardından Dolar/TL kuru yeni bir rekor kırarak 9,48 TL’yi geçerken, Euro/TL kuru ilk kez 11’i, Sterlin/TL kuru ise 13’ü aştı.

Faiz indirimi nedeni

Kararın ardından TCMB şu açıklamalarda bulundu:

Küresel iktisadi faaliyette yılın ilk yarısında yaşanan toparlanmaya rağmen yakın dönemde açıklanan güven endeksleri, salgının etkisiyle gerilemeye başlamıştır. Aşılama oranlarındaki artışa rağmen salgında yeni varyantlar küresel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutmaktadır. Küresel talepteki toparlanma, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, bazı sektörlerdeki arz kısıtları ve taşımacılık maliyetlerindeki artış uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açmaktadır. Başlıca tarımsal emtia ihracatçısı ülkelerde yaşanan iklim koşullarının küresel gıda fiyatları üzerinde olumsuz yansımaları görülmektedir. Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmekle birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları enflasyondaki yükselişin talep kompozisyonundaki normalleşme, arz kısıtlarının hafiflemesi ve baz etkilerinin devreden çıkmasıyla birlikte büyük ölçüde geçici nitelikte olacağını değerlendirmektedir. Bu çerçevede, gelişmiş ülke merkez bankaları destekleyici parasal duruşlarını sürdürmekte, varlık alım programlarına devam etmektedir.

Öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin dış talebin de etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Aşılamanın toplumun geneline yayılması salgından olumsuz etkilenen hizmetler, turizm ve bağlantılı sektörlerin canlanmasına ve iktisadi faaliyetin daha dengeli bir bileşimle sürdürülmesine olanak tanımaktadır. Dayanıklı tüketim malları talebi yavaşlarken, dayanıksız tüketim mallarında bir toparlanma gözlenmektedir. İhracattaki güçlü artış eğilimiyle yılın geri kalanında yıllıklandırılmış cari işlemler dengesindeki iyileşmenin sürmesi beklenmekte, bu eğilimin güçlenerek devam etmesi fiyat istikrarı hedefi için önem arz etmektedir.

Enflasyonda son dönemde gözlenen yükselişte; gıda ve başta enerji olmak üzere ithalat fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar, yönetilen/yönlendirilen fiyatlardaki artışlar ve açılmaya bağlı talep gelişmeleri etkili olmaktadır. Bu etkilerin arızi unsurlardan kaynaklı olduğu değerlendirilmektedir. Diğer taraftan, güçlü parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki yavaşlatıcı etkileri devam etmektedir. Parasal duruşun sıkılığı ticari kredilerde öngörülenin ötesinde daraltıcı etki yapmaya başlamıştır. Bunun yanında, bireysel kredilerin ılımlı seyre dönmesi için güçlendirilen makroihtiyati politika çerçevesinin olumlu etkileri gözlenmeye başlamıştır. Kurul, para politikasının etkileyebildiği talep unsurları, çekirdek enflasyon gelişmeleri ve arz şoklarının yarattığı etkilerin ayrıştırılmasına yönelik analizleri değerlendirmiştir. Bu çerçevede politika faizi 200 baz puan indirilerek yüzde 16 olarak belirlenmiştir. Bununla birlikte, arz yönlü arızi unsurlardan kaynaklı olarak politika faizinde yapılan aşağı yönlü düzeltme için yıl sonuna kadar sınırlı bir alan kaldığı Kurul tarafından değerlendirilmiştir.”

Sürdürülebilir finans uygulamaları desteklenecek

Açıklamada kurulun iklim ve çevre kaynaklı riskleri sınırlamak için sürdürülebilir finans uygulamalarını destekleme kararı aldığı da belirtildi:

Kurul, ayrıca iklim ve diğer çevre kaynaklı riskleri sınırlandırmak amacıyla, para politikasının ana hedeflerinde bir değişikliğe yol açmadan sürdürülebilir finans uygulamalarını uzun vadeli bir politika olarak destekleme kararı almıştır.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır. Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir.”

