Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Kışladağ Altın Madeni davası AİHM’de: “Ovacık gibi Katrancılar Köyü de silinip süpürülecek”

Uşak’ın Ulubey ve Eşme ilçeleri sınırları içerisinde yer alan, Avrupa’nın en büyük altın madeni olma özelliğine sahip Kışladağ Altın Madeni davası Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nde…

TÜPRAG Metal Madencilik A.Ş., Gümüşkol köyündeki Kışladağ’da üç kez kapasite artırımına gitmiş, açılan davalara rağmen 2006 yılı itibariyle altın üretimine başlamıştı.

Altın madeni faaliyetinin durdurulması için Anayasa Mahkemesi‘ne açılan dava sonucunda “Anayasanın 17.maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine” karar verildi.

Geçen hafta davanın incelenip değerlendirilmesi için İnay Köyü sakinlerinin avukatı Arif Ali Cangı vekilliğinde Oya Otyıldız, Ertuğrul Barka, Mustafa Sakaryalı, Muammer Sakaryalı ve Ömer Turgut Erlat AİHM’e başvurdu.

Cangı, AİHM sürecini başlattıklarını şu sözlerle paylaştı:

“Kuzu ölümleri, siyanür zehirlenmeleri yaşandı, kısa süreliğine kapanmasının dışında 12 yıldır dünyanın en vahşi yöntemi olarak kabul edilen yığın siyanür liçi yöntemiyle çalışıyor. Kışladağ’da neler oluyor haber almak artık mümkün değil, çünkü orası bir başka ülke gibi, kapalı kutu gibi…

Davalar açıldı, önce kazanıldı, daha sonra davalar tersine döndü, davalar devam ederken iki kez kapasite artırımı yapıldı. 2003 yılında verilen ÇED olumlu kararının iptali için iç hukukta açılan davalar sonuçlandı, geriye AİHM’e gitmek kaldı. Geçtiğimiz hafta 6 inatçı kişi, AİHM’e başvuru yaptık.”

“Bunu madene ‘aşık olanlar’ yaptı”

Kışladağ Altın Madeni’ne karşı yıllarca mücadele eden ve madenin yakınındaki İnay Köyü sakinlerinden Muammer Sakaryalı Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada, İnan köylülerinin yalnız bırakıldığını anlattı.

“Maden 2006 yılında deneme üretimine başladı. Daha başlangıçta siyanür zehirlenmeleri oldu. İnay köylüleri başta olmak üzere şahane tepkiler verildi. Hem hukuken, hem sokakta, hem de basında olası mahsurlar anlatıldı. Yüründü, konuşuldu, yüründü, konuşuldu. Mahkemelere gidildi. Bilim insanlarıyla köylüler ve hukukçular el ele verdi. Maden kapattırıldı. Tam 6 ay. Sonra Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararının ardından dolaşıldı ve maden açıldı. Bunu madene “aşık olanlar” yaptı. İnay köylüleri yalnız kaldı. Solukları bir yere kadar sürdü. Şimdi soluğu kalan benim gibi 8-10 tane su sever, toprak sever, yaşam sever, yaprak ve çiçek sever, ağaç sever, yurtsever tepki vermeye çalışıyor. O kadar!”

Fotoğraf: Evrensel 

Yüksek miktardaki arseniğin yeraltı sularını kirlettiğini hatırlayan Sakaryalı, madenin bölgedeki tüm canlıların yaşamı için tehdit olduğunu söylüyor.

“Her yağmur yağdığında metalik renkli akan sular, yer altı sularımızla buluşuyor”

“Kocaman pasa dağları ve Babil kulesi gibi siyanür liç alanı oluştu. Pasa dağları masum değil. İçi ağır metal dolu. Her yağmur yağdığında metalik renkli akan sular, yer altı sularımızla buluşuyor. Arsenik ve diğer ağır metaller bakımından zenginleşen sularımızın içilebilir ve kullanılabilir olmadığını bütün yerel yetkililer biliyor. İnay köyünün 4 bin yıldır akan yedi oluklu çeşmesinin suyu arsenik bakımından 9,92’ye çıktı. Şimdi arıtma yapılacağı söyleniyor. Arseniğin ne kadar arıtıldığı hep tartışmalı. Karacaahmet köyünün suyunda arsenik oranı yüzde 32. Gümüşkol köyünün suyundaki oran yüzde 13. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre limit 10.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün Ankara Etimesgut’taki kurulu laboratuvarından çıkan 1 Ekim 2013 tarihli resmi analiz sonucu

