Ana Sayfa Blog Sayfa 1201

2020 yılında çocuk işçiliğiyle mücadele kapsamında 12 bin 457 çocuğa ulaşıldı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne (TBMM) sunulan 2022 yılı bütçe teklifine göre Bakanlık, 2020 yılında çocuk işçiliğiyle mücadele kapsamında 12 bin 457 çocuğa ulaştı. Ayrıca Bakanlık, iki yıl içinde bu rakamın ikiye katlanacağı tahmininde bulundu.

2023 yılı sonunda ise 29 bin çocuk

ANKA‘da yer alan habere göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bütçe teklifinde 2020 yılında 335 bin 761 kişinin iş başı eğitim programından ve 87 bin 372 kişinin de mesleki eğitim programından yararlandığı kaydedildi.

Fakat, bu istihdam programlarından yararlananların yüzde 42,8’i geçen yıl iş bulamadı ve işsiz kaldı. Bakanlık, bu oranın bu yıl 12,6’ya, 2022 yılında yüzde 12’ye, 2023 yılında yüzde 11,4’e ve 2024 yılında yüzde 10,9’a ineceği tahmininde bulundu.

Öte yandan Türkiye’de çocuk işçiliğin durumu da gözler önüne serildi ve 2020 yılında, çocuk işçiliğiyle mücadele kapsamında 12 bin 457 çocuğa ulaşıldığı açıklandı. Bu sayının 2021 yılı sonunda 27 bin, 2022 yılı sonunda 28 bin ve 2023 yılı sonunda ise 29 bin çocuk işçiye ulaşmasının tahmin edildiği görüldü.

11 bin 346 kişi mobbing gerekçesiyle başvuruda bulundu

Bütçe teklifinde, iş yerinde mobbinge uğradığını belirterek başvuru yapanların sayısı da yer aldı. Buna göre, 2020 yılında 11 bin 346 kişi mobbing gerekçesiyle başvuru yaptı. Bu sayının 2021 yılı sonunda 17 bin 250 olması, 2022 yılında 17 bin, 2023 ve 2024 yılı sonunda ise 16 bin 500 kişi olacağı tahmin ediliyor.

Türk lirası tarihin en düşük seviyesinde: Dolar 9,66 lirayı gördü

Merkez Bankası‘nın faiz indirme kararının ardından düşüşünü hızlandıran Türk lirası tarihin en düşük seviyesini gördü.

Dün 9,5532 TL karşılığıyla rekor kıran dolar, bugün 9,66’ya çıkarak rekorunu tazeledi. Euro ise 11,25 TL seviyesinden işlem görüyor. Sterlin/TL kuru 13,32’yi geçerken gram altın 554 TL’ye yükseldi.

Sosyal medya platformu Twitter üzerinde en çok konuşulan etiketler ise “dolar10”, “dolar 9.60”, “gramaltın”, “hemenseçim”, “erkenseçim” şeklinde sıralanıyor.

Yıl sonu beklentisi artıyor

İtalyan bankacılık devi Unicredit, Merkez Bankası’nın piyasa beklentilerinin çok üzerinde gelen faiz indirim kararının ardından yıl sonu için dolar/TL tahminini 10,50’ye çekti.

Kurum ayrıca 2021 sonunda faizlerin yüzde 14’e inmesini beklediklerini açıkladı. Çift haneli dolar/TL’nin dolarizasyonu artırabileceğini söyleyen Unicredit, 2022’nin sonunda ise doları kurunun 11,80 olmasını bekliyor.

Mahkeme, Altınordu Belediyesi’nin açmak istediği taş ocağına geçit vermedi

Ordu‘nun Ulubey ilçesinde Altınordu Belediyesi tarafından açılmak istenen taş ocağına karşı açılan dava sonuçlandı. Mahkeme halkı ve Ordu Çevre Derneği’ni haklı bularak taş ocağının uygun olmadığına karar verdi.

Ordu 1’inci İdare Mahkemesi daha önce de atanan bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporun ardından proje hakkında “yürütmeyi durdurma” kararı vermişti.

