Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Doğa Koru-ma ve Lunaparklar Genel Müdürlüğü

Her mesleğin gurur duyulacak yanları olur. Salgın döneminde sağlık çalışanlarının yaptıkları işin değerini çok daha iyi anlamış olmalıyız. Son zamanlarda yaşanan belediye emekçileri grevlerinde kent temizliğinin ve elbette temizlik işçilerinin değerini daha iyi anladık. Örnekler çoğaltılabilir. Bunları yazıyorum, çünkü birazdan ormancılar için kullanacağım övgü sözcüklerinin bir meslek bağnazlığından kaynaklandığının sanılmasını istemem.

Türkiye’de doğa korumanın öncüsü, mesleğin doğasından kaynaklanan nedenlerin de etkisiyle ormancılar olmuştur. Bu yalnızca benim görüşüm değil. Fikret Berkes ve Mine Kışlalıoğlu bu alandaki temel eserlerden biri olan Ekoloji ve Çevre Bilimleri[1] kitabında ormancıların alandaki öncülüğünü açıkça belirtir. Geçen hafta bolca andığımız Anadolu’nun dev anıt ağacı Yaşar Kemal 1973 yılında kaleme aldığı Doğanın Öldürülmesi başlıklı yazısında “Bize gelince, bir kör dövüşüdür bizim doğa anlayışımız. Daha doğrusu şimdiye kadar, birkaç ormancının dışında, bizim hiçbir doğa anlayışımız olmamıştır” demektedir.

Odunculuktan ormancılığa

Ormanların odun dışındaki ürün ve hizmetlerinin değerinin daha iyi anlaşılması ve bu ürün ve hizmetlerin sürdürülebilirliği kaygısı ormancılık mesleğini şekillendirmiş, aynı zamanda ormancılık bilimlerinin evrilmesinin temel dinamiğini oluşturmuştur. Türkiye’de hem meslek hem de bilim açısından ormancılık 1800’lü yılların ortasından itibaren hareketlenme yaşar. Bu hareketlenmede Tanzimat ve Islahat Fermanlarını doğuran koşulların etkisiyle ülkeye gelen yabancı ve özellikle Fransız uzmanların rolü büyüktür. 1857 yılında, bugün üyesi olmaktan gurur duyduğum Orman Fakültesinin temelini bir Fransız ormancı Lois Tassy atmıştır. 20. yüzyılla birlikte bu kez, yine dönemin siyasi koşullarının etkisiyle, ormancılık Alman-Avusturya ekolünün anlayışına yakınlaşır.

Belgrad Ormanı.

Daha 1924 yılında, neredeyse bundan 100 yıl önce çıkarılan bir orman yasasında bazı orman alanlarının muhafaza (koruma) ormanı olarak ayrılması ve bu ormanlarda ağaç kesiminin yasaklanması hükmü vardır.[2] Her ne kadar bu yasa hükmünü uygulamak 1950 yılına kadar sarkmış ve Belgrad Ormanı o yıl Türkiye’nin ilk muhafaza ormanı olarak ayrılmış olsa da (Belgrad Ormanı’nın bu statüsü halen geçerlidir), doğa koruma çalışmalarının kurumsallaşması ve ulusal politika haline gelmesi açısından bu adım çok önemlidir. 1950’li yıllarda aralarında, kendisini tanıma şansına sahip olduğum Muhsin Zekai Bayer’in de olduğu bazı ormancılar milli park kavramının Türkiye’ye gelmesi ve uygulanması için yoğun çaba harcamışlar ve 1956 yılında çıkarılan Orman Yasası’na milli park kavramının girmesini sağlamışlardır.

Milli park kavramını içeren o madde (Madde 25) bugün hâlâ Orman Yasası’nda durmaktadır. Bu maddeye göre Yozgat Çamlığı Türkiye’nin ilk milli parkı olarak 1958 yılında ilan edilmiştir. 1983 yılında Milli Parklar Kanunu çıkarılana kadar da milli parkların ayrılması ve yönetilmesi bu madde ve ilişkili mevzuat hükümlerine göre yürütülmüştür.

