Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Orman diye diye (5): Aman ormancı!

Türküyü hemen herkes bilir. Muğla’nın Gevenes köyünde 1946 yılında yaşanan tatsız bir olayın, bu olayın taraflarından biri olan Mustafa Şahbudak’ın akrabası Değirmenci Tahir Usta tarafından türkü haline getirilmiş hikayesidir bildiğimiz ve özellikle Müzeyyen Senar tarafından okunduğunda keyfine doyum olmayan bu türkü. Türkünün nakaratı şöyledir:

Aman ormancı canım ormancı

Köyümüze getirdin yoktan bir acı

Ormancı türküsü bütün türkülerde olduğu gibi dönemin ve yörenin pek çok özelliğine ışık tutar. Türküde geçen ormancı orman muhafaza memuru Mehmet İn’dir. Orman muhafaza memurları, halk arasında yalnızca “ormancı” adıyla anılan, üniforma giyen, silah taşıyabilen, devlet gücünü yansıtan figürlerdir. O nedenle özellikle kırsalda oldukça muteber kişilerdir. Öyle ki, 1980’li yılların sonunda orman fakültesinde okurken hocalarımızın bize anlattığı şu hikayede geçen ormancı da bir orman mühendisi değil, orman muhafaza memurudur:

“Rivayet odur ki köyün birini kaymakam ziyaret ediyormuş. Vatandaşlarla sohbet sırasında yaşlıca bir köylü gelip “Evladım sen ne iş yaparsın?” demiş. Kaymakam yaptığı işi söyleyince köylü cevabı yapıştırmış: “Senin yaptığın iş de iyiymiş ama az daha okuyup ormancı olsaydın ya!”

 Galiba girişi epey uzattık. Nereden geldi bütün bunlar aklıma? Şuradan: Her türlü algı yönetimine, gözümüzün içine içine sokulan şişirilmiş faaliyetlere rağmen ülke ormanlarının durumu ne yazık ki hiç de iyi değil. Önceki yazılarda ormanların durumunun neden iyi olmadığına ilişkin bazı verileri sunmuştum. Bu yazıda ise konunun başka bir boyutuna değinecek ve lafı yine biz ormancılara bağlayacağım.

Ormanlar iklim değişikliğiyle mücadeleden biyolojik çeşitlilik ve yaban hayatının korunmasına, gıda ve su güvenliğinden toprağın korunmasına kadar çok çok önemli işlevlere sahip. Ne var ki ormanlar aynı zamanda toplumun ihtiyaç duyduğu odun hammaddesinin karşılanması işlevini de yerine getirir. Dahası bu işlevin bütünüyle göz ardı edilmesi olanaklı değil. Çünkü odun her açıdan alternatif malzemelere göre üstünlükler taşıyan bir doğal materyal. Üstelik odundan yapılan ürünler (mobilyadan yapı malzemesine, kağıttan el aletlerine kadar) karbon depoladıkları için iklim değişikliği ile mücadele açısından çok önemli bir yarar üretiyorlar. Elbette ormanlardan odun üretimi ormanların devamlılığına zarar vermeden, orman ekosisteminin dengelerini bozmadan yapıldığı sürece. Aslına bakacak olursanız ormancılığın, ormancılık olarak odunculuktan evrilmesinin eşiği de bu devamlılık ilkesi. Yaklaşık 200 yıl önce odun üretiminin kontrolsüzce yapılması durumunda o zamana kadar tükenmez kaynaklar olarak görülen ormanların tükeneceği öngörüsüyle odun üretiminin devamlılığı arayışları, hesapları ve hatta koca koca formülleri ortaya çıkmış. Yakın zamanlarda süreklilik ya da sürdürülebilirlik olarak ortaya atılan fiyakalı tabirin kökeni ormancıların devamlılık ilkesidir aslında. Bize ders veren hocaların kitaplarında “Devamlılık ormancılığın baş ve taç prensibidir” yazar örneğin.[1] Ve tabii ki artık yalnızca odun üretiminin sürekliliğini değil ekosistemin sürekliliğini içeren ve gözeten bir anlayışa sahibiz.

Dünyanın pek çok bölgesinde ve özellikle Güney Amerika’da aşırı kesimlerin ormanların devamlılığına zarar verdiğini okuyor, biliyoruz. Türkiye’de ise ormancılık kültürü (üniversiteler, araştırma kuruluşları, meslek örgütleri ve elbette devlet ormancılık örgütü) bu konuda son derece hassastı. Evet, maalesef -dili geçmiş zamanı bilerek kullandım. Çünkü devlet ormancılık örgütü, yani Orman Genel Müdürlüğü (OGM) bu hassasiyeti, muhtemelen tepesindeki siyasi baskı nedeniyle epeydir unuttu ya da unutmuş gibi yapıyor. Ormanlarımızdan yapılan odun üretim miktarı her geçen gün hızlı bir şekilde artıyor. Aşağıdaki grafik OGM’nin resmi verilerinden hazırlanmıştır.