23 Eylül’de politika faizini 100 baz puan düşürerek yüzde 19’dan yüzde 18’e indirilmesi sonucu Dolar/TL kuru artmış ve bu artış Merkez Bankası Başkan Yardımcıları Semih Tümen, Uğur Küçük ile PPK üyesi Abdullah Yavaş‘ı görevden alması sonrası da sürmüştü.

Görevden alınmaların ardından BDDK Başkan Yardımcısı Taha Çakmak TCMB Başkan Yardımcısı olarak, Prof. Dr. Yusuf Tuna ise PPK üyesi olarak atanmıştı.

Hazırlıkları tamamlanan Mecidiyeköy Meydanı, İBB tarafından açıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 22 Ocak 2021 tarihinde başlattığı Mecidiyeköy Meydanı çalışmasını 10 ayın ardından tamamladı.

Toplam inşaat alanının 7 bin 800 metrekare olduğu Mecidiyeköy Meydanı’nın 2 bin 500 metrekarelik bölümünde yeşil alan bulunuyor. Meydan düzenlemesi için alana, 63 tane ağaç da dikildi.

Alanda İstanbul Kitapçısı, Mecidiyeköy Sanat ve ücretsiz kitap okuma imkanı sağlayan Ödünç Kütüphane de bulunuyor.

‘Hayat burada değişmeli’

Alanı İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin birlikte gezdi.

Seçim döneminde meydanda değişiklik yapılması hakkında konuştuklarını dile getiren İBB Başkanı, o dönemde konuşulanları şöyle anlattı:

Seçim döneminde, sabahın çok erken bir vaktinde metrobüsle beraber buraya gelmeyi tercih ettik. İndik. İndiğimiz an itibariyle, buradaki nüfusun yaşam alanlarının ne kadar kaos içinde olduğunu, seyyar satıcılar, arabalar, bir takım emniyet güçlerimizin vasıtaları parklanmış vesaire. Ve gerçekten insanı ürküten bir alan. Ta o gün, ‘Hayat buradan değişmeli’ diye arkadaşlarımıza konuşmuştuk. Nasip oldu, gördük.”

‘İnsanlara mutluluk aşılayacağız’

“Sadece burada değil, İstanbul’un birçok alanında, birçok meydanında bu değişimleri yaşayacağız” diyen İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

Bu değişimler neye yansıyor? Az önce bir sanat gösterisini dinledik. Bir müzik çalıyordu. Ve birkaç dansçı arkadaşımız da gösteri yapıyordu. Buradaki sanatsal etkinlikler, buradaki kültürel etkinlikler, buradaki İstanbul Kitapçısı -ki emanet kitapla ilgili bir süreç başlatıyor arkadaşlarım yazılımlarıyla beraber- işte bir sanat sergisinin oluşumu ve orada insanların sanatla buluşmaları… Burada aslında biz, insanlara mutluluk aşılayacağız. Ve bu mutluluğun aşılanmasının şöyle bir faydası var: İnsanlar, güzel alanlardan, güzel mekanlardan, güzel anılardan geçerek işine giderse, işindeki performansı da artar. Evine giderse, belki de o günün bütün yorgunluğunun üzerine bir tebessümle evine gider. Bir huzursuzluğu varsa, onu evine yansıtmaz. Evine farklı düşüncelerle döner. Pozitif düşüncelerle döner. Tüm bu yönleriyle işte şehrin donatı alanları, meydanları, boşlukları çok çok kıymetli.”

‘İstanbul’umuza hayırlı olsun’

İmamoğlu, alanla ilgili şu açıklamaları da yaptı:

Bundan sonra burası, başta ev sahibi olan Şişli Belediyesi’nin, Şişli halkının ama İstanbulluların da yeri. Dolayısıyla halkımıza emanet. Koruyup kollayacağını, geliştireceğini, bize öneriler getireceğini biliyorum. Bazı sanat etkinliklerini belki de bazı sivil toplum kuruluşları burada yapacaklar, tasarlayacaklar ve halkımızla buluşturacaklar. Alelacele, gecenin bir vakti, ‘Ben buradan kaçarak nasıl giderim? Başıma bir şey gelebilir mi’ düşüncesinin yerine, ‘Ya şurada bir soluklanayım, hatta kapalı da olsa sergi salonunun etrafında dolaşarak, içerideki aydınlatmanın verdiği avantajla uzaktan da olsa bir sanat eserini inceleyeyim’ deme fırsatını veren bu alanı var ettikleri için ve vatandaşlarımıza da sundukları için, vatandaşlarımızın da koruyacaklarına olan inancımla herkese teşekkür ediyorum. İstanbul’umuza hayırlı olsun.”

