Hafta SonuManşet

Fransız belgeselci Carine Lefebvre-Quennell Bali’de kızlarıyla katıldığı “Yeşil Okul” eğitimini anlattı

Endonezya’nın Bali Adası sıra dışı bir eğitim merkezine ev sahipliği yapıyor.

“Green School” yani Yeşil Okul’un temel amacı genç bireylere diğer canlılarla paylaştıkları gezegeni daha iyi tanımalarını sağlayarak ekolojik duyarlılık ve farkındalık kazandırmak…

Bu yıl beşincisi düzenlenen Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali‘ndeki en merak uyandıran ve ilgi gören yapımlardan biri Fransız yapımcı ve yönetmen Carine Lefebvre-Quennell‘in “Yeşil Okul Hikâyeleri(Green School Stories) adlı belgeseli oldu.

Bu vesileyle biz de yeşil bir eğitim modelinin nasıl uygulandığına uzaktan da olsa şahit olduk.

Salhane’de yapılan ve salonun tıka basa dolduğu film gösteriminin ardından Carine ile buluştuk.

Ekolojik bir okula gitme fikrinin nasıl doğduğunu, okulda çocuklara nasıl bir eğitim verildiğini, eğitimlere katılan iki kızının Fransa’ya döndükten sonra yaşamlarının nasıl değiştiğini, “Yeşil Okul”un yıllık maliyetini, Fransız eğitim sistemini ve Macron hükümetinin çevre politikasına dair yaklaşımını konuştuk.

***

Carine, az önce ilham veren bir yapım izleme fırsatı bulduk. Öncelikle bu belgeseli çekmeye, çocuklara ekolojik bir eğitim almaları için Yeşil Okul’a gönderme fikri nasıl doğdu? 

Bali’ye ailemle tatile gitmiştik. Bize biri Yeşil Okul’dan bahsetti. Biz de merak edip ziyaret ettik. Gittiğimizde de hem ben hem de kızlarım aşık olduk. Buraya gelmek istediler ama “siz bizi buraya getirecek kadar cesur değilsiniz” dediler. Eşim de “evet cesuruz” dedi ve gittik. O zaman en küçük kızım Celeste 11 yaşındaydı, büyük olan kızım Emma da 13. Bir de oğlum var, o dönem Belçika’da okuyordu.

Bali’ye ne zaman gittiniz, ne kadar süre orada kaldınız?

2015 Eylül ayıydı. Ağustos 2016’ya kadar oradaydık. Neredeyse 1 yıl kaldık.

“Amaç bu bireyleri değişim yaratabilecek kişiler haline getirmek”

Yeşil Okul’un yapısını biraz anlatabilir misin? Nasıl kurulmuş? 

10 senelik bir okuldu. Okul ilk başladığı zaman çok ufaktı ve çok az ailenin olduğu bir okuldu. Zamanla daha da büyümüş. Şimdi neredeyse 400 kadar aile var. Öncelik verilen şey aslında gelecek. Geleceği nasıl daha iyi bir hale getirebiliriz, nasıl daha yeşil bir dünya yaratılabilir. Dolayısıyla okul öncesi dönemden başlayıp 18 yaşına kadar bu aralıkta eğitim alan çocuklar var ve buna göre düzenlenen bir eğitim var. Ana amaç da bu bireyleri değişim yaratabilecek kişiler haline getirmek.

Peki Yeşil Okul’a isteyen herkes başvurup eğitim alabiliyor mu? Bir mülakat süreci var mı? 

Akademik geçmişin ya da notların nedir diye sormuyorlar. O açıdan bir seçme süreci yok. Ama en önem verdikleri ve baktıkları şey motivasyon. Orada olmaya ne kadar istekli ve heveslisin, orada olmayı ne kadar çok istiyorsun? Mesela biz oraya gitmeden önce Skype’da çeşitli görüşmeler yaptık. Bizim okula gittiğimiz dönem herkesin rahat gidebildiği bir dönemdi. Şimdi okul giderek popülerleştiği için bekleme listeleri oluşmaya başladı. O katılımcılar arasından seçimler de motivasyon üzerinden yapılmaya devam ediyor.

