Ana Sayfa Blog Sayfa 1103

Verimli tarım arazisi alanına plastik sanayi tesisi projesi: Çocuklarımıza plastik mi yedireceğiz?

Çevre, Şehircilik ve ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tekirdağ‘ın Ergene ilçesinde Ergene Havzası Koruma Alanı içerisindeki verimli tarım arazilerinin olduğu alanda Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi yapılması için çevre planı değişikliğine onay verdi.

Mutlak korunması gereken birinci sınıf tarım arazisi niteliğindeki 2 milyon 743 bin metrekarelik alanda yapılması planlanan projeyle ilgili Yeşil Gazete‘nin sorularını yanıtlayan CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, projenin çevre planlarına aykırı olduğunu kaydetti.

Yüceer, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından projeye ÇED olumlu raporu verildiğini ve ÇED’in iptali için açılan davanın da devam ettiğini söyledi.

‘Yarın çocuklarımıza plastik mi yedireceğiz?’

Projenin gerçekleştirilmek istendiği bölgede Trakya’nın en verimli tarım arazilerinin bulunduğunu kaydeden CHP’li Yüceer; alanda buğday, ayçiçeği yerine kurulacak yaklaşık 200 tesisle plastik üretilmek istendiğine dikkat çekti.

Alanın stratejik öneminden dolayı tercih edilmiş olabileceğini de ifade eden Yüceer, itirazlarının sanayinin Tekirdağ’a gelmesi olmadığını, verimli tarım arazileri üzerinde bu çalışmanın yapılmak istenmesi olduğunu söyledi:

Üstüne üstlük bölgemizdeki organize sanayi bölgelerinin doluluk oranları yüzde 40’larda. Hali hazırda boş olan bu bölgeler dolmamışken yeni bir organize sanayi bölgesine ihtiyaç yok.

Bu bölge ülkemizin ayçiçeği ve buğday ambarı. Bu toprakların üretim açısından son derece verimli olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu topraklardan sorumlu Bakanlar sermayenin yanında değil halkın yanında durmalılar. Bu topraklara zehir akıtmak değil, ekim yapılması için politikalar üretmeliler. Neden boş araziler dururken tarım arazilerine sanayi bölgesi kurulmak isteniyor onu anlamıyoruz ve itiraz ediyoruz. O yüzden ‘Yarın çocuklarımıza plastik mi yedireceğiz?’ diye soruyoruz.”

‘Proje çevre planlarına aykırı’

Yapılması planlanan sanayi bölgesinin Ergene Çevre Düzeni Planı‘na aykırı olduğunu ifade eden CHP Tekirdağ Milletvekili, hukuki süreci şöyle anlattı:

Ergene Çevre Düzeni Planı’nda yer alan plan kararlarında; ‘Madde 2/1029 sanayi gelişimi üst ölçek plan kararlarına uygun olan mevcut planlı sanayi alanlarıyla sınırlandırılacak ve yeni sanayi yatırım taleplerinin planlı boş sanayi alanlarında yer seçimleri teşvik edilecektir’ hükmü yer alıyor. Buna göre, yeni sanayi alanı kurulamayacağı net bir şekilde açıklanıyor.

Aynı zamanda projenin yapılması planlanan bölge Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gereği mutlak korunması gereken 1’nci sınıf tarım arazisidir. 1/25.000 ölçekli Tekirdağ ili Çevre düzen Plan Hükümlerinde, ‘planlama alanı sınırı dahilinde çevresel kirleticiliği yüksek olan veya çevresel tahribe neden olan sanayi türleri ve kullanımları yer almayacaktır’ hükmü bulunuyor. PAKOP OSB girişimi bu hükme de aykırıdır. Tekirdağ Valiliği’nin talebi ile 1/25.000 ölçeklik plan hükümlerine ‘Mevcut planlı sanayi alanlarındaki yapılaşma doluluk oranı yüzde 75’i aşmadıkça yeni sanayi alanı açılamayacağı ve bu alanların dışında yapı ruhsatı düzenlenemeyeceğine’ dair hüküm eklenmiş ve bölgedeki 9 bin hektar planlı sanayi alanının yaklaşık yüzde 42’sinin dolu olmasına rağmen bu yolla yeni bir tarım dışı alan yaratılmaya çalışılmaktadır.”

Mahkemenin bu projeye yönelik iki kez yürütmeyi durdurma kararı almasına rağmen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın projeye ÇED olumlu raporu verdiğini ve ÇED’in iptali için açılan davanın da devam ettiğini aktaran Candan Yüceer, çevre planı değişikliğinin askıya çıkartıldığını kaydetti.

Yüceer, “Bu yolla hukuki süreci beklemeden bir an önce yapılaşmanın başlanması hedefleniyor. ÇED iptal davası süreci devam ederken bu alanda çevre planı değişikliğinin askıya çıkartılması; çevrecileri, bölge halkını ve hukuku yok sayarak ranta hizmet etmektir” ifadelerini kullandı.

Halk da projeye destek vermiyor

Candan Yüceer, hem bölge halkının hem de sivil toplum örgütlerinin projeye karşı olduklarını da söyledi:

Hem bölgede yaşayan yurttaşlarımız, Tekirdağlılar hem de sivil toplum örgütlerimiz projeye tepkili. Bu tepkiyi dile getirmek için basın açıklamaları düzenliyor, davalar açıyorlar. Vatandaşlarımız, hemşerilerimiz tepkilerini bana iletirken, “Vekilim, buğdayımızın üzerine beton dökecekler” diyorlar.

Ergene nüfusu büyük çoğunluğu kırsalda yaşayan vatandaşlarımız olmak üzere yaklaşık 65 bin. PAKOP’un bölgede kurmayı hedeflediği 200 üretim tesisi, Ergene’deki kırsal yaşamı ve biyolojik çeşitliliği olumsuz etkileyecek. Trakya’nın doğasını, börtüsünü böceğini, hemşerilerimizi, ormanlarını rant uğruna heba etmelerine izin vermeyeceğiz. Projenin olumsuzluklarını hep beraber anlatmaya çalışıyoruz. Ergene havzasındaki kırsal yaşamı, tarım ve hayvancılık faaliyetlerini güçlendirecek politikaları savunmaya devam edeceğiz.”

3 milyon metrekarelik tarım arazisi kaybedilebilir

Projenin hayata geçmesi durumunda 3 milyon metrekarelik birinci sınıf tarım arazisi niteliğindeki alanının kaybedileceğini söyleyen Yüceer, son olarak şu açıklamalarda bulundu:

Dünya ekonomi ile ekoloji arasında denge arayışına girmişken, Türkiye sürdürülebilir bir kalkınma modeli uygulamak yerine doğasını, verimli tarım arazilerini rant politikalarına kurban ediyor. Bu politikalar devam ederse büyük bedeller ödenir.

Bu proje hayata geçerse yaklaşık 3 milyon metrekarelik birinci sınıf tarım arazisi niteliğindeki alanı kaybedeceğiz. Bununla birlikte komşusu olan tarım arazileri de bu bölgenin yarattığı kirlilikten olumsuz bir şekilde etkilenecek.

Ülkemizde yaşanan ekonomik kaosun etkilerini hep birlikte yaşıyoruz. Gıda enflasyonu ile birlikte artan gıda fiyatları, tarım üreticilerinin yaşadığı sorunları görüyoruz. Tüm bu koşullar altında böyle bir dönemde tarıma, üreticiye, topraklarımıza sahip çıkmamız gerekirken verimli arazilerimizi yok edecek projelerde ısrar etmek akıl ve vicdanla izah edilemez. Verimli tarım arazilerimizi, topraklarımızı korumak için mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.”

Change.org’dan 2021 kampanya raporu: İstanbul Sözleşmesi,eğitim, iklim ve çevre krizleri, hayvan hakları ilk sırada

Türkiye’de insanların hangi alanlarda değişim istediğini ortaya koyduğu sosyal değişim platformu Change.org Türkiye, 2021 yılı Değişim Raporu’nu yayınladı.

Raporda, 2021 yılında en fazla hangi kampanyaların imzalandığı, başarıya ulaşan ve etkili olan kampanyalar, kampanyaların mücadele alanlarına göre dağılımı gibi, halkın değişim taleplerini anlamaya yönelik bilgiler yer alıyor.

Rapora göre, Türkiye’deki insanların en çok rağbet gösterdiği kampanyalar şöyle:

İki yıl üst üste en fazla imzalanan kampanya: İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz

 Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nin, kadına yönelik şiddetin önlenmesi için kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak için başlattığı kampanya, hem 2020, hem de 2021’in en fazla imzalanan kampanyası oldu. “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz, Vazgeçmeyeceğiz!” adlı kampanya, Change.org Türkiye’de 1 milyon imzayı geçen üçüncü kampanya oldu ve sözleşmenin yeniden yürürlüğe girmesi talebiyle devam ediyor.

En fazla imzanın iki yıl üst üste İstanbul Sözleşmesi için atılmasının, Türkiye’de kadın hareketinin ne kadar güçlü ve kararlı olduğunu gösterdiğini ifade eden Change.org Türkiye Genel Direktörü Dr. Uygar Özesmi şunları söyledi: “Her türlü platformda bu konuda mücadele eden kadınlar, Change.org’u da aktif şekilde kullandı. Kampanyayı başlatan Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, imzaları Meclis’e teslim etti. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş olsa da, mücadelenin sona ermemesi ve bu alandaki dayanışma, değişimin sadece kampanyada istenilen sonucu almak anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Bu kampanyada olduğu gibi, değişim taleplerinin toplumda tartışılması ve görünür olması sayesinde farkındalık artıyor.”

Eğitim, sağlık, hayvan hakları, adalet talepleri ilk sırada

Change.org Türkiye 2021 Raporu’na göre bu yıl en fazla kampanya eğitim alanında başlatıldı. Bu alanda başlatılan 2 bin 938 kampanyayı 1 milyon 596 bin 551 kişi imzaladı. Eğitim aynı zamanda en fazla başarının elde edildiği mücadele alanı oldu. En fazla kampanya başlatılan mücadele alanlarında eğitim konusunu sırasıyla sağlık, hayvan hakları ve ekonomik adalet alanları izledi.

En fazla imza ise, hayvan hakları alanında başlatılan kampanyalara atıldı. Hayvanlara şiddet uygulayanların cezalandırılması ve hayvanat bahçelerinin kapatılması gibi konular, yılın önce çıkan hayvan hakları kampanyaları arasında yer aldı. Hayvan hakları için yıl boyunca 1.842 kampanya yürütüldü ve toplam 3 milyon 380 bin 160 imza atıldı.

Z kuşağının iklim mücadelesi

2021 Değişim Raporu’na göre bu yıl iklim krizi ile mücadele için değişim yaratmak isteyen kişilerin ve sivil oluşumların, özellikle genç iklim aktivistlerinin kampanyalarının sayısı arttı. İnsanlar, iklim krizinin etkilerine karşı tepki göstermek ve çözüm talep etmek için, platformu aktif bir şekilde kullandı. Bu alanda, Z kuşağına mensup gençlerin Paris Anlaşması’nın TBMM tarafından onaylanması için başlattığı kampanyanın başarıyla sonuçlanması önemli bir gelişme olarak kayıtlara geçti.

Change.org Türkiye 2021 Değişim Raporu’nun tamamına buradan ulaşabilirsiniz

 Mücadele alanlarına göre başlatılan kampanyalar  

  • Eğitim: 2.938
  • Sağlık: 1.991
  • Hayvan Hakları: 1.842
  • Ekonomik Adalet: 1.463
  • İnsan Hakları / İfade Özgürlüğü: 1.446
  • Çevre: 1.427
  • Yerel Kampanyalar: 765
  • Ceza Adaleti: 736
  • Kadın Hakları: 557
  • İklim Krizi: 191
  • Engelli Hakları: 175
  • Teknoloji ve İnternet: 142
  • Tarım ve Gıda: 102
  • LGBTQİ+: 13

Mücadele alanlarına göre atılan imzalar

  • Hayvan Hakları: 3.380.160
  • Sağlık: 2.978.113
  • Çevre: 2.846.723
  • Kadın Hakları: 1.881.681
  • Eğitim: 1.596.551
  • Ceza Adaleti: 1.056.714
  • İnsan Hakları/ İfade Özgürlüğü: 943.428
  • Ekonomik Adalet: 803.194
  • İklim Krizi: 465.188
  • Engelli Hakları: 442.839
  • Yerel Kampanyalar: 157.912
  • Tarım ve Gıda: 154.543
  • LGBTQİ+: 113.294
  • Teknoloji ve İnternet: 29.952

Başarı elde edilen alanlar

  • Eğitim: 45
  • Çevre: 27
  • Sağlık: 17
  • Hayvan Hakları: 16
  • İnsan Hakları/ İfade Özgürlüğü: 13
  • Ekonomik Adalet: 10
  • Yerel Kampanyalar: 10
  • Ceza Adaleti: 8
  • Kadın Hakları: 5
  • İklim Krizi: 3
  • Engelli Hakları: 2
  • Tarım ve Gıda: 2
  • LGBTQİ+:1
  • Teknoloji ve İnternet:1

 

Boşanmak isteyen kadını öldüren erkeğe ikinci kez ‘iyi hal’ ve ‘tahrik’ indirimi

İzmir’in Karşıyaka ilçesinde, boşanma aşamasında olduğu Bihter Yalçınsoy‘u katleden Rahman Yalçınsoy, “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılandığı davada mahkeme kararının istinaf tarafından bozulmasının ardından ikinci kez “iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimi aldı. Yalçınsoy’un cezası 15 yıla indirildi.

Rahman Yalçınsoy, boşanma davalarının olduğu 8 Ekim 2020 tarihinde Bihter Yalçınsoy’u konuşma teklifini reddettiği için kesici aletle öldürmüştü.  Olayın ardından kaçan fail, daha sonra polis tarafından yakalanarak, tutuklandı. “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle Karşıyaka 2’nci Ağır Mahkemesi’nde yargılanan fail, mahkemedeki ifadesinde Bihter Yalçınsoy’u suçlayarak, kendisini aldattığını savundu. Bu savunmaya kayıtsız kalmayan mahkeme de, suçun “tahrik altında” işlediğine karar vererek, failin duruşmalarda “iyi hal” gösterdiğini savundu ve 15 yıl hapis cezası verdi.

İkinci indirim

MA‘nın aktardığına göre, Bihter Yalçınsoy’un ailesinin avukatı, karara İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4’üncü Ceza Dairesi nezdinde itiraz etti. Dosyayı inceleyen daire, sanığa eksik ceza tayini yapıldığı gerekçesiyle kararı bozup, dosyayı tekrar mahkemeye gönderdi.

Karşıyaka 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davanın duruşmasına tutuklu sanık Rahman Yalçınsoy, Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, taraf avukatları da salonda hazır bulundu. Taraflar, önceki yargılamalardaki beyanlarını tekrar etti. Bihter Yalçınsoy’un avukatı, sanığın en üst sınırdan cezalandırılmasını talep etti.

Savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanığı ilk kararında olduğu gibi 15 yıl hapis cezasına mahkum etti.

Hortumda kaybolan kedi Madix dokuz gün sonra enkaz altında bulundu: Bir miyav duydum

ABD‘de geçen haftalarda hortum felaketinin yerle bir ettiği Kentucky eyaletinde yaşayan Sonny “Hoot” Gibson, kaybettiği kedisini dokuz gün sonra, yıkılmış binaların arasında yara almamış bir şekilde buldu.

‘Dokuz canından sekizini kullandı’

“Bir şey o hortumdan ve beraberinde getirdiği yıkımdan nasıl canlı çıkar bilmiyorum. Onu kollarıma almak inanılmaz bir duyguydu. Kedilerin gerçekten dokuz canı varsa sanırım bu şekilde sekizini kullandı.”

Kedinin sadece çok aç ve susuz olduğu, herhangi bir yara almadığı bildirildi.  Gibson, kedisinin artık ofisinde değil, evinde yaşayacağını söyledi.

ABD’nin altı eyaletini 10 Aralık’ta tarihinin gördüğü en kötü hortum felaketlerinden biri vurmuş; en az 71 kişi hayatını kaybederken yüzlerce bina yıkılmıştı.

 

 

Avustralya’da koalaların ölümüne neden olan bir kişi ve iki şirket 126 suçlamayla karşı karşıya

Avustralya‘da geçtiğimiz yıl yapılan bir operasyonda koalaların ölümüne sebep olan bir toprak sahibi ve iki şirket dava edildi. Hayvanlar geçen yıl Cape Bridgewater‘da kısmen temizlenmiş bir kereste plantasyonunda ölü bulunmuştu. 

250’den fazla hayvana zulümle suçlanan iki şirket ve toprak sahibi 18 ağırlaştırılmış zulüm suçlaması dahil 126 suçlamayla karşı karşıya.

Koalaları yok etmekle suçlanıyorlar

BBC‘nin aktardığına göre, Victoria eyaletinden yapılan açıklamada şubat 2020’de Cape Bridgewater‘da bir kereste plantasyonunda 21 koala ölü bulundu ve düzinelercesi de yaralandı.

Önemli bir koala habitatı olan mavi sakız ağaçlarının tarladan kesilmesi sonucunda bazı koalalar kalan ağaçlarda açlıktan öldüğü, diğerlerinin ise buldozerler tarafından katledildiği belirtiliyor.

Açıklamada, açlıktan, susuzluktan ve kırıklardan musdarip 49 yaralı koalaya ise ötenazi uygulandığı belirtildi.

Bir şahıs ve bir hafriyat şirketi için de “düzinelerce koalaya mantıksız acı veya ıstırap vermekle, koruma altına alınan bir tür olan koalaları yok etmekle de suçlanıyorlar” denildi.

Dava edilen şirket ve şahıs, ölümcül yaralanmalara neden olduğu için 18 ağırlaştırılmış zulüm ve ikinci firma da, koala popülasyonunu rahatsız ettiği için hayvanlara eziyet etmekle suçlanıyor. Her biri 126 suçlamayla karşı karşıya.

‘Koala katliamı’

Ülkede ek bir hayvana eziyet suçlaması için maksimum ceza, bir işletme için yaklaşık 78 bin dolar ve bir kişi için yaklaşık 32 bin dolar veya 12 ay hapis cezası.

Avustralya Dünya Koruma Grubu Dostları, o tarihte yaptığı açıklamada, olayı “koala katliamı” olarak nitelendirdi ve “bu tür ahlaksız yıkım, yaygın ölüm ve yaralanmaların güneybatı Victoria’da sürmesinden endişelerini” belirtti.

Ülkede korunan bir tür olan koalaların binlercesi,  2019’de Yeni Güney Galler eyaletindeki büyük yangın sırasında hayatını kaybetmişti. Dünya Yaban Hayatı Fonu, en az 60 bin hayvanın öldüğünü, bundan çok daha fazlasının yaşam alanlarını kaybettiğini veya yaralandığını açıklamıştı. 

75 kurumdan ‘Zehirsiz Kentler’ için kampanya

Zehirsiz Sofralar Platformu, yaşam alanlarımızda insan ve çevre sağlığını tehdit eden zehirli kimyasalların belediyeler öncülüğünde kullanımının sonlandırılması ve ekolojik, doğa dostu alternatiflerin uygulanması talebiyle Zehirsiz Kentler Kampanyası’nı başlattı.

İnsan ve çevre sağlığı alanında çalışan sivil toplum örgütleri ve sivil inisiyatifler, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği‘nin, Zehirsiz Sofralar Platformu işbirliği ile yürüttüğü “Zehirsiz Kentlere Doğru” projesi kapsamında sağlıklı bir gelecek için güç birliği yapmak üzere bir araya geldi.

Belediyelere yönelik kampanya başlatıldı

Zehirsiz Sofralar Platformu tarafından bugün (23 Aralık) düzenlenen basın toplantısı ile Zehirsiz Kentler Kampanyası başlatıldı. Kampanyada, belediyelerden en geç 2025 yılına kadar herbisitlerin (ot zehiri) tamamen sonlandırılmasına, 2030 yılına kadar diğer tüm pestisit ve biyosidal ürün kullanımının %50 azaltılmasına, 2040 yılına kadar tamamen sonlandırılmasına dair taahhütte bulunmaları ve bu kapsamda katılımcı bir stratejik eylem planı oluşturmaları talep ediliyor.

Pestisitler ve biyosidal ürünlerin zararları hakkında toplumda farkındalık yaratmak, zehirsiz kentlerin mümkün olduğu ve bununla ilgili ekolojik ve doğa dostu alternatiflerin varlığı ve uygulanabilirliği konusunda belediyelerin teşvik edilmesi de kampanyanın amaçları arasında yer alıyor.

Zehirsiz Sofralar Platformu ve kampanyayı destekleyen diğer sivil toplum örgütleri ve sivil inisiyatifler, zehirsiz kentler için birlikte mücadele ederek; kampanyayı okulların, üniversitelerin, kent konseylerinin, spor kulüplerinin ve yerel basının gündemine taşımaya karar verdi. Paydaşlar ayrıca, Ankara, İstanbul ve İzmir gibi büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere, taleplerini bütün yerel yönetimler ağında yaygınlaştırmak için de kampanyacılık, savunuculuk ve lobicilik faaliyetlerinde bulunacak.

Platform, belediyeler ile birlikte yurttaşları da zehirsiz kentler için harekete geçmeye ve katılımcı olmaya çağırıyor. Yurttaşlar, kampanyaya imza vererek destek olmanın yanı sıra, “Zehirsiz Kentlere Doğru” kararlı bir adım atmaları için belediyelerin söz vermesini talep eden dilekçeler ile sağlıklı bir çevrede yaşama haklarını savunmuş olacaklar.

Çocuklar daha fazla risk altında

Kampanya basın toplantısında pestisitlerin zararlarına yönelik konuşan Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği’nden Doç. Dr. Tufan Nayır, şunları söyledi:

“Yapılan yerli ve yabancı araştırmalar, pestisit maruziyetinin sadece tarım çalışanları ile sınırlı olmadığını, tarım çalışanı olmayan kişilerden alınan saç ve kan örneklerinde de pestisitlere rastlandığını ortaya koyuyor. Pestisitlerin özellikle büyüme çağındakileri daha fazla etkilediğine, kanser, hormonal (endokrin) sistem bozuklukları, üreme hastalıkları, doğum kusurları, genotoksisite, nörotoksisite ve nörodavranışsal bozukluklara sebep olduğuna dair birçok çalışma mevcut.”

İtalya’nın Güney Tirol bölgesindeki 19 çocuk oyun alanından, dört okul bahçesinden ve bir pazar yerinden alınan 96 çim örneğinin analiz sonuçlarına göre, tespit edilen 32 pestisit etken maddesinin %76’sının hormonal sistemi bozucu kimyasallar olduğu ortaya çıkmıştı. .

Proje ortaklarından Pestisit Eylem Ağı’nın (Pesticide Action Network – PAN) yayınladığı ve proje kapsamında Türkçeye çevrilen “Tüketici Rehberi” ise, hormonal sistemi bozucu kimyasalların hamile ve bebekler için daha toksik olduğunun altını çiziyor ve insanların zehirli kimyasallardan nasıl korunabileceğine yönelik önerilerde bulunuyor. Birçok kimyasal maddenin fetüse ulaşabileceğini belirten PAN, anne karnındaki çocuk (ve dolayısıyla hamile kadınlar) için tam anlamıyla bir sıfır tolerans yaklaşımının benimsenmesini tavsiye ediyor.

Belediyelerin öncülüğünde “Zehirsiz Kentler” mümkün

Halk, sivil toplum örgütleri, kamu, özel sektör ve diğer paydaşların katılımcı ve kararlı bir biçimde hareket etmesinin önemine vurgu yapan Buğday Derneği Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu toplantıda şu açıklamayı yaptı:

“Uzun vadede, insan sağlığı, çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki zararlar dikkate alındığında, ekolojik ve doğa dostu alternatiflerin uygulanması çok daha ekonomik. Dünyada zehirsiz kent olmayı başaran pek çok yerel yönetim mevcut. Ülkemizde de hassas grupları ve alanları öncelikleyen, aşamalı bir geçişi temel alan stratejik eylem planını hayata geçirerek 2030 yılına kadar zehirsiz bir kent olmak mümkün. Proje kapsamında hazırladığımız ‘Türkiye’deki Belediyelerde Zararlı Mücadelesi Durum Analizi Raporu’ sonuçlarına göre, anket çalışmasına katılan belediyelerin %96,3’ü alternatif yöntemlerin kullanılmasının gerekli olduğunu belirtiyor. Çalışma, belediyelerin zararlı mücadelesinde kimyasallar yerine çevre dostu alternatif yöntemleri daha fazla kullanma konusunda teşvike ihtiyacı olduğunu bizlere gösteriyor.”

Avrupa Birliği (AB) tarafından Sivil Toplum Diyalogu VI programı kapsamında desteklenen, Nisan 2021’de uygulamasına başlanan proje kapsamında, pestisitlerin ve biyosidal ürünlerin zararlarını ve zehirsiz yöntemleri anlatan kaynakların yer aldığı bir web sitesinin (www.zehirsizkentler.org) ve belediyelere yönelik zararlılarla alternatif mücadele rehberinin hazırlanması planlanıyor.

Yeşil Düşünce Derneği’nden Yağız Abanus, yeşil dönüşüm gündeminin belediyeler açısından önemine vurgu yaparken; Marmara Belediyeler Birliği Çevre Yönetimi Koordinatör Yardımcısı Mustafa Özkul, Buğday Derneği ile proje kapsamında başarılı bir işbirliği sürdürdüklerini ve Zehirsiz Kentlere Doğru Projesi’nin belediyelerin özellikle zararlılarla mücadele konusundaki operasyonel faaliyetleri açısından çok önemli çıktıları olacağına inandıklarını belirtti.

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Müdürü Murat Ar ise şöyle konuştu:

“Büyükşehir Yasası ile pek çok köy ve beldenin mahalleye dönüşmesi sonucunda 2020 verilerine göre, Türkiye nüfusunun %93’ü il ve ilçe merkezlerinde, yani kentlerde yaşıyor. Bu sebeple zararlılarla mücadele ağırlıklı olarak büyükşehirlerin sorumluluğu haline geldi. Zehirsiz kent olmak bu konuda daha sistemli çalışmalar yürütülmesini zorunlu kılıyor. Kent sağlığı temasında çalışan bir belediyeler birliği olarak biz de konuyu belediyelerimizin gündemine taşımak için önümüzdeki dönemde gerekli adımları atmayı planlıyoruz.”

Zehirsiz Kentler Kampanya’ya buradan destek olabilirsiniz

 Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği öncülüğünde, 2019 yılında “Zehirsiz Sofralar Mümkün” diyerek bir araya gelen 100’ün üstünde sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatifin kurduğu Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nı muhatap aldıkları ve 165 binin üstünde imza topladıkları Zehirsiz Kampanya ile önemli bir başarıya imza atmış;  Tarım ve Orman Bakanlığı, 25 tarım zehirinin yasaklanmasına ve 7’sinin de kullanımının sınırlandırılmasına karar vermişti.

İşbirliğinin sürekliliğini arzu eden 38 sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatif, gıda güvenliğini merkeze alan daha geniş kapsamlı bir amaç için Zehirsiz Sofralar Platformu’nu kurmuştu. 23 sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatif de platformu desteklediğini açıkladı.

Zehirsiz Kentler Kampanyası’nın destekçi kurum ve inisiyatifler listesi de şurada. 

Hürriyet davasını gazeteciler kazandı

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 2019 yılında, evlerine tebligat gönderilerek tazminat verilmeden işten çıkarılan 45 gazetecinin, Hürriyet gazetesine açtığı davayı kazandığını duyurdu.

Bugün sonuçlanan davada, İş Mahkemesi  çalışanların sendikal faaliyet nedeniyle işten çıkarıldığını belirterek gazetecilerin işe iadesine karar verdi.

Yerel mahkemenin kararı istinaf mahkemesinde onanırsa Hürriyet’in önünde iki seçenek olacak. Ya çalışanları yeniden işe alacak ya da hem işe iade hem de kıdem, ihbar ve izin gibi haklarını verecek.

Çalışanların Hürriyet’e açtığı mesai ve diğer alacaklar için de ayrı bir dava devam ediyor.

Ne olmuştu?

30 Ekim 2019 tarihinde Hürriyet gazetesinde çalışan, hepsi de sendikalı 46 gazetecinin işine son verilmişti.  Birçok isim, işten çıkarıldığını evine gelen tebligatla öğrendi. Bazıları ise e-mail hesaplarının kapatılmasıyla durumdan haberdar oldu.

Gazetecilerin evlerine gönderilen fesih ibranamesinde “Yönetim kurulunun işletmesel kararı uyarınca iş akdiniz 25.10.2019 itibariyle feshedilmiştir” denildi.

Bu olay sonrası işine son verilen gazeteciler, sendikaya üye oldukları gerekçesiyle iş mahkemesinde işe iade davası açtı.

 

Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala‘nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

26 Kasım günü yapılan duruşmada, 23 Aralık’ta birleştirilen Gezi Davası’nın tek tutuklu sanığı Kavala’nın tutukluluğunun görüşülmesine karar verilmişti.

Bir sonraki dava 17 Ocak’ta

Mahkemeye heyeti bugün dosya üzerinden yaptığı incelemenin ardından dört yılı aşkın bir süredir cezaevinde bulunan Kavala’nın tutukluluğunun devamına oy çokluğuyla karar verdi.

Mahkeme heyetinin bir üyesi ise şerhinde, Kavala’nın tutuklulukta geçirdiği süre, delillerin karartılma ihtimalinin olmamasını göstererek tahliye edilmesi yolunda oy kullandı.

Karara karşı oy kullanan hâkimin şerhi şöyle: “Sanığın savunmasının alınmış olması, delillerin toplanmış olması, dosya kapsamı, delil durumu, dosyanın geldiği aşama, bu aşamadan sonra sanığı delil karartma ihtimalinin olmaması, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, değerlendirilerek sanığın durumuna göre ölçülü olmayan  tutukluluğunun devamı yönündeki çoğunluğun görüşüne katılmayarak sanığa uygulanacak ölçülü bir veya birkaç adli kontrol tedbiriyle tahliyesi görüşü ve kanaatindeyim”

Kavala’nın yargılandığı birleştirilen Gezi Davası’nın bir sonraki duruşması ise 17 Ocak’ta görülecek.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Osman Kavala’nın bırakılması kararına uymayan Türkiye için ihlal prosedürü başlatmıştı.

Perakende şirketi Walmart’a ABD’de yasa dışı yollarla çöp boşalttığı için dava açıldı

Dünya çapında şubeleri olan mağazalar zinciri Walmart‘a Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) California eyaletinde yasa dışı yollarla çöp boşalttığı için dava açıldı.

Açılan davayı, California Zehirli Atıkları Kontrol Dairesi (DTSC) Direktörü Meredith Williams düzenlediği basın toplantısında duyurdu.

‘Hukuka uygun hareket etmiyorlar’

Davaya eyalet savcıları da destek verdi. Savcılar, Walmart’ın her yıl 80 tona karşılık gelen 1 milyondan fazla zararlı atığı yasa dışı şekilde boşalttığını kaydetti.

California Başsavcısı Rob Bonta, şirketlerin istenmeyen malları elden çıkarmak istediğinde hukuka uygun hareket etmeleri gerektiğinin altını çizdi ve Walmart’ın buna uymadığını belirtti.

Şirket Sözcüsü Randy Hargrove ise Walmart’a açılan “haksız davaya” karşı mücadele edeceklerini söyledi.

Eyalet genelinde 300’den fazla mağaza işleten Walmart’a, 2010 yılında da benzer bir davada 25 milyon dolar para cezası verilmişti.

1 Nokta 5: Dalgalanan kur ve enflasyon gıda krizini neden derinleştiriyor?

Son zamanlarda yükselen fiyat artışlarından en çok gıda ürünleri etkilendi. Gıda fiyatları katlanarak artarken, alım gücü de düşen insanlar gıdaya ulaşabilmekte oldukça güçlük çekiyor.

Peki, neden gıda krizi yaşandığını söyleyebiliriz? Enflasyon ve ani kur yükselişlerinin yol açtığı ek maliyetler neler? Gıda fiyatları artarken, nasıl oluyor da çiftçiler bırakın emeklerinin karşılığını almayı, daha da borçlanıyor ve yoksullaşıyor?

1 Nokta 5‘in 11. bölümünde Gezegen editörü Özgün Özçer, dalgalanan kur ve enflasyonun gıda krizini neden derinleştirdiğini Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’nun Kurucu Genel Başkanı Abdullah Aysu ile konuştu.

Metis Yayınları‘ndan 2015 yılında çıkan Gıda Krizi adlı çalışmanın da yazarı olan Abdullah Aysu, mevcut endüstriyel gıda üretim modelini değerlendirdiğinde bunun bizi gıda kriziyle zaten karşı karşıya bıraktığını savundu ve beş soruda gıdadaki pahalılığın altında yatan nedenleri anlattı.

1 Nokta 5