ManşetKöşe YazılarıYazarlar

John Snow bildirisi ve sürü bağışıklığına doğru…

Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm Dünya Covid-19 pandemisinde yaz aylarından bu yana beklenen ikinci dalganın içine girdi. Worldometers sitesinin 25 Ekim itibarı ile verdiği rakamlara göre Dünya’da şu ana kadar 42.952.534 Covid-19 vakası, 1.154.964 ölüm ve 31.674.764 iyileşen hasta var. 24 Ekim tarihi itibarıyla aynı site ikinci dalganın içine giren Avrupa ülkelerinden Fransa’da 45.422, İtalya’da 19.644, İngiltere’de 23.012, Almanya’da 10.458 günlük yeni vaka olduğunu bildiriyor. Aynı gün ABD’de günlük vaka sayısı 79.449, Brezilya’da ise 25.524’e ulaşmış.

Ülkemizdeyse sadece belirti veren, bir sağlık kurumunda tedavi gören vaka sayısı açıklandığı ve gerçek vaka sayıları sadece Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile paylaşıldığı için, o gün itibarıyla açıklanan 2.091 sayısı gerçek tabloyu yansıtmıyor. Bilimsel yayınlarda ifade edildiği üzere, vakaların %15-20’sinin klinik belirti verdiği ve hastaneye yatarak tedavi gördüğü bilgisinden hareketle ülkemizdeki günlük toplam yeni vaka sayısının da 10-11 binlere yükseldiğini tahmin edebiliriz. Ancak açıklanan rakamlara baktığımız zaman bile ülkemizin birinci dalganın içinden çıkamadan ikinci dalganın içine girmiş olduğu görülebiliyor.

AB’de ufukta sert önlemler görünmüyor 

Tüm yaz ayları boyunca sağlık sistemlerini ikinci dalga için hazırlayan Avrupa ülkeleri, ikinci dalga nedeniyle toplumun tüm kesimlerini kapsayan karantina, seyahat yasakları gibi nisan-mayıs ayında aldıkları önlemlere benzer yeni önlemler alıyor mu? Bu sorunun tek ve net bir yanıtı var: Hayır… Geçtiğimiz günlerde salgının ilk dalgasına karşı en sert önlemleri alan ülkelerin başında gelen Almanya’nın Başbakanı Angela Merkel, ikinci dalga için eski önlemlere dönmeyi Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ekonomik olarak kaldıramayacağını tüm kamuoyunun önünde açıkça söyledi. Anlaşılan AB ülkeleri hasta sayıları sağlık kurumları kapasitelerini zorlamadıkça ‘müdahale’ etmeyecekler…

Yaz aylarında ayak sesleri duyulan salgın yönetimindeki bu temel politika değişikliğinin en önemli ipuçlarından biri Fransa’dan geldi… Günlük vaka sayısı 45 binlere ulaşınca içlerinde Paris’in de yer aldığı yedi bölgede akşam 21.00’den sabah 06.00’a kadar sokağa çıkma yasağı kararı alındı. Nedeni ise eğlence merkezlerinin erken kapanmasını sağlamak… Görüldüğü gibi önlemler salgının önüne geçmek için değil; sağlık sisteminin kapasitesini zorlamayacak kontrollü bir toplum bağışıklığına dönük…

Peki, nedir; bazı kaynakların ‘sürü bağışıklığı’ olarak da nitelendirdiği toplum bağışıklığı? Toplum bağışıklığı bir toplumun önemli bir kısmının bulaşıcı bir hastalığa karşı bağışık hale gelmesi olarak tanımlanıyor ve hastalığın daha fazla yayılmasını sınırlıyor. Toplum bağışıklığına ulaşmanın iki yolu var: Aşılama ve enfeksiyona yakalanıp iyileşme. Covid-19’a karşı henüz etkili bir aşı yok. Sürü bağışıklığını sağlamak için insanların büyük bir kısmının enfekte olması ve iyileşmesi gerekiyor, ancak bu durum özellikle yaşlılarda ve kronik hastalığı olanlar arasında çok sayıda ölüme yol açabilir. İyileşenlerde de sonraki günlerde ortaya çıkabilecek yan etkiler de görülebilir.

Bu yaklaşımdaki diğer bir sorun ise toplum bağışıklığı eşiği; yani bir toplumda bağışıklık kazanmış olan ve artık bulaşma zincirine katılamayan bireylerin oranı… Bu oran değişik yayınlara göre Covid-19 için %50 ile 67 arasında değişiyor. Kontrolsüz bırakılan bir salgının o toplumda bu orana ulaşıncaya kadar özellikle yaşlılar arasında çok sayıda can kaybına neden olacağı açık. İşte tam bu dönemde, iki hafta önce DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, COVID-19 salgınıyla mücadelede toplum bağışıklığı stratejisine ilişkin ‘Tam olarak anlayamadığımız tehlikeli bir virüsün serbestçe dolaşmasına izin vermek, basit bir şekilde ahlak dışıdır. Bu bir seçenek değildir’ şeklinde bir açıklama yaptı. Oldukça geç kalan bu açıklamaya rağmen ülkelerin hala ‘sürü bağışıklığı’ politikalarında bir değişiklik yapmadığı görülüyor.

Gençlerde ‘kontrolsüz bulaşma’ uyarısı

14 Ekim’de Lancet’te 5000’e yakın bilim insanı, araştırmacı ve bilim kuruluşu tarafından imzalanan ve halen imzaya açık olan ‘John Snow Bildirisi’ yayınlandı.  Bildiriye adı verilen  John Snow, 1854’de Londra’daki kolera salgınında haritalama yöntemi ile salgın  kaynağını bulan ve modern epidemiyolojinin kuruculardan kabul edilen; tüm yaşamını halk sağlığının geliştirilmesine adamış bir bilim insanı… Bildiride çok açık olarak ‘Covid-19 için doğal enfeksiyonlardan bağışıklığa dayanan herhangi bir pandemik yönetim stratejisinin kusurlu olacağı’ vurgulanıyor.

Genç insanlarda kontrolsüz bulaşma, tüm toplumlarda önemli hastalık ve ölüm riski taşır. İnsan kaybına ek olarak, bu, işgücünü bir bütün olarak etkileyecek ve sağlık hizmetleri sistemlerinin akut ve rutin bakım sağlama yeteneğini aşacak” tespitleriyle devam eden bildiri,  doğal enfeksiyonu takiben SARS-CoV-2 virüsüne karşı kalıcı koruyucu bağışıklık oluştuğuna dair hala bilimsel bir kanıt olmadığını, bunun da tekrarlayan salgınlara yol açabileceği hatırlatmasını yapıyor. Bildiriyi hazırlayan ve imzalayan bilim insanları  ‘kararlı ve acilen hareket etmenin önemini’ vurgulayarak ‘bulaşmayı baskılayan ve kontrol eden etkili önlemlerin geniş çapta uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Bildiriye göre bu önlemler uygulanırken pandeminin şiddetlendirdiği eşitsizlikler nedeniyle artan insan tepkilerinin önlenmesi için alınacak önlemler mali ve sosyal programlarla desteklenmeli…

Bildiride Japonya, Vietnam ve Yeni Zelanda, doğru halk sağlığı uygulamalarıyla bulaşmayı kontrol edebilen ve yaşamın normale yakın bir yere dönmesinin sağlandığı ülkeler arasında sayılmış. Ancak bunu başaran ve deneyimlerini de diğer ülkelerle paylaşan Küba nedense unutulmuş. Üstelik Küba bildiride vurgulanan ve Covid-19’a karşı halk sağlığı önlemlerinin alınmasını güçleştiren eşitsizliklerin en aza indirildiği bir ülke iken örnek uygulamalarının vurgulanması bildiride unutulmuş. Bildirinin son paragrafında bir kez daha çok sayıda ülke ve ülkemiz tarafından adı pek konmadan uygulanan ‘sürü bağışıklığı’ politikalarına karşı çıkılıyor. 

Doğru çözüm ise şöyle özetleniyor: “Covid-19’un toplumda yayılmasını kontrol etmek, toplumlarımızı ve ekonomileri önümüzdeki aylarda güvenli ve etkili aşılar ve ilaçlar gelene kadar korumanın en iyi yoludur. Etkili bir yanıtı zayıflatan dikkat dağıtıcı unsurları göze alamayız; Kanıta dayalı olarak acilen hareket etmemiz çok önemlidir.”

Bildiriyi hazırlayanların unuttuğu veya görmek istemediği temel bir konu var: Salgın hastalıkların günümüzde giderek artması kapitalizmin doğa sömürüsünün sonucu olduğu. Kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içinde kalarak bu sistemin bulduğu çözüm ise önemli ölçüde insan kaybına yol açacak ahlak dışı sürü bağışıklığı yöntemidir. Bunun dışına çıkıp pandeminin gerçek bilimsel çözümlerini yaratmak bildiride de dikkat çekildiği gibi ancak toplumlardaki eşitsizliklerin önüne geçebilmekle yapılabilir. Bu da ancak başka bir sistemle mümkün.

 

Kategori: Manşet

DünyaManşet

Yeni Zelanda’daki seçimlerde iklim belirleyici faktör oldu: Jacinda Ardern, yeniden başbakan

Yeni Zelanda‘da geçtiğimiz cumartesi düzenlenen genel seçimleri iddialı iklim planlarıyla bilinen Jacinda Ardern‘in liderliğini yürüttüğü İşçi Partisi açık ara farkla kazandı.

İşçi Partisi oyların yüzde 49’unu alarak 120 üyeli parlamentoda 64 sandalyeye sahip oldu. Böylece Ardern başbakanlık koltuğunu garantilemiş oldu. 

İşçi Partisi’nin galibiyetiyle birlikte, 1996’dan bu yana koalisyon hükümetleriyle yönetilen ülkede ilk kez bir parti tek başına iktidar olabilecek. Ancak gene de Ardern, Yeşiller Partisi’nden kişileri de çeşitli pozisyonlara getirebilir.

Yeşiller oyların yüzde 8’ini aldı

Son üç yıldır, İşçi Partisi hükümeti Yeşiller‘e ve popülist Yeni Zelanda First‘e bel bağlıyordu. Yeşiller Partisi oy payını yüzde 6’dan yüzde 8’e yükseltirken, iklim kararsızlığı Yeni Zelanda First’e tüm koltuklarını kaybettirdi.

Ana muhalefet Ulusal Parti’sinin oy payı ise yüzde 44’ten yüzde 27’ye düştü. Parti, hükümetin yeni açık deniz petrol ve gaz arama yasağına karşı çıkmıştı. Parti lideri Judith Collins ise Yeni Zelanda’nın emisyonlarının küresel olarak önemli olamayacak kadar düşük olduğunu savunmuş ve etsiz pazartesi günlerini “komünizm” olarak nitelendirmişti.

İklim acil durum ilanı seçim vaatleri arasında

Ardern seçim sonuçlarının belli olmasının ardından İşçi Partisi kampanya gönüllülerine ve destekçilerine teşekkür etti ve “tüm Yeni Zelandalıların taleplerini gözeten bir parti olacaklarını” ifade etti.

Ardern, 2017’de ilk kez seçildiğinde, Yeşiller Partisi’nden James Shaw‘u İklim Bakanı olarak atamıştı. Hükümeti, 2050 için net sıfır karbon hedefi kanunlaştırdı ve bağımsız bir iklim komisyonu kurmuştu.

Geçen yılın kasım ayında parlamentoda alınan, 2050’ye kadar karbon emisyonlarının sıfıra indirileceği yönündeki karardan gurur duyduğunu söyleyen Ardern iklim değişikliği için “zamanımızın en büyük zorluğu” demişti.

İklim politikalarını engelleyen parti artık yok

İthal fosil yakıtlı otomobiller için önerilen vergi ve elektrikli araçlar için sübvansiyon paketleri gibi bazı yeşil politikalar ise Yeni Zelanda First tarafından, engellenmişti.

Ancak bu partinin şu anda parlamentoya girememesi sebebiyle artık daha kararlı iklim eylemlerinin önünde bir engel bulunmuyor.  Ardern hükümeti, sadece 25 Yeni Zelandalıyı öldüren koronavirüsü ele alışından ötürü de büyük övgüler almıştı.

Kategori: Dünya

ManşetDoğa

Alaska’dan Yeni Zelanda’ya 11 günde 12.200 km uçtu: Çulluk’tan dünya rekoru

Alaska‘dan Yeni Zelanda’ya 11 günde uçan bir kıyı çamur çulluğu hiç durmadan 12 bin kilometreden fazla mesafe kat ederek dünya rekoru kırdı.
 
Kuş bilimciler, bu hayvanların mükemmel bir  aerodinamiğine sahip olduğunu ve uçuş sırasında yüklerini hafifletebilmek için iç organlarını küçültebildiğini söylüyor. Bacaklarına takılan renkli halkalar nedeniyle 4BBRW (Blue-mavi, Blue, Red-kırmızı, White-beyaz) adı verilen erkek kuş, gövdesine takılan beş gramlık bir vericiyle uydudan izlendi.
 
Kuşun uçuş rotası
 

Saatte 88 kilometre 

Guardian’ın haberine göre 4BBRW, üç kuşla birlikte 16 Eylül’de Alaska’dan yola çıktı. Sadece bu kuşa verici takıldı. Kuşlar, güney istikametinde ilerleyip Aleut Adaları‘nı geçerek Büyük Okyanus’a yöneldi.

Kuşları Avustralya’ya doğru sürükleyen doğu rüzgarları nedeniyle yolculuğun uzadığı düşünülüyor. Uydu verilerine göre 11 gün sonra Auckland’deki bir koya inen 4BBRW, 12.854 kilometrelik yol kat etti.

Daha önce kayıtlara geçen en uzun aralıksız uçuş rekoru 2007’de 11.680 kilometre yol kat eden ‘E7’ adlı başka bir kıyı çamur çulluğuna aitti.

‘Yanlarında harita taşıyor gibiler’

Kuşların göçlerini izleyen Global Flyway Network adlı bilim insanları grubundan Dr. Jesse Conklin, “Dünyanın neresinde olduklarını bilme yetenekleri var gibi görünüyorlar. Tam açıklayamıyoruz ama sanki yanlarında harita taşıyorlar” dedi. Dr. Conklin şöyle konuştu:

Pasifik’in ortasında; açık okyanusta günlerce uçuyorlar. Hiç kara yok. Sonra Yeni Kaledonya ve Papua Yeni Gine’ye geliyorlar. Burada bir sürü ada var. Belki kuşlara insanlarmış gibi bakıyor olabiliriz ama, sanki karayı görünce ‘Dümen kırmalıyım yoksa Yeni Zelanda’yı kaçıracağım’ diyorlar gibi.”

Kuşların çoğu zaman kanat çırptıkları yolculukları sırasında hiç uyumadıkları düşünülüyor.

Dr. Conklin, “İnanılmaz bir yakıt-enerji oranları var. Pek çok avantaja sahipler. Savaş uçağı gibiler. Uzun, sivri kanatları ve kusursuz hatları onlara aerodinamik potansiyeli kazandırıyor” dedi.

Kuşların dönüş yolculuğuna Mart’ta başlamaları bekleniyor.  Asya’yı geçerek Sarı Deniz çevresinde bir ay kadar konaklayacakları ve buradan deniztarağı ve solucanlarla beslendikleri Alaska’ya dönecekleri tahmin ediliyor.

‘Bu kadar uçmak zorunda olan tek kuş’

Global Flyway Network’teki uzmanlar, Pasifik güzergahının kuşlar için bir engel değil, rüzgâr yardımıyla uçabilecekleri, hastalık riski ve yırtıcı kuş riskinden görece uzak bir ‘ekolojik koridor’ işlevi gördüğüne dikkat çekiyor.

Dr. Conklin, “Başka kuşlar da örneğin 10 bin kilometrelik uçuşlar yapabiliyor. Ama dünyada böyle uçuşların gerekli olduğu fazla yer yok. Yani bunu yapabilen tek kuş bu değil. Ama bunu yapmak zorunda olan tek kuş” diye konuştu. 

Kategori: Manşet

DünyaKadınManşet

Yeni Zelanda’da şiddet mağdurlarına on gün ‘hayata yeniden başlama’ izni

Yeni Zelanda, ev içi şiddet mağdurlarına, eşlerini terk etmeleri, taşınmaları ve kendileri ile çocuklarını korumaları için on günlük ücretli izin veren yasayı kabul etti. Tasarı geçen çarşamba 57’ye 63 oyla kabul edilirken milletvekilleri yasayı alkışlarla karşıladı. 

Guardian, “büyük kazanım” olarak haberleştirdiği yasanın, siyasete atılmadan önce bir kadın sığınağında çalışan Yeşiller Partisi‘nden Jan Logie‘nin yedi yıllık çalışmasının sonucu olduğunu yazdı.

‘Toplumu da dahil ediyor’

Yasanın geçmesinin ardından Logie, yasanın ülkedeki korkunç ev içi şiddet rakamlarının üstesinden gelmenin ilk adımı olduğunu, diğer ülkelere de örnek olmasını umduğunu söyledi.:

Bu inisiyatifin amacı kısmen toplumu da (şiddet olaylarında yapılacak olana) müdahil etmek. Sorumluluğu yalnızca polise bırakmıyoruz, hepimiz kurbana yardım etmede hepimize bir rol düşüyor. Bu aynı zamanda da kültürel normları değiştirmek ve “Hepimizin bunda payı var ve bundan razı değiliz” demekle ilgili bir şey.

Yasa gelecek Nisan itibarıyla yürürlüğe giriyor. Şiddet mağdurlarının kanıt sunma zorunluluğu bulunmuyor. Şiddet gören kişi aynı zamanda güvenlik amacıyla çalıştığı ofisin yerini değiştirmeyi, e-posta adresinde değişiklik yapmayı ve şirketin internet sayfasındaki künyesinden çıkarılmayı talep edebilecek.

‘İyi bir haber’

Yeni Zelandalı şiddet karşıtı sivil toplum örgütleri, yeni yasayı memnuniyetle karşıladı ve atılacak daha büyük adımlar için bir başlangıç olarak yorumladı. Kadın Sığınağı örgütünden Ang Jury, yeni yasanın sihirli değenek olmadığını, ancak doğru yönde atılmış, önemli bir adım olduğunu belirtti:

Kadınların ekonomik durumlarının, neyi yapıp yapmayacaklarına karar vermelerinde önemini biliyoruz. Eviyle ilgili sorunlarla boğuşurken işinde kalabiliyor ve işverenine güvenebiliyorsa bu, iyi haber demektir.

Filipinler’de de var

Yeni Zelanda gelişmiş ülkeler arasında ev içi şiddet istatistiklerinin en yüksek olduğu ülke. Her dört dakikada bir polisin eviçi şiddete karşı eyleme geçtiği Yeni Zelanda’da kadına yönelik şiddetin maliyeti yıllık yaklaşık 7 milyar dolar.

Hali hazırda benzer bir yasanın yürürlükte olduğu tek ülke Filipinler. 2004 tarihli Kadın ve Çocuğu Şiddete Karşı Koruma Yasası, şiddet görenlere on gün taşınma ve yeniden hayatını kurma izni veriyor.   

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıManşet

Yeni Zelanda’da üç ay sonra koronavirüsten ilk ölüm

Yeni Zelanda‘da üç ayı aşkın aradan sonra ilk kez Covid-19’dan bir kişi hayatını kaybetti. Ölen kişinin hastanede tedavi göre 50 yaşlarında bir hasta olduğu açıklandı. Ülkede 24 Mayıs tarihinden bu yana Covid-19 kaynaklı herhangi bir ölüm gerçekleşmemişti.  (daha&helliip;)

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıManşetSağlık

Yeni Zelanda’da 102 gün sonra yeni vaka çıkınca ülkenin en büyük kenti karantinaya alındı

Sağlık Bakanı Ashley Bloomfield, teyit edilen dört vakanın kentin güneyinde yaşayan bir aileden olduğunu açıkladı. Hastalardan birinin 50’li yaşlarında olduğu bilgisini de paylaşan Bloomfield, kapsamlı bir temas takibi başlatıldığını söyledi.

Bu kişilerin hiçbirinin uluslararası seyahat geçmişi bulunmaması nedeniyle virüsü başkalarından kapmış olduklarını söyleyen Bakan, önümüzdeki günlerde yeni pozitif vakalara hazır olunmasını istedi; “Bu yaşanan, rahatlamaya karşı bir alarm zili” dedi. 

Ardern: Hazırlıklıydık, planımız var 

“Bu hazırlıklı olduğumuz bir durum” diyen Ardern şunları söyledi: “102 gün geçirdik ve Yeni Zelanda’nın zoru başardığını düşünmek kolaydı. Hiçbir ülke, yeni vakalardan önce bizim kadar uzun zaman geçirmedi. Ve bu konuda tek olduğumuz için bir planımız vardı. Plan yaptık” ifadelerini kullandı.

Ardern’in açıkladığı tedbirlere göre, ülkenin en büyük kenti Auckland ilk etapta önlem olarak cuma gününe dek 72 saatliğine üçüncü seviye kısıtlamaya gidecek; bu sürede halktan iş ve okula gitmemeleri istenecek ve 10 kişiden kalabalık toplantılara yeniden sınırlama getirilecek. Auckland’a giriş-çıkışlar da kısıtlanacak.

Ardern, bu üç günlük sürenin kendilerine durumu değerlendirme, bilgi toplama ve yaygın temas takibi/test yapma açısından zaman kazandıracağını söyledi. Söz konusu değerlendirmenin neticesine göre de, gereken önlemler gözden geçirilip yeni bir plan devreye sokulacak.

Başbakan Auckland’daki vakalara paralel olarak ülkenin geri kalanının da ikinci seviye alarma geçtiğini açıkladı. Bu da, Auckland harici yerlerde sosyal mesafe tedbirlerinin yeniden uygulanması ve 100 kişiden kalabalık etkinliklere şu an için izin verilmemesi anlamına geliyor.

Yeni Zelanda, korona virüsü salgınında en sıkı tedbir politikalarını uygulayan ülkelerin başını çekiyordu. İlk vakanın 26 Şubat’ta görüldüğü ülkede, 1 Mayıs gününde vakaların sıfırlandığı açıklanmıştı. Önlemler de nisan sonuyla haziran başı arasında aşamalı olarak hafifletilmişti. 

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıManşet

‘Normalleşme’ yaramadı: Dünyada toplam vaka sayısı 10 milyonun üzerine çıktı

Dünya genelinde koronavirüs kaynaklı ölümlerin sayısı 505 bin 76’ya yükseldi. Tüm dünyada toplam vaka sayısı ise on milyonun üzerine çıktı.

Latin Amerika‘nın koronavirüsten en çok etkilenen ülkesi olan Brezilya‘da, koronavirüs için “basit bir grip” diyerek korunma tedbirlerini ihmal eden Devlet Başkanı Jair Bolsonaro protesto ediliyor. Ülke, vaka sayısında geçtiğimiz hafta rekor artış yaşadı.

Geçen pazar 20’nin üzerinde kentle birlikte çevrimiçi ortamlarda da, “Bolsonaro’yu Durdur” şiarıyla geniş çaplı protestolar yapıldı. Göstericiler, demokrasiye tehdit olarak gördükleri sağcı liderin istifasını istiyor.

Ülkede vaka sayısı bir milyonu geçti

Sağlık yetkililerine göre ülkede yalnızca yedi gün içinde 259.105 vaka kaydedildi, aynı süre zarfında gerçekleşen ölümlerin sayısı ise 7 binin üzerinde.

Ülkede bir milyonun üzerinde koronavirüs vakası bulunuyor, şimdiye kadar virüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 57 bin 659. Ölü sayısında İngiltere‘yi geride bırakarak dünyada “ABD‘den sonra en çok Covid-19 kaynaklı ölümün ve vakanın görüldüğü ülke” olan Brezilya, Latin Amerika‘da “salgının merkez üssü” olarak nitelendiriliyor.

Teksas valisi: Barları erken açtık

Resmi vaka sayılarının 2.5 milyonu geçtiği ABD‘de, güney eyaletlerinden Florida ve Teksas‘ta rekor sayıda günlük vaka kaydedildi. Her iki eyalette de belli başlı kentlerde yoğun bakım servisleri tam kapasite ile hizmet vermeye çalışıyor.

Cuma günü 9 bin vakanın tespit edildiği Florida’da, cumartesi günü bu rekor da aşıldı ve 9 bin 500 kişiye Covid-19 tanısı kondu. Teksas eyaletinin bazı kentlerinde ise kırmızı alarm verilmiş durumda. Teksas valisi “barların açılmasında hızlı davranıldığını” kabul ederken, ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Dr. Anthony Fauci lkede “ciddi bir problem olduğu” görüşünde.

Ülke genelinde salgının başından bu yana toplam 125 bin koronavirüs hastası hayatını kaybetti.

Hindistan’da ölenlerin sayısı 16 bini geçti

Hindistan Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, ülkede 380 kişinin daha yaşamını yitirmesiyle Covid-19’dan ölenlerin sayısı 16 bin 504’e yükseldi.

Hindistan’da son 24 saatte 19 bin 459 yeni vaka tespit edildi, toplam vaka sayısı 548 bin 318’e çıktı. Ülkede şimdiye kadar virüse rastlanan 321 bin 774 kişi iyileşti.

Dünya çapında Covid-19 verilerinin derlendiği Worldmeters sitesine göre, Hindistan dünyada en fazla vaka görülen dördüncü ülke konumunda.

Hebei’de karantina

Çin’in Hebei vilayetinde bulunan Anxin bölgesinde ikinci bir korona dalgası endişesiyle yaklaşık 440 bin kişinin yaşadığı bir alan karantinaya alındı. Bölgedeki konut alanlarının etrafı çevrilirken, her evden sadece bir kişinin günde bir defa ilaç ve gıda gibi zaruri ihtiyaçları almak için çıkmasına izin veriliyor.

Kararın Anxin içindeki vaka sayısında görülen artıştan çok, 145 kilometre uzaktaki başkent Pekin’de artan vakalar karşısında önlem olarak alındığı belirtildi. Çin basını, Pekin’deki son vakaların büyük kısmının kısmının yoğunlaştığı Xinfadi gıda pazarına Anxin’deki birçok işletmeden balık gönderildiğini, bu nedenle virüsün Anxin’de kökünü kazımak için böylesine sıkı önlemler alındığını yazdı.

Çin bu sabah itibarıyla son 24 saat içinde 12 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı. Bu vakaların yedisinin Pekin’de bulunduğu belirtildi.

Avustralya’da 75 yeni vaka daha

Avustralya‘da da vakalar artıyor. Victoria Sağlık Bakanı Jenny Mikakos düzenlediği basın toplantısında, son 24 saatte yapılan testlerde 75 kişinin daha virüse yakalandığının görüldüğünü açıkladı.

Salgının ortaya çıkmasından itibaren eyaletin başkenti Melbourne’da en yüksek dördüncü vaka sayısının kaydedildiğini dile getiren Bakan Mikakos, virüs görülen altı okul ve iki çocuk bakım merkezinin dezenfekte edilmek üzere kapatıldığını söyledi.

104 kişinin virüs nedeniyle hayatını kaybettiği Avustralya’da 2 milyon 279 binden fazla kişiye yapılan test sonucunda virüse yakalanan 7 bin 686 kişiden 6 bin 993’ünün iyileştiği kaydedildi. Avustralya genelinde son 24 saatte tespit edilen yeni Covid-19 sayısının 85 olduğu açıklandı. 

Yeni Zelanda’da iki yeni vaka

Genel Sağlık Direktörü Dr. Ashley Bloomfield, düzenlediği basın toplantısında, yurt dışından Yeni Zelanda’ya dönen iki kişide Covid-19 tespit edildiğini açıkladı.

Virüse yakalanan 50’li yaşlarındaki erkek hastanın Hindistan’dan, 20’lerindeki kadın hastanın da Amerika’dan döndüğünü belirten Bloomfield, söz konusu hastaların karantinada olduğunu söyledi.

Yeni vakalarla ülkede koronavirüsle enfekte olanların sayısı 1528’e, aktif vaka sayısı 22’ye yükseldi.

Rusya’da günlük artış oranı yüzde 1.1

Rusya Koronavirüs Enfeksiyonu Kontrol ve Önleme Merkezi’nden yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte 6 bin 719 kişide daha Covid-19 tespit edilmesiyle vaka sayısı 641 bin 156’ya çıktı.

Ülkede son 24 saatte ölü sayısı 93 artarak 9 bin 166’ya, iyileşen sayısı 4 bin 343 artarak 403 bin 430’a ulaştı.

Rusya’da vaka sayısında günlük artış oranı yüzde 1.1 olarak açıklanırken, yeni vakaların yüzde 31.6’sında semptoma rastlanmadı.

Ülkede vaka sayılarının az görüldüğü bölgelerde tedbirler gevşetilmiş, kapalı ve kalabalık ortamlarda maske ve eldiven zorunluluğu getirilmişti. Moskova’da 30 Mart’ta başlayan sokağa çıkma kısıtlaması 9 Haziran itibarıyla kaldırılmıştı.

İran’da 3 binin üzerinde ağır hasta var

İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Sima Sadat Lari, Covid-19 salgınında son 24 saatte ülke genelinde 162 kişinin yaşamını yitirdiğini, 2 bin 536 yeni vaka tespit edildiğini açıkladı.

Lari, böylece Covid-19 kaynaklı toplam can kaybının 10 bin 670’e, vaka sayısının da 225 bin 205’e çıktığını aktardı.

Hastalardan 3 bin 37’sinin durumunun ağır olduğunu ifade eden Lari, tedavileri tamamlanan 186 bin 180 kişinin ise taburcu edildiğini belirtti.

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıManşet

Dünyada koronavirüsten ölenlerin sayısı 400 bini geçti

Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre, dünya çapında koronavirüs kaynaklı ölümlerin sayısı 400 bin 13’ü buldu. Hastalığın bulaştığı kişi sayısı ise 7 milyon sınırına dayandı.

ABD, hala 109 bin 802 ölümle virüsün en fazla can kaybına yol açtığı ülke durumunda, ülkedeki vaka sayısı ise 1 milyon 988 binin üzerinde. ABD’yi 676 bin 494 vaka sayısında sırasıyla Brezilya takip ediyor.

Brezilya’da toplam vaka ve ölü sayılarına sansür

Koronavirüsü hafife alarak salgının tüm ülkeye yayılmasına yol açan popülist sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’nun yönettiği Brezilya’da verilere sansür geldi.

Alınan karara göre, salgının başından bu yana verilerin kamuoyuna açıklandığı Brezilya Sağlık Bakanlığı’na bağlı internet sitesindeki veriler sadece son 24 saatte tespit edilen yeni vaka ve ölümlerle sınırlı tutulacak. Ülkede bugüne dek görülen toplam vaka ve ölü sayıları yayımlanmayacak.

Bolsonaro kararı Twitter hesabından “Toplam veriler şu an ülkenin içinde bulunduğu durumu yansıtmıyor. Vakaların bildirimini ve teşhislerin teyidini düzeltmek için başka adımlar da atılıyor” diyerek savundu.

Brezilya’da koronavirüsten ölenler için açılmış toplu mezarlar

83 kişinin öldüğü, 2 bin 191 vakanın tespit edildiği Küba‘da ise Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, salgınının kontrol altına alındığını duyurdu. Buna bağlı olarak karantina tedbirlerinin önümüzdeki haftalar itibarıyla kalkması bekleniyor. 244 aktif vaka bulunduğu belirtilen ülkede, okullar henüz eğitime başlamadı. Ülke sınırları da hâlâ kapalı tutuluyor.

IKBY: Salgın kontrolden çıktı

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) Sağlık Bakanı Saman Berzenci ise ülkesinde salgınının kontrolden çıktığını açıkladı.

Düzenlediği basın toplantısında, bölgedeki durumun tehlikeli olduğunu ve giderek daha da kötüleştiğini ifade eden Berzenci, hastalığın yayılma hızının 1.6’dan 1.9’a çıktığını ve salgının ikinci evresine geçildiğini kaydetti.

Her hasta salgını 2 kişiye daha bulaştırıyor. Bu yüzden salgın kontrol altında değil, yayılma evresinde. Bugün Erbil’de 26 vaka tespit ettik. Tespit edilemeyen vakalar bulunuyor, hastalığın daha çok kişiye bulaşma riski var.

Berzenci, bölgede şu ana kadar 1222 Covid 19 vakasının tespit edildiğini, 24 kişinin hayatını kaybettiğini ve 448 kişinin iyileştiğini açıkladı. Erbil yönetimi, 11 Mayıs’ta bölgede virüs kaynaklı yeni ölüm ve vakaların yaşanmaması üzerine mart ve nisanda uygulamaya konulan sıkı tedbirleri hafifleterek tüm restoran, cami ve marketlerin yeniden açılmasına karar vermişti.

Yeni Zelanda’da yeni vaka yok

Yeni Zelanda’da ise ilk kez Covid 19 vakasının kaydedilmediği bir gün yaşandı. Haberi Başbakan Jacinda Ardern, düzenlediği basın toplantısında duyurdu. Ardern, muhabirin, “Vaka kalmadığını öğrendiğinizde ne yaptınız?” sorusuna “(Kızım) Neve’e gösterdim. Biraz şaşkınlıkla karşıladı ancak her ne kadar neden dans ettiğimi bilmese de salonda benimle birlikte dans etti” diye cevap verdi.

Salgınla mücadele kapsamında uygulanan kısıtlayıcı tedbirlerin kaldırılacağını söyleyen Ardern bununla birlikte sınır kontrollerinin devam edeceğini söyledi. Ülke sınırları turist ve ziyaretçilere kapalı kalacağı Yeni Zelanda’ya gelenlerin ise iki hafta süreyle karantinada tutulması uygulaması sürecek.  

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıManşet

Yeni Zelanda Başbakanı işverenlerden dört günlük mesaiyi değerlendirmelerini istedi

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, çalışanların iş-yaşam dengelerini kurabilmesi ve ekonominin canlandırılması için işverenlerden hafta dört gün çalışma sistemi ve esnek mesaiye geçmeyi değerlendirmesini istedi.

BBC’nin aktardığına göre, Ardern, Facebook’tan yaptığı canlı yayında, koronavirüs salgınında ülkenin sınırlarının kapalı kaldığı bir dönemde insanların ekonominin canlanması ve iç turizmin teşvik edilmesi için çalışma günlerinin sayısının azaltılmasından resmi tatil sayısının artırılmasına farklı beklentiler içinde olduğunu söyledi.

Ülkenin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Rotorua’da konuşan Ardern’e göre birçok kişi, mesai saatlerinin esnek olması durumunda ülkeyi gezebileceğini söyledi.

Salgın sırasında ülkenin sınırlarının kapalı olması ve çalışanların maaşlarında kesintiye gidilmesi ya da insanların işlerini kaybedebilecekleri korkusuyla kemer sıkmaya başlamasıyla turizm sektörü ağır bir darbe aldı.

‘Esnek çalışmayla verimlilik artırılabilir’

“Birçok insan iş haftasının artık dört gün olması gerektiğini söylüyor” diyen Ardern, Covid-19 salgını sırasındaki evden çalışma deneyimlerinden, belli bir esneklik içinde verimliliği sağlamanın mümkün olduğunu gördüklerini belirtti.Yeni Zelanda Başbakanı,  “Bu nedenle işveren konumundaki insanlarımıza iş yerlerine uygun çözümleri değerlendirmeleri çağrısında bulunuyorum. Çünkü bu kesinlikle turizmimize de katkı sağlayacak” dedi.

‘Daha mutlu çalışanlar, daha iyi iklim’

Yeni Zelanda’da 200’den fazla çalışanı olan Perpetual Guardian adlı bir şirket, 2018’de hafta dört gün mesaiye geçmişti. Guardian gazetesine göre şirketin kurucusu Andrew Barnes, yeni sistemde personelin daha mutlu ve verimli olduğunu belirterek bunun çalışanların akıl hem fiziksel sağlıklarına, aile, ev ve sosyal yaşamlarıyla çevre ve iklim değişikliğine olumlu etki yaptığını söyledi. Barnes, “Yeni Zelanda kesinlikle Covid sonrasında hafta dört gün mesaiye geçmeli. Aslında bu ekonomiyi, özellikle de büyük bir darbe alan turizmi yeniden yapılandıracak ve içeriye odaklanmamızı sağlayacak bir strateji olabilir” dedi.

Andrew Barnes şöyle devam etti: “Evden çalışmanın getirdiği verimlilikten yararlanmalıyız. Bunlar arasında havanın daha temiz olması, işe gidip gelme sırasındaki sıkışıklıktan kaynaklanan verimlilik kaybı da var. Sistemimizi köklü bir şekilde değiştirerek cesur bir model olabiliriz.”

Ekonominin canlandırılması için çalışanların akıl sağlığına odaklanılması gerektiğini belirten Barnes, Yeni Zelanda’nın Almanya‘daki “kurzarbeit” (kısa çalışma) modelini temel alabileceğini belirtti. 

Kategori: Dünya

DoğaDünyaManşet

Yeni Zelanda Yeşillerinden Covid sonrası kurtarma planı: Doğa dostu turizm

JOHN HAWKINS/STUFF
JOHN HAWKINS/STUFF

Christian Cotroneo‘nun mnn.com’daki makalesi Yeşil Gazete tarafından özetlenerek çevrilmiştir.

*

Dünyayı durduran Covid-19 salgınının kaynağı üzerine sayısız spekülasyon var ancak buna yol açanın kim olduğu konusunda herkes hemfikir: İnsan.

Josef Settele, Sandra Díaz, Eduardo Brondizio ve zoolog Peter Daszak tarafından yayınlanan bildiri, “ne pahasına olursa olsun ekonomik büyüme” yaklaşımının bedelini özetliyor:

Ormanların yok edilmesi, tarımın kontrolsüz genişlemesi, endüstriyel tarım, maden çıkarma ve altyapı geliştirme; yabani türlerin sömürülmesi, bir dizi hastalığın yaban hayatından insanlara sıçraması için eşsiz bir fırsat yarattı.  

Şimdi önümüzdeki asıl soru, bizi bu noktaya getiren hatalardan kaçınarak, işleri nasıl düzelteceğimiz. En azından bir büyük partinin, bu soruya bir cevabı var. 

Salgının bedeli 2.7 trilyon dolar

Yeni Zelanda‘da bu hafta Yeşiller Partisi ülkeyi ve fabrikaları yeniden işler hale getirmek için öngördüğü planı açıkladı, elbette çevre dostu bir plan bu. Üstelik bedeli yalnızca bir milyar dolar. 

Bir milyar dolar büyük bir meblağ gibi görünebilir, ama salgının ekonomik bedeliyle kıyaslandığında -2.7 trilyon dolar gibi bir bedel olduğu tahmin ediliyor- bu hiçbir şey.  

Peki bir milyon dolarlık teşvikle ne yapılabilir? Pek çoğumuz gibi, Yeşiller’in  aklındaki de, yeni iş imkanları yaratmak. Parti’nin geliştirdiği plan, salgından etkilenen sektörlerde gelecek üç yıl içinde yedi bin kişiye iş olanağı yaratılmasını öngörüyor. Yeni Zelanda için bu sektör, turizm. Ama işin püf noktası, bu turizmin yeşil olmasında: Yani doğa turizmi. Yeni iş olanaklarından yararlananlar tam da bu alanın inşasında ve sürdürülmesinde faaliyet gösterecek.

‘Doğaya yatırım yapılmalı’

Çevre Bakanlığı’nda da görevli olan Yeşiller Partisi üyesi Eugenie Sage basın açıklamasında söz konusu iş imkanlarının, halihazırda çalışamayan turizm rehberleri için son derece uygun olduğunu söyledi: 

Bizim turizmimiz sağlık, tabiat ve kültür üzerine kurulu, dolayısıyla buldozerlerden ve asfalttansa, bu kritik altyapıya yatırım yapılması önem taşıyor. 

JOHN HAWKINS/STUFF

John Hawkins/STUFF

Plan çerçevesinde, Raukūmara Conservation Park‘ın geyik ve keseli sıçan istilasından korunmasından, göçmüş yerli kuşların nasıl ülkeye geri getirileceğine kadar çeşitli konulara ayrılmak üzere yardım kalemleri yer alıyor. Ülkenin doğal kaynak rezervlerinin arındırılması, karbon yutakları yaratılması ve yükselen deniz seviyesine karşı doğal tampon bölgelerin inşası da planda yer alan projeler arasında.

Yatırımın genişleyen ormanlar ve sulak alanlar yaratacağını söyleyen Sage, bu alanların, atmosfere geçen yüzyıllarda salınmış olan karbonu emebiceğini söylüyor. “Yeşil planın” getirileri bununla da sınırlı değil:

Gelecekte haşere ile mücadele için ödenecek bedelin önünü kesecek ve daha iyi tampon kıyı alanları yaratılmasını sağlayacak ve kuşların geri dönmesi için koridorlar açacak.”

Bunun gerçekleşmemesi için ortada bir sebep yok. Plan, koalisyon ortaklarından olan Yeşiller tarafından henüz Meclis’e sunulmadı, şimdilik yalnızca parti politikası olarak belirlendi. Öte yandan, Michael Nelson, New Zealand Herald‘a verdiği demeçte “geçmişte koalisyon ortaklarının Yeşiller Partisi’nin çevre dostu önerilerine pek de dostane bakmadıklarını” hatırlattı.  

Şüphesiz, Parti’nin, otomobillere karşı sürdürülebilir ve olası bir alternatif olarak sunduğu elektrikli trenler için yapmış olduğu dokuz milyar dolarlık yatırım çağrısı, Meclis’in onayını daha da zorlaştırabilir. Ama ne olursa olsun, Yeni Zelanda modeli, eğer uygulanırsa, Covid 19-sonrası bir dünyada geri kalan herkesin ihtiyaç duyacağı umudu yeşertebilir. Ne de olsa kesin olan en azından bir şey var: Buradan geriye (Covid 19 öncesi dönem) dönüş olmayacak.

Kategori: Doğa

DünyaKoronavirüs SalgınıManşet

Dünyada normalleşme sancıları: Koronavirüse karşı sosyal mesafe uyarıları sürüyor

Koronavirüse karşı alınan karantina önlemleri devletleri zor durumda bırakıyor. Kapanan iş yerlerinin ve çalışmayı durduran fabrikaların ekonomide yarattığı küçülme, pek çok ülkeyi, “tedbirli normalleşme”ye iterken, vatandaşların tedbirler konusunda gereken dikkati göstermemesi endişe yaratıyor.

Litvanya‘da kafeteryalar sosyal mesafeye uygun biçimde açılırken, Yeni Zelanda‘da açılan fast foodlardan birinin önündeki kuyruk, polisleri, kalabalığa dağılmaları için çağrı yapmaya zorladı.

Ekonomisi zaten zorda olan ülkeler ise salgından daha da fazla etkilendi.  Lübnan’ın Trablusşam kentinde salgınla birlikte daha da ağırlaşan ekonomik krize karşı başlayan gösterilerde dün göstericilere karşı plastik mermi ve göz yaşartıcı gaz kullanıldı. Reuters’ın ulaştığı sağlık ve güvenlik kaynaklarına göre pazartesi gecesi yaşanan ayaklanmaya katılan 20’li yaşlardaki bir gösterici de hayatını kaybetti. 

Litvanya kafeteryaya dönüşüyor

1.344 vaka, 44 can kaybının olduğu Litvanya‘nın başkenti Vilnius‘ta kafeteryalar açılıyor. Ancak sosyal mesafe kuralı gereği bu mekanlar kamusal alanları içine alacak şeklide genişledi. Böylece kent adeta bir açık hava kafeteryasına dönüşmüş oldu.

Ülkede hafta başı itibarıyla kuaförler ve birçok mağaza da yeniden açıldı. Bununla birlikte sınırlı müşteri alımı ve maske zorunluluğu sürüyor.

Yeni Zelanda’da fast food’a akın

Vaka sayısının 1.474, can kaybının 19 olarak kaydedildiği Yeni Zelanda, 5 hafta süren sıkı koronavirüs kısıtlamalarını hafifletmeye başladı. Çocuklar okula, 400 bin yetişkin de işe dönerken fast food restoranlarında da kalabalıklar oluşmaya başladı.

REUTERS

Ülkenin en büyük kenti olan Auckland’da, fast food zincirlerinin önünde kuyruklar oluştu. Restoranlardan birinin önünde oluşan kalabalık, polisin gelmesine ve uyarıda bulunmasına yol açtı. 

Rusya ‘piki görmedi’

Rusya hükümetinden geçen salı yapılan açıklamada, son bir günde koronavirüsün bulaştığı kişi sayısının 6 bin 411 arttığı, böylece toplam vaka sayısının 93 bin 558’e ulaştığı açıklandı.

Öte yandan Devlet Başkanı Vladimir Putin, koronavirüsle mücadelenin ön saflarındaki sağlık çalışanlarının yeterli bireysel koruyucu donanıma sahip olmadığını kabul etti ve “Önceki zamanlarla kıyaslandığında çok daha fazla üretiyoruz, ama hala yetmiyor. Üretimdeki, ithalattaki artışa rağmen, her türlü malzeme eksik” dedi.

Putin, salgının Rusya’da henüz en yüksek seviyesine erişmediğini söyledi ve herkesi dikkatli olmaya çağırdı. Ülkede salgının yayılmasını önlemeye yönelik sokağa çıkma sınırlamalarının son olarak 11 Mayıs’a kadar uzatıldığı açıklanmıştı.

ABD’de kayıplar Vietnam’dakileri geçti

Johns Hopkins Üniversitesi‘ne göre ABD’de yeni Covid 19 kaynaklı ölümler 58 bine ulaşarak Vietnam savaşında yaşanan can kaybını geçti. 

Öte yandan ülkenin Georgia eyaletinde, Covid-19’dan koruyacağına inandıkları için dezenfektan içen iki kişi hastaneye kaldırıldı. Söz konusu iki kişinin psikolojik rahatsızlıkları olduğu belirtildi.   

Birinci vakadan bir gün sonra ise virüsü önleyeceğini düşünerek  temizlik ürünü, ağız gargarası, bira ve ağrı kesiciyi karıştırıp içen bir adam hastaneye başvurdu. Her iki hasta da tedavi edildi. 

Vaka sayısının bir milyonu aştığı ülkede son 24 saat içindeki kayıplarla birlikte toplam ölü sayısı 58 bin 365’e ulaştı.

Alman doktorlardan çıplak protesto

Almanya‘da bir grup doktor, koronavirüs salgınında yaşadıkları koruyucu giysi ve malzeme sıkıntısını, çıplak pozlarla protesto etmeye başladı. Doktorların “Blanke Bedenken” (Çıplak Kaygılar) adıyla açtıkları internet sitesinde doktorların mizahi ve eleştirel çıplak pozları yer alıyor. 

Sitede bir erkek doktor, muayenehanesinin önünde verdiği çıplak pozla “Biz aile hekimleriniziz. Sizi güvenli bir şekilde tedavi edebilmemiz için koruyucu ekipmana ihtiyacımız var. Elimizde çok az olan malzemeler biterse işte böyle görüneceğiz” diyor. 

Fransa’da kademeli normalleşme

Fransa Başbakanı Edouard Philippe sokağa çıkma yasağının kalkacağı 11 Mayıs’tan itibaren iller arası seyahatin yeniden başlayacağını duyurdu.

Bununla birlikte toplu taşımalarda maske mecburiyeti olacak ve sosyal mesafeyi koruma adına toplu taşımalarda yolcu kapasitesi sınırlandırılacak. Başkent Paris‘te metro seferlerinin yüzde 30 oranında düşürüleceğini duyuran Başbakan Philippe, yoğunluğun azalması için evden çalışabilenlerin uzaktan çalışmaya devam etmesi gerektiğini ifade etti.

Okullar ise 11 ve 18 Mayıs tarihlerinde kademeli olarak açılacak ancak derse katılım mecburi olmayacak. Her sınıfta en fazla 15 öğrenci olacak.  

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıManşetSağlık

Koronavirüs görülen ülke sayısı 56’ya yükseldi

Yeni Zelanda, Belarus, Litvanya ve Nijerya‘dan gelen haberlerle koronavirüsün görüldüğü ülke sayısı 56’ya yükselmiş oldu. Dünyada bildirilen toplam ölüm sayısı yaklaşık 2 bin 800 olurken, dünya genelinde görülen vaka sayısı ise 83 bini geçti.

Can kaybı 2 bin 800’ü aştı

En çok vakanın görüldüğü Çin’de 2 bin 788 ölüm yaşanırken, bunu 26 ölüm ile Türkiye’nin sınır komşusu İran izledi. Sırasıyla, İtalya‘da 15, Güney Kore‘de 13, Japonya‘da 8, Fransa‘da 2, Hong Kong Özel İdari Bölgesi‘nde 2 Tayvan ve Filipinler‘de de 1’er kişi virüs sebebiyle hayatını kaybetti. Böylece toplam ölüm sayısı 2 bin 800’ü aşmış oldu.

Ülkelerin yetkili sağlık kurumları ve yerel basınından derlenen verilere göre dünyada görülen vaka sayılarını ve virüse bağlı ölümleri gösteren interaktif haritanın en son hali şu şekilde oldu:

Vaka sayısı 83 bini geçti

Dünya genelinde görülen vaka sayısının ise 83 bini geçtiği belirtiliyor. 56 ülkedeki koronavirüs görülen vaka sonuçları ise şu şekilde sıralanıyor:

Çin 78 bin 824, Güney Kore 2 bin 22, Makau 10, Japonya 918, Hong Kong 93, Tayvan 34,  İtalya 655, İran 254, Singapur 96, ABD 60, Kuveyt 43, Tayland 40, Fransa 38, Bahreyn 33, Avustralya 23, Malezya 23, Almanya 21, Birleşik Arap Emirlikleri 19, İspanya 17, Vietnam 16, İngiltere 15, Kanada 14, İsveç 7, Irak 6, Umman 6, Rusya 5, İsviçre 5, Hindistan 3, Filipinler 3, Hırvatistan 3, Yunanistan 3, İsrail 3, Lübnan 3, Avusturya 2, Pakistan 2, Finlandiya 2, San Marino 1, Cezayir 1, Nepal 1, Sri Lanka 1, Kamboçya 1, Belçika 1, Mısır 1, Afganistan 1, Brezilya 1, Gürcistan 1, Kuzey Makedonya 1, Estonya 1, Hollanda 1, Romanya 1, Norveç 1, Danimarka 1, Yeni Zelanda 1, Litvanya 1, Belarus 1, Nijerya 1.

Listeye dört yeni ülke eklendi

Yeni Zelanda‘da Sağlık Bakanlığı İran’dan dönen 60 yaşlarında bir kişinin test sonucunun pozitif çıktığını ve hastanın tedavi altına alındığını duyurdu. Yapılan açıklamada ülkede bir vakanın görülmüş olmasına rağmen salgın olasılığının düşük olduğu söylendi.

Belarus‘ta İranlı bir öğrencide virüs tespit edilmesinin ardından ilk koronavirüsü vakası yaşanmış oldu. Litvanya’da ise virüsün İtalya’nın kuzeyinde bulunan Verona kentinden dönen bir kadında tespit edildiği aktarıldı. Afrika’nın en kalabalık ülkesi Nijerya‘da ise yetkililer, ilk korona virüsü vakasının ülkeye gelen İtalyalı bir erkekte tespit edildiğini duyurdu.

Japonya’da OHAL

Toplam 900’ü aşkın vakanın görüldüğü Japonya’nın virüsün en hızlı yayıldığı eyaleti Hokkaido’da ise olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi. Eyaleti Valisi Naomichi Suzuki, bölgede artış gösteren yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakaları nedeniyle OHAL ilan ettiklerini açıklayarak, vatandaşlara hafta sonu dışarı çıkmamaları çağrısında bulundu.

 

Kategori: Dünya

İklim KriziManşet

BM: İklim göçmenleri evlerine döndürülmeye zorlanamaz

Birleşmiş Milletler (BM), iklim krizi sonucunda ülkesinden göç edenlerin tekrar ülkelerine dönmeye zorlanamayacağına dair emsal bir karara imza attı. Bağlayıcı olmayan bu karar, sığınmacıları iklim nedeniyle hayatlarının risk altında olduğu bölgelere geri göndermeyi düşünen ülkelere yönelik bir uyarı niteliği taşıyor.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre karar, Kiribati’deki evi yükselen deniz seviyesi nedeniyle tehdit altında olan Ioane Teitiota’nın başvurusu sonucu alındı. Teitiota 2013’te Yeni Zelanda’dan sığınma talep etmişti.

Başvuru reddedildi

Birlemiş Milletler kararında Teitiota’nın başvurusunu reddetti. BM, Teitiota’nın başvurusunu reddetme gerekçesi olarak Teitiota’nın ve ailesinin Kiribati’de tehdit altında olmamasını gösterdi. BM, öylesi bir durumda olanların ise iklim nedeniyle sığınma hakkı bulunduğuna karar verdi.

Kiribati çevre bölgelerdeki adalar gibi iklim krizinin etkilerini yaşamaya başladı.

BM, ülkesine gönderilmesi durumunda hayatı iklim krizi yüzünden tehlike altına girecek kişileri geri göndermenin “İnsan haklarının ihlal edilmesine zemin hazırlayabileceğini” vurguladı ve ekledi: “Bütün bir ülkenin su altında kalmasının yaratacağı risk o kadar büyük ki, bir ülke suya tamamen gömülürken o ülkede onurlu bir hayat sürme hakkı olmayabilir.”

Teitiota: Ölmekten korkuyorum

Teitiota, BM İnsan Hakları Komitesi’ne yaptığı savunmada Güney Tarawa adasında yaşadığını, 1947’de 1.641 nüfusu olan bu adanın 2010’da, çevredeki diğer adaların yaşanamaz hale gelmesiyle gerçekleşen göçler sonucu 50 bin kişiye ev sahipliği yaptığını anlatmış ve bunun toplumsal ilişkilerde gerginliğe, şiddete yol açtığını belirtmişti.

Adanın önümüzdeki 10-15 yıl içinde yaşanılmaz hale geleceğini söyleyen Teitiota, 2015’te BBC konuşmuş ve “Benim durumum savaştan kaçan insanlar gibi. Onlar da ölmekten korkuyor, ben de aynı şeyden korkuyorum” demişti.

Fakat Yeni Zelanda yargısı bu iddiayı reddetti. BM de bu kararı onayladı. BM İnsan Hakları Komitesi kararda şu ifadeleri kullandı: “Teitiota’nın dediği gibi 10-15 yıl içinde Kiribati yaşanamaz hale gelme tehlikesiyle karşı karşıya olabilir fakat bu süre Kiribati’nin bu gidişatı geri çevirmesine, uluslararası toplumun yardımıyla kendini korumasına ve gerektiğinde de insanları farklı bölgelere yerleştirmesine olanak sağlayacaktır.”

140 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kalabilir

2018’de Dünya Bankası, iklim değişikliği nedeniyle Güney Asya, Sahra Altı Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde 140 milyon kişinin evlerini terk etmek zorunda kalabileceği uyarısında bulunmuştu.

Kategori: İklim Krizi

DünyaManşet

Yeni Zelanda’da yanardağ patladı: 5 kişi öldü

Yeni Zelanda‘daki White Island Yanardağı’nda meydana gelen patlama sonucu, ölü sayısının 5’e çıktığı belirtildi.

Yeni Zelanda’daki Kuzey Adası’nın doğu kıyısına 48 kilometre mesafede yer alan White Island Yanardağında yerel saatle 14.11’de meydana gelen patlama sonrası 23 kişinin kurtarıldığı bildirildi. Ancak Yeni Zelanda polisi, ölü sayısının artabileceğini kaydetti.  Bölgede yaşayan vatandaşlara yanardağ çevresinden uzak durma çağrısı yapılırken arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

 

Whakaari olarak da bilinen White Island yanardağı Yeni Zelanda’nın en aktif yanardağları arasına yer alıyor. White Island Yanardağı en son 2001 yılında lav püskürtmüştü.

Kategori: Dünya

İklim ve EnerjiManşetYeşil Gündem

Yeni Zelanda 2050’ye kadar sıfır karbon hedefini yasalaştırdı

Yeni Zelanda Parlamentosu karbon emisyonlarının 2050 yılına kadar sıfırlanmasını ve Paris İklim Anlaşması’nın yükümlülüklerinin yerine getirilmesini öngören yasa tasarısını kabul etti. Merkez sol İşçi Partisi-Yeşiller koalisyon hükümeti tarafından sunulan tasarı merkez sağ Yeni Zelanda Ulusal Partisi tarafından da desteklendi. Yeni Zelanda’da Karşı partilerin tarihi bir uzlaşıyla kabul ettiği tasarı 1’e karşı 119 oy ile parlamentodan geçti.

İklim değişikliği komisyonu kurulacak

Sonraki hükümetlerin de sıfır karbon hedefini karşılamasının öngörüldüğü tasarıyla bir de iklim değişikliği komisyonu kurulacak. Böylece şimdiki ve gelecekteki hükümetlerin plan ve bütçelerini bu hedefe göre oluşturması sağlama alınacak.

Tasarıda neler var?

Yasayla birlikte hayvanların çıkardığı metan gazı hariç tüm seragazı salımlarının 2050’de sıfıra düşürülmesi planlanıyor. Metan salımları ise 2030’a kadar %10 azaltılacak, 2050’de bugünkü miktarın çeyreğiyle yarısı arasında bir seviyeye düşürülmüş olacak.

Tarım ve hayvancılığın ekonominin önemli parçası olduğu Yeni Zelanda’da 5 milyon nüfusa karşılık 10 milyon büyükbaş, 28 milyon küçükbaş hayvan bulunuyor. Bu hayvanların çıkardığı metan gazları, ülkenin seragazı salımını ciddi anlamda artırıyor. Yeni Zelanda’nın seragazı salımlarının neredeyse yarısı, tarım ve hayvancılık sektöründen kaynaklanıyor.

Tasarıda bahsi geçen bir diğer nokta da gelecek 10 yılda 1 milyar ağaç dikmek ve 2035’e kadar elektrik enerjisinin tamamının yenilenebilir enerjiden sağlamak.

Ardern: Tarihin doğru tarafında yer aldık

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Başbakan Jacinda Ardern “Bugün gurur duyduğum bir tercih yaptık. Umarım bu, tarihin doğru tarafında yer aldığımızı gelecek nesillerin görmesi anlamına gelir” diye konuştu.

İklim değişikliğini ‘zamanımızın en büyük zorluğu’ olarak niteleyen Ardern, “İnkâr edilemeyecek bir şekilde deniz seviyelerimiz yükseliyor, aşırı uçta hava olayları yaşıyoruz.  İnkâr edilemeyecek bir şekilde bilim bize flora ve faunada meydana gelecek etkileri ve daha önce görmediğimiz hastalıkların yayılacağını söylüyor” yorumunu yaptı.

Günün Manşetiİklim Krizi

İklim krizine karşı eylem haftası başlıyor

Mandatory Credit: Photo by DAN PELED/EPA-EFE/REX (10354987i) Extinction Rebellion protestors are seen blocking the corner of Margaret and William Streets during a climate change protest in Brisbane, Australia, 06 August 2019. The protest disrupted traffic around Brisbane's CBD. Climate change protest in Brisbane, Australia - 06 Aug 2019

BM İklim Eylem Zirvesi’nin ardından iklim aktivistleri, ikinci kez iki  haftalık iklim eylemlerini başlatıyor. Dünya genelinde yaklaşık 60 şehirde 15 gün boyunca aralıksız protesto gösterileri yapılacak.

Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı)’ adıyla bir araya gelen iklim aktivistleri Almanya‘nın başkenti Berlin’de Başbakan Angela Merkel’in ofisi önünde çadırlarla kamp kurmaya başladı. Alman haber ajansı dpa aktivistlerin sabah saatlerinde parlamento binasının önünden, Berlin Zafer Sütünu‘na kadar yürüdüklerini ve zafer anıtının bulunduğu kavşağı işgal ettiklerini bildirdi.

Euronws’in bildirdiğine göre, Berlin güvenlik güçlerinin paylaştığı bilgilere göre eyleme bin kişi katıldı. Berlin’de sokağa çıkan eylemciler hükümetin derhal iklim konusunda “acil durum” ilan etmesini istiyor. İklim krizini daha da kötüleştirecek her kararın yeniden gözden geçirilmesini talep eden grup, karbondioksit emisyonunun 2025 yılına kadar sıfıra indirilmesini talep ediyor.

Almanya’nın halihazırda 2020 hedeflerini yüzde 25 oranında ıskalaması bekleniyor.

Araçlarınızı evde bırakın’

Göstericiler Berlin’in ana meydanlarından Potsdam ve diğer ana yollarda trafik akışını engellemeyi planlıyor. Cuma günü gruptan yapılan açıklamada “sürücülerin araçlarını evlerinde bırakmalarını tavsiye ediyoruz” uyarısı yapıldı. Aktivist grubun sözcülerinden biri kamplarda atölye çalışmaları yapılacağını ve iklim bilincini artırıcı etkinlikler düzenleneceğini açıkladı. Polisten yapılan açıklamada da gösterilere katılım için 6 bin kişinin kayıt olduğu belirtildi.

Doğudan batıya 60 kentte eylemler

İklim aktivistleri Avusturalya ve Yeni Zelanda’da da eylemler düzenledi. Avusturalya’nın Melbourne kentinde eylemciler meclis binası önünde nöbet tuttu. Sidney‘de ise eylemciler şehrin işlek bir caddesi üzerinde oturma eylemi gerçekleştirdi. Brisbane‘de bir grup eylemci kendilerini köprüye zincirledi.

Yeni Zelanda'daki eylemden

Yeni Zelanda’daki eylemden

Yeni Zelanda‘nın Wellington kentinde ise eylemciler trafik akışını engellemek için bir aracı zincirledi.

Paris’te AVM eylemi

Fransa‘nın başkenti Paris’te de iklim eylemcileri bir alışveriş merkezinde gösteri yaptı. Göstericiler 17 saat boyunca alışveriş merkezini işgal etti, masa ve sandalyelerden barikat kurdu.

Yer yer biber gazı da kullanan polis, göstericileri AVM dışına çıkarmakta başarısız oldu. Üzerlerinde “Benzini değil kapitalizmi yakın” yazılı pankartlar açan aktivistler, pazar sabahı kendi istekleri ile AVM’yi terk etti. Yokoluş İsyanı aktivistleri Paris’te de 12 Ekim’e kadar “plastik atıkları”, “okyanusları koruma”, ve “iklim değişikliği nedeniyle zorunlu göç” gibi temalarda her gün farklı eylemlere imza atmayı planlıyor.

Londra’da 10 kişi göz altına alındı

Yokoluş İsyanı gösterilerinin ilk başladığı Londra’da iki haftalık eylem planı öncesi polis grup tarafından depo olarak kullanılan bir binayı bastı. Londra polisinden yapılan açıklamada kamu huzurunu bozma amaçlı planlar yapma şüphesiyle 0 kişinin göz altına alındığı belirtildi.

Grup yaptığı açıklamada “hükümetten enerji ve kaynaklarını hepimizi tehdit eden iklim ve ekoloji krizine ayırmalarını istiyoruz” dedi.  Yokoluş İsyanı eylemcileri, nisan ayında 11 gün boyunca düzenlediği eylemlerde yolları kapatmış toplu taşıma araçlarını engellemişti.

Yokoluş İsyanı hareketi sivil itaatsizlik eylemleri aracılığıyla iklim değişikliği ile mücadelede daha etkin adımlar atması için hükümetler üzerindeki baskıyı artırmak istiyor. Aktivistler dünya genelinde 60 kentte iki hafta boyunca şiddet içermeyen, yaratıcı eylemler düzenlemeyi planlıyor. Hareket, Avrupa, Kuzey Amerika, Avustralya, Arjantin, Güney Afrika ve Hindistan’da protesto gösterileri düzenleyecek.

EkolojiHayvan HaklarıManşet

Turistlerin şişe burunlu yunuslarla yüzmesine sınır getiriliyor

Yeni Zelanda, yunusları ‘nesli tüketen sevgi’den korumak için onlarla yüzmek ve izlemek üzere gerçekleştirilen tekne turlarına  sınırlama getirdi.

Yeni Zelanda’da turistlerin şişe burunlu yunuslarla yüzmesi, hayvanları “nesli tüketen sevgiden korumak için” yasaklandı. Ülkenin doğu kıyısında yer alan Bay Adaları‘ndaki şişe burunlu yunuslarının popülasyonu son yıllarda düştü. Bu yüzden türün neslinin ülke karasularında tehlike altında olduğu belirtiliyor.

Independent’in haberine göre, Yeni Zelanda Çevre Bakanlığı‘na  yunuslar dalmayı ve insanlarla sosyalleşmeyi seviyor ancak, insanların yarattığı sıkışık tekne trafiği, hayvanların “beslenme, yavru bakımı ve uyku” gibi önemli biyolojik davranışlar için daha az zaman bulmasına neden oluyor.

Bakanlığın görevlendirdiği Massey Üniversitesi’nin 2016’da yayımladığı raporda teknelerle yunuslar arasındaki yüksek düzeyde etkileşimle yunus sayısındaki düşüş arasında bağlantı bulundu. Üniversite’nin Aralık 2012 ile Nisan 2015 arasında yapılan çalışmasında, Bay Adaları’nda 96 adet şişe burunlu yunus olduğu tespit edildi. Bu da popülasyonun, 2002’de yayımlanan bir önceki araştırmaya kıyasla yüzde 66 oranında düştüğünü gösteriyor. Şimdiyse bölgede sadece 31 yunusun kaldığı tahmin ediliyor.

Araştırmacılar ayrıca, bebek şişe burunlu yunusların yüzde 75’inin annelerinden ayrılmadan önce öldüğü sonucuna vardı. 2009’daki çalışmaya göre bu, bebek ölüm oranının yüzde 52 arttığı anlamına geliyor. Üniversite görevlileri ayrıca yunusların en az bir teknenin yakınında gündüz saatlerinin yüzde 86’sını geçirdiğini ortaya koydu.

Popülasyon düşmeye devam ederse şişe burunlu yunuslar Bay Adaları’nda tamamen yok olabilir.

20 dakikadan fazlası yasak

Hükümet, bu düşüşle başa çıkmak amacıyla turistlerin Bay Adaları’ndaki deniz memelileriyle yüzmesine imkan tanıyan tekne turlarını kısıtladı. Buna göre, turların hayvanlarla etkileşim süresini 20 dakikayla sınırlandı. Yunusların kendilerine daha fazla zaman ayırmaları için turlar, yalnızca sabahları ve öğleden sonraları yapılabilecek.

Çevre bakanlığının Kuzey Adası operasyonlarının direktörü Sue Reed-Thomas, “Bir grup yabani hayvanın serbestçe yüzmesini sağlamak çok zor” dedi ve ekledi: “Yunuslar genellikle teknelere doğru yüzüyor. Etraflarına engel koyamıyor ya da kurdukları her etkileşimi takip edemiyorsunuz. Bay Adaları’nın çevresindeki sulara tekne koyan herkes sorunun farkına varmalı, böylece yerel yunus popülasyonunun korunmasında rol oynayabilirler.”

 

Kategori: Ekoloji

DünyaEkolojiManşet

Yeni Zelanda’da tek kullanımlık plastik poşet yasaklandı

Yasağa aykırı davrananlara 100 bin Yeni Zelanda Doları ( 375 bin TL) ceza uygulanacak. Benzer yasaklamaları uygulayan ülke sayısı ise 80’i geçti

Yeni Zelanda’da tek kullanımlık plastik torba kullanımına çok geniş ölçüde yasak getiren düzenleme yürürlüğe girdi. Düzenleme ile 1 Temmuz 2019 tarihinden itibaren ülkedeki market ve mağazaların tek kullanımlık plastik torba satışı ve kullandırması büyük ölçüde yasaklandı. Yalnızca sebze ve et ürünleri için kalınlığı 70 mikronu geçmeyecek plastik torbalar ile çöp torbaları gibi bazı ürünler için istisna uygulanacak.

Yasağa aykırı davrananlara ise 100 bin Yeni Zelanda Doları ( 375 bin TL)ceza uygulanacak.

İşyeri sahipleri de destekliyor

Ülke yönetimi tarafından düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce yapılan bir anket çalışmasında iş yeri sahiplerinin %62’sinin yasağa destek verdiği görülmüştü. Geçtiğimiz Ağustos ayında duyurulan düzenleme sonrası da ülkedeki ana süpermarket zincirlerinin çok büyük bölümü gönüllü olarak kullanımları durdurmuştu.

Yeni Zelanda Çevre Bakanlığı verilerine göre ülkede kişi başı tek kullanımlık plastik torba sayısı 154 ile 323 arasında değişiyor. Yıllık toplam tüketim rakamı ise 750 milyon ila 1,6 milyar arasında.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan Yeni Zelanda Çevre Bakanı Eugenie Sage yasağın plastik atıklar ile mücadele anlamında çok kapsamlı olmadığını kabul etmekle birlikte asıl önemli olanın konunun toplumda konuşulmaya başlaması olduğuna vurgu yaptı; ülkede tüm plastik atıkları en aza indirmek için daha fazla neler yapılması gerektiğini konuşulmaya başladığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı verilerine göre 80’den fazla ülkede tek kullanımlık plastik torba kullanımını engelleyen çeşitli düzenlemeler bulunuyor.

Günde 300 milyon ton plastik atık üretiliyor

Dünyada her gün, halihazırda yaşayan tüm insanların 300 milyon tona yakın plastik atık ürettiği, 950’den beri üretilen toplam plastik miktarının ise 8,3 milyar tona eşit olduğu tahmin ediliyor.

950’den beri üretilen tüm plastik atıkların toplam ağırlığı ise 8,3 milyar ton olarak hesaplanırken, bunların yalnızca %9’luk bölümü geri dönüştürülebilmiş durumda. %12’lik bölümü yakılarak bertaraf edilmeye çalışılmış, %79’luk bölüm ise doğaya karışmış ve katı atık depolama sahalarında biriktirilmiş halde.

Artan plastik kullanımı petrol üretimini de artırıypr. Uluslararası Enerji Ajansı öngörülerine göre 2050 yılında küresel petrol üretiminin %20’lik bölümü plastik üretimi için kullanılacak.

Kategori: Dünya

İklim KriziManşet

Küresel Barış Endeksi: İklim değişikliği yeni çatışmaları körüklüyor

IEP, etkisi giderek daha çok hissedilen iklim değişikliğinin gelecek 10 yıl içerisinde dünya barışı için ciddi bir tehdit oluşturabileceğini açıkladı. Türkiye ise ‘barış bahsi’nde bu yıl üç sıra gerileyerek, iç savaş yaşayan Sudan’ın da altında yer aldı.

Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün (IEP) yayınladığı 2019 Küresel Barış Raporu’na göre, iklim değişikliği sebebiyle azalan doğal kaynaklar ve bunun sonucunda gerçekleşmesi olası kitlesel göçler, ülkeler arasında yeni ihtilaf ve çatışmalara sebep olabilir.

Bianet’in haberine göre, küresel ısınma sebebiyle 1 milyar insanın iklim krizinden etkilenmesi muhtemel yüksek riskli bölgelerde bulunduğu vurgulanan raporda, bu kişilerin yaklaşık %40’ının halihazırda çatışmaların ve sorunların devam ettiği ülkelerde bulunduğu  kaydedildi.

Kıtlık, Afetler ve Kitlesel Göçler

Raporda, özellikle hızlı iklim değişiklikleriyle ortaya çıkabilecek kıtlık, doğal afet ve kitlesel göçler gibi etmenlerin ülkeler arası çatışmaları artırabileceği vurgulandı.

IEP Yönetim Kurulu Başkanı Steve Killelea, raporla ilgili olarak “Barış içinde bir dünyaya sahip olmadığımız sürece, sorunlarımızı çözmemiz için gereken güven ve işbirliği seviyelerini yakalamak mümkün olamayacak” dedi. Dünya Kaynakları Enstitüsü Genel Müdürü Manish Bapna da iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı sorunların dünya barışı için artan bir tehdit oluşturduğunun altını çizdi.

Türkiye barışa uzak

2018 yılında Küresel Barış Endeksi’nde iç barışı sağlama konusunda 149’uncu sırada olan Türkiye, üç sıra gerileyerek bu yıl 152’inci sırada yer aldı. Türkiye, bu skoruyla iç savaşın sürdüğü Sudan’dan bir puan geride, Avrupa’da ise sonuncu.

İzlanda, yine birinci

Endekse göre durumu en kötü ülke ise Afganistan. Listede iç barışı en iyi sağlayan ülke ise geçen yıl olduğu gibi bu yıl da İzlanda oldu. İzlanda’yı Yeni Zelanda, Avusturya, Portekiz ve Danimarka izledi. Yaşanan terör saldırılarına rağmen Yeni Zelanda’nın da huzur endeksindeki puanının yükselmeye devam etmesi dikkat çekti. Endeks puanı artan Yeni Zelanda’nın sıralamadaki yeri ise değişmedi.

‘Türkiye’de yeni çatışma ortamları oluşuyor’

Killelea, dünya genelinde şiddet vakalarında kaydedilen gerilemenin kalıcı olarak tanımlanamayacağını kaydetti. Killelea, “Son yıllarda Irak ve Suriye’ye hakim olan çatışmalar azalırken, Yemen, Nikaragua ve Türkiye’de yeni çatışma ortamları oluşuyor” ifadelerini kullandı.

Raporun “Avrupa” başlığı altında, “Dünyanın en barışçıl bölgelerinden” ifadesi yer alırken, Avrupa’daki 36 ülkeden 22’sinin gelişme gösterdiği belirtildi. Çalışmada Türkiye’nin Avrupa’da bulunan ülkeler arasında 152’inci sırayla sonuncu olduğuna vurgu yapıldı.

Rapora buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Kategori: İklim Krizi

DünyaManşet

Yeni Zelanda saldırganı: Suçsuzum

Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde, iki camide 51 kişiyi katleden Brenton Tarrant çıktığı mahkemede suçsuz olduğunu söyledi.

Yeni Zelanda’nın Christchurch kentindeki Nur ve Linwood camilerinde 51 kişiyi katletmek, 49 kişiyi yaralamaktan mahkemeye çıkan Brenton Tarrant, suçsuz olduğunu ileri sürdü. Tarrant, Christchurch Yüksek Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Auckland kentindeki yüksek güvenlikli Paremoremo Cezaevi’nden video bağlantısıyla katıldı. Avukatları aracılığıyla kendisine yöneltilen 51 cinayet, 40 cinayete teşebbüs ve terör eylemiyle ilgili ifade veren Tarrant, “suçsuzum” dedi.

Akıl sağlığı yerinde

15 Mart’ta düzenlenen saldırıda yaralananlar ve mağdur yakınlarının da izlediği duruşmada, yetkili kurumlardan gelen raporların saldırganın akıl sağlığının yerinde olduğunu gösterdiğini açıklayan Yüksek Mahkeme Hakimi Cameron Mander, ‘‘Tarrant’ın zihinsel sağlık değerlendirmesi tamamlanmıştır. Davacının savunma yapma, avukatlarına bilgi verme ve mahkemeye yanıt verme konusunda herhangi bir sorunu yoktur’’ ifadelerini kullandı.

Savcılık; polis, Yeni Zelanda Kraliyet Hukuk Ofisi ve Christchurch Kraliyet Avukatlar Bürosu’nun daha önce aldığı ortak karar uyarınca sanığın 51 cinayet ve 40 cinayete teşebbüsün yanı sıra terör eyleminden de yargılanmasını talep etti. Bir sonraki duruşma, 4 Mayıs 2020’de.

Tarrant’ın saldırısında üç Türk vatandaşı da yaralanmış, ağır yaralanan Zekeriya Tuyan, tedavi gördüğü yoğun bakım ünitesinde 48 gün sonra hayatını kaybetmişti.

Kategori: Dünya