“Yeşil Okul’da hiçbir kural yok”

Çocuklar dersteyken ebeveynler ne yapıyor? Onlar da derslere girebiliyorlar mı? 

Burada Fransa’dakinden çok daha farklı bir sistem var. Fransa’da ailelerin eğitim sürecine müdahil olmalarını istiyoruz diyorlar ama aslında böyle olmasını hiç de istemiyorlar. Yeşil Okul’da ise hiçbir kural yok. Aileler eğitim sürecine çok müdahil. Okula istedikleri gibi girip çıkabiliyorlar. Böylece bir sürü projeye ve inisiyatife dahil olabiliyorlar. Bunlarla ilgilenebiliyorlar. Kendi bilgilerini ve deneyimlerini masaya koyabiliyorlar.

Biraz Fransız eğitim sisteminden konuşmak istiyorum. Bir ebeveyn olarak okulda gördüğün en temel sorun ne? Yeşil Okul’da deneyimlediğiniz şeylerin Fransız eğitim sistemine entegrasyonu mümkün olur mu?

Yeşil Okul’da benim gözlemlediğim ve gerçekten çok önemli bulduğum noktalardan biri çocuklar karşı gösterilen nezaketti. Fransa’da maalesef böyle bir şey yok. Fransız eğitim sisteminde çocuklara karşı nazik davranılmıyor. Ama burada bir çocuğun notları iyi ya da kötü olabilir, bunlar hiç önemli değil. Çocuklara gerçekten kendilerini iyi hissettirecek şekilde davranılıyor. Karşılarındaki kim olursa olsun onu olduğu gibi kabul ediyorlar. Yeşil Okul’daki öğretmenler ve öğrenciler arasındaki ilişki ise inanılmazdı. Hiyerarşi yok.

İkinci ve çok önemsediğim başka bir konu da çocukları yüreklendirmek ve güçlendirmekti. Filmde de izlediğiniz gibi Yeşil Okul’da çocuklara şunu yapacaksın, bunu öğreneceksin, bunu okuyacaksın denmiyor. Onlara seçenekler sunuluyor. Seçme hakkı tanınan çocuk ne yapacağına kendisi karar veriyor. Dolayısıyla hem bunların sorumluluğunu alıyor hem de seçtiği konuya karşı çok daha istekli oluyor.

Bir diğer önemli noktada çocukların burada doğayla kurduğu ilişki. Günlerini 7 saat boyunca bir masada oturarak geçirmiyorlar. Okulun farklı yerlerinde gezebiliyorlar, ormana gidebiliyorlar, çevreleriyle farklı şekilde ilişkilenebiliyorlar. Dünyanın birçok ülkesinde böyle şeyler var. Avrupa’da da çocukların doğayla ilişkilendikleri böyle eğitim veren okullar var. Öğrencileri ormana götürüyorlar. Bir öğretmeni dinlemekle sınırlı kalınmayıp elleriyle çalışıp öğreniyorlar.

“Plastik poşet kullanmıyorlar. İkisi de palm yağı tüketmiyor. Bir tanesi vejetaryen oldu”

Bali’de kızların eğitimi bittikten sonra Fransa’ya geri döndünüz. Celeste ve Emma’da nasıl bir değişim gözlemledin? 

Paris’in dışında yaşıyoruz. Yeşil Okul’a gitmeden önce, okula karşı ve bir şeyler öğrenmeye karşı çok isteksizdiler. Öğrenme arzuları kaybolmuştu. İkisi de okuldan bıkmıştı. Oradan geri döndüğümüzde yenilenmişlerdi, ilham almışlardı. Artık bir şeyler yapmak istiyorlardı, heveslilerdi ve bir şeyler yapabileceklerine inanıyorlardı. Yeşil Okul’da çeşitli STK’lar var. Bu STK’lar aileler tarafından değil çocuklar tarafından yönetiliyor. Onlar çalışıyorlar. Dünyaya yönelik farkındalıkları çok arttı. Eve döndüğümüzde kızlarımdan biri insani yardım kuruluşlarından birinde çalışmaya başladı.Üniforma dağıtmak için Hindistan’a gitti.