‘Eymür halkı kurtuldu’

Açıklanan kararı değerlendiren Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu “Öncelikle belirtmek gerekir ki, mahkemenin duruşma sonrası kararını erken açıklaması sevindirici. Artık Eymür halkı taş ocağı tehdidinden kurtuldu” ifadelerini kullandı.

Mahkeme kararına dair detayların da paylaşıldığı açıklamada “Mahkeme kararında yaşanacak ekolojik sorunlardan söz edilmekte. Özellikle su kaynaklarına ve tarım arazilerine dikkat çekilmektedir” denildi.

‘Tarım ve hayvancılık olumsuz etkilenecek’

Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu’nun aktardığına göre projeyi durduran mahkeme kararında şu ifadeler kullanıldı:

“Ordu ili Ulubey ilçesi Yukarı Eymür Mahallesi sınırları içinde kurulması planlanan ‘Andezit Ocağı ve Konkasör Tesisi’ için verilen 04.02.2021 tarih ve E. 202120 sayılı ‘Çevre Etki Değerlendirme Gerekli Değildir’ kararının, önemli çevresel etkilerinin olacağı, projenin uygulanacağı saha ve coğrafya bir bütün olarak değerlendirildiğinde; projenin uygulanacağı sahada ve sahanın yakınında bulunan canlı ve bitki çeşitliliğinin, proje sahasının yakınında bulunan yerleşim yerlerinin tarım, hayvancılık, arıcılık gibi faaliyetlerinin, proje yakınında bulunan yerleşim yerlerindeki hanelerin faydalandığı tatlı su kaynağının projeden olumsuz etkileneceği; öte yandan proje tanıtım dosyasının yukarıda da değinildiği üzere eksik olduğu ve yeterli teknik – bilimsel gereklilikler doğrultusunda hazırlanmadığı; projenin su kaynaklarına, tarım-orman alanlarına ve yerleşim yerlerine olan mesafesi göz önünde bulundurulduğunda ve projenin olası etkileri dikkate alındığında, bilirkişi raporunda vurgulanmış risk ve etkiler sebebiyle ÇED sürecinin işletilmesi gerektiği ve neticede ortaya çıkan duruma göre iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi gerektiği kanaatine varıldığından dava konusu idare işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin reddine … karar verildi.”

Sağlık parkındaki heykeller tartışma yarattı: Çocuklarımız bu heykelleri görüp korkabilir

Denizli‘de Merkezefendi Belediyesi tarafından koronavirüs salgını sırasındaki verdikleri emeklerden dolayı ve salgın sırasında vefat eden sağlıkçılar için sağlık çalışanlarına ithafen inşa ettiği sağlık parkında yer alan heykeller tartışma yarattı.

Heykellerin estetik ve mimari yapısı konuşulurken, Merkezefendi Belediye Meclisi AK Parti Grup Başkanvekili Yavuz Aki, “Çocuklarımız bu heykelleri görüp korkabilir” dedi.

‘Parktan kaldırılmasını istiyoruz’

DHA‘da yer alan habere göre, Bahçelievler Mahallesi Gülistan Caddesi’nde 9 bin 600 metrekarelik alan üzerine kurulan, içerisinde oyun alanları, yürüyüş ve koşu yolları ile jimnastik ve fitness aletleri bulunan sağlık parkında sağlık personellerini simgeleyen heykeller de yer aldı. Ancak, sağlık çalışanlarını simgeleyen heykeller sosyal medyada tartışma yarattı.

Objelerin parka yakışmadığını düşündüklerini kaydeden Aki, parktan kaldırılmasını istediklerini kaydetti:

2 yıldır süren bir pandemi dönemi içerisindeyiz. Bir virüsle savaş halindeyiz. Bu savaşta bizlerin hayatını kurtarmak için en önde savaşan sağlık personellerimiz adına yapılan parkta onları onurlandırmak, bu mücadelelerini taçlandırmak için yapılan objeler hakkında çok tepki aldık. Biz bu objelerin buraya yakışmadığını düşünüyoruz. Henüz açılışı yapılmayan bu parkta bu objelerin kaldırılmasını istiyoruz.”

