Ana Sayfa Blog Sayfa 1117

Bartın’da köpeğe tecavüz davasının ilk duruşması bugün görülecek

Temmuz ayında M.D. isimli kişinin Bartın Kayadibi Çavuş Köyü’nde bir vatandaşın sorumluluğu altındaki bir köpeğe tecavüz etmesi üzerine tutuklanan ancak yedi gün sonra serbest bırakılan M.D.’nin ilk duruşması, bugün saat 09.45’te Bartın 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

Bazı hayvan hakları ve cinsel şiddetle mücadele veren dernek ve kuruluşlar davaya müdahale taleplerini mahkemeye iletecek.

‘Fiilin cinsel şiddet olduğu gerçeğini değiştirmez’

Bartın Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği, Bartın Çevre Kültür ve Doğal Varlıkları Koruma Derneği, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi, Hayvanları Koruma, Kurtarma ve Yaşatma Derneği (HAYKURDER), Türkiye Hayvanları Koruma Vakfı, Yunuslara Özgürlük Platformu ve Vegan Türkiye Derneği tarafından davayla ilgili bir açıklama yapıldı. Açıklamada, tecavüze maruz bırakılan canlının insan olmamasının failin uyguladığı haksız fiilin cinsel şiddet olduğu gerçeğini değiştirmediği vurgulandı:

Hayvanlara yönelik fiziksel ve cinsel şiddetin, insanlara yönelik şiddet gibi yargı önünde hükme bağlanması gerekmekte iken maalesef ülkemizde mevcut yasal mevzuat eliyle hayvanlar birer eşya muamelesi görmektedirler. Hayvanlara yönelik tecavüz ve fiziksel şiddetin bu kadar çok olduğu ülkemizde, şiddete yönelik bir düzenleme yapılmaması, hayvanlara işkence edenlerin yeterli cezaları almamaları kabul edilemez. Bizlere göre, bir hayvana yapılan işkence, cinsel şiddet, tecavüz; yaşam hakkı ve beden dokunulmazlığı gibi birçok hakkın acımasızca gasbıdır. Dolayısıyla psikolojik, sosyolojik ve daha birçok açıdan üzerinde durulması gereken bir utanç olayıdır. Söz konusu olan canlının insan olmaması, sanığın uyguladığı haksız fiilin cinsel şiddet olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Türkiye’de tecavüz edilen hayvanlar arasında ineklerin, koyunların, tavukların, ördeklerin, köpeklerin, atların ve daha birçok hayvanın olduğu da toplumun tüm kesimlerince bilinen ancak hasır altı edilen bir gerçekliktir.”

Görsel: Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği

‘Cezalar ertelenebiliyor’

Açıklamada, Hayvanlara cinsel şiddet suçlarında verilen cezaların yetersiz olduğuna, faillere verilen hapis cezalarının ertelenebildiğine ya da para cezasına çevrilebildiğine dikkat çekildi:

Tecavüzcü fail, eğer sokakta yaşayan bir hayvana tecavüz ediyorsa önceden bunun cezası, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na göre sadece 625 TL iken, bu yıl bir süre önce yapılan değişiklikle, ‘’Hayvanlara cinsel saldırıda bulunan veya tecavüz eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve yüz günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılır’’ hükmü getirilmiş, hayvana yönelik cinsel şiddetin cezası bir nebze olsun arttırılmış, adli ceza düzenlemesi yapılarak kamu vicdanı rahatlatılmak istenmiştir. Ancak şüphesiz hayvanların yaşamı ve güvenliği için bu yeterli değildir, çünkü mevcut durumda faillere verilen hapis cezaları ertelenebilmekte, para cezasına çevrilebilmektedir. Devletin de bu suçun önlenmesi ile ilgili yaptığı hiçbir önleyici/koruyucu çalışma bulunmamaktadır.

Hayvana yönelik cinsel saldırı da bir suçtur ve Türk Ceza Kanunu’nda yer alan nitelikli cinsel saldırı hükümleri gibi değerlendirilmelidir. Tecavüz fiilinin yarattığı ızdırap ve zarar herhangi bir meblağ ile giderilemeyecek kadar büyük ve derindir. Türkiye Cumhuriyeti ulusal mevzuatı, bizler gibi yaşam hakkı ve beden dokunulmazlığı hakkı olan hayvanlara, eğer bir koruyucuları var ise sadece birer mal muamelesi yapmaya maalesef devam etmektedir. Toplumun her kesiminde kendini gösteren cinsel şiddet, bir iktidar kurma aracı olarak devlet politikaları tarafından beslenmekte; tecavüzcü erkekler, ‘iyi hal indirimi’ adı altında, tecavüze adeta teşvik edilmektedir.”

‘Cezanın alt limitinin üç yıl olmalı’

Ayrıca açıklamada, hayvana yönelik cinsel şiddetin “cinsel ilişki” ya da “cinsel davranış” olmadığına vurgu yapılırken, hayvana yönelik cinsel istismar ve saldırıyı gerçekleştirenlerin hapis cezası ile cezalandırılması, cezanın para cezasına çevrilmemesi ve cezada ertelemeye gidilememesi için, cezanın alt limitinin üç yıl olarak belirlenmesi gerektiğine işaret edildi.

