Gündemİfade ÖzgürlüğüManşetTürkiye

Gazeteciler Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç tutuklandı

Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ve gazeteci Hülya Kılınç, Libya’da yaşamını yitiren MİT mensubu albayla ilgili haber gerekçesiyle, savcılık ifadesinin ardından sevk edildikleri İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

Terkoğlu, dün (4 Mart) sabaha karşı 04.00’te evinden gözaltına alınarak, Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube’ye götürülmüştü. Daha sonra da haberi yazan gazeteci Hülya Kılınç da Manisa’da gözaltına alınarak İstanbul’a getirilmişti.

Gece saatlerinde Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde ayrı savcılıklarda ifadeleri alınan Terkoğlu ve Kılınç hakkında çıkarıldıkları mahkemece tutuklama kararı verildi. Barış Terkoğlu Silivri Cezaevi’ne, Hülya Kılınç ise Bakırköy Kadın Cezaevi’ne gönderildi.

Gerekçe, ‘gizli bilgileri’ açıklamak

OdaTV, gözaltı kararının kararının Libya’da hayatını kaybeden ve ismi açıklanmayan istihbarat görevlisinin Türkiye’deki cenazesine ilişkin “Sessiz, sedasız ve törensiz defnedilen Libya şehidi MİT mensubunun cenaze görüntülerine Odatv ulaştı” başlıklı haber nedeniyle alındığını açıkladı.

Gazetecilere şu suçlamalar yöneltiliyor:

  • İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri elde etmek (2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 27/1)
  •  İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgelerin ele geçirilmesine sebebiyet vermek (2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 27/2)
  •  İstihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek (2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 27/3-1)

  

Terkoğlu: Gerekirse betona gömüleceğiz ama teslim olmayacağız

Barış Terkoğlu, çıkarıldığı mahkemede yaptığı savunmada şunları söyledi:

Bahse konu haber içeriği ile ilgili üzerime atılı suçu kabul etmiyorum burada hukuki bir yargılama olduğunu varsayarak savcılık aşamasında bir savunma yaptım. Bu soruşturmada evimden alındığım andan çok daha öncesinde burada sanık olarak bulunacağımı biliyordum. Üstelik burada şüpheli olmamın bu haber ile ilgisi olduğunu da düşünmüyorum, bu haber beni burada bu mahkemelerde sanık yapabilmek için üretilmiş bir bahanedir. 9 yıl öncesinde bu zamanlarda, bu mahkemelerde savunma yaptım ve tutuklandım, yıllar sonra o yargılama bizim karşımıza kumpas olarak çıktı, bugünse sadece adı değişmiş bir zihniyet eli ile bana ve bize tezgah kurulmuştur.

Bugün de daha dün bu haber girmeden çok daha önce günlerdir iktidar içindeki bizim deşifre ettiğimiz çeteler bizi hedef gösterdi, yargılanmamızı defalarca dile getirdiler, hakkımızda mahkeme kararları verdiler, yetmedi TV ekranından Almanya’daki Kızılordu örgütü gibi önce hapse atılıp sonra hapiste infaz edilmemiz gerektiğini söylediler. Bütün bunlar olurken memleketin bir tane savcısı, bir tane yargı mensubu çıkıp bir yurttaşını korumak için adım atmadı. Bu haber sadece hakkımda verilmiş olan cezalandırmanın yargı aracı kalınarak yargı yapılarak üstüme bindirilmiş halidir. O gün nasıl o yargılamayı hazırladılarsa bugün de bu yargılamayı hazırladılar. Bunun tek bir sebebi vardır: Biz yazdığımız yazılar ile haberler ile korkup kaçmadan duruşumuz ile tıpkı dün yaptığımız gibi bugün de kendilerini devleti yuva bilmiş çeteleri açığa çıkardık. Delillerini sunduk, bir aydının yapması gerekeni yaptık. Ben bu mahkeme kararını hiç önemsemiyorum. Zira ben asıl kendi tarih mahkememde bu tür yargılamaların sonunun, bu tezgâhları kuranların eline dolaşacak şekilde çıkacağını adım gibi biliyorum.