Fotoğraf: DHA

Aki ayrıca, “Sağlık çalışanlarımızın şefkatini, onların duyarlılığını ve hizmet sevgisini yansıtan eserler olmadığını düşünüyoruz” ifadelerini de kullandı.

‘Burada kötü bir niyet yok ve aranmamalıdır’

Denizli’de Merkezefendi Belediye Başkan Yardımcısı Fatih Coşkun ise, parkın sağlık çalışanlarına saygı amacıyla yapıldığını hatırlatarak, objeleri belediyenin kendi personelinin tasarladığını ve sanat eseri olarak görülmemesi gerektiğini kaydetti:

Sağlık Parkı, sağlık çalışanlarına saygı için yapıldı. Parkın içindeki objeler sağlık çalışanlarının dünyaya olan faydalarını göstermek için yapıldı. Objeleri belediyemizin kendi personeli tasarladı. Sanat eseri olarak görülmemelidir. Sadece saygı amaçlı yapıldı. Burada kötü bir niyet yok ve aranmamalıdır.”

Rapor: İklim krizi uluslararası alanda gerilimlere yol açacak

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) istihbaratı tarafından hazırlanan “İklim Değişikliği ile ilgili Ulusal İstihbarat Tahmini” raporunda iklimin 2040 yılına kadar ulusal güvenlik üzerindeki etkisi incelendi.

ABD’deki 18 istihbarat kuruluşunun toplu görüşünün yansıtıldığı 27 sayfalık değerlendirmede, iklim krizinin uluslararası alanda gerilimlere yol açacağı değerlendirmesinde bulunuldu.

Raporun Glasgow‘da yapılacak COP26 İklim Zirvesi‘nden hemen önce yayınlanması da dikkat çekti.

‘Orta Doğu ülkelerini daha da zorlayacak’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, raporda ülkelerin iklim kriziyle mücadele noktasında anlaşmazlık yaşayacakları ifade edilirken, iklim krizinin etkilerinin ise en çok yoksul ülkelerde hissedileceği kaydedildi.

Rapor ayrıca, fütürist jeo-mühendislik teknolojilerinin bazı ülkeler tarafından tek başına kullanılmaya başlanması durumunda ortaya çıkabilecek riskler konusunda da uyarıyor.

20’den fazla ülkenin toplam ihracat gelirlerinin yüzde 50’sinden fazlasının fosil yakıtlara bağlı olduğu hatırlatılırken, bazı ülkelerin önlem almaya direnebileceği de kaydedildi.

Ayrıca, “Fosil yakıt gelirlerindeki düşüş, iklimin etkilerini daha yoğun hissedeceği tahmin edilen Orta Doğu ülkelerini daha da zorlayacaktır” ifadeleri de kullanıldı.

Risk altındaki 11 ülke

ABD istihbarat kuruluşları; enerji, gıda, su ve sağlığın özellikle risk altında olduğu 11 ülke ve iki bölge tanımlıyor.

11 ülkeden beşi Güney ve Doğu Asya‘daki Afganistan, Burma, Hindistan, Pakistan ve Kuzey Kore. Dördü Orta Amerika ve Karayipler‘de bulunan Guatemala, Haiti, Honduras ve Nikaragua. Diğer ülkeler ise Kolombiya ve Irak. Ayrıca, Orta Afrika ve Pasifik‘teki küçük devletler de risk altında.

Rapora göre, bu ülke ve bölgeler daha yoksullar ve koşullara uyum sağlama konusunda daha az yetenekli olma eğilimindeler. Bu da istikrarsızlık ve iç çatışma risklerini artıracak. İstikrarsızlık, özellikle mülteci akınları şeklinde kendini gösterebilir ve ABD’nin güney sınırına baskıya neden olabilir.

Öte yandan, Orta Doğu ve Kuzey Afrika‘da, yüzey su kaynaklarının yaklaşık yüzde 60’ı birden fazla ülkenin sınırlarına girdiği için suya erişimde de sorunlar yaşanacak.