Dernek ve kurumlar açıklamalarını, “Tecavüzü ve tecavüzcüyü her defasında aklama eğiliminde olan bu şiddet ve cinnet sarmalında yaşamaya mecbur değiliz! Diğer cinsel şiddet davalarının takipçisi olduğumuz gibi, bu davanın da sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz” sözleriyle bitirdi.

Gözaltına alınan gazeteci Nebiye Arı: ‘Basın kartı göster’ ısrarından vazgeçilmemesi yorucu bir süreç

Ankara’ya eylem yapmak için giden ‘Barınamıyoruz Hareketi’nin durdurulan araçları içinde gözaltına alınan isimlerden biri olan gazeteci Nebiye Arı yaşadıklarını Yeşil Gazete‘ye anlattı.

Bağımsız gazeteci olarak çalışan Nebiye Arı, birlikte çalıştığı çalışma arkadaşı Işık ile Ankara’ya girişleri sırasında gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan bir diğer gazeteci ise Artı Gerçek muhabiri Yağmur Kaya‘ydı.

‘Siz kimsiniz, niye çekiyorsunuz?’

“Sosyal medyadan ‘Barınamayanlar Hareketi’nin Ankara’ya gideceğini görmem üzerine onlarla birlikte çıkıp yolculuklarını da çekmek istedim” diyen gazeteci Arı, polislerin ilk başta kendilerinden kimlik kartı görmek istediklerini şöyle anlattı:

Daha Ankara’ya girmeden bir otobanın kenarında trafik polisi bizi durdurdu. Bir şey yokmuş gibi davrandılar. Bize eskortluk edeceklerini söylediler. Sonra bizi çevik kuvvetin olduğu yere götürdüler. Buradan ileriye devam edemeyeceğimiz söylendi.

Arkadaşlar otobüslerden indiler. Onlar inince biz de onları çekmek için indik. Grubun içinden değil de daha çok kenardan çekmeye çalıştık. Orada müzakere süreçleri, tartışmalar yaşandı.

Arkadaşların gitmeyeceklerini söylemeleri üzerine polis onları gözaltına aldı. Biz de o sırada çekim yapmaya devam ediyorduk. Orada polisin biri bizi kenara çekti ve kimlik sordu, siz kimsiniz neyi çekiyorsunuz diye. Yağmur Kaya kendi kimliğini gösterdi. Ben de eski bir kartımı gösterdim. ‘Tamam’ dediler.”

Arı, bağımsız çalıştığı ve Youtube kanalına içerik yaptığı için kurum kartı olmadığını, zaten Cumhurbaşkanlığının da bağımsız ya da freelance çalışan gazetecilere yönelik herhangi bir kart verme durumunun da olmadığını ekledi.

‘Madem aynı otobüsle geldiniz. Siz de aynı yere gidiyorsunuz’

Ayrı ayrı başka polislerin de kendilerine gazeteci olup olmadıklarını sorduklarını söyleyen Nebiye Arı, eyleme giden öğrencilerle birlikte aynı otobüste oldukları için polisin kendilerini de gözaltına aldığını anlattı:

Bir süre sonra eyleme gitmek isteyen arkadaşların yanından bizi uzaklaştırdılar. Bizi zorla polis kordonunun dışarısına çıkardılar. Hatta içeride ne oluyor diye baktığımızda polis bakmamıza bile izin vermedi.

Sonra polisin olduğu bölgede bir şeyler yaşandığını gördük. O sırada da Yağmur görüntü almak için telefonunu kaldırdı. Sonra bir polis bizi gördü ve hızlı hızlı sinirli bir şekilde üzerimize yürüdü. Siz kimsiniz, niye çekim yapıyorsunuz diye tekrar kimlik kartı sordu. Yağmur kimliğini gösterdi. Ben bağımsız gazeteci olduğumu söyledim. Zaten çok dinlemedi. Sadece şunu sordu: ‘Siz bunlarla birlikte mi geldiniz?’ Ben de birlikte geldiğimizi söyledim. ‘Madem aynı otobüsle geldiniz. Siz de aynı yere gidiyorsunuz. Sizi gözaltına alıyorum’ dedi. Bende ‘Al bakalım’ dedim. Ona da sinirlendi. Otobüse binerken de ‘Bir de sizinle mi uğraşacağız?’ diye bizi azarladı.”

Eylemcilerin otobüsü gözaltı otobüsüne çevrildi

Geldikleri araçların polis tarafından gözaltı aracına çevrildiğini belirten gazeteci Arı, Barınamayanlar Hareketi’nin avukatlarından biri ve polis arasında geçen bir diyaloğu ise şöyle aktardı:

Barınamayanlar Hareketi’nin avukatlarından bir tanesi ‘Siz o araçları gözaltı aracı olarak kullanamazsınız. Bu arkadaşların geldiği araçlar ve döneceği araçlar bunlar gözaltı aracı olamaz’ dedi. Polisler de şöyle bir cevap verdi: ‘O zaman hepsini indirelim, kelepçeleyelim. İndirip kelepçelemeyi kabul ediyorsanız o zaman bu araçlardan çıkarabiliriz.’ Orada baya bir tartışma sürdü. Sonuç olarak o araçların içinde bekledik.”

‘Bize de aynı suçlamaları yaptılar’

“Otobüslerde bekledik ama sağlık muayenesine girdik, çıktık. Otobüste bekledik. Sonra karakolun önüne çektiler. Sadece ifade vereceğimiz zaman karakola aldılar, onun dışında tamamiyle otobüslerde beklemiş olduk” diyen Arı, bütün gün bekletildikleri gözaltı araçlarında kendilerine su verilmediği, dışarıdan su istemelerine de çok zor müsaade edildiğini belirtti.

Kendilerinin ifadelerde gazeteci olarak ayrılmadıklarını da kaydeden Nebiye Arı, yaşananları şöyle anlattı:

Diğer gruba ne suçlamada bulundularsa bizi de aynı şekilde suçlamışlar. Biz ifademizde olanları anlattık. Bu ayrı bir şey yani bizi hem gazetecilik üzerinden gözaltına alıp hem de onunla ilgili bir suçlama ya da başka bir şey de yapmadılar. Eylemcilerle aynı şekilde değerlendiren bir suçlama hazırlamışlar.”

‘Tüm haber yapma süreçlerinde bu endişeyi yaşıyorum’

Gazetecilerden kart isteniyorsa buna uygun bir düzenleme yapılması gerektiğinin altını çizen Nebiye Arı, sözlerine şöyle devam etti:

Yeni medya bu kadar gelişiyorken, yeni yeni bir sürü gazetecilik tarzı oluşuyorken ‘Basın kartı göster’ ısrarından vazgeçilmemesi benim için çok yorucu bir süreç. Tüm haber yapma süreçlerinde bu endişeyi yaşıyorum. Herhangi bir yerde basın olduğumu nasıl ispatlayacağım?

Hatta ben polislere ‘İsterseniz Youtube kanalımı göstereyim’ dedim. Açtım Youtube kanalımı gösterdim. Tabii hiç ilgilenmediler. Gazeteciyim ben, bağımsız freelance çalışıyorum size nasıl ispat edebilirim? Bununla ilgili zaten verilen bir kart yok.

Bizim oradan hiçbir şekilde görüntü almamızı istemediler. Onunla ilgili bir sorun olduğunu düşünüyorum ama şöyle bir düzende de bizim yaptığımız işin resmi olarak karşılığını gösterememek bu sanki işi meşru değilmiş gibi bir yere çekiyor.”

Bali’de denize atılan atıkları muson rüzgarları kıyıya getirip bıraktı

Dünyanın önemli turizm destinasyonlarından Bali’de, muson rüzgarları nedeniyle sahiller tonlarca atıkla doldu.

Trakya’dan Brezilya’ya aşırı yağış ve sel teyakkuzu

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nden yapılan açıklamaya göre, bu akşam saatlerinden sonra Trakya’da görülecek yağmur ve sağanak şeklindeki yağışların, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ çevrelerinde kuvvetli (30-60 kg/m2) olması bekleniyor.

Yetkililer, vatandaşların ani sel, su baskını, yağış anında kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmasını istedi.

Edirne’de bir kişi sele kapıldı 

Edirne’de dün şiddetli yağış nedeniyle sele kapılarak kaybolan 75 yaşındaki Murat Güneş’in cansız bedeni evinin yakınlarında bulundu.

Aşırı yağış yüzünden Enez ilçesinde bağlı Abdurrahim, Vakıf ve Sultaniçe köylerinde de çok sayıda evi su bastı.  Sel felaketi ardından bölgeye giden AFAD, jandarma ve belediye ekipleri bölgede arama kurtarma çalışması başlatıldı.

Güneş’in cansız bedeni jandarma ekipleri tarafından evinin 200 metre yakınında bulundu. Komşusu Yılmaz Çakmak, Güneş’in sel sularının geldiği anda kendisini aradığını ve çok panik içinde olduğunu belirtti. Güneş’i sakinleştirmeye çalıştığını anlatan Çakmak, evi yaklaşık bir metre su bastığını söyledi.

Büyük bir felaket yaşadıklarını anlatan Çakmak, “Ona evin yanındaki incir ağacına çıkmasını söyledim. Çok korkmuş ve paniklemişti. Ondan sonra bağlantımız kesildi. Çok üzgünüz” dedi.

Bölgede incelemede bulunan Edirne Valisi Ekrem Canalp  yağışların devam edeceği ve teyakkuz halinde olduklarını ifade etti.

Öte yandan, Edirne’nin Enez ilçesinde Gülçavuş ve Sultaniçe sahilini birbirine bağlayan beton köprü de sel sularının şiddetine dayanamayarak yıkıldı.

Şiddetli fırtına nedeniyle sahilde bulunan yürüyüş yolunun kenarlarında da çökmeler meydana geldi.

Dünya da selle boğuşuyor

Yunanistan, Brezilya ve İtalya da sel felaketleriyle boğuşuyor.

Yunanistan’da kuvvetli rüzgar ve şiddetli yağış ülkeyi derinden etkiledi. Ülkenin kuzeyinde sel nedeniyle sürüklenen bir otomobilin sürücüsünün hayatını kaybettiği bildirilirken, 900’den fazla ağacın yerinden söküldüğü belirtildi. Ülkedeki kuvvetli fırtınanın doğu bölgelere doğru ilerlediği aktarıldı.

İspanya’da çıkan Barra fırtınasının ardından ülkenin kuzeyindeki Bask ve Navarra bölgelerindeki şiddetli yağış, sel baskınlarına ve bazı nehirlerin taşmasına neden oldu. Navarra Özerk Topluluğu Yönetimi bölgedeki 3 nehrin taştığını, Pamplona şehrindeki bazı mahallelerde sel baskınları yaşandığı bildirirken, Bask bölgesinde birçok ev ve bir hastane sular altında kaldı.

Navarra’da toprak kayması nedeniyle 1 kişi hayatını kaybetti.

Brezilya’da ise aşırı sel yüzünden en az yedi kişi hayatını kaybetti. Şiddetli yağışlar sonucu ülkenin kuzeydoğusundaki Bahia eyaletinde meydana gelen sellerde 175 kişi de yaralandı.

Brezilya Sivil Savunma Örgütü binlerce kişinin yerinden olduğunu açıkladı. Devlet Başkanı Jair Bolsanoro ve Bahia Valisi Rui Falcao da bölgeye giderek yeniden yapılandırma yardımı sözü verdi.

İklim uzmanları kış mevsiminde yağış olmasının normal olduğunu ancak iklim krizinin bu yağışları aşırı, bir anda boşalan ve sıklaşan bir hale getirdiğini belirtiyor. Bu tür yağışlar sel ve toprak kayması yaratırken, bunlara eşlik eden fırtına ve hortumların da görülmesi durumunda can kayıpları artıyor.

Yargıdan Atatürk Orman Çifliği’nin imara açılmasına karşı bir karar daha

Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 1. Derce Doğal ve Tarihi Sit Alanı ve tarımsal üretim alanı olan Atatürk Orman Çiftliği’nin 250 bin metrekarelik kısmının “askeri alan” olarak yapılaşmaya açılmasına izin vermedi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın Ankara 4. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararına itirazını değerlendiren Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi, yürütmeyi durdurma kararının yasaya aykırı olmadığını belirterek Bakanlığın itirazını reddetti.

Kararı değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, kararın daha önce iki kez yargıya taşındığını ve iki kez yürütmeyi durdurma kararına rağmen Milli Savunma Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yapılaşmada ısrar ettiğini söyledi. Candan, “Üst mahkeme itirazı reddederek, yapılaşma ısrarına geçit vermemiştir. Atatürk Orman Çiftliği alanları halka emanet edilmiştir, kamusaldır halka  kapalı olamaz” dedi.

Üçüncü kez yürütmeyi durdurma

Ankara 4. İdare Mahkemesi, “Etimesgut İlçesi Erler Mahallesi Atatürk Orman Çiftliği Birinci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı 3257 Ada, 5 numaralı parselin 250.000 m2’lik kısmına ilişkin Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan 1/10.000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar plan değişikliği, 1/5000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planı değişikliği” işlemlerinin yürütmesini durdurmuştu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı’nın itirazı üzerine ek rapor isteyen mahkeme, bir kez daha yürütmeyi durdurma kararı verdi. Çevre Bakanlığı, çifte yürütmeyi durdurma kararının ardından  kararı bir üst mahkemeye taşıdı.

Boğaziçi Üniversitesi’nden dışarıdan atamaya tepki: Görev yapacak pek çok öğretim üyesi var

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki tüm bölümler, atanmış rektör Prof. Dr.Naci İnci’nin 18 Kasım’da İzmir Bakırçay Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. İlhami Öztürk’ü Sosyal Bilimler Enstitüsü‘ne (SBE) müdür olarak atamasına dair bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, 9 Şubat’ta gerçekleştirdikleri seçimde öğretim üyelerinin oylarıyla seçilen bir öğretim üyesi yerine, dışarıdan bir öğretim üyesi atanmasının üniversitenin şeffaf ve demokratik yönetim yapısına zarar vereceği ve bu nedenle kabul edilemez olduğu belirtildi.

Naci İnci vekaleten SBE müdürü olarak atanmıştı

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin 9 Şubat 2021’de gerçekleştirdiği seçimde seçmen listesinde bulunan 245 akademisyenin 201’inin katıldığı oylamada Ekonomi Bölümü Başkanı ve Üniversite Yönetim Kurulu (ÜYK) Üyesi Prof. Dr. Ünal Zenginobuz, 197 evet, dört hayır oyu alarak Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürü olarak seçilmişti.

Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı tarafından 2 Ocak’ta rektör olarak atanan ve yine Cumhurbaşkanı tarafından 16 Temmuz’da görevden alınan Prof.Dr. Melih Bulu, Zenginobuz yerine İşletme Bölümü’nden bir öğretim üyesini SBE Müdürü olarak atadığını ilan etmiş ama bahsi geçen öğretim üyesi görevi kabul etmemişti.

Bulu, atadığı öğretim üyesinin görevi kabul etmemesi üzerine o dönem Rektör yardımcısı olan Fizik profesörü Prof. Dr. Naci İnci’yi vekaleten SBE müdürü olarak atamıştı.

‘Bu uygulamadan derhal vazgeçilmesi elzem’

Boğaziçi Üniversitesi’nin 29 bölümünün, Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne Doç. Dr. İlhami Öztürk’ün atanmasıyla ilgili yaptığı açıklama şöyle:

Bizler, Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğrencilere nitelikli bir eğitim sunmayı ilke edinmiş 50 yıllık bir kamu üniversitesi olan Boğaziçi Üniversitesi’nin aşağıda adları bulunan bölüm ve birimleri olarak, sosyal bilimler alanındaki tüm lisansüstü programlarımızı düzenleyip idare eden Sosyal Bilimler Enstitüsüne, üniversitemiz dışından, enstitüye bağlı hiçbir birimle ilgisi olmayan bir alandan bir öğretim üyesinin müdür olarak atanmasını üzüntü ve şaşkınlıkla karşılıyoruz.

Üniversitemizin Sosyal Bilimler Enstitüsüne bağlı programlarda, enstitü müdürlüğü görevini yerine getirebilecek birbirinden değerli ve geniş idari tecrübe sahibi pek çok öğretim üyesi mevcuttur.

Ayrıca öğretim üyeleri kendi iradelerini net bir şekilde ortaya koyup enstitüye bir müdür seçmişlerdir. Boğaziçi’nin kamu üniversitesi deneyimi çerçevesinde oluşmuş aşağıdan yukarıya şeffaf ve demokratik yönetim yapısına aykırı bir şekilde dışarıdan bir kişinin bu göreve atanması, üniversitemize zarar vereceğinden kabul edilemez niteliktedir. Geri dönülmez bir kamu zararı yaratan bu uygulamadan derhal vazgeçilmesi, Boğaziçi Üniversitesinin uluslararası standartlarda nitelikli bir eğitim ve araştırma üniversitesi olarak ayakta kalabilmesi için elzemdir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

1.Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi
2.Eğitim Bilimleri
3.Temel Eğitim
4.Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi
5.Yabancı Diller Eğitimi
6.Batı Dilleri ve Edebiyatları
7.Çeviribilimi
8.Dilbilim
9.Felsefe
10.Fizik
11.Kimya
12.Matematik
13.Moleküler Biyoloji ve Genetik
14.Psikoloji
15.Sosyoloji
16.Tarih
17.Türk Dili ve Edebiyatı
18.İktisat
19.İşletme
20.Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler
21. Turizm İşletmeciliği
22.Uluslararası Ticaret
23. Yönetim Bilişim Sistemleri
24.Bilgisayar Mühendisliği
25. Elektrik-Elektronik Mühendisliği
26.Endüstri Mühendisliği
27. İnşaat Mühendisliği
28. Makine Mühendisliği
29. Kimya Mühendisliği

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri 2 Ocak’tan beri üniversitelerine kendi iradeleri hiçe sayılarak rektör atanmasını protesto etmek amacıyla haftanın her iş günü öğle arasında sırtlarını Rektörlük binasına dönüyor.

‘Yatırımcılar karbon tutma ve depolama planlarını gözden geçirmeli’

Asya İklim Değişikliği Yatırımcı Grubu (Asia Investor Group on Climate Change, AIGCC) tarafından yayımlanan yeni analize göre, Asya genelinde karbon tutma ve depolama (Carbon Capture and Storage, CCS) altyapılarının büyük ölçekte uygulamaya konabilmesi için süregelen finansal ve operasyonel engeller onlarca yıl devam edebilir. Bu durum, sanayi kuruluşları tarafından öne sürülen ve CCS teknolojilerinin büyük ölçekte yaygınlaştırılmasını öngören senaryoların karşılanamayacağını gösteriyor.

Asya’daki hükümetler ve şirketler, enerji dönüşümü planlarını desteklemek ya da net sıfır hedeflerine ulaşmak üzere gereken emisyon azaltımını sağlamak amacıyla gelecekte CCS teknolojilerine bel bağlıyor. CCS teknolojileri, elektrik üretimi ya da endüstriyel üretim kaynaklı karbondioksit emisyonlarının tutulması ile atmosfere salımı önlenen bu emisyonların taşınmasını ve kalıcı olarak yeraltında depolanmasını içeriyor.

AIGCC, enerji dönüşümü planlarının kapsamındaki bu teknolojiye olan bağımlılığı değerlendirmek üzere Asya’daki önemli pazarlarda CCS uygulamalarına yönelik olası yol haritalarını modellemek üzere Wood Mackenzie‘yi görevlendirdi.