O yaştaki çocukların yaptığı gibi artık “ben, ben, ben” demiyorlar. Diğer kızım da “Urban Angels” adlı küçük bir online sivil toplum örgütü kurdu. Dünyanın farklı yerlerindeki genç kadınların eğitimlerine destek olmak amacıyla bağış toplamaya başladı. Artık böyle şeyler yapıyorlar. Öncesinde bunlarla ilgili hiçbir fikirleri yoktu. Özellikle çevre ve doğa konusunda çok daha bilinçliler. Çok daha yeşil düşünüyorlar. Bir markete girdiklerinde alışveriş yaparken plastik konusunda çok daha duyarlılar. Plastik poşet kullanmıyorlar. İkisi de palm yağı tüketmiyor. Bir tanesi vejetaryen oldu. Ama bir taraftan da geceleri hala ışıklarını açık bırakıyorlar. İşte bu değişmedi :))

“Anne, sanırım biseksüelim”

Belgeselde Yeşil Okul’daki eğitimlerin merkezinden iklim değişikliği konusu vardı. Okulda bunun yanı sıra toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili bir çalışmalar da yapılmış mıydı?

Yeşil Okul’da aynı anda birçok farklı proje yürüyordu. Filmde bir kısmını gösteremedim. Şu anda tam anımsayamıyorum ama toplumsal cinsiyetle ilgili şeyler de vardı. O zaman 11 yaşında şu anda 14 yaşında olan kızım çok açık bir şekilde “anne sanırım ben biseksüelim” dedi. Karar vermek zorunda olduğumu düşünüyorum, hangisi olduğunu bilmiyorum, seçim yapmalıyım dedi. Emin değildi ama bunu söylerken çok dürüsttü. Sanırım Yeşil Okul’daki eğitim onun fikirlerini daha da açtı.

Eğitim süresince çocukların beslenme şekilleri nasıldı? Kendilerini tıbbi ilaçlara ihtiyaç duymadan nasıl iyileştirebileceklerine yönelik bir eğitim aldılar mı? 

Yeşil Okul’da farkındalık temelli eğitimler vardı. Çok önemliydi. Okulda sebze ağırlıklı, çok sağlıklı beslendiler. Çok fazla et tüketilmiyordu. Çocukların çoğu vejetaryendi. Farkındalığa yönelik meditasyonlar vardı. Bulunduğumuz yer insanların doğal yaşadığı küçük bir adaydı. Tıbbi ilaçların çok bulunduğu bir yer değildi. Derslere başlamadan önce filmler de gördüğünüz yere uzandıkları sahneler vardı. Her dersten önce çocuklar 5-10 dakika meditasyon yapıyorlardı. Kızım da filmin bir yerinde “artık bedenimle daha iyi ilişkilenebiliyorum” diyordu. Bu onun bedeniyle denge kurabilmesi için yeni bir deneyimdi. Hem bedenleriyle hem de zihinleriyle kurdukları ilişki bağlamında dengelerini bulmalarına ve kendilerini daha iyi tanımalarına yardımcı olacak şekilde uygulamalar vardı.

“Çocuk başına senelik ücret 10 bin dolar”

Hepimizin merak ettiği bir önemli konu da maliyet. Çocuğuna böyle bir eğitim vermek isteyen ebeveynler ne kadarlık bir bütçe oluşturmalı? 