Pakistan ve Hindistan‘ın uzun süredir süren su sorunları devam ederken, Mekong Nehri havzasının Çin ile Kamboçya ve Vietnam arasında sorunlara neden olabileceği uyarısında bulunuluyor.

Kuzey Kutbu da, buzulların erimesi nedeniyle daha erişilebilir hale geldiği için en çok sorunun yaşanacağı yerlerden biri olması tahmin ediliyor. Buzulların erimesi yeni nakliye yolları açılması ve balık stoklarına erişimi sağlasa da, aynı zamanda ordular bölgede ilerledikçe hata riski de ortaya çıkabilir.

Rapor, bu sorunlardan kurtulmanın bazı yolları olduğunu söylüyor. Bunlardan biri de çığır açan teknolojilerin kullanımı.

Twitter’ın kendi araştırması platformun sağ görüşe daha fazla yer verdiğini gösteriyor

Twitter tarafından hazırlanan ve platformun algoritmasının sağ politikacıların tweetlerini ve sağ eğilimli haber kuruluşlarından gelen içeriği soldan daha fazla öncelediğine dair rapor kamuoyuyla paylaşıldı.

Ancak rapor bu durumun neden kaynaklandığını ortaya koyamıyor. Twitter’ın makine öğrenimi, etik, şeffaflık ve hesap verilebilirlik ekibinin başkanı Rumman Chowdhurry, Protocol’e verdiği demeçte rapor için “neden” değil “ne” raporu nitelemesini yaptı.

Nedeni araştırılacak

META ekibi, “nedenini” keşfetmeye çalışmak için “kök neden analizi” denilen bir yöntem uygulamayı planlıyor. Bu yöntem kullanıcıların platformu nasıl kullandıkları hakkında, kullanıcıların etkileşim biçiminin bu olup olmadığını göstermeye yardımcı olabilecek test edilebilir hipotezler oluşturmayı içeriyor.

Hangi medya kuruluşlarının ve politikacılarının “sağ görüşlü” olduğuna dair değerlendirme ise Twitter tarafından yapılmadı. Bunun yerine başka araştırmacıların tanımları kullanıldı.

Algoritma insanlar tarafından şekilleniyor

Araştırma kapsamında yedi kıtadan milyonlarca tweet ve yapılan haber paylaşımları incelendi. Chowdhurry açıklamasında “Dünyaya algoritmalar yayıldığında ve insanlar onunla etkileşime girdiğinde ne olur, bunun için model yapamayız. Çünkü insanların Twitter’ı nasıl kullandığı etkileyecektir ve bunu modelleyemeyiz” dedi.

Eğer yapılacak analiz sonucunda algoritmanın neden önyargı oluşturacak şekilde tasarlandığı bulunamazsa bu eşitsizlik arkasındaki neden olarak bazı sağ politikacıların ideolojilerini çevrimiçi olarak satmada daha iyi olduğu anlamı çıkabilir.

Ancak bunun sorumluluğu kullanıcılara atmak olmayacağını söyleyen Chowdhury, bu durumda da insanlara daha anlamlı bir seçim ve kontrol sağlamak için bu durum üzerinde çalışılacağını söyledi.

 

ABD’de plastik emisyonları kömürü geride bırakabilir

ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, tüketimi çok hızlı artan plastik yakın zamanda iklim değişikliğine yol açan olumsuz etkenler sıralamasında kömürü geride bırakabilir.

Bennington College‘ın Beyond Plastics kuruluşu tarafından yapılan araştırmada, plastik kullanımı sonucu ortaya çıkan yıllık en az 232 milyon tonluk karbon bazlı emisyon hacminin, kömürle çalışan ortalama büyüklükteki 116 tesisin yıllık emisyonuna eşdeğer olduğu belirtildi.

Yılda 40 milyon tondan fazla emisyon

Araştırma raporunda, 2020’de plastik endüstrisinin rapor edilen emisyonlarının 2019’a göre 10 milyon ton arttığı, bununla birlikte endüstriye dahil olacak 12 tesiste inşaatın devam ettiği ve 15 tesisin de planlama aşamasında olduğu ifade edildi.