Mackenzie danışmanlığında gerçekleştirilen modelleme çalışması, Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’deki CCS ve diğer teknolojilerin 2021 ile 2040 yılları arasında teknoloji maliyeti açısından rekabet gücünü değerlendirdi. İki senaryonun kurgulandığı çalışmada, küresel ısınmayı Paris Anlaşması’nda belirlenen hedeflerle uyumlu şekilde sınırlandıran senaryo da dahil edildi.

Modelleme çalışması ve AIGCC analizinin ortaya koyduğu temel bulgular şöyle:

  • Yenilenebilir enerji, depolama ve diğer alternatiflerin maliyetlerinin düşmesi sonucunda, 2040 yılında Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’de CCS maliyet etkinliği açısından rekabet etmekte zorlanıyor.
  • Çalışma kapsamında ele alınan ülkelerde CCS’nin, 2040 yılına gelindiğinde, karbon fiyatlarının yüksek olduğu çelik üretiminde maliyet açısından rekabetçi hale gelmesi olası görülüyor. Bu durum, henüz geliştirme aşamasında olan hidrojen enerjisi gibi düşük karbonlu alternatiflerin geliştirilme hızına bağlı.
  • CCS, finansal açıdan rekabet gücünün yetersiz olmasının yanı sıra, bu teknolojinin büyük ölçekte yaygınlaştırılması, çevresel riskler, teknik zorluklar, mevcut finansman eksikliği, toplumsal muhalefet ve bu kapsamdaki politikaların belirsizliği gibi zorluklarla karşı karşıya bulunuyor.
  • Düşük karbonlu ya da sıfır emisyonlu seçeneklerin finansal açıdan rekabetçi hale gelmesi durumunda, CCS’nin çekiciliğin düşmesi bekleniyor. CSS’nin yaygınlaştırılma hızı, politika desteğine ve teknolojik gelişmelere bağlı şekilde ilerliyor.

Wood Mackenzie tarafından gerçekleştirilen maliyet rekabet gücü ve teknoloji analizi, ülkelerin küresel ısınmayı 2°C ile sınırlamak amacıyla karbondan arındırılmasını hedefleyen senaryoya dayanıyor. Araştırma kapsamında tanımlanan ve raporda ana hatları sunulan CCS’nin yönü ve finansal fizibilitesinin, 1,5°C senaryosu uyarınca bazı küçük farklılıklar dışında benzer seyredeceği öngörülüyor.

AIGCC’nin CEO’su Rebecca Mikula-Wright da yatırımcıların CCS’nin yaygınlaştırılması konusunda gerçekçi olmalarını ve uzun vadede fosil yakıt kullanımının meşrulaştırmasını önlemek üzere Asya’daki şirketlerin varsayımlarını ve net sıfır hedeflerini yeniden irdelemeleri gerektiğine işaret etti. Bu senaryolarda varsayılan ve büyük ölçekte yaygınlaştırması öngörülen bu teknolojinin önündeki engelleri anlamak ve üstesinden gelmek için ayrıntılı teknik çalışmalar gerekiyor.

Mikula-Wright, şu değerlendirmeleri yaptı:

“CCS, emisyon azaltımı zorlu bazı sanayilerin net sıfır emisyon hedefine ulaşmasına yardımcı olabilmek adına gelecekte önemli rol oynayabilir. Ancak uygun koşullar altında dahi bu rol muhtemelen sınırlı kalacak

Birçok hükümet ve şirket, enerji dönüşümü planları dahilinde, fosil yakıta dayalı yeni enerji projelerinin (özellikle elektrik santrallerinin) inşasını ve işletilmesini haklı kılmak üzere, CCS teknolojilerinin önemli rol oynayacağını varsayıyor. Şirketlerin net sıfır emisyon hedeflerinde CCS’ye atfettikleri önemli rol, ekonomilerin karbondan arındırma süreçlerinde bu teknolojinin önündeki finansal ve teknik zorluklar nedeniyle âtıl varlık haline gelmesi riskini artırıyor.

Asya’daki şirketler ve hükümetler, ekonomilerin güvenilir şekilde karbondan arındırılmasına yönelik yol haritalarında, yüksek emisyonlu finansal varlıkların ve fosil yakıtların aşamalı olarak sonlandırılması gerektiğini ve CCS kullanımının çelik üretimi gibi emisyon azaltımının zorlu olduğu sektörlerde köprü teknolojisi görevi görmekle sınırlı olduğunu kabul etmeliler.”

 

İklim aktivisti Roger Hallam’dan Greenpeace’e ‘direktör’ başvurusu

Galli iklim aktivisti, Extinction Rebellion, Radical Routes ve siyasi parti Burning Pink’in kurucularından Roger Hallam, sosyal medya hesabından çevre örgütü Greenpeace’e direktörlük için “açık başvuruda” bulundu.