Araştırmaya göre yeşil kimliğiniz genlerinizle ilgili olabilir

Bazı insanlar diğerlerinden daha fazla çevre bilincine sahip. Bilim insanları bu durumun nedeninin genlerle ilgili olabileceğini söylüyor.

BioScience dergisinde yayımlanan bir araştırma tek yumurta ikizlerinin çift yumurta ikizlerine kıyasla koruma ve çevrecilik konusunda daha benzer görüşlere sahip olduğunu buldu.

Bu sonuçtan yola çıkan araştırmacılar insanların genetik yapıları ile yeşil politikalara verdikleri destek arasında bağlantı olabileceğini öne sürüyor.

‘Determinizm değil olasılık ile ilgili’

Singapur Ulusal Üniversitesi‘nde araştırma görevlisi ve dergide yayınlanan makalenin başyazarı Chia-chen Chang, “Amaç, insanların neden farklı olduğunu anlamak” diyerek bu farklılıkta çevre ve genetik faktörlerinin etkisili olduğunu söyledi.

Chang açıklamasında “Genetik bileşenleri göz önünde bulundurmak bize bu soruya daha bütünsel bir cevap verir, ancak genetik sonuçlar determinizm değil, sadece olasılık ile ilgilidir” ifadelerini kullandı.

1000’den fazla ikiz incelendi

Araştırmacılar, ülkenin en büyük ikiz veri tabanı olan TwinsUK kayıtlarından 1000’den fazla ikizin verilerini kullandı.

Araştırmada tek yumurta ikizlerinin doğaya olan ilgileri, çevresel aktivizm ve kendi davranışlarının ne kadar çevre dostu olduğu hakkındaki sorulara verdikleri yanıtlar incelendi.

Sonuçlar, tek yumurta ikizlerinin her üç kategoride de sürekli olarak daha fazla ortak noktaya sahip olduğunu gösteriyor. Bilim insanlarına göre bu, insanların genetiği ile çevresel davranışları arasında bir bağlantı olduğunu ve aynı zamanda çevreci özelliklerin bir miktar kalıtsallık ile ilgili olduğunu gösteriyor.

Fotoğraf: AA

‘Davranışlarımız düşündüğümüzden karışık’

Ancak araştırmacılar, birinin içinde büyüdüğü ve çevrelendiği sosyal çevrenin, doğaya, çevresel aktivizm ve kişisel davranışa yönelik bireysel ilginin yüzde 50’den fazlasını açıkladığını söylüyor.

Chang, “Kalıtım, genetik bileşenlerin olduğunu gösteriyor. Ancak kalıtsallık tahminleri hem genetikten hem de çevreden etkilenir. Ekolojiye dair davranışlarımız muhtemelen düşündüğümüzden daha karmaşık” dedi.

‘Çok yararlı bir çalışma olduğunu düşünmüyorum’

The Guardian’da Sofia Quaglia’nın haberine göre çalışmaya dahil olmayan Ekonomi ve İstatistik Araştırma Merkezi’nde sosyal bilimler genetiği profesörü olan Felix Tropf, kalıtımın insanların çevresel tutumlarındaki rolünü anlamanın önünde uzun bir yol olduğunu söyledi:

“Böyle bir çalışmanın konu için son derece yararlı olduğunu düşünmüyorum. Bir noktada çok yararlı olabilecek daha fazla araştırmayı motive edebilir, ancak öncelikle temel olarak gözlemlediğimiz tek şeyin, genetik olarak tek yumurta ikizlerinin, iklim değişikliğine karşı tutumlarında genetik olarak tek yumurta ikizlerinden daha benzer olduğu olduğunu anlamak önemlidir”

‘İklim krizi sistemik bir sorun’

Aslında, iklim krizine yönelik tutumlarla ilişkili birçok gen olmasına rağmen, hepsi farklı şekillerde farklı şeyler yapabilir. Tropf, “Seni doğaya ya da onun gibi bir şeye yaklaştıran tek bir gen yok” dedi.