Grafik 2000 ile 2018 yılları arasında OGM tarafından yapılan toplam odun üretim miktarlarını göstermektedir. Yakacak odun üretimi 10 milyon ster düzeyinden 5 milyon ster düzeyine gerilerken yakacak ya da endüstriyel odun üretimi 7 milyon 500 bin m3’ten 19 milyon m3’e yükselmiştir. Bu artışı ne şüpheli orman alanı artışıyla ne de verimli orman alanı artışıyla açıklamak olanaklı değil. Çünkü %5’lik ya da %10’luk bir artıştan söz etmiyoruz. Sözünü ettiğimiz artış %150’nin üzerinde. Bu artışın iki açıklaması olabilir: Ya 2000’lerin ikinci yarısına kadar OGM ormanlardan odun üretmeyi beceremiyordu ya da daha sonra OGM ormancılığın baş ve taç prensibi olan devamlılık ilkesini unuttu, unutturuldu veya unutmak zorunda kaldı. İşin daha vahim yanı ise OGM’nin en tepe isimleri tarafından odun üretiminin yıllık 30, 40 ve hatta 50 milyon m3’lere çıkarılacağının söyleniyor, bu amaçla çalışmaların yapılıyor olması. Bugün yapılan üretim miktarı ormanların boğazının sıkılmasıdır, planlanan miktarlar ise ormanların taammüden katli anlamına gelir!

Bazı okuyucular dünya bu işi nasıl yapıyor diye merak edebilir. Onu da hemen basit bir tablo ile açıklamaya çalışayım:

Tabloda sadece en sağ sütuna bakmak yeterli. Zira o sütunda ülkelerin odun üretimi yapabildiği ormanlarda (koruma altında tutulan ya da odun üretimi açısından verimsiz olan ormanlarda odun üretimi yapılmaz) bir hektar alanda ortalama ne kadar odun ürettikleri gösterilmekte. Diğer sütunlar bahsettiğim en sağ sütunu elde etmek için kullandığım veriler yalnızca. Hemen belirteyim, tablodaki ülkeleri herhangi bir kritere göre seçmedim. Mümkün olduğunca dünyanın her bölgesini temsil etmeye çalıştım. Kaynak belli, isteyen istediği ülkeleri seçip tabloyu yeniden düzenleyebilir fakat değişmeyecek sonuç şudur: Birim alanda en fazla odun üretimi yapan ilk üç beş ülke arasında Türkiye mutlaka yer alacaktır. Ormanlarını hunharca kullandığı bilinen Brezilya’dan bile kötü durumda olmamız sanırım durumun vahametini açıklamak için yeterli olacaktır. Tablonun altındaki nota da dikkat çekmek isterim. Odun üretim verileri 2011 yılına ait. Yani ola ki 2018 verileriyle hesaplama yapacak olsak hektardaki odun üretimi Türkiye için 3 ha’a kadar uzanacak. Hele hele hedeflenen 30, 40, 50 milyon m3 miktarlarına ulaşılırsa oluşacak tabloyu ve ekolojik yıkımı düşünmek bile istemiyorum.

Gelelim işin ormancı boyutuna. Sevgili meslektaşlarım, aldığınız eğitimin özünün doğayı korumaktan geçtiğini unutmayın. Eğer bugün tartışılması dahi söz konusu olamayacak devamlılık ilkesi olmasaydı veya kulak arkası edilseydi sizlerin oturduğu koltuklar ve makamlar da olmazdı. Ormancı hassasiyeti olmayanlar bin bir gerekçeyle daha fazla odun üretimini istiyor olabilirler. Endüstrici ucuz hammadde ve daha çok kar, siyasetçi kötüleşen ekonomi için daha çok gelir derdinde olabilir. Fakat sizin dertlenmeniz gereken tek konu ormanın ve ekosistemin devamlılığı olmak zorundadır. Ülkenin yanlış yönetilmesinin ve yanlış yatırımların bedelinin ormanlarımıza ödettirilmesine izi vermeyin. Yoksa mensupluğunu gururla paylaşacağımız bir ormancılık mesleği kalmayacak, ancak ormancı türküsü yüzyıllarca söylenip duracaktır. Fakat nakaratı değişecek; “Köyümüze getirdin yoktan bir acı” yerine “Yurdumuza getirdin yoktan bir acı” haline dönüşecektir.

[1] Eraslan, İ. 1983. Ormancılık Bilgisi. İÜ Orman Fakültesi Yayınları.

Kategori: Hafta Sonu