Dünya kupasına seyirci olmak

Biz ulusça topyekun hafta sonu yapılacak kader seçimlerine odaklanmışken bizim dışımızdaki dünyada başka şeyler oluyor. Meraklılarının dört yıldır beklediği  dünya kupası maçları geçen hafta resmen başladı ve tüm hızıyla devam ediyor.

Bu sene Rusya’da yapılan şampiyonaya elemeleri geçerek gelen 32 ülkenin ulusal futbol takımı katılıyor.

Takımlar aylar süren hazırlıklardan sonra en iyi performanslarını göstermeye çalışırken statların dışında bambaşka bir şenlik sürüyor.

Takımlarını desteklemek için dünyanın dört bir yanından gelip Rusya’nın dört bir yanındaki 12 şehrine dağılan on binlerce taraftar en klişe deyimle futbolun sadece futbol olmadığını yaşayarak gösteriyorlar. Turnuvada maçlara çıkan futbolcuların tabii ki kazanmak gibi bir hedefleri var, bu amaçla canla başla mücadele ediyorlar. Taraftarlar ise bambaşka bir havada, maçları ve sonuçlarını fazla dert etmeden farklı ülkelerden gelen insanlarla bir arada olmanın keyfini çıkarıyorlar.

Ülkeler arasında mesafeler kısalıyor, halklar arasında önyargