Editörün SeçtikleriEkolojiKoronavirüs SalgınıManşet

Bu fiziksel uzaklaşma zamanlarında bir araya gelelim

Karantina altında İtalya. Fotoğraf: Fotoğraf: Alessandro Grassani/ The New York Times

*David Suzuki’nin Common Dreams için kaleme aldığı makale Açık Radyo & Yeşil Gazete işbirliği kapsamında Elif Ünal tarafından çevrildi.

Bunlar, özellikle güvenli barınak, yiyecek ve diğer ihtiyaçlara sahip olmayan insanlar ve ön saflarda çalışan kişiler için zor zamanlar. Fiziksel mesafeyi korumamız gerekse de, her zamankinden daha fazla bir araya gelmemiz gerekiyor.

İşler ne kadar kötü olursa olsun, merhamet ve bilgelik bundan iyinin çıkmasını sağlayacak. Doğadaki yerimizi daha iyi anlamak ve doğanın sınırları içinde yaşamak adına daha iyi yollar bulmak için bilimi geleneksel yerlilerin bilgisiyle birleştirme ihtiyacının giderek artan bir şekilde tanınması son yıllardaki ümit verici bir eğilim.

Bin yıldır yerleşik yaşayan insanlar genellikle ekosistemlerin nasıl çalıştığı ve birbirinin parçası olan ve birbirine bağlı ağların her bileşeninin önemi hakkında net bir kavrayışa sahip. Batı bilimi ise genellikle şişeler ve büyüme odaları gibi kontrollü ve yapay koşullar altında olaylara ayrı ayrı odaklanarak indirgemeci olma eğiliminde.

Büyük resmi kaçırmak

Bu durum istenmeyen sonuçlara da yol açabiliyor. Mesela Paul Mueller, güçlü pestisit DDT’yi geliştirdiği için 1948 yılında Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nü kazandı. Her ne kadar bileşen, sıtma ve diğer böcek kaynaklı hastalıkların etkili bir şekilde önünü kesse de bilim insanları Rachel Carson’un Sessiz Bahar isimli kitabıyla alarmını çaldığı büyük resmi 1962 yılına kadar fark etmediler. DDT uygulaması “zararlıları” yok etti ancak kimyasal besin zincirinde biyolojik olarak birikerek kuşları öldürdü ve insanlar da dahil olmak üzere diğer hayvanlara doğru yol aldı.

Bu indirgemeci zihniyet, Batı ekonomisinin çoğu için de geçerli. Ormanlara; temiz hava ve sudan iklim düzenlemesine, hatta hastalıkların önlenmesine kadar insanlara yeri doldurulamaz hizmetler ve faydalar sağlayan organizma toplulukları olarak değil, sadece kereste olarak değer biçiliyor.

Yerli Halklardan öğrenmeliyiz

Geçen hafta bir köşe yazısında belirtildiği gibi 1940’tan bu yana görülen bulaşıcı hastalıkların (HIV, Ebola, Zika ve pek çok sayıda koronavirüs gibi) yüzde 60’ı orman ve habitat yıkımından kaynaklanıyor. Bu hastalıkların da üçte ikisi yaban hayatından geri kalan üçte biri ise evcil hayvanlardan geçiyor.

Giderek yaygınlaşan araştırmalar, bilim ve ekonomiye bütünsel veya sistemli bir yaklaşım benimsemenin ve binlerce yıllık gözlem ve deneyimlerden mekana dayalı bilgiye sahip Yerli Halklardan öğrenmenin ve onlarla çalışmanın önemini gösteriyor.

Bu düşünceyi içinde bulunduğumuz krizden çıkış için şu ankinden daha iyi bir yol bulmak için kullanabilir miyiz? Bence yapabiliriz.

Özgecilik herhangi bir hastalıktan daha hızlı yayılıyor

Çevremizdeki tüm iyi şeylere baktığımızda, çoğu insanın birbirlerini önemsediğini ve doğru şeyi yapmak istediğini görüyoruz. Özgecilik herhangi bir hastalıktan daha hızlı yayılıyor. Özgecilik dediğimiz şey de hepimiz birbirimizle bağlı olduğumuz ve tüm doğaya bağımlı olduğumuza dair doğuştan gelen bir tanıma değil mi?

Ön saflarda yer alan insanları en iyi durumda olmayan yerlerde görüyoruz – sağlık hizmetleri, acil servisler, bakkal ve gıda endüstrileri, ruh sağlığı ve daha fazlası. Çoğumuzun güvenli ve karnı doymuş olduğundan emin olmak için beklenenin ötesinde hareket ediyorlar.

Kanada’da, şanslıyız ki tüm siyasi düzeylerde ve sağlık sisteminde liderlerimiz bizi haberdar ediyor ve bu konuda bize yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyor.

Karantina zamanlarında İtalya Fotoğraf: Alessandro Grassani/ The New York Times

İnsanlar iyinin peşinde

Çoğu kişi, bu acil durumun üstesinden gelebilmemiz için hayatlarına konulan kısıtlamaları kabul etmeye gönüllü oluyor. Birçoğu yardıma ihtiyaç duyan komşularına yardım etmek için çabalıyor. İnsanlar sağlık ve gıda sistemlerinin güçlü kalmasını sağlamak için olağanüstü çaba sarf edenlere şarkı söylemek veya tezahürat yapmak için balkonlarına veya bahçelerine çıkıyor.

Diğer bir deyişle, insanlar genel olarak kötülükten ziyade iyinin peşinde. Bu da bize umut vermeli.

Evet, bencillikle hareket edecek ya da cehaletin kendi çıkarları içerisinde olmayan bir şeyi görmezden gelmeye zorladığı insanlar var. Ne yazık ki, bazıları aynı dar ve tehlikeli yolda tutunmak için elinden geleni yapacak. Görünüşe göre, uzun zaman önce bitmesi gereken endüstrileri kurtarma çalışmaları zaten var.

Kriz üçlüsü ile karşı karşıyayız: Covid-19, iklim çöküşü ve Rusya ile Suudi Arabistan arasında kavgaya yol açan dalgalı petrol fiyatları. Bu durum, güvendiğimiz sistemlerdeki kusurları açığa çıkartıyor.

Şimdi, insanlığı daha iyi bir yola yönlendirmeye yardımcı olabilmemiz için kendimize ve birbirimize dikkat etmemiz gerekiyor. Bunu yapabileceğimizi de gösteriyoruz.