Ana Sayfa Blog Sayfa 1073

Tarım ve Orman Bakanlığı, tüketim tarihi yaklaşmış ürünlerin indirimli satılmasını önerdi

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan Gıda Satış Noktalarında Gıda İsrafı ile Mücadele Kılavuzu’nda, tüketim tarihi yaklaşmış ürünlerin indirimli satılması için öneride bulunuldu.

Kılavuzda, müşteri tarafından satın alım konusunda çekince uyandıran meyve ve sebzelere reyon indirimi uygulanabileceği belirtildi.

‘Dinamik fiyatlandırma stratejileri uygulayın’

Söz konusu kılavuzda Türkiye’de kişi başına düşen gıda atığının 93 kilogram olduğu, 1 kg kırmızı et üretimi için 15 bin litre, 1 kilogram domates üretimi için 214 litre su tüketildiği de hatırlatıldı.

Bakanlık, küresel olarak değerlendirildiğinde, gıda tedarik zincirleri boyunca oluşan toplam kayıp ve israfın yüzde 54’ünün üretim ve hasat sonrası, yüzde 46’sının da işleme, dağıtım ve tüketim aşamalarında oluştuğuna dikkat çekti. Tarımsal üretim safhasının tek başına yüzde 33 ile gıda israfında en büyük paya sahip olduğu kaydedildi.

Kılavuzda, marketlerde gıda satışını hızlandırmanın, tercih edilen ilk strateji olduğunun altı çizildi ve şu ifadelere yer verildi:

Gıda israfını önleme konusunda etkili ve gıda satış noktaları tarafından tercih edilen yöntemlerden bir diğeri ise reyon indirimleridir. Tüketim tarihine az kalmış ambalajlı gıdalarda, müşteri tarafından satın alım konusunda çekince uyandıran meyve ve sebze ürünlerinde uygulanan reyon indirimleri de, gıdanın israf olmadan tüketiciyle buluşmasını sağlamaktadır.”

Ayrıca, “Hala tüketilebilir özellikteki tüketim tarihi yaklaşmış ürünlerin indirimli fiyatlar ile satışa sunulmasını sağlayın. Kısa raf ömrü olan ürünlerin satışlarını artırmak için bu ürünlere de dinamik fiyatlandırma stratejileri uygulayın” önerisi de yapıldı.

Ücretsiz de verilebilir

Kılavuzda ayrıca, indirim ile satılamayan yenilebilir durumunu kaybetmemiş ürünlerin ihtiyaç sahibi insanlara ücretsiz olarak verilebileceği belirtildi ve “Marketlerin ücretsiz olarak bağışladıkları ürünler için ekstra hacimli dolapları ve alanları olup, ihtiyaç sahipleri gıdanın teminatını buradan gerçekleştirebilir ya da dernek ve vakıf aracılığı ile gıda bağışı gerçekleşerek israf önlenmiş olur” denildi.

İnsan sağlığı açısından tüketime uygun olmayan gıdaların da çiftliklerde ya da barınaklarda hayvan yemi olarak kullanılabileceği de kaydedildi ve “Son tüketim tarihi geçen, soğuk zinciri kırılan, tüketimi hayvan sağlığına uygun olmayan hiçbir besin, hayvan yemi oluşumuna dahil edilemez” ifadeleri kullanıldı. Bu ürünlerin biyodizel yakıt olarak kullanılabileceği de eklendi.

Slovenya 2033 yılına kadar kömürden çıkıyor

Slovenya hükümeti, en geç 2033 yılına kadar kömürü aşamalı olarak kaldıracağını duyurdu. Plan, Slovakya (2030), Kuzey Makedonya (2027) ve Yunanistan (2025) gibi ülkelerin kömürden çıkış tarihlerine kıyasla iklim değişikliği konusundaki sorumluluğunun gerisinde kalıyor.

Slovenya, Paris İklim Anlaşması kapsamında kömürden çıkış planını açıklayan 23. Avrupa ülkesi oldu.

Europe Beyond Coal‘dan Zala Primc, Slovenya’nın kömürü zaten bırakmış veya 2030’a kadar bırakacak olan 16’nın gerisinde kaldığını, ancak yine de 2035 yılına kadar fosilsiz, tamamen yenilenebilir enerjiye dayalı bir enerji sistemini hedefleyen Almanya’da olduğu gibi kolay bir geçiş yapabileceğini söylüyor:

“Slovenya acilen ülkenin muazzam yenilenebilir enerji potansiyelinden faydalanmalı. Enerji fiyatından ve küresel arz krizlerinden uzaklaşmak için fosil gaz yakıt kullanılmasından kaçınması gerekiyor.”

Slovenya’nın en büyük kömür santrali Šoštanj 6 (600MW), dünyanın BM Paris İklim Anlaşmasını kabul ettiği yıl olan 2015’te tartışmalı bir şekilde kullanılır hale getirildi. Tesis daha sonra 438 milyon euro borç biriktirdi ve sadece geçen yıl 280 milyon euro zarar kaydetti. Devlete ait işletmeci Holding Slovenske Elektrarne‘ye (HSE) ait sızdırılmış bir belge, şirketin iflasın eşiğinde olduğunu ve en iyi ihtimalle bu bahara kadar maaşlarını ve diğer yükümlülüklerini ödeyebileceğini gösteriyor.

Kömürden çıkan ve çıkacak Avrupa ülkeleri

Kömürsüz Avrupa ülkeleri, Belçika (2016), Avusturya (2020), İsveç (2020), ve Portekiz (2021).

2025 yılına kadar kömürden çıkış yapacak Avrupa ülkeleri ise, Fransa (2022), Birleşik Krallık (2024), Macaristan (2025), İtalya (2025), İrlanda (2025), Yunanistan (2025).

Kömürden aşamalı olarak 2030 yılına kadar çıkacak Avrupa ülkeleri, Kuzey Makedonya (2027) Danimarka (2028), Finlandiya (2029 ortası), Hollanda (2029 sonu), Slovakya (2030), İspanya (2030).

2030’dan sonra çıkmayı planlanlayan Avrupa ülkeleri de şöyle, Karadağ (2035), Romanya (2032), Hırvatistan (2033), Bulgaristan (2038-2040), Almanya (2038), Slovenya (2033), Çekya (2033).

Marmaris’e bir yılda yağacak yağmur dört günde düştü

Muğla‘nın Marmaris ilçesinde, bir yılda yağan yağmurun yaklaşık üçte biri, dört günde düştü. Yılda ortalama metrekareye 1126 kilogram yağışın düştüğü ilçede dört günde bu oran metrekareye 414,6 kilogram olarak ölçüldü.

Marmaris ve 13 kırsal mahallesinde, 8 Ocak’ta başlayan yağmur, akşam saatlerinde, 20 dakika süren ve şiddetini artırdıkça ceviz büyüklüğüne ulaşan doluya döndü. İlçe merkezi, uzun süreli dolu nedeniyle beyaza büründü. Dolunun ardından yağmur da düne kadar devam etti.

24 saatte metrekareye 200 kilogram yağmur düştü

En yüksek yağış miktarı 9 Ocak’ta yaşandı. 24 saatte metrekareye 200 kilogram yağmur düştü. Dört gün süreyle, aralıksız devam eden yağmurlar nedeniyle ilçedeki toplam 51 ev, iş yeri, bahçe ve tarlada su baskını yaşandı. Dolu ve yağmur nedeniyle 27 araç hasar gördü, dört dere taştı, cadde ve sokaklar nehre döndü.

CHP’den Aysel Tuğluk serbest bırakılsın çağrısı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana İl Başkanı Mehmet Çelebi’den Aysel Tuğluk çağrısı geldi.

Çelebi, cezaevinde hafıza kaybı yaşadığı açıklanan ve “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmeyen eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını istedi.

bianet‘in haberine göre, Çelebi ““Hasta tutuklular çoğu zaman kaderine terk edilmekte, tedavi edilemez noktalara gelindiği zaman yoğun kamuoyu baskısı olursa fark edilmekte ya da içeride sağlık ve bakım hizmeti olanaklarından mahrum bir şekilde yaşamlarını yitirmektedirler. Birçok tutuklu eski sağlığına yeniden kavuşamayacak bir şekilde zarar görmektedir. Cezaevinde kalamayacağına dair verilen raporlara rağmen tutukluluğu devam eden Aysel Tuğluk sağlığı daha da bozulmadan tahliye edilmeli ve tedavisine uygun yaşam koşullarına kavuşması sağlanmalıdır” dedi.

Avustralya’da battaniye ahtapotu görüntülendi

Avustralya’nın kuzeydoğusundaki Büyük Set Resifi’nde nadir görülen battaniye ahtapotu bir dalgıcın kamerasına yansıdı.

Dalgıç Jacinta Shackleton, battaniye ahtapotunun görüntülerini sosyal medya hesabından paylaştı.

‘Çok minnettarım’

Shackleton, ahtapotun fotoğraflarını şu notla paylaştı:

Perşembe günü genç bir dişi battaniye ahtapotuyla karşılaşmamdan birkaç görüntü paylaşıyorum. Renkleri inanılmazdı ve suda hareket edişini izlemek büyüleyiciydi. Kesinlikle hayatımda bir kez tecrübe edebileceğim bir karşılaşma, çok minnettarım.”

Fotoğraf: Jacinta Shackleton

Battaniye ahtapotu, tremoktopus, subtropikal ve tropikal denizlerde orta sularda görülen dört tür içeren pelajik sefalopod cinsidir.

Genellikle battaniye ahtapotu olarak bilinirler ve yetişkin dişilerin sırt ve sırt yanı kollarını bağlayan uzun, şeffaf ağlardan ötürü bu adı almışlardır. Diğer kollar çok daha kısadır. Dişiler 2 metre uzunluğunda olabilir.

Konya’da av karşıtı davanın ilk duruşmasına çağrı: Hayvanların yalnız olmadığını kanıtlayacağız

Vegan Derneği Türkiye (TVD), av turizmine karşı Tarım ve Orman Bakanlığı‘na açtıkları davanın pazartesi günü Konya İdare Mahkemesi‘nde saat 10.00’da görülecek duruşmasına çağrı yaptı.

TVD tarafından Tarım ve Orman Bakanlığı’na açılan üç davadan birinde ilk kez 17 Ocak 2022 tarihine duruşma kararı verilmişti.

Yürütmeyi durdurma kararı verilmişti

Bakanlığın gönderdiği belgeleri ve dayanakları eksik ve çelişkili bulan Konya 1. İdare Mahkemesi, Konya ve Karaman‘da öldürülmesi planlanan, yalnızca Türkiye’de görülen, nesli tükenen ve koruma altındaki Anadolu yaban koyunlarının ve yine nesli tükenme tehlikesi altında olan koruma altındaki yaban keçilerinin lehine karar almış ve davada verilen ara kararda yürütmenin durdurulmasına hükmetmişti.

Mahkeme, 24 Kasım’da açılan davada ikinci ara kararında da yürütmeyi durdurma kararının devamına karar vermişti.

‘Hayvanların yalnız olmadığını kanıtlayacağız’

TVD’nin 17 Ocak’ta görülecek dava öncesi yaptığı çağrısında şu ifadeler yer aldı:

17 Ocak Pazartesi günü saat 10:00’da; hayvan hakları savunucuları ve avukatlarımız ile birlikte av ihalesini iptal ettirmek için ilk kez verilen duruşma kararı için Konya İdare Mahkemesi’nde olacağız. Av katliamını ‘hasat raporu, kırsal kalkınma, katkı payı, ekonomik kazanç, turizm potansiyeli ve koruyucu veterinerlik’ adı altında mahkemelerde savunan bakanlığa ve müdahillik başvurusunda bulunan av şirketlerine karşı tek vücut olup hayvanların yalnız olmadığını kanıtlayacağız. ⠀

Türkiye çapında her yıl farklı türler için av karşıtı emsal hukuki kararlar alınmasına rağmen, bu katliamın av şirketleri ve bakanlık tarafından sürdürülmesine engel olmak için çabaladığımız bu davayı takip etmenizi rica ederiz.”