Burası ebeveynlerin para ödeyerek gittikleri bir okul. Bu yüzden mali bir külfeti var. Pahalı bir şey. Çocuk başına senelik ücret 10 bin dolar. Bu azımsanacak bir para değil tabi ki. Fransa için düşünürsek bizde eğitim ücretsiz. ABD ve İngiltere’yi düşündüğümüzde aslında okullar inanılmaz paralar kazanıyorlar ve oradaki rakamlarla kıyaslandığından çok da büyük bir rakam olmadığını düşünebiliriz. Kâr amacı güdülmediği için alınan tüm para okulun kendi içinde dönüyor. Öğretmenlere maaş veriliyor. Orada ada halkından bir sürü insan çalıştırılıyor. Onlara iş imkânı veriliyor.  Eğitime herhangi bir ücret ödemeyen Balili çocukların yüzde 50’si de eğitimden faydalanıyor. Para aynı zamanda bu çocukların da eğitim masraflarına gidiyor. Yeşil Okul’a bağışlar da yapılıyor, onlar da mühim. İmkanı olmayan çocuklara verilebilecek bursların kaynağı, fonu oluyor ailelerin ödediği para.

Sayende Yeşil Okul ile ilgili bir çok bilgi edinmiş olduk. Peki sen şu anda nelerle uğraşıyorsun? 

20 yıldır film çekiyorum. Genellikle eğitimle ilgili konularda filmler çekiyorum. Şu anda yeni projem üzerine çalışıyorum. Konusu okullardaki cinsel eğitim. Fransa’da çok büyük bir mesele. Çocuklar cinselliği internetten öğreniyorlar. Henüz çekimlerine başlamadım ama üzerine çok fazla araştırma yapıyorum. Bazı okullar bu konuda eğitim vermeye çalışıyor, bazıları da pek bir şey yapmıyor. Öğrencilere bu nasıl anlatılabilir, neler yapılabilir onlara bakıyorum. Birçok ergen ve genç bireylerle cinsel eğitim konusunda sohbet ettim.

“Fransa Çevre Bakanı’nın istifa etmesi utanç verici. Macron hükümeti ve Macron’un kendisi vaatlerini yerine getirmedi”

Bu arada geçtiğimiz aylarda Fransa’da öğrencilerin cep telefonu kullanımı anaokulu, ilkokul ve ortaokullarda tamamen, liselerde ise kısmen yasaklanmıştı. Sen bu uygulamayla ilgili ne düşünüyorsun? 

Sınıflara cep telefonlarının sokulmamasının iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. O yaştaki çocukların hayatlarında telefonların bu kadar belirgin bir şekilde yer kaplıyor olması endişe verici. Şu anda bu konu üzerine araştırma yaptığım için çocuklar okulun bahçesinde ya da sınıflarda, hayatlarının geri kalan kısımlarında da çok fazla porno izliyorlar. Buna nasıl bu kadar kolay ulaşabiliyor olmaları ayrı bir konu. Aileler çocukları için evlerde bilgisayarları belki daha güvenilir hale getirebiliyorlar ama cep telefonu bambaşka bir mesele. Bence aileler çocuklarını bu konuda korumalı, ne yapılması gerektiğini iyi düşünmeli ve ona göre hareket etmeli.

Son olarak geçen Ağustos ayında Fransa Çevre Bakanı Nicolas Hulot, küresel ısınma ve çevreyle ilgili tehditlerle mücadele konusunda yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle katıldığı radyo canlı yayınında “Artık yalan söylemek istemiyorum” diyerek istifasını duyurmuştu. Bu gelişmeyi ve Macron hükümetinin çevre politikalarını nasıl değerlendirirsin? 

Çevre Bakanı’nın istifa etmesi utanç verici. Keşke istifa etmemiş olsaydı. Mesela bizim filmimiz Fransa’da bir televizyon kanalında gösterildi. Bu televizyon kanalını başlatan kişi Çevre Bakanı’ydı. Bir sürü güzel şey yapabilecek biriydi. Macron hükümeti ve Macron’un kendisi vaatlerini yerine getirmedi. Söylediklerinin hiçbiri bir şeye tekabül etmedi. Pek de çevreci bir yönetim olduğunu söyleyemem. Belki bir Trump değiller, onun gibi korkunç bir durum yok ama oldukça hayal kırıklığına uğratıcı bir durum. 

 

Röportaj: Merve Damcı

Tercüman: Burcu Halaç

(Yeşil Gazete)

Kategori: Hafta Sonu