‘Nasıl gazetecilik yapılacağını sevk yazılarından öğrenecek değilim’

Dün nasıl bir çete yargıyı kendi önünde engel gördüğü bizleri üstünde sopa olarak kullandıysa bugün de yargıya baskı kuranlar aynı sopayı bizim üzerimizde kullanıyorlar. Herkes şunu bilmelidir ki bir ülkede benim gibi sade bir yurttaşın hukuk güvenliği yoksa hiç kimsenin hukuk güvenliği yoktur. Benim bu mahkemeye çıkarılma nedenim bir tane haberdir. Ben gazeteciliği sorgulamaları bu hale dönüştüren kimselerden öğrenmedim. Nasıl gazetecilik yapılacağını bu iddianame gibi taleplerden mahkeme kararı gibi sevk yazılarından öğrenecek değilim

Bundan dokuz sene öncesinde ben bu salonlarda bir MİT yöneticisi ile sanık oldum. O MİT yöneticisi daha mahkeme önüne bile çıkarılmadan cezaevinde katledildi. O katliamın hesabını sözüm ona bugünkü hukuk adamları gelip sormadı. Ama ben sordum. O gün benim de yargılandığım MİT mensubunun adı soyadı, ailesinin adı adresi kimlik numarası fotoğrafı, kitaplığındaki kitaplar, müzik kasetleri, iddianamelere konuldu, medyaya servis edildi. Bunun yanlış olduğunu ben savundum.

Merak ediyorum; yaşı benden büyük hukuk adamları Odatv davasındaki MİT yöneticisi katledilirken neredeydiler. Beni bu kadar korkak olmadığım için mi yargılayacaksınız? Beni bu ülkenin kurumlarına kurulmuş kumpasları o gün açığa çıkardığım gibi bugün de açığa bugün de açığa çıkarmaya devam ettiğim için mi yargılayacaksınız?

‘Hırsızlık hukuku hırsızlıktan sonra, yolsuzluk hukuku yolsuzluktan sonra çıktı’

Beni bu ülkeye bu kadar ihanet etmediğim için mi yargılayacaksınız? Dün bir çetenin koynunda yatıp bugün başka bir çetenin koynuna girmediğim için mi yargılayacaksınız? Bugün MİT Kanunu var ise bundan 9 sene öncesinde bir mahkeme salonunda direnenler sayesinde var. Çünkü bu mahkeme salonlarında direnenler üstünde cüppe olan kimileri gibi yorganı kafasına örtmedi. Bugün benim haber müdürü olduğum sitede yayınlanan haberin MİT kanunu ile herhangi bir ilgisi yoktur. Çünkü kanunların bir ruhu vardır. Kanunlar tarih önünde kendilerini yaratan eylemlerden sonra düşerler. Hırsızlık hukuku hırsızlıktan sonra, yolsuzluk hukuku yolsuzluktan sonra çıktı. MİT kanunu da Fethullahçı çete ile bugün iktidar içerisindeki çeteler el ele MİT mensuplarını terör yapılanmalarına yem ettiği için çıktı. Bir daha bunlar yaşanmasın diye çıktı.

Benim yargılandığım bu haber vatanından çok uzakta şehit olmuş bir MİT’çinin şahadetinin ardından kendisine yapılan cenaze töreninin haberleştirmekten ibarettir. Bu haberin hali hazırda şehit olmuş bir yurttaşımızın görevi ile gizli görevi ile sırları ile ne ilgisi vardır? Buna ilişkin bir tek cümle gösterebilir misiniz? Ayrıca aynı gün benim haber müdürü olduğum sitede başka bir toprakta şehit olmuş askerlerin de haberleri yapıldı. Bu haber, okuyanların anlamak isterse anlayabileceği gibi köşe bucakta cenazesi yapılan bir MİT mensubunun anısına hiçbir olumsuz öğe barındırmamakla aksine onun şahadetini hatırlatmaktadır.

‘Ümit Özdağ yerine iktidar vekili deseydi sanık olur muydum’

Bu haber yayınlanmadan öncesinde İyi Partili Ümit Özdağ, Meclis’te Libya’da şehit düşen MİT mensuplarını ifade ettikten sonra adlarını ve soyadlarını kamuoyuna açıkladı. Bu talebi yapan yargı mensupları çok açık bir şekilde soruyorum, eğer Ümit Özdağ yerine bir iktidar partisi milletvekili bu açıklamayı yapmış olsa idi beni yine burada sanık yapacaklar mıydı?