ABD’nin Maine Körfezi’nde sonbaharda rekor sıcaklık

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) kuzeydoğu bölgesinde bulunan Maine Körfezi‘nin sularında sonbaharda mevsim normallerinin 6 derece üstünde rekor sıcaklık görüldüğü açıklandı.

Maine Körfezi Araştırma Enstitüsü‘nden Kathy Mills, sonbahardaki olağanüstü sıcaklığın, bölgede son 10 yılda kendini hissettiren daha geniş çaplı okyanus sirkülasyonu modelindeki değişiklikle açıklanabileceğini ifade etti.

Körfez, son 40 yılda her sene 0,09 derece ısınıyor

Maine Körfezi Araştırma Enstitüsü tarafından hazırlanan yıllık raporda, eylül ve kasım arasında Maine Körfezi’nde deniz yüzeyi sıcaklığının 15,5 santigrat derece civarında kayıtlara geçtiği belirtildi.

Bu sıcaklığın mevsim normallerinin yaklaşık 6 derece üzerinde olduğuna dikkat çekilen raporda, Maine Körfezi’nin son 40 yılda her sene 0,09 derece ısındığı da kaydedildi.

Maine Körfezi Araştırma Enstitüsü’nden Kathy Mills körfezde 2021’de çoğu zaman sıcak dalgasının hissedildiğini belirtti ve “Körfez’de bu yıl, sıcak hava dalgası nedeniyle mevsim son derece sıcaktı ancak kayıtların rekor düzeyde yüksek gelmesini beklemiyordum. Çok şaşırdım” dedi.

2021’de tarihin en yüksek okyanus sıcaklıkları kaydedilmişti ve üst üste altıncı kez rekor kırılmıştı.

İBB Meclisi’nde Kanal İstanbul tartışması: Bu ısrar neden?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi’nde, Kanal İstanbul Projesi için genel görüşme yapıldı ve Meclis üyeleri proje hakkında görüşlerini söyledi.

Millet İttifakı, Kanal İstanbul projesiyle İstanbul’a ihanet edildiğini, projenin neden yapıldığı ve bilim insanlarının olumsuz görüşlerine rağmen projede neden ısrar edildiğini sordu. Ayrıca, projenin hayata geçmesinin Marmara Denizi için ölüm anlamına geleceğini, ekonomik ve toplumsal çöküşe neden olacağı ifade edildi.

Cumhur İttifakı ise projenin İstanbul için gerekli olduğunu, Kanal İstanbul’un bazı kimseler için patolojik hale geldiğini ileri sürdü.

‘Kanal İstanbul biyoçeşitliliği tehdit ediyor’

ANKA‘da yer alan habere göre, İBB Meclisi’nin ocak ayı toplantısının son oturumunda yapılan genel görüşmede Cumhur İttifakı’nda 11, Millet İttifakı’ndan da 12 meclis üyesi projeye ilişkin görüşlerini dile getirdi.

Toplantıda konuşan isimlerden İYİ Parti Grup Başkanvekili İbrahim Özkan, şehrin iyileştirici projelere ihtiyacı olduğuna vurgu yaptı ve İstanbul’un sürüklendiği kitlesel ormansızlaşmayı daha da artıracağını dile getirdi:

İstanbullunun çılgın müteahhitlik projelerine değil, sağlıklı yaşam projelerine ihtiyacı var. İstanbul’un da sağlıklı bir yaşam ve refahı artırmak için antropojenik kirletici faaliyetleri artırmak yerine iyileştirici projelere ihtiyacı var. Kanal İstanbul projesi, bölgedeki biyoçeşitliliği de tehdit etmektedir.

Biyoçeşitliliği azaltacak, yeni zararlıları ve istilacı türleri tetikleyerek şehirdeki insan sağlığı ve refahı üzerinde art arda olumsuz etkilere yol açacaktır. Ancak vatanını, milletini sevmeyen, halkının yarınlarını düşünmeyenlerin yapacağı tarzda bir proje yani bu, yerli ve milliliğiniz lafta değilse derhal vazgeçer, derhal iptal edersiniz. Hem de derhal.