1969 yılında ilk kez bağımsız bir bakanlık olarak örgütlenen Orman Bakanlığına bağlı bir Milli Parklar Genel Müdürlüğünün yapılandırılmasıyla da korunan alan uygulamalarının ormancılığın ana eksenlerinden biri haline gelmesi sağlanmış, yaklaşık 100 yıl kadar süren odunculuktan ormancılığa geçiş evrimi tamamlanmıştır.

Ormancılıktan odunculuğa: Tersine evrim

Ne yazık ki Türkiye’de bir süredir ormancılıktan odunculuğa doğru bir tersine evrim geçiriyor. Dünya henüz uykudayken, doğa korumanın değerini anlayıp uygulamaya aktaran bir camianın, ormanların ekolojik işlevlerini artık sağır sultanın bile duyduğu bir dönemde odun üretimini alıp her şeyin önüne koyan bir yaklaşıma teslim olması üzüntüyle kayıt altına alınmalı. Gerek ben bu köşede gerekse diğer bazı meslektaşlarım Orman Genel Müdürlüğünün odun üretiminde akıl dışı artışlar yaratan uygulama ve planlarını kamuoyu ile paylaşmıştık. Birkaç odun endüstrisi kuruluşunun plansız ve programsızca serpilip döviz kuru artışları sonrasında ithal odundan vazgeçmesi ve yerli oduna yönelmesi ormancılığı yönetenlere ormanlar ve ormancılığın diğer bütün işlevlerini unutturmuş görünüyor. Olay artık milli parklarda da odun üretimi yapılması noktasına geldi. Yanlış okumuyorsunuz, artık milli parklarda da odun üretimi yapılacak!

Köprülü Kanyon/ Antalya. 

Türkiye Ormancılar Derneği geçtiğimiz hafta bu konuda kamuoyunu bilgilendirici açıklamalarda bulundu. Derneğin elde ettiği bilgilere göre, Köprülü Kanyon Milli Parkı’nda 9 bin 477 m3, Termessos Milli Parkı’nda 176 m3, Beyşehir Milli Parkı’nda 5 bin 703 m3, Kızıldağ Milli Parkı’nda 9 bin 520 m3 ve Kovada Milli Parkı’nda 948 m3 yıllık odun üretimi kararı alınmış bile. Muhtemeldir ki derneğin henüz bilgi sahibi olmadığı odun üretim karar ya da planları başka milli parklar için de bulunmaktadır.

Bu ülkede ne zaman “ben artık hiçbir şeye şaşırmam” diyecek olsam, beni yine de şaşırtacak bir şey oluyor. Milli parklarda odun üretimi ülke ormancılığının dibe vuruşunun açık kanıtlarından biri. Çoktan dibe vurmuş ekonominin ormanları da hızlı bir şekilde dibe çekişi, şişirilmiş ağaçlandırma öyküleriyle saklanabilecek sınırların çok çok ötesinde artık. Milli parklar başta olmak üzere korunan orman alanlarını yönetmekle yükümlü olan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün epeydir milli park ve tabiatı koruma alanı gibi gerçek korunan alan statülerine sahip alanlarda sınır daraltma, buna karşılık koruma açısından hiçbir anlam taşımayıp birer lunapark gibi yönetilen, kâğıt üzerinde korunan alan sayılan tabiat parklarının sayısını artırarak göz boyamaya çalışmasına aşinaydık. Milli parklarda odun üretimine izin (geçit) verilmesi artık şirazenin iyice kaydığını gösteriyor. O nedenle ben kurumların yüce yöneticilerine, haddim olmasa da bir öneride bulunmak istiyorum. Madem yolumuz bu diyorsunuz, gelin genel müdürlüklerin adını da “Odun İşleri Genel Müdürlüğü”  ile “Doğa Koru-ma ve Lunaparklar Genel Müdürlüğü” olarak değiştirin, olsun bitsin!

*

[1] Remzi Kitabevi, 1990.
[2] 504 Sayılı Türkiye’de Mevcut Bilumum Ormanların Fenni Usulü İdare ve İşletilmesi Hakkında Kanun’un 8. maddesi.

Kategori: Hafta Sonu