Bir MİT mensubunun kimliği açıklanmış, şehit düştüğü söylenmiş, bizzat Cumhurbaşkanı şehit düştüğü memleketi söylemiş. Bu cenaze töreni nasıl devletin gizli kalması gerek istihbaratı bilgisi olabilir? Üstelik bu haberi yayınlayan gazeteciler ismi belli olduğu halde MİT mensubunun soyadını karalamışlar. Cenaze fotoğrafları ortaya döküldüğü halde kimseyi rahatsız etmeyecek fotoğrafları seçmişler ve dünya üzerinde evrensel gazetecilik standartlarında bir haber olarak yayınlanmışlardır. Türkiye’nin büyük şehirlerinden birinde belediye başkanının siyasi parti yöneticilerinin, orada yaşayan bütün vatandaşlarının katıldığı bir cenaze töreni devletin nasıl gizli kalması gereken bir bilgisi olabilir?

Burada çok açık bir şey var. 9 sene önce bu salonda, ‘kurt kuzuyu yemeye karar verdiyse sizin yapacağınız hiçbir şey yoktur’ demiştim. Bugün iktidarın içerisindeki çeteler bizi yargı eli ile yemeye karar verdiyse bugün yapacak hiçbir şeyimiz olmayabilir. Ama emin olun buradaki çığlığımız, yarınki çığlığımız, vereceğimiz mücadele bu duvarları da yıkacaktır. Bizden yazdıklarımızdan çizdiklerimizden gazeteciliğimizden, yazarlığımızdan vazgeçmemizi ülkenin içinde suça bulaşmış yapılanmalar ile daha fazla uğraşmamamızı bekliyorlarsa daha çok beklerler. Gerekirse betona gömüleceğiz, ama bize bir haber bahanesi ile bu tezgahı kuran çeteye teslim olmayacağız. Gerekirse bir daha güneş yüzü görmeyeceğiz. Yargıyı kendi hesaplarına meze eden yapılanmalar ile mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Bu dava, bu savunma bu mücadele beni yoksul bir halk çocuğu olarak alıp bu ülkenin yurttaşlarının arasına yerleştiren bu ülkeye bu Cumhuriyete benim borcumdur. Bu tezgâhı kuranlar şunu bilsinler ki emin olun tarih göstermiştir ki hukuku kendi ikballerine aracı yapanlar er ya da geç o hukukun pençesinde can çekişir. Söyleyeceklerim bundan ibarettir.”

Soylu: Devlet sırrı denilen bir şey var

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu ile muhabir Hülya Kılınç‘ın tutuklanmasına ilişkin olarak, “Devlet sırrı denilen bir şey vardır. Bu Almanya’da da böyle. Hadi yapsınlar böyle bir haberi Almanya’da” dedi.

CNN Türk’te, gazetecilerin ifadeye çağrılmadan sabahın 4’ünde gözaltına alınmasına yönelik eleştirilerin sorulduğu Bakan Soylu şunları söyledi: “Cumhuriyet Başsavcılığı talimat yazar, der ki siz bunu alın. Kime der bunu, polise der. Bu talimat genellikle mesai saatinden sonra gelir ve polis çalışmaya başlar. Süreç böyle işler yani. Bunu bulduğu an sisteminde gece, sabah, akşam almak zorundadır. Neden? Kaçarsa o anda yapmış olduğu adli kolluk hizmetini yerine getirmediğinden dolayı sıkıntı yaşar. Şimdi burada Adalet Bakanlığı bu konuda yeni bir düzenleme yapıyor. Mesela adam gece 04.00’te otelde yatıyor, ya kardeşim 07.00’de al!”

Odatv’de yayınlanan habere de tepki gösteren Soylu “Devlet sırrı denilen bir şey vardır, bir milli güvenlik sırrı denilen bir anlayış vardır. Bu Almanya’da da böyle. Hadi yapsınlar böyle bir haberi Almanya’da” diye konuştu.

Kategori: Gündem