“Madenin zararlarına dair bizim bildiğimiz resmi kayıt tutulmuyor”

Siyanür liç alanında kullanılan hidrojen siyanürün -HCN- üçte birinin havaya çıkarak atmosfere karıştığını okuyan araştıran herkes biliyor. Açık ocakta yapılan kaya patlatmaları sırasında gökyüzüne yükselen ve ortamı kaplayan toz bulutları ve gürültü kirliliği söylenmeye bile gerek duyulmuyor. 7-8 yıldır ölen, sakat doğum yapan, düşük yapan yüzlerce hayvanı çok haber yaptırdık. Yeniden söylemeye usanıyor insan. Madenin zararlarına dair bizim bildiğimiz resmi kayıt tutulmuyor. Çünkü resmî kişi ve kurumlar altın madenine ve Eldoradgold’a aşık! Aşık ilişkisi bir bakıma patalojik bir ilişkidir. Niye kayıt tutsunlar ki? Onlar “Madem ki bu maden çalışacak -ki devletimiz böyle istiyor- o halde ondan yararlanmaya bakalım” düşüncesindeler. Doğaya tecavüz kaçınılmazsa, keyfi çıkarılmalı gibi bir mantık. Aynı mantık maden civarındaki köylerde de hasıl edildi.”

“Ovacık Köyü gibi, şimdi de Katrancılar Köyü silinip süpürülecek”

Muammer Sakaryalı Ovacık köyü gibi, şimdi de Katrancılar Köyü’nün haritadan silinip gideceği uyarısını yapıyor.

“2014 yılında yapılan kapasite arttırma ile maden sahası üç katına çıkarılmıştı. Şimdi genişletilen alanda çalışma başladı. İlk açık ocakta hedeflenen noktaya varmış olmalılar ki, yeni alanda açık ocaklar oluşmaya başladı. Size gönderdiğim fotoğraflar yeni deşilen ocakların fotoğraflarıdır. Gene binlerce çam ağacı kesildi, ağaçların olduğu yerler tıraşlandı ve makineler toprağın karnını derinlemesine ve genişlemesine deşmeye devam ediyor. Daha önce ortadan kaldırılan ve insanları başka yerlere giden Ovacık Köyü gibi, şimdi de Katrancılar Köyü silinip süpürülecek. Katrancılar da evini satmayan son şahsın da evini sattığını öğrendik. Zaten Söğütlü Köyü’nde de bütün evlerin satıldığı biliniyor. Sırada Karapınar Köyü ve Bekişli Köyü var. Kanada merkezli Eldoradogold şirketi, ağaçları, yaban hayatı, yaşayan köyleri, ormanın oluşturduğu ekosistemi ahtapot gibi yutmaya devam ediyor.”

“İstihdam yaratıyoruz” diye işe aldıkları insanların işlerine son verdiler

Geçen Mayıs ayında Kışladağ Altın Madeni’ndeki işten çıkarmalar “maden kapanıyor mu” iddiasını gündeme getirmişti. “İstihdam yaratılacak” söylemiyle ile işe alınan birçok işçinin anlaşmasının feshedildiğini söyleyen Sakaryalı, madendeki çalışmaların da hâlen sürdürüldüğünü ifade etti.

“2018 yılı Nisan-Mayıs aylarında Kışladağ Altın Madeni’nden 700 civarında işçi çıkarıldı. Bu işçilerin çoğunluğu maden civarındaki köylerden idi. Madene muhalefeti engellemek için ‘istihdam yaratıyoruz’ diye işe aldıkları insanların bir çoğunun işine son verdiler. Hâlâ işine son verilecek insanlar olduğu söyleniyor. Nasılsa madene karşı direniş etkisiz hale geldi, düşüncesinin işçi çıkarmaya esas dayanak olduğunu düşünenlerdenim. İşçi çıkarılması yapılırken işçilere, “Çalışmaya 30 ay ara vereceğiz, liç alanını onaracağız” gibi gerekçeler söylenmiş. Bunu işine son verilenlerden öğrendik. Ancak madenin çalışması hiç durmadı. Devam etti, ediyor.”

 

Haber: Merve Damcı

Fotoğraflar: Muammer Sakaryalı

Yeşil Gazete