Bakın, Kanal İstanbul denilen çılgın müteahhitlik projesi, İstanbul’un rant uğruna sürüklendiği kitlesel ormansızlaşmayı daha da artıracak. Kanal İstanbul ile son 50 yılda 27 bin hektar kadar azalan İstanbul ormanları daha da azalacak. Projenin yer alması planlanan kuzey ormanları, Dünya çapında önemli 200 ekolojik bölgeden, Avrupa’da ise acil korunması gereken 100 ormandan biri olarak kabul ediliyor. Bu proje de AK Parti, diğer akla zarar projeleriyle birlikte çok yakında karanlığa gömülecektir. İktidar, bir an önce bu konulara kafa yormayı bırakıp, mevcut kaynaklarını ve enerjisini ekonomi gibi, deprem gibi, pandemi gibi çok daha acil sorunlara ayırmalı, bu sorunları daha da körükleyecek gereksiz konuları da acilen rafa kaldırmalıdır.”

‘İstanbul için gerekli görüyoruz’

MHP Grup Başkanvekili ve Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz da proje kapsamında millet bahçeleri ve millet kıraathanelerinin yapılacağından bahsetti:

Uzunca bir süreden bu yana teknik altyapı üzerinde çalışmalar yapılan ve içerisinde AR-GE çalışmalarının, üniversitelerin, teknoparkın, insanların vakit geçireceği millet bahçelerinin, millet kıraathanelerinin, kütüphanelerin ve yatay şehircilik anlayışıyla zemin artı üç, dördü geçmeyen mevcut yerlerde finans şirketlerinin olduğu, üretim merkezlerinin olduğu bir şehircilik anlayışıyla hazırlanan Kanal İstanbul projesini, İstanbul için gerekli görüyoruz, faydalı görüyoruz ve destekliyoruz.”

‘Patolojik kanal haline geldi’

AKP Grup Başkanvekili ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, bazı kişiler için Kanal İstanbul’un patolojik kanal haline geldiğini ileri sürdü:

Türkiye’nin merkezi sosyolojik olarak İstanbul. Türkiye’nin ekonomisinin en önemli kaynağı, en önemli üreten gücü, en önemli merkezi İstanbul. ‘Ben İstanbul’a öyle bir proje yapmalıyım ki bu aynı zamanda ülkemin projesi, aynı zamanda devletimin projesi, aynı zamanda milletimin projesi, aynı zamanda da 21. yüzyıla, çağın ruhuna, zamanın ruhuna hitap eden, Z kuşağına, Y kuşağına geleceğini inşa eden bir proje yapmalıyım’ dedi. Ve bu tarihi projeyi bütün dünyaya açıkladı.

Bütün dünyaya açıkladıktan sonra her zaman olduğu gibi ‘istemezükler’ çıktı. Karşıyız diye çıkanlar oldu. Hatta öyle bir karşı çıkış oldu ki artık bu karşı çıkışlar birilerinin patolojik kanalı haline geldi. Ve öyle bir şey oldu ki mesela soruyorsunuz; ‘Çevreyle, iklim değişikliğiyle ilgili projeniz nedir?’, ‘Kanal İstanbul’a karşıyım’ diyor. ‘Depremle ilgili projeniz nedir?’, ‘Kanal İstanbul’a karşıyım’ diyor. ‘Ya yüz bin konut söz verdiniz. Nerede?’, ‘Kanal İstanbul’a karşıyım’ diyor. Patolojik kanal haline geldi.”

‘Kim bu ısrarcılar?’

Sarıyer Belediye Başkanı CHP’li Şükrü Genç ise bilim insanları ve meslek odalarının itirazlarına rağmen bu projede neden ısrar edildiğini sordu:

Mühendislik hizmeti almamış, ÇED raporu başta olmak üzere bilimsel niteliklere uymayan, vatandaşın öncelikleri arasında yer almayan, meslek odaları ve bilim insanlarının bütün itirazlarına rağmen tasarım projesinde bu denli ısrar etmenin ve inatlaşmanın sebebi ne ola ki? Kim bu ısrarcılar? Son sözü her zaman doğa söylemiştir. Kanal İstanbul ısrarcılarını buradan uyarıyorum. İlla bir kanal ısrarı olacaksa gelin çocuklarımızın, gençlerimizin, torunlarımızın yarınlarını güvence altına alan, halkımızın rahat nefes almasını sağlayacak bir Yaşam Kanalı kuralım.”

‘Ekonomik ve toplumsal çöküntü yaratacak’

Kanalın açılmasıyla zaten oksijen kıtlığı yaşayan Marmara Denizi‘nin tamamen öleceğinden bahseden Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, İstanbul’u etkisi altına alabilecek kirlilikten şöyle bahsetti:

Belki de yaşanacak en büyük çevresel ekonomik maliyet unsurlarından biri olarak Sazlıdere Barajı devre dışı kalacak. Değerli arkadaşlarım, Kanal İstanbul inşa edildikten sonra ortaya çıkacak yeni durumda su açığının telafi edilmesinin maliyeti İSKİ’ye göre güncel döviz kuruyla en az 35,8 milyar TL olacaktır. Kanalın açılmasıyla halihazırda oksijen kıtlığı yaşayan Marmara Denizi’nin tamamen ölmesi gündeme gelecek.

Kirlilik oranı yüksek olan Karadeniz’in oksijen seviyesi zaten düşük olan Marmara’ya yüksek debide akması, Marmara Denizi’ni oksijensiz bırakacak ve tüm İstanbul’u etkisi altına alabilecek bir kirlilik ve koku sorunu ortaya çıkacaktır. Deniz ekosisteminin çökmesinin yanında, bu kirlilikle mücadelenin de devasa ekonomik ve toplumsal çöküntü yaratacağı kuşkusuzdur.”

‘Kanal değil talan İstanbul’

Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Kanal İstanbul’un neden yapıldığının hala belli olmadığını ve projenin İSKİ’ye 45 milyar TL yük getireceğini söyledi:

Hala amacı, önemi, faydası belli değil. Yapılma nedeni ile ilgili ortaya konmuş tek mantıklı açıklama yok. Ekonomik kriz buhrana dönmüşken, her dört gençten biri işsizken Kanal İstanbul’da ısrar neden? Çünkü rant burada. Kanal değil talan İstanbul. Proje güzergahında 30 milyon metrekare arazi el değiştirdi. Kanalın maliyeti en iyimser tahminle 65 milyar dolar. Kanal İstanbul’un maliyeti, İstanbul’un 2022 yılındaki tüm ilçe bütçelerinin toplamının 37 katına denk. Proje, İSKİ’ye 45 milyar TL yük getirecek. Kanal ancak 130 yıl sonra kendini geri ödemeye başlayacak.”

‘Bu kadim kente ihanet edilmektedir’

Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık da proje için herhangi bir fizibilite çalışması yapılmadığını, kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediğinden bahsetti:

Projelerde herhangi bir fizibilite çalışması olmadan, kamuoyu yeterince bilgilendirilmeden, yeterince tartışılmadan, sürece dahil edilmeden bu kadim kente ihanet edilmektedir arkadaşlar. Büyük lider olmak büyük inşaatlar yapmak anlamına gelmez. Başta İstanbul olmak üzere sırf bu projeler için ülkenin her yerinde plan tadilatı kültürü yerleşiyor arkadaşlar.”

Aşı eşitsizliği: Afrika kıtasında yaklaşık 1 milyar insana tek doz Covid-19 aşısı yapılmadı

Tedros Adhanom Ghebreyesus, Uluslararası Sağlık Tüzüğü (IHR) Covid-19 Acil Komitesi onuncu toplantısının açılışında, Covid-19 aşılarındaki küresel eşitsizliğe ve adaletsizliğe dikkati çekti.

Aşı milliyetçiliği, salgının siyasallaştırılması ve kısa vadeli kişisel çıkarlar gibi engellerin virüsün evrim geçirmesini ve yayılmasını körüklediğine işaret eden Ghebreyesus, “Sonuç olarak birçok ülke temel (aşı) ihtiyaçlarına ulaşamıyor” diyor.

Ghebreyesus, şu anda dünya çapında 9,4 milyar dozdan fazla Covid-19 aşısı uygulandığını belirterek, “Ancak 90 ülke geçen yılın sonuna kadar nüfuslarının yüzde 40’ını aşılama hedefine ulaşamadı ve bu ülkelerden 36’sı henüz nüfuslarının yüzde 10’unu aşılayamadı” bilgisini verdi.

Bayram Altuğ‘un Anadolu Ajansı‘nda (AA) yayımlanan haberine göre, Afrika kıtasında nüfusun yüzde 85’ine tekabül eden yaklaşık 1 milyar insana tek doz Covid-19 aşısı yapılamadığını ifade eden Ghebreyesus, “Aradaki bu farkı kapatamazsak salgının akut aşamasını sona erdiremeyiz” uyarısında bulunuyor.

‘Yeni aşıya ihtiyaç var’

Ghebreyesus, Eylül 2021’de DSÖ Covid-19 Aşı Bileşimi Teknik Danışma Grubu (TAG-CO-VAC) kurduklarını söyledi.

TAG-CO-VAC‘tan bu hafta yapılan açıklamada, salgında enfeksiyon ve bulaşmanın yanı sıra ciddi hastalık ve ölümün önlenmesinde daha büyük etkiye sahip yeni Covid-19 aşılarına ihtiyaç olduğunun belirtildiğini aktaran Ghebreyesus, bu tür aşılar geliştirilinceye kadar mevcut aşıların güncellenebileceğini kaydetti.

Ghebreyesus, TAG-CO-VAC açıklamasında, “Orijinal aşı bileşiminin tekrarlanan takviye dozlarına dayalı bir aşı stratejisinin uygun veya sürdürülebilir olması pek olası değildir” ibaresinin yer aldığını anımsatarak, hatırlatma dozuna karşı olduğu mesajını verdi.

DSÖ Genel Direktörü, ülkelerin acil önceliğinin “hatırlatma dozu” uygulamak yerine, dünya genelinde hiç aşı yaptıramamış riskli grupların ilk aşılarını yaptırmak olması gerektiğini vurguladı.

Ghebreyesus, mevcut Covid-19 aşılarının ciddi hastalık ve ölümleri önlemede çok etkili olsa da bulaşmayı tam olarak önleyemediğinin altını çizdi.

Birleşik Krallık’ta iklim ve özgürlük için Cumartesi ulusal eylem günü

Birleşik Krallık‘ta tartışma yaratan “Polis, Suç ve Ceza” yasa tasarısına karşı iklim aktivistleri ve insan hakları örgütleri birçok kentte eylem yapmayı planlıyor. Sendikalar ve sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen Kill The Bill Koalisyonu, Londra ve başka kentlerde protestoların düzenleneceğini duyurarak Cumartesi gününü “ulusal eylem günü” ilan etti.

Greenpeace‘den Extinction Rebellion‘a kadar diğer çevre ve iklim adaleti grupları İşçi Partisi lideri Keir Starmer‘ı ve milletvekillerini tasarıya karşı oy kullanmaya çağırıyor. İklim aktivistleri, “bizim için önemli olan konularda sesimizi duyurmak demokratik hakkımızdır” diyor.

Guardian’da yayımlanan habere göre, Green New Deal Rising adlı gençlik iklim hareketinden Fatima İbrahim, “iklim krizi için mücadele eden gençlerin protesto düzenleyebilmeleri, liderlerden hesap sorabilmeleri haklarıdır” diyerek içişleri bakanının ve polisin yetkilerinin genişletilmesine itiraz ediyor.

İngiltere okul grevi hareketinin organizatörlerinden 18 yaşındaki Freya Tischkowitz, tasarıyı “kesinlikle korkunç” olarak nitelendirdi:

“Bu durumun absürtlüğü beni asla şaşırtmıyor. İngiliz hükümeti, iklim felaketini önlemek için bizim ve bilim insanlarının söylediklerini dinlemeye karar vermek yerine, yapılacak en iyi şeyin engellemek olduğuna karar veriyor. Amaç, imajını mahvetmemizi önlemek için hepimizi hapse atmak.”

Cumartesi günü ‘ulusal eylem günü’ ilan edildi

Avam Kamarası’ndan birçok tartışmayla geçen tasarı Lordlar Kamarası‘nda Pazartesi günü oylanmaya başlayacak. İklim ve insan hakları aktivistlerinin “tehlikeli bir güç gaspı” olarak nitelendirdiği tasarı İşçi Partisi’nin itiraz etmesi halinde yasalaşmayabilir.

Aktivistlerin tasarının yasalaşmaması için birçok kentte eylem yapmayı planlıyor. Sendikalar ve sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen Kill The Bill Koalisyonu, Londra ve başka kentlerde protestoların düzenleneceğini duyurarak Cumartesi gününü “ulusal eylem günü” ilan etti.

Tasarıya, insan hakları aktivistleri, adalet grupları, eski içişleri bakanları ve parlamentonun insan hakları ortak komitesi “baskıcı ve yanlış” olduğunu söyleyerek karşı çıkıyor. Yasanın devlet tarafından benzeri görülmemiş bir güç gaspı olduğunu ve kısmen Extinction Rebellion ve Insulate Britain gibi iklim gruplarının artan sivil itaatsizliğine bir tepki olduğunu söylüyorlar.

Tasarının içeriğinde ne var?

Önerilen tasarı İçişleri Bakanına, “yıkıcı” olabileceğine inandığı yürüyüşleri ve gösterileri yasaklama konusunda geniş yetkiler veriyor. Polise protestolar için başlangıç ve bitiş saatlerini belirleme ve ses düzeyini kontrol etme yetkisi de verecek. Polis tek kişilik protestolara bile müdahale edebilecek.

Buna ek olarak protestocuların kendilerini bir nesneye kilitlemeleri veya bağlamaları ve yolları kapatmaları halinde 51 haftaya kadar hapis cezası yer alıyor.

Karayolları, demiryolları, limanlar, havaalanları, petrol rafinerileri gibi önemli yerlerde ulusal altyapıya ve anıtlara zarar verilmesi durumunda 12 yıl hapis cezası getiriliyor.

Tasarıda ayrıca polisin durdurma ve arama yetkisi de genişletiliyor. Şüphe etmeksizin durdurma ve arama yetkisi getiriliyor.

Tasarı, resmi makamlarca herhangi bir mahkumiyeti olmayanlar da dahil olmak üzere isimleri belirlenen kişilerin gösterilere katılmasını ve hatta katılım için interneti kullanarak çağrı yapılmasının da yasaklanmasını getiriyor.

Tasarıya karşı 750 binden fazla kişi imza verdi

Tasarıya karşı sivil toplum örgütleri tarafından düzenlenen imza kampanyasına 750 binden fazla kişi imza verdi.

Greenpeace Direktörü John Sauven, tasarıyı “pankartlarımızı da içişleri bakanına yazdırabiliriz” diyerek eleştiriyor:

“Bu yasa tasarısı, hükümete protesto hakkını kısıtlamak için eşi görülmemiş kapsamlı yetkiler veriyor. Nerede ve ne zaman toplanabileceğimizi, kimin toplanabileceğini bakanlar belirleyebiliyorsa ne kadar protesto hakkınız yalan olur… Pankartları içişleri bakanına da yazdırabiliriz.”

Aktivistler, İşçi Partisi’nin yasa Lordlar Kamarası’na geldiğinde reddetme şansına sahip olduğunu söylüyor. İşçi Partisi’nin tasarının tepki çeken maddelerini Lordlar Kamarası’nda anlatıp ikna etmesi halinde tasarının Avam Kamarası’na geri döneceği söyleniyor.