AA’ın aktardığı araştırma, yeni tesislerle birlikte 2025’e kadar yılda 40 milyon tondan fazla sera gazı salımı olacağını ve ABD plastik endüstrisinin iklim değişikliğine etkisinin 2030’a kadar kömürle çalışan elektrik santrallerini geride bırakacağı gerçeğini ortaya koydu.

COP26’da önemli yer ayrılmıyor

Araştırmada görev alan bilim insanları, ülkenin kömürle çalışan elektrik santrallerinin yüzde 65’inin yakın zamanda kapatılmasının sevindirici olduğunu ancak plastik üretimindeki artışın bu kazanımlardan daha ağır bastığını belirtti.

Bilim adamları, devasa bir çevresel sorun olan plastik üretimi ve imhası konusunun, ne altyapı bütçesi üzerinde uzun tartışmalar yaşanan ABD Kongresi’nin ne de 31 Ekim’de İskoçya‘da başlayacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın gündeminde hak ettiği yeri bulamadığını kaydetti.

Dünyada yenilenebilir enerjide istihdam 12 milyona ulaştı

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan rapora göre dünyada yenilenebilir enerji sektörü sayesinde sağlanan istihdam geçen yıl bir önceki yıla göre 500 bin artarak 12 milyona yükseldi.

Yenilenebilir Enerji ve İstihdam Yıllık Değerlendirme Raporu‘na göre, küresel yenilenebilir enerji sektöründe istihdam 2012’den bu yana sürekli olarak büyüme gösterdi.

İlk sırada Çin var

Çin, yenilenebilir enerjide 4,7 milyon istihdamla ilk sırada yer alırken, Brezilya‘da 1,2 milyon, ABD’de 838 bin, Hindistan‘da 726 bin kişi sektörde iş sahibi oldu. Avrupa Birliği‘nde ise 1,3 milyon kişiye iş sağlandı.

Böylece dünyada yenilenebilir enerji sektöründe istihdam geçen yıl bir önceki yıla göre 500 bin artarak 12 milyon kişiye ulaştı.

En büyük iş kolu güneş

Dünya genelinde 2020 sonu itibarıyla yenilenebilir enerjide 4 milyon kişi güneş sektöründe iş buldu. Onu, 1 milyon 250 bin kişiyle rüzgar enerjisi, 2,4 milyon kişiyle biyoyakıt sektörü izledi.

Rapora göre, geçen yıl küresel yenilenebilir enerji istihdamının yüzde 32’si kadınlardan oluştu. 2050’ye kadar 43 milyon kişinin yenilenebilir enerji sektöründe istihdam edileceği tahmin ediliyor.

‘Sosyoekonomik fayda da sağlıyor’

AA’nın haberine göre raporda görüşlerine yer verilen IRENA Genel Direktörü Francesco La Camera, yenilenebilir enerji sektöründeki istihdam politikasının iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerine ulaşmada önemli katkı sağladığını belirterek şu yorumu yaptı:

“Yatırımların artırılması enerji dönüşümü yanında sosyoekonomik fayda da sağlayacaktır. Çevresel sürdürülebilirlik sağlanarak istihdam olanakları aynı anda yaratılabilir.”

OECD’ye bağlı FATF, Türkiye’yi gri listeye aldığını duyurdu

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü‘ne (OECD) bağlı Mali Eylem Görev Gücü (FATF), kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede eksikleri gerekçesiyle Türkiye’yi gri listeye aldığını duyurdu.

Bu hafta düzenlenen genel kurulda alınan kararla birlikte, Türkiye yakından takip edilecek. Türkiye, kurumun Uluslararası İşbirliği İnceleme Grubu tarafından izlemeye tabi tutulacak.

FATF, ülke raporunda tespit edilen eksiklikleri iki yılda bir yapılan güncelleştirme (Biennial Update) ve düzenli izleme (Regular Follow Up) ile takip ediyor.

