Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Kavun, biber, arpa, bira derken hayvanlar da patentlendi: Sırada ne var? – Sabriye Ak Kuran

Genetiği değiştirilmiş tarımsal ürünlere verilen patentler ve bu patentlere ilişkin itirazlar neredeyse yarım asırdan uzun bir süredir tartışılıyor. Bir de bunlara son yıllarda çiftlik hayvanları yetiştiriciliği ile ilgili patent başvuruları eklenince durum gittikçe işin içinden çıkılmaz bir hal almaya başladı.

Esasında Avrupa Patent Yasaları, hayvan türleri ve geleneksel yetiştirme yöntemleri ile ilgili patentleri yasaklıyor. Avrupa Patent Sözleşmesi’nin 53’üncü maddesinde açıkça “Bitki ve hayvan türleri veya önemli ölçüde biyolojik esaslara dayanan bitki ve hayvan yetiştirilmesi usulleri” ile ilgili alanlarda patent verilmeyeceği vurgulanıyor. Ancak bu kararlar uygulamaya yansımıyor. Patent hukukundaki yasaklar ilk olarak tarımsal üretimde önemli bir girdi olan tohumlar için delindi. Yasaklardan kaçmak için bazı yasal boşlukları kullanan ve bunları fırsata çeviren ise, çoğunlukla şirketler.

Firmaların rolü

Bayer (Monsanto)[1], DowDuPont ve Syngenta gibi şirketler, ileri sürdükleri patentlerle çoktan tohum pazarının tekelini ellerine almış durumdalar. Bayer (Monsanto) uluslararası tohum pazarının yaklaşık %30’unu kontrol ediyor. Pazarda ikinci büyük şirket olan DowDuPont, %20’lik bir paya sahip. Bu rakamlar bile küresel tohum pazarının yarısından fazlasının iki şirketin kontrolünde olduğunu gösteriyor. Üçüncü sırada ise, %10’luk payla Syngenta şirketi yer alıyor. Çok az sayıdaki bu büyük şirketler, patentler aracılığıyla tüm dünyadaki üretim sürecini kendilerine bağımlı hale getiriyor. Öyle ki tohum pazarındaki bu hâkimiyet yeterli olmayınca şirketler patent kapsamının geleneksel bitki yetiştiriciliğine doğru genişletilmesi için baskı yapmaya başladı. Ve bu baskılar sonuç verdi.[2]

Şimdiden, Avrupa’da bitkilerle ilgili 3.500’den fazla patent verilmiş durumda. Yalnızca 2018 yılında bile geleneksel olarak yetiştirilmiş bitkileri kapsayan yaklaşık 60 yeni patent başvurusu yapıldı. Bunun en az üçte biri “tohum devleri” denilen şirketlere ait.[3] Üstelik bu patentlerin sadece bitki ve tohumlarla sınırlı olmadığı, hasadı ve dolayısıyla üretilen gıdaları (tahıllar, meyveler, içecekler, sebzeler ve et gibi) da kapsadığı unutulmamalı. 2011 yılında Monsanto şirketine verilen kavun patenti, 2013 yılında Syngenta şirketine verilen biber patenti, 2016 yılında Carlsberg ve Heineken şirketlerine verilen arpa ve bira patenti ve 2018 yılında Keygene şirketine verilen manyok bitkisi patenti bunlardan sadece birkaçı.

Elbette ki verilen bu patentler arasında toplumsal itirazlar nedeniyle iptal edilenler olduğu gibi itirazlara rağmen kabul edilenler de var. Zaten burada asıl mesele, şirketlerin patent başvurularının karşılık bulmuş olması. Bir bakıma teoride mümkün olmayanın pratikte şirketler lehine mümkün hale getirilmesi. Hal böyle olunca da şirketler için geriye sadece taleplerini arttırmak kaldı. Ki öyle de oldu. Kavun, biber, arpa, bira, manyok, ıspanak ve domates derken sıra hayvanlara da geldi.

Hayvan yetiştiriciliği alanında neler oluyor?

Son yıllarda geleneksel bitki yetiştiriciliği alanındaki gelişmelere benzer bir gelişme ve eğilim hayvancılıkta da yaşanıyor. Şirketler geleneksel ıslah yöntemleri ile elde edilen çiftlik hayvanları hakkında patent talebinde bulunuyor. Bu bağlamda en yaygın olarak bilinen patent, 2008 yılında Monsanto’ya verilen domuz yetiştiriciliği patenti. Söz konusu patent, toplumun çeşitli kesimlerinin muhalefetiyle karşılaştı ve 2010 yılında iptal edildi. Ancak bu alandaki patent başvurularının ardı arkası kesilmedi. İptal kararları bile şirketleri caydıramadı.

2016 yılında Avrupa Patent Ofisi (EPO)’nin Avustralya’daki bir araştırma kuruluşuna somon balığı için patent vermek istediği öğrenilince tartışmalar yeniden alevlendi. Yoğun halk protestolarının ardından süreç yine durduruldu. Peki, hepsi bu kadar mı? Elbette ki değil.

Sürecin sıkı takipçileri arasında yer alan Tohumun Patentlenmesine Hayır! Kuruluşu hayvanlar hakkındaki patent başvurularının tek bir şirket ya da tek bir hayvan türü ile ilgili olmadığının altını çiziyor. Aksine bu patentlerin şirketlerin daha geniş ve sistematik stratejilerinin bir parçası olduğunu belirtiyor. Bu kuruluş 2018-2019 yılları arasında Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü’ne (WIPO) yapılan patent başvurularını inceledi. Araştırmaları sığır, domuz, koyun, at, keçi ve tavşan gibi hayvanlar için de patent başvurusu yapıldığını ortaya koyuyor.

Şirketler neyi iddia ediyor?

Dikkat edilecek olursa, şirketler sistematik olarak taleplerini arttırıyor. Artık sadece tohumlar üzerinde hak iddia etmiyor, tohum ve yemden başlayarak gıda üretimindeki tüm aşamaları talep ediyor. Bunu yaparken de hepsi benzer bir strateji izliyor. Patentte açıklanan özelliklere sahip tüm bitki ve hayvanların bir “buluş” olduğunu iddia ediyorlar. Yani buluş olarak adlandırdıkları bu varlıklar, yasaları aşmanın bir yolu haline geliyor. Şirketler böylelikle geleneksel yetiştirme yöntemleri ile genetik mühendisliği arasındaki farkı bulanıklaştırmaya çalışıyor.

Birkaç örnek vereyim. Yeni Zelanda’da faaliyet gösteren Livestock Improvement Corparation (LIC) şirketi, ineklerin günlük süt miktarını etkileyen geni tespit ettiklerini ileri sürdü. Bu gen analizine dayanarak da süt inekleri yetiştirme konusunda patent talebinde bulundu. Yani şirket, hem ilgili geni tanımlamak için geliştirdiği yöntemin hem de bu yöntemin kullanılmasıyla elde edilecek olan süt ineklerinin kendi buluşu olduğunu savunuyor.

Bir başka girişim, Fransız şirketi Genes Diffusion’a ait. Şirket yetkilileri sperm hücrelerini cinsiyetlerine göre ayırmaya yarayacak bir cihaz geliştirdiklerini ifade ediyor. Ve bu cihazın sığır, domuz, koyun, at, keçi ve tavşanlarda kullanılabileceğini belirtiyor. İddiaları ise, hem teknik sürecin hem de seçilen sperm hücrelerinin kendilerinin buluşu olduğu yönünde.

Hayvancılıkla ilgili patent başvuruları konusunda önemli bir geçmişe sahip olan Inguran Şirketinden de bu kapsamda söz edilebilir. Şirket, memeli türlerin embriyolarından üreme hücresi çıkartılması ile ilgili bir konuda patent elde etmeye çalışıyor. Bu, yetişkin hayvanlar olmadan da birkaç neslin yaratılabileceği anlamına geliyor. Yani, yeni hayvan nesli için olgun hayvanlara gerek kalmayacak. Bir veya daha fazla embriyonun seçilmesi yeterli olacak. Patent listesinin kapsadığı hayvan sayısı da bir hayli fazla. Domuz, koyun, sığır, et, geyik, bufalo, balinalar, goriller, yunuslar ve diğerleri… Özetle, insan ve doğa arasındaki ilişkileri yok eden bu patent örnekleri ve daha fazlası şirketler tarafından bir mucizeymişçesine ileri sürülüyor ve bizlerden de bunu kabul etmemiz bekleniyor.

Ne tür sonuçları olacak?

Toplumun bir kesimi doğanın insanlığa sunduğu hizmetlerin patentlenmesini kabullenemez ve buna isyan ederken, karşı taraf da patent başvurusuna konu olan türün kendi buluşu olduğunu savunarak saygı bekliyor. Çok basit değil mi? Süt verimini arttıran geni tespit ettiğinizde ve sizin yönteminiz kullanılarak bir süt ineği elde edildiğinde bu hayvan patentli bir buluş oluveriyor. Ya da yetişkin hayvanlar olmadan da yeni nesiller üretilebiliyor.

Bunun nesi kötü, bence de saygıyı hak ediyorlar diyenleriniz olabilir. Hem üreme hızlanacak, hem yetiştiricilerin bakım masrafı azalacak hatta tamamen ortadan kalkacak. Daha ne olsun! Peki, hayvan refahı ile ilgili etik sorunlar ne olacak? Görüşüne bakılırsa, onlar çoktan beklenen kârlar karşısında bir kenara bırakılmış durumda.

Peki, bu sürecin bedelini sadece hayvanlar mı ödeyecek? Tabi ki, hayır. Patentli ürünleri kullanacak olan çiftçilerin et ve süt gibi ürünleri satmak için şirketlerden izin alması gerekecek. Dahası, verilen bu patentlerin her biri emsal teşkil edecek. Yakın gelecekte diğer şirketler de benzer taleplerde bulunmaya başlayacak. Sonunda da, bir avuç büyük şirket günlük üretim ve tüketim tercihlerimiz üzerinde söz sahibi olacak. Ne yiyeceğimize, ne üreteceğimize, ne satın alacağımıza ve bunun için de ne kadar ödememiz gerektiğine karar verecek. Hepsi bu!

*

[1]Ağustos 2018’de Bayer, Monsanto’nun 66 milyar dolarlık devralımını tamamlamıştır.

[2] No Patents on Seeds!, ‘Invented’ and Patented: From ‘Seed to Meat’; From ‘Maize to Milk’, https://www.no-patents-on seeds.org/sites/default/files/news/ Background%20Patent%20applications%20on%20seed%20and%20meat.p df, (Erişim 21.11.2020).

 

Kategori: Hafta Sonu