Ayrıca, sonuçları etkilemesi bekleneceğinden, araştırmacıların çalışmadaki ikizlerin sık sık doğaya maruz kalıp kalmadıkları hakkında bilgi içermesi gerektiğini de önerdi.

Troph, “Çevreciliğe yönelik bireysel davranışlar üzerindeki etkileri analiz etmek güzel, ancak sonuçta iklim değişikliği yapısal bir sorun, sistemik bir sorun ve politik bir sorun” dedi.

İstanbul Fırıncılar Odası, ekmeğin 2,5 TL olması için başvuruda bulundu

İstanbul Fırıncılar Odası, ekmeğin 2,5 TL olması için başvuruda bulunurken, İstanbul Valiliği ve İstanbul Ticaret Odası da talebi değerlendiriyor.

Bazı ilçelerdeki fırınlar ise kararı beklemeden ekmekleri 2,5 TL’den satmaya başladı.

‘Ekmeğe zam değil gramaj artışı’

DHA‘da yer alan habere göre, İstanbul Fırıncılar Odası Yönetim Kurulu, ekim ayı olağan toplantısını gerçekleştirdi ve kurulda fiyatları artan un ve enerji maliyetleri ele alındı. Diğer yandan 230 gram ekmeğin 2,5 TL olması da talep edildi. Zam talebi için tekrar başvuru yapıldı.

Fırıncılar, ekmeğe zam değil gramaj artışı yaptıklarını söyledi. Bazı fırınlar gramajı 230 grama, bazıları ise 270 grama çıkarttı. Ancak yurttaşlar, ne 30 gramlık ne de 70 gramlık farkı satın aldığı ekmeklerde anlayamadı ve bu karara itiraz etti.

Bazı fırıncılar artan un fiyatlarından dolayı zam yapmak durumunda kaldıklarını ifade ederken, bazıları ise 2,5 TL’nin bile düşük bir fiyat olduğunu belirtti.

Türkiye’de nadir görülen kızıl çaylak İstanbul’da görüntülendi

Türkiye’de oldukça nadir görülen atmaca familyasından kızıl çaylak, kuş gözlemcisi Haldun Savaş tarafından Şile‘de kayda alındı.

Şile’deki Katı Atık Bertaraf Tesisleri yakınlarında kızıl çaylağı görüntüleyen Savaş, zaman zaman bu bölgeye gelip kuşları gözlemlediklerini anlattı.

‘Fotoğrafları incelerken fark ettim’

Asıl mesleği mühendislik olan Savaş, 15 seneyi aşkın süredir kuşları gözlemleyerek fotoğraf çektiğini belirterek, kendisi gibi kuş gözlemcisi ve fotoğrafçılarla sosyal medyada organize olduktan sonra Şile’ye geldiklerini ifade etti.

Savaş AA muhabirine yaptığı açıklamada “O gün de burada kuzey tarafta kara çaylakları görüp fotoğraf çektim. Fotoğraf çekerken kızıl çaylağa dikkat etmedim. Akşam eve gittiğimde fotoğrafları incelerken kızıl çaylağı fark ettim ve çok heyecanlandım. Kızıl çaylak, Türkiye’de göç zamanında bile nadiren görülen bir tür. Ancak burada bir haftadır kaldığını fark ettik. Türkiye’de kızıl çaylak daha önce böyle yerleşik olarak görülmemişti” dedi.

‘Sevindirici bir olay’

Gelecek günlerde de kızıl çaylağın hareketlerini takip edeceğini, nerede, ne kadar kaldığını izleyeceğini belirten Savaş, şunları söyledi:

“Kızıl çaylak bugüne kadar Türkiye’de en fazla 10 kere çekilmiştir. Diğer kuşçu arkadaşlar da büyük ilgi gösterdi. Yüzlerce kuş fotoğrafı çeken arkadaşımız var ancak ellerinde kızıl çaylak fotoğrafı yoktu. İspanya, Almanya, Fransa’ya giderseniz orada kızıl çaylak bulabilirsiniz. Ancak Türkiye’de çok nadir görülür. İstediğiniz zaman görüp fotoğrafını çekebileceğiniz bir tür değil. Çünkü belli bir yeri yok. Bazı türler vardır mesela Şanlıurfa’da yaşar, oraya gidip çekersiniz. Fakat kızıl çaylak öyle değil. Onu burada bulmamız ve burada yaşadığını görmemiz sevindirici bir olay.”

Nesli tehlikede

Önceki yıllarda Tekirdağ, Ankara ve son olarak 2-3 yıl önce Bursa Karacabey’de görülen kızıl çaylak, dünya ölçeğinde nadir ve nesli tehlike altında bulunan bir kuş türü olarak biliniyor.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Ergün Bacak, kızıl çaylağın Türkiye’de düzenli olarak bulunmadığını anlatarak, “Kızıl çaylak statü olarak Türkiye’nin kuşları kitabına baktığımız zaman nadir rastlantısal dediğimiz, birkaç senede bir görülebilen türlerdendir. İstanbul’da son yıllarda birkaç kaydı var ama toplamda ayrı ayrı olmak üzere en fazla 10 kere kaydı yapılan bir kuş türüdür. Kızıl çaylak, Türkiye’de düzenli olarak bulunmaz veya düzenli bir geçiş halinde olmayan nadir sayılabilecek türlerden biri diyebiliriz” dedi.

‘Kuşların yaşam alanları yok oluyor’

Ergün Bacak, kuşların yaşam alanlarının yok edildiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Kara çaylak, 1970’li yıllarda İstanbul’da üreyen bir türdü ve İstanbul’da tavuk besleyenlerin kümeslerinden civciv ve piliçlerini kaçırırdı fakat artık sadece göç zamanlarında veya ne yazık ki çöplüklerde görülebiliyor. Kızıl çaylak evet ülkemiz için nadir bir tür ama kara çaylak gibi türler de maalesef İstanbul için nadir tür olma statüsü taşıyabilir. Kızıl çaylak için önemli diyoruz ama kara çaylak gibi İstanbul’un yerlisi olan, üreyen, yaz-kış görülen türler de İstanbul’da görülemeyecek çünkü insan maalesef bütün habitatları yok ediyor, kendi yaşam alanını oluşturuyor. Böylece kuşların yaşam alanları yok oluyor.”

Genç iklim aktivistleri 22 Ekim’de küresel iklim grevi için sokağa çıkıyor

Dünyanın dört bir yanındaki genç iklim aktivistleri, 31 Ekim- 12 Kasım tarihleri arasında Glasgow’da gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) öncesinde liderlere baskı oluşturmak için sokağa çıkıyor.

Türkiye’deki genç iklim aktivistleri de 22 Ekim Cuma günü gerçekleştirecekleri iklim grevleriyle bu küresel çağrıya Ankara ve İstanbul’dan cevap verecek.

İstanbul ve Ankara’da iklim grevleri

İstanbul’daki aktivistler 22 Ekim Cuma günü saat 17.00’da Şişli’deki Maçka Demokrasi Parkı’nın girişinde basın açıklaması düzenleyecek.

Hükümetlerin iklim değişikliği konusunda daha iddialı hedefler sunmasını talep eden genç aktivistlerin Ankara’daki buluşma noktası ise saat 17.00’da Seğmenler Parkı Amfi Tiyatrosu olacak.

Genç iklim aktivistleri tarafından yapılan çağrıda “İklim krizinden en çok etkilenen ülkeler, bölgeler ve topluluklar için ses olmak, gezegenimizi ve haklarımızı savunmak, yıllardır dile getirilen taleplerimizi duyurmak ve karar alıcıları harekete geçirmek için bu sefer de COP26 öncesinde buluşuyoruz” denildi.