Yeşeriyorum

Doğadakilerin en güçlüsü

Yeni taşındığım evime henüz internet bağlanamadı. İşte de bu aralar yoğun çalışıyorum. Dolasıyla tek haber kaynağım olan internetten mahrumum. İçime dert oldu, bugün de kaç kadın öldürüldüğünü öğrenemedim. Elbette asker ve gerilla ölümleri de beni çok üzüyor ama kadına pozitif ayrımcılık yapıyorum. Çünkü bu kadınlar onları öldüren ‘erk’eklerle savaşmıyor. Sadece gördükleri kötü muameleden uzaklaşmaya çalışıyor. Öldürülme gerekçeleri ise gördükleri şiddete razı gelmiyor olmaları.

Sen nasıl güce boyun eğmezsin!

Evet ‘kadına şiddet’ ile devam ediyoruz. Burda vurgulamak istediğim anlaşıldı sanırım, asıl sorun ‘kadına şiddet’, öldüğü, hafif ya da ağır yaralandığı değil. Şiddet varsa hepsi olabilir. Benim anlamaya çalıştığım şu ki; bu ‘erk’ekler bu cesareti, bu özgüveni, bu hakkı nerden alır. Aynı insanlar hayatın diğer alanlarında bu kadar ‘erk’ek değiller. Değil mi yani; ‘asgari ücret’ der patronu, eyvallah. ‘Deneme süresi 6 ay’ der, eyvallah. Buna rağmen 1 yıl SSK yapmaz, eyvallah. İşsizlik sorununu sık yaşar, eyvallah. Bu nedenle ailesi ve arkadaşları hor görür, eyvallah…

E yani herkes mi bu adamı ezecek. Onun da ezebileceği birileri olmalı. Bari evlensin de ‘dev‘leti de arkasına alarak, birilerine karşı ‘hak‘lı olsun. Yasalar demiyor mu, ailenin reisi ‘erk’ektir. Karısı ve çocukları da onun malı. Anasıyla babasının ilişkileri de benzer durumda zaten… Babası da gençken epeyce huysuzmuş, şimdilerdeyse eski hiddeti kalmamış. Böyle gelmiş, böyle gider.

Ama bu kadın biraz garip, itiraz filan ediyor. Hele geçen yaptığı hiç affedilir gibi değil, iki tokat attım diye karakola şikayet etti. Neyse ki polisler halden anlıyor, çay filan söylediler nezarette. Ama ben sorarım ona. Hem seveceğim onu, hem de iki tokat için nezarette sabahlayacağım, olacak şey değil. Seviyoruz işte daha ne yapalım. Vurduysak da sevgimizden.

Kusmadan önce toparlama

Neyse daha fazla dayanamayacağım bu kadar içerden anlama çabasına, kötü oldum. Bu tür insanların, askerde de çömezken ezildiklerini, kıdemlendikçe (kaşarlandıkça), yeni gelen çömezleri ezmeye çalıştıklarını biliyoruz. Yakın zamanda Kıbrıs’taki askerliğinin son günlerinde işkenceden hayatını kaybeden askere işkenceyi yaptıran da farklı bir algı düzeyi olamaz.

Kendisini herşeyden önce ‘insan’ olarak göremeyen, başkasını da ‘insan’ olarak göremez. Kendi insani haklarının farkında olamayan, başkasınınkinin de olamaz. Başkalarının kendi üzerinde ‘tümgüçlü’ olduğunu zanneden, bir başkası üzerinde ‘tümgüçlü’ olmaya çalışır.

Halbuki doğada ‘tümgüçlü’ olan hiçbir canlı yoktur. Doğada erk olunamayacağını anlamayanlar maalesef toplumsal ‘erk’ek oluveriyorlar.

Çok para(erk)ya talip olanlar farklı mı?

Bireyselde bu hepimizin bildiğini ekonomik boyuta taşırsak çok farklı durumlar görmeyeceğiz. Tek farkları, bunların hedeflerinin de, hasar verdiklerinin de (insan, hayvan, bitki, toprak, hava, su:yani doğa) çok daha büyük ölçekte olmaları. Bir şekilde ezilmişliği, kompleksi olmayan bir insan, neden bu denli zarar vermeye çalışsın ki doğaya. Bu kadar para-güç-erk sahibi olacaksın da ne olacak. Zaten ihtiyacının çok daha fazlasını kazanmışsın, neden yetinemiyorsun. Bir sebebi olmalı bu tatminsizliğin, huzur bulamayışın.

Bu nedenledir nükleer santral çabası, HES çabası, toprağın altındakileri de tüketme çabası. Çok para sahibi için doğanın tamamı, yani kendileri dışındaki herşey, bir meta. İlginç olanı kendileri de çözemedikleri bazı ilişkilerin nesnesi durumunda olmaları. İster gemicik sahibi olsunlar, ister yaşam mimarı, ya da çokuluslu şirket sahibi olsunlar. Yok aslında birbirlerinden farkıları.

Bunun yanında, kendisiyle uzlaşamayan insanoğlu ile ilgili son kararı yine doğa veriyor. Maalesef küresel ısınma ile, tsunami ile ya da deprem ile.

 

Kategori: Yeşeriyorum