Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Cadı Kazanı] Gıda terörüne karşı: Yerli üretim/ yerel ekonomi

Köy Koop İzmir Birliği Başkanı Neptün Soyer bir çağrı yaparak “Yerli üretim seferberliği başlatılsın” dedi. Koronavirüs salgını nedeniyle alınan ekonomik tedbirlerde yerel üretime desteğin ve yeni bir “tarım” anlayışı olmaması, üreticiler kadar tüketicileri de feveran ettirdi. Pazarda alışveriş yapan milyonlarca insanın hiç “altın alamıyorum, pırlanta alamıyorum, yat alamıyorum, ev, araba vb .alamıyorum artık,  çok pahalı” diye yakındıklarını duydunuz mu? Duyamazsınız, çünkü bunlar pazarlarda satılmaz, karın doyurmaz, pandemilere çare olmaz.. Alamadıkları şey, sağlıklı bir  hayat sürmeleri için gerekli olan  meyve ve sebzeydi. Bu kadar masum ve basit..

Yıllarca suni gübre ve tarım zehiri dayatılan çiftçiler tam bir çıkmazda. Çünkü üretim maliyetlerini en çok arttıran  mazot, gübre ve zirai zehir. Suni gübre ve zehirlerle fakirleşen topraktan başka türlü verim alamıyorlar ,daha doğrusu alamayacaklarını düşünüyorlar. Topraklarını iyileştirerek, suni gübre zehirsiz ürün alabileceklerini onlara öğreten, bunun için maddi destek ve bilgi sağlayacak bir kamu politikamız da yok çünkü. Ne yazık ki  öngörü kıtı karar vericiler bu konuda hiç bir politika geliştirmiyor ya da yapmak istemiyor. Demek ki “aynı gemide “değiliz!

Aynı gemide değiliz ama yeni gemiler inşa eden “birkaç iyi insan” misali yerel yönetimler de var. İzmir ,İstanbul ve Tunceli bu konuda başı çekiyor. Yerel üreticiye üretiminden pazarlamasına kadar destek veren bu yerel yönetimler aslında yerli üretim ve yerel ekonomi için bir rol model oluşturuyorlar. İstenirse yapılabilirliğini kanıtlıyorlar, üstelik kıt mali kaynaklarıyla.

Gıdanın dağıtılmasında yıllarca hal sistemini sistemini dayatan merkezi yönetim anlayışı, tüketicinin ucuz gıda alabilme şansını, kabzımal denilen kişilerin eline bıraktı. Üreticisinin değil de aracıların bağıra çağıra satış yaptığı pazarlarda, üst tarafa iyi ürünleri koyup alttan kötü sebze meyveyi  vererek tüketiciyi kandıranlar da feveran etti bu pandemide. Medyada , çürüyen ürünlerini çöpe atma gösterisi yaparken, tüketici yoksa ,   kendilerinin de olamayacaklarını gördüler. Büyük kent dayatması bu tür pazarları aracısız, üreticiden direk tüketiciye ulaşan yerel pazarlara dönüştürmek için merkezi yönetimin sadece finansal destek sağlayıp yerel düzeyde politikaların oluşmasına  karışmadığı yerel yönetimlerim ihtiyacımız var. Onları seçmek de bizim elimizde..

Bağışıklık sistemimiz pandemilere hazır mı?

Yüzlerce, binlerce kilometre öteden gıdanın taşınması, maliyeti artıran önemli unsurlardan biri olmanın yanı sıra özellikle sebze ve meyvede  gıdaların besin değerlerinin azalmasının da nedeni. İthal ettiği meyve ve sebzeyi daha sınırlarından girmeden sıkı bir denetime tabi tutarak, en ufak bir zirai zehir  kalıntısında ürünü geri gönderen, halkının sağlığını gözeten ülkelerden biri değiliz ne yazık ki. Hal’e giren meyve sebze de bile bu kontrolü yapmayan bir yönetimin halkın sağlığını her şeyin önünde tuttuğunu, tüketicinin sağlıklı gıdaya ulaşma hakkını gözettiğini söyleyebilir miyiz?  Bu nedenle bireysel olarak yapabileceğimiz tek şey, bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak.

Yerel üreticinin bahçesinden, tarlasından en fazla bir gün önce çoğu kez aynı gün sabah serinliğinde topladığı ürünleri  semt pazarından alabiliyorsak ne mutlu bize. Bağışıklık sistemimiz için en doğru seçimi yapmış oluruz. Çünkü özellikle enfeksiyon hastalıklarında ve tabii  pandemilerde bağışıklık sistemimiz ne kadar güçlüyse o kadar hayatta kalma şansımız olur.

Yaşadığımız yüzyılda gerek iklim krizi gerekse doğaya verdiğimiz geri dönülmez zararların bir sonucu olarak  bu tür salgınlardan kurtulamayacağımız kesin. Sağlıklı gıdaya ulaşmanın her bireyin hakkı olduğunu unutmadan taleplerimizi yükseltmeliyiz.

Yerel üreticiyi en çok da her şeye rağmen zehirsiz üretim yapmayı sürdüren çiftçilerimizi desteklemek için pazarlarda fiyat farkına bakmadan, onları tercih etmeliyiz .

Kendimiz ve çocuklarımız için yapabileceğimiz en iyi getirisi olan yatırım bu…

Kırsal alana uyum sağlamak, yerel halkın çevrelerinde gelişmeleri için fırsat vermekle olur. Bu yapıldığında çok sayıda insanın, çiftçinin şehirlere taşınması engellenir. Göçlerin en büyük nedenlerinden biri de kırsal çevreye yatırım yapılmamasıdır.

*

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.” (Hannah Arendt)

Kategori: Hafta Sonu