“Başvurusunda” aktivistliğiyle ilgili bilgi veren Hallam, örgütün kendisini bu pozisyon için uygun bulmaması halinde,  Greenpece destekçileriyle konuşup birlikte devam etmeye istekli bir ittifak kuracaklarını, ancak direktör olması halinde daha faydalı olacağını söyledi.

Hallam’ın Greenpeace’e başvurusu şöyle:

“Greenpeace’in Direktörü olmak üzere başvuruda bulunuyorum.

Birkaç kişi bana bu pozisyona başvurmamı söyledi (yarı şaka gibi). Ben de iyice düşündüm ve bir başvuru yazısı yazmak için bir saatime değdiğine karar verdim. Görünüşe göre teslim tarihini geçti ama bu tür şeyler beni hiç rahatsız etmedi. Demek az önce onlara gönderdiğim şey buydu:

Greenpeace Direktörü olmak için başvuru.

“Bu pozisyonda değişim için küresel ajandayı belirlemenin ve sürdürülebilir ve etik bir insan geleceğine giden yolun ana hatlarını çizmenin bir parçası olacaksınız” (tanıtım metninden)

Durum nedir?

Sizin ve benim bildiğimiz gibi 1.5 C kilitlenmiş durumda ve tüm resmi senaryolar 2 C’yi geçeceğimize işaret ediyor. Johan Rockstrom‘un dediği gibi 2 C, bizi 3 C, 4 C ve 5 C’ye götürecek geri bildirimler anlamına geliyor ve böylece insan nesli tükenmiş olacak. Dünyanın en iyi bilim insanlarına  göre gelecek iki-üç kuşakta milyarlarca ölüm! Sör David King bunu düzeltmemiz için bize üç-dört yıl verdi. Sivil direnişten başka bir alternatif yok.

Benim hakkımda

Britanya’nın en iyi kampanyacısıyım.

King’s College’da etkili kampanya tasarımı üzerine beş yıllık, ödüllü bir araştırma yaptım. Supervizörüm bana en iyi doktora adayı olduğumu söyledi.

Dünyanın en kısa başarılı fosil yakıt depolama kampanyasını yürüttüm: 10,000 £ cezai hasar ve 14 günlük açlık grevi, dört haftada kolejin politikasının tersine çevrilmesine yol açtı.

IWGB için ünlü Deliveroo işçileri kampanyalarında öncü bir rol oynadım. Sendika lideri işime “kesinlikle fantastik” diyor

Londra‘nın ilk kira grevi için seferberlik planını 2016’da düzenledim.

Modern Birleşik Krallık tarihinin en başarılı kitlesel sivil itaatsizlik eylemi için seferberlik sürecini yönettim. Yani, Londra merkezinde 10 günde 1200 kişinin tutuklandığı Nisan 2019 XR isyanını.

Yine modern Birleşik Krallık tarihinin en hızlı tanınan kampanyasının imzası da bana ait: Dört haftada tanınma oranı sıfırdan % 77 ‘e çıkan “Britanya’yı İzole Et”. Bu kampanya yaklaşık 100 kişiyle ve neredeyse hiç para harcamadan başarıldı.

Son beş yıldır dünyanın dört bir yanındaki kampanyacılara, aktivistlere ve isyancılara onlarca kampanyanın tasarlanmasına ve başlatılmasına, haftada 70 saat çalışarak yardımcı oldum.

40 yıldır her hafta etkili bir şekilde insanları bir şeyler yapmaya ikna etmeye ve bir şeyler yapmaya çalışıyorum.

50 kez tutuklandım, altı kez cezaevine girdim.

Konuşarak yürüyorum.

Greenpeace’ de böyle yapardım.

Tıpkı en iyi stratejistlerinizden birinin tavsiye ettiği gibi… John Sauven, birlikte katıldığımız toplantıda Greenpeace stratejisinin “yönetilmiş yenilgi” olduğunu kabul edecek kadar dürüsttü (evet söyledi John). Daha sonra bana özel olarak dedi ki alternatif; ′′Greenpeace’i iktidarlara teslim etmek” olacaktı – yani iki yıl içinde yüzleştiğimiz b.k yığını etrafında döneceklerdi. Ben olsam bunu yapardım.

Nasıl?

İki-üç haftamı organizasyondaki herkesle konuşarak geçirirdim.

Sonra büyük bir toplantı yapar ve herkese stratejistinizin iki seçeneğinden bahsederdim. (açıkçası…. Greenpeace’in kurucuları bu durumda ne yapardı?).

Hükümete önemli karbonsuzlaşma tedbirlerini uygulamak için üç aylık bir ultimatom verirdim.

Bu arada, on binlerce Greenpeace üyesini, diğer isyan ağlarıyla ittifak halinde sivil direnişe girmek için harekete geçirirdim. – taleplerimizin karşılanması için şehir merkezini ve fosil yakıt altyapısını her gün bir vardiya sisteminde haftalarca veya aylarca bloke etmek üzere…Yeterince etki yaratamazsak, bu olana kadar açlık grevine devam ederdim (sonuçta bu dünyanın sonu).

Tüm personelin masalarından kalkmasını ve binlerce toplantı yaparak – halka açık yerlerde, insanların evlerinde, hatta online imza kampanyaları için – yollara düşmelerini isterdim. Birlikte çalışmak ve birbirlerinden öğrenmek için birçok ağdan aktivistleri ve kampanyacıları bir araya getirirdim. Bunu herkes sever.

Herkesin maaşını yarıya indirirdim (özel durumlar olmadıkça) ve parayı işçi sınıfından genç aktivistlere binlerce genci harekete geçirmek için tam zamanlı çalışmaları için verirdim. Bu insanlara yardım etmek için ben para almam, 90 binlik maaşı vermezdim.

Başarılı olduğumuzda, bu yöntemin dünya çapında çoğaltılmasını sağlardım.

Sonra istifa eder ve çiftliğime geri dönerdim.

Eğer beni bu işe almazsanız, ben ve diğerleri zaten Greenpeace gönüllüleriyle konuşacak ve planımızı yürürlüğe koyarken, devam etmek isteyenlerle bir ittifakı organize edeceğiz. Ama Direktör olmak daha kullanışlı olurdu.

Söylemeye gerek yok, ancak bu planın 2022’de yürürlüğe girmesiyle “sürdürülebilir ve etik bir insan geleceği” şansı olacak. Daha azı, hepinizin bildiği gibi “yönetilen yenilgi”dir – en azından stratejistleriniz için.

O halde işe devam edeyim. Yapmam gerekeni biliyorum ve sırasıyla çaresine bakacağım. ”

Roger Hallam (Yokoluş İsyanı, İngiltere’yi İzole Et’in kurucusu ve birkaç başka şey)

Buradan bir çıkış yolu olmalı
Joker hırsıza söyledi
Çok fazla kafa karışıklığı var
Teselli bulamıyorum
O yüzden artık yalan konuşmayı bırakalım
Saat geç oluyor, hey

 

 

Türk Tabipleri Birliği 15 Aralık’ta bir günlük greve gidiyor

TBMM Genel Kurulu’nda sağlık personelinin özlük haklarına ilişkin düzenlemelerin geri çekilmesi üzerine Türk Tabipleri Birliği (TTB) grev karar aldı.

 

Sokak röportajı yapan üç Youtuber’a ev hapsi

Youtube’da sokak röportajları yapan ve hafta sonu eş zamanlı olarak gözaltına alınan üç Youtuber’a ev hapsi cezası verildiği açıklandı. İlave TV sahibi Arif Kocabıyık, Kendine Muhabir sahibi Hasan Köksoy, Sade Vatandaş hesabı sahibi Mehmet Koyuncu ve kameraman Turan Kural hakkında ev hapsi ve yurtdışına çıkış yasağı getirildi.

Kararı, İYİ Parti Merkez Disiplin Kurulu Üyesi ve avukat Ömer Furkan Dağ  Twitter hesabından açıkladı. Dağ yaptığı paylaşımda, “Savcılık; Arif Kocabıyık, Hasan Köksoy ve Turan Kural için ev hapsi talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti. Arif Kocabıyık, Hasan Köksoy ve Turan Kural hakkında ev hapsi ve yurt dışı çıkış yasağı verildi” dedi.

Ne olmuştu?

YouTube üzerinden sokak röportajı yayınlayan Kendine Muhabir ve Sade Vatandaş kanalı sahipleri, dün AKP MKYK Üyesi Mücahit Birinci’nin şikayeti üzerine gözaltına alınmıştı.

Kendine Muhabir kanalının sunucusu Hasan Köksoy geçen hafta Antalya’da bir sokak röportajında mikrofon uzattığı kişinin sözleri nedeniyle röportajı yaptığı kişiyle birlikte tutuklanmış; itiraz üzerine tahliye edilmişlerdi. Köksoy tutukluyken kendisi sokağa çıkarak röportaj yapan eşi sabah erken saatlerde polisin evlerine baskın yapıp, bilgisayar ve bütün iletişim araçlarını aldıklarını, Hasan Köksoy’un da polis tarafından götürüldüğünü söylemiş; “Arama emri sebebi Mücahit Birinci” demişti. 

YouTube platformunda paylaşım yapan kanallardan diğeri  Sade Vatandaş’ın sahibi Mehmet Koyuncu da sosyal medyadan gözaltına alındığını duyurmuş; “Polisler şafak baskınıyla bu saatte evime geldiler. Bu saatte? İstanbul’da olduğum için gözaltına alınmadım. Gazetecinin evine! Ülkenin durumu apaçık ortada” demişti.

İlave TV’nin sunucusu Arif Kocabıyık ile kanalın kameramanı da gözaltına alınmıştı.

Büyük tepkiye yol açan gözaltılara ilişkin sosyal medyada ‘Susmayacağız’ etiketiyle yapılan paylaşımlar ‘trend topic’ oldu.

Gözaltılar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi‘nde sosyal medyayı, demokrasi için “tehdit” olarak yorumlamasının ve sert tedbirler alınacağını söylemesinin ardından geldi.