‘Türkiye kararlı olduğunu göstermelidir’

BBC Türkçe‘de yer alan habere göre, genel kurulun ardından yapılan basın toplantısında konuşan FATF Başkanı Marcus Pleyer, Türkiye’de bankacılık ve emlak sektörleri ile değerli maden ticareti yapanlar gibi farklı aktörlerin daha sıkı denetlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

Pleyer, konuyla ilgili şunları söyledi:

Türkiye karmaşık kara para aklama vakalarıyla etkin bir şekilde başa çıktığını ve Birleşmiş Milletler’in terör organizasyonu olarak tanımladığı IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerin mali finansmanına soruşturma açmakta kararlı olduğunu göstermelidir.”

‘Türkiye, gri listeyi hak etmiyor’

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise, pandemi dönemindeki tam kapanma tedbirlerine rağmen, Türkiye’nin FATF standartlarına uyum için kayda değer bir gelişme gerçekleştirdiği ve mevzuat açısından üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği savunuldu.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

FATF değerlendirme sürecinde ilgili kurumlarımız tarafından bütün açıklığıyla ortaya konulmasına rağmen FATF tarafından yeterli görülmemiş ve ülkemiz gri listeye alınmıştır.

Yapılan uyumluluk çalışmalarına rağmen ülkemizin gri listeye alınması hak edilmeyen bir sonuç ortaya çıkarmıştır.

Bundan sonraki süreçte, FATF ve ilgili tüm kurumlarla işbirliği içerisinde gerekli adımlar atılmaya devam edilecek ve ülkemizin hak etmediği bu listeden en kısa sürede çıkması sağlanacaktır.”

En son değerlendirme 2019’da yapılmıştı

Gri listede yer alan 23 ülke arasında Arnavutluk, Fas, Suriye, Güney Sudan ve Yemen de bulunuyor.

Yapılan toplantı sonucunda Türkiye’yle birlikte Ürdün ve Mali de gri listeye girdi. Botsvana ve Mauritius ise gri listeden çıktı.

FATF, en son 2019 yılında yaptığı değerlendirmede Türkiye’yle ilgili terörizmle ve kitle imha silahlarının yaygınlaşmasıyla ilişkili varlıkların dondurulması tarafında iyileşmelerin yapılması gerektiğini kaydetmişti.

Türkiye’nin son yıllarda kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla ilgili kanunlarını ve düzenlemelerini güçlendirdiği aktarılmış; ancak kara para aklama soruşturmalarının sayısının çoğaltılması gerektiğini belirtmişti. 2019 yılındaki raporda bu alanda çok az sayıda hüküm verildiği ifade edildi.

Terörizmin finansmanı açısından ise Türkiye’deki yetkililerin sadece terör zanlılarının elindeki varlıkların tespit edilmesinde rol oynadığı aktarılmış, ancak bu varlıkların toplanması, mali hareketin önüne geçilmesi, fonların kullanılmasının engellenmesi açısından da önlem alınması gerektiği vurgulanmıştı.

Erdoğan: Düşük gelirli haneler için sosyal ve adil su tarifeleri uygulanacak

1’nci Su Şurası‘nda konuşan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını vurguladı.

Erdoğan”Su kaynaklarımızı tükenme sınırına ulaşmadan korumak, verimli kullanmak ve doğru yönetmek artık tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı ayrıca, “Suyun tasarruflu kullanımını hedefleyen kademeli tarifelerle düşük gelirli hane gruplarını gözeten sosyal ve adil su tarifeleri uygulanacaktır” açıklamasında da bulundu.

‘Türkiye’nin su potansiyeli azalacak’

Türkiye’nin su potansiyelinin ilerleyen zamanlarda daha da azalacağını kaydeden Erdoğan, mevcut kaynakları kaybetmemek için de önlemler aldıklarını ileri sürdü:

Her fırsatta altını çizdiğimiz gibi Türkiye su zengini bir ülke değildir. Bilimsel çalışmalar, halen kişi başına yıllık 1340 metreküp olan kullanılabilir su miktarımızın 2020 yılında 1116 metrekübe kadar düşeceğine işaret ediyor. Yıllık ortalama yağış miktarımız da dünya ortalamasının altındadır. İklim değişikliği senaryolarında ülkemizin güney kesimlerinde kış yağışlarının yüzde 5 ile yüzde 20, yaz yağışlarının da yüzde 10 ile yüzde 40 arasında azalabileceği öngörülmektedir. Bu tablo zaten çok zengin olmadığımız kullanılabilir su potansiyelimizin ilerleyen zamanlarda daha da azalacağını gösteriyor. Su kaynaklarımızı tükenme sınırına ulaşmadan korumak, verimli kullanmak ve doğru yönetmek artık tercih olmaktan çıkıp zorunluluk haline gelmiştir. Ülke olarak suyumuzun yani geleceğimizin parmaklarımızın arasından akıp gitmesine izin vermemek için tedbirimizi aldık, almaya devam ediyoruz.”

İçme suyu projesi

Ülke genelinde devam eden 90 adet içme suyu projesi olduğunu kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ülke genelinde devam eden 90 adet içme suyu projesiyle 18 milyon nüfusu daha yıllık ilave 1,8 milyar metreküp içme suyuna kavuşturacağız. Mevcut 10 bin 109 taşkın koruma tesisimizin yarısı son 19 yılda hizmete alınarak vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği sağlandı, tarım arazilerimizi taşkın zararlarından koruduk.

Sadece ülkemizle kalmadık. Afrika’da da önemli su yatırımları gerçekleştirdik. Afrika’da bugüne kadar açtığımız 512 adet sondaj kuyusuyla 2 milyona yakın insanı temiz içme ve kullanma suyuyla buluşturduk.”

Su Şurası Sonuç Bildirgesi

Cumhurbaşkanı, Su Şurası’nın 28 maddelik sonuç bildirgesini de açıkladı. Bildirgede şu maddeler yer aldı:

  • 1- Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Havza Bazlı Su Verimliliği Eylem Planları hazırlanacaktır.
  • Belediyelerce içme suyu sistemlerinde yüzde 35 seviyesinde olan su kaybı oranı yüzde 25 seviyesinin altına indirilecektir. Sürdürülebilir su hizmetleri sağlanabilmesi amacıyla 2023 yılından itibaren tam maliyet esaslı su ve atık su fiyatlandırmasıyla ilgili çalışmalara başlanacaktır. Suyun tasarruflu kullanımını hedefleyen kademeli tarifelerle düşük gelirli hane gruplarını gözeten sosyal ve adil su tarifeleri uygulanacaktır.
  • Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında atık suların uygun kaliteye getirilerek tarımsal sulama başta olmak üzere yeniden kullanımı sağlanacaktır.
  • Su yönetiminde havza bazlı ve bütüncül yapılanmanın güçlendirilmesi maksadıyla 2023 yılına kadar gerekli mevzuat düzenlemeleri yapılacaktır.
  • Mevcut su kaynaklarımızın korunması, iyileştirilmesi ve sürdürülebilir idaresinin temini için 25 havzayla ilgili yönetim planları tamamlanarak uygulamaya konulacaktır. Böylece su ile ilgili faaliyetlerde havza yönetim planlarına uyulması temin edilecektir.
  • Su yönetiminde parçalı yapıyı giderecek, mevcut hukuki yapıdaki boşlukları ortadan kaldıracak, Avrupa Birliği çevre ve iklim değişikliği faslında yer alan su kalitesine ilişkin mevzuata uyum sağlayacak nitelikte bir Su Kanunu yürürlüğe konulacaktır.
  • Suyun sürdürülebilir, etkin, verimli ve bütüncül kullanımı; su kaynaklarının korunması izlenmesi ile ilgili strateji ve politikalar; Kalkınma Planı, Ulusal Su Planı gibi bütün ulusal planlarda yer alacaktır.
  • İçme suyu arıtma tesisleri, bundan sonra suyun karakteristik özellikleri ve bölgeye uygunluğu dikkate alınarak projelendirilecek ve işletilecektir.
  • Kaynaktan musluğa su güvenliği planlarının hazırlanması ve uygulamaya geçilmesi sağlanacaktır.
  • Atık su arıtma tesisleri, geri kazanım potansiyeli ve deşarj edildiği alıcı ortamın kullanım maksatları dikkate alınarak, bundan sonra Nehir Havzası Yönetim Planları ile uyumlu bir şekilde projelendirilecektir.
  • Su kaynaklarımızın kalitesini korumak maksadıyla alıcı ortam bazlı deşarj standartlarına geçiş sağlanacak, sularımızın miktar ve kalitesini iyileştirmek için nehir havzası yönetim planlarındaki tedbirler uygulanacaktır.
  • Yeraltı ve yerüstü su kaynaklarımızın kalite ve miktar olarak korunması, izlenmesi için 2022 yılından itibaren gerekli olan bütçe ve altyapı eksiklikleri giderilerek mükerrerlikleri önleyecek şekilde kurumlar arası koordinasyon etkin hale getirilecektir.
  • Ulusal Su Bilgi Sistemi yaygınlaştırılacak, verilerin elde edilmesinde ve paylaşılmasında standardizasyon sağlanarak su ile ilgili bütün çalışmalarda karar destek sistemlerinin kullanımı yaygınlaştırılacaktır.
  • Paris Anlaşması’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanması ile önem kazanan iklim değişikliğine uyum faaliyetleri, iklim değişikliğinin su kaynaklarına etkileri analiz edilerek hız kazanacaktır.
  • Taşkın ve kuraklık yönetiminde kriz yönetiminden risk yönetimine geçiş sağlanarak Ülkemizdeki tüm havzalarda Taşkın ve Kuraklık Yönetim planları 2023 yılına kadar tamamlanacak ve bu planlarda belirlenen tedbirlerin uygulanması sürekli takip edilecektir.
  • Taşkın ve kuraklık afetleri ile ilgili tahmin ve erken uyarı sistemleri kurulacak ve bu afetler öncesinde gerekli uyarılar yapılarak önlemler alınacaktır.
  • 2022 yılından başlanarak toplumun tüm kesimlerinin sürece dâhil edilmesi ile iklim değişikliği kapsamında, çölleşme, erozyon, su ve toprak koruma hususunda eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla iklim değişikliğine karşı direncin artırılması sağlanacaktır. Tüm çalışmalarda iklim değişikliğinin etkileri öncelikli olarak değerlendirilecektir.
  • Ekonomik olarak sulanabilir arazilerin modern sulama yöntemleriyle sulanması yaygınlaştırılacaktır.
  • Sulama projelerinde özel sektörü de içine alan yeni finansman modelleri geliştirilecektir.
  • Havza su potansiyeline göre ürün deseni belirlenerek suya göre tarım yaklaşımı esas alınacaktır.
  • Sulama tesislerinin, dijital teknolojilerle uzaktan kontrol ve otomasyonu sağlanarak tasarruflu su kullanımı hedeflerine ulaşılacaktır. Sulamada enerji giderlerinin azaltılmasına yönelik tedbirler artırılacaktır.
  • Ülkemizin aktif deprem kuşağında olması sebebiyle barajların emniyetli bir şekilde işletilmesi için gerekli yasal mevzuat geliştirilecektir.
  • Ülkemizin su depolama kapasitesini artırmak için uygun olan yerlerde baraj yapımlarına devam edilip mevcut barajların ekonomik ömürlerinin uzatılması için gerekli önlemler alınacaktır.
  • Yeraltı barajları ve yeraltı suyu suni besleme yapılarının planlanması ve ivedilikle tamamlanması sağlanacaktır.
  • 2022 yılından başlanarak toplumun her kesiminin su, meteoroloji ve iklim değişikliği okuryazarlığının geliştirilmesi açısından eğitim/bilinçlendirme faaliyetleri gerçekleştirilecektir.
  • İklim değişikliğine bağlı olarak yaşanan meteorolojik afetlere karşı önceden tedbir alınabilmesi için şehir planlamalarında ve zirai faaliyetlerde meteorolojik verinin kullanımı artırılacaktır.
  • Yukarı havzalardaki restorasyon amaçlı uygulamalarda yerel bilgi ve tecrübeyi dikkate alarak, doğa temelli çözümlere öncelik verilecektir.
  • Su yönetimine ilişkin Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi ve geliştirilmesi sağlanacaktır.”