Yeşeriyorum

Garip bir ülke olduk

Nasıl bu hale geldik, şaşırtıcı. Herşey çok hızlı değişiyor. Peşinden yetişemiyoruz. Ama bir şey hep aynı. Hükümet hangi konuda reform yapsa, o konu ilgililerinin canı yanıyor. Sağlıkta reform yapıyor, sağlıkçıların, tarımda reform yapıyor, çiftçilerin canı yanıyor. Kürt sorunu için de açılım dedi, hakları dedi, Kürtlerin canı yanıyor.  Dersim’den de özür dilendi 1938 olayları için. Şimdi onlar için de endişeliyim. Onlar için de bir suç örgütü oluşturulup seri tutuklamalar başlayabilir.

Hayat sürprizlerle dolu. Ama Türkiye’deyseniz sürprizlerinizin umut verici olma olasılığı oldukça az. Umut etmeden yaşamak ise bunaltıcı.

Birşeyler yanlış gidiyor.

Evet tabii ki sorun belli. Bu halk anlamıyor. Hep gidip AKP’ye oy veriyor. Bu kadar basit. Elbette bizde herhangi bir sorun olamaz. Sorun varsa bizden ötededir. Biz AKP’ye oy vermedik. Protestolar bile yaptık. Sokaklarda (İstiklal’de) bağırdık çağırdık, halk ise hala anlamıyor. Medya da onların ellerinde ve protestolardan bahsetmiyor. Biz daha ne yapabiliriz ki. Elden gelen budur. Slogan atarken stres de atmıştık nasıl olsa. Huzur içinde uyuyabiliriz. Maça gidip hakemin cinsel tercihi hakkında yorumda bulunup huzurla uyuyanlardan hallice.

Dirlik, baş dinçliği, gönül rahatlığı, rahatlık, erinç.

Diyor TDK sözlüğü ‘huzur’ için. Huzur’u arıyoruz, edinmeye çalışıyoruz, gerekirse satın almak istiyoruz. En önemli ihtiyacımız. Tatmin duygusuyla tamamlanan birşey. Huzuru arıyoruz ve elbette hakediyoruz. Zaten hakkımız olanı istiyoruz. Elde etmek için çırpınmamız gerekmemeli. Tabii ki normal koşullarda geçerli bu durum. Ve tabii ki normal koşullarda değiliz. Kapitalizm ve/veya mülkiyetçilik hayatımızda çok belirleyici. Sosyal/duygusal ilişkilerimizde bile ağırlığı çok fazla. Dolayısı ile oldukça kirlenmiş durumdayız ve huzurumuz için olması gerekenden daha fazla bedel ödemeliyiz. Huzuru yanlış yerde aramıyoruz. Biliyoruz ki insanların biribirilerine hoşgörülü olduğu, farklı olanın zenginlik olarak algılandığı, paşlaşım ve dayanışmanın öncelendiği bir toplumda yaşamak istiyoruz. Çok temel ihtiyaçlarımız için uzun mesailerde çalışmamızın gerekmediği, kendimizi özgür hissedebildiğimiz, tercihlerimize göre yaşayabildiğimiz, doğanın bozulmadığı  koşulları arzuluyoruz. Biz bunları hakediyoruz. Belki sermaye sahiplerine göre çok şey istiyor olabiliriz ama halk biziz ve biz karar vermeliyiz.

Evet demiştik ki daha fazla bedel ödemeliyiz. Yanlış anlaşılmak istemem, kesinlikle az bedel ödediğimizi düşünmüyorum. Sadece sosyal ve ekonomik olarak hayatta kalmak için bile oldukça fazla bedel ödüyoruz, enerjimizin çoğunu tüketiyor. Vurgulamaya çalıştığım şey, toplumsal/bireysel dönüşüm konusuna daha çok odaklanma gereksinimidir.

Dönüşüm

Dönüşüm denildiğinde Kafka’yı yad etmemek elde değil. Konumuza dönelim, bilindiği üzere dönüşüm için hem genel toplumsal algıya yönelik çılışmalar yapılmalı, hem de bireysel algıya. Bizlerin ağırlıklı çalışması çoğunlukla genel toplumsal algıya yönelik dönüşüm üzerinedir. Bu da çok doğal, özgürlükçü ve ekolojik bakış açısı, içinde yaşadığımız toplumda oldukça yeni düşünceler. Özgürlükçü bakış açısının bir geleneği olduğunu biliyoruz elbette. Fakat benim belirtmek istediğim ideolojiden bağımsız olan uğraşılar. Çünkü işin içine ideoloji girince insanlar ürküyor ve iletişime kapanıyorlar. Tam da buradan hareketle artık bireysel diyalogları artırmanın önemini hatırlatmak isterim ve de ideolojiden/örgütten bağımsız yaklaşımın önemini. Bir hayal kuralım ve farzedelim ki, ‘insana zarar verilmemeli, doğaya zarar verilmemeli’ diyenlerin hızla çoğaldığı bir toplumsal dönüşüm başladı. Ne kadar huzur verici ve ne kadar umut  verici değil mi. Sadece bu temel argümanlarla bir insana yaklaşıldığında sonuç alma olasılığı, bence çok yüksek. İşte burada biz örgütlü insanların, örgütsel ideolojilerimizden bağımsız davranabilmesi çok önemli. İnsana ve doğaya zarar vermemeyi düstur edinen bir insanın hangi örgütsel yapı içinde olursa olsun bulunduğu yere ancak güzellik katacağını biliyoruz.

Müstehzi bir şekilde, ‘hayat bayram olsa, insanlar elele tutuşsa’ dediğinizi duyar gibiyim. Sağlık olsun. Ama bir düşünelim, bunun önündeki engel acaba bizim kişisel/örgütsel egolarımız mı?

 

 

 

Ali Uçarman

Kategori: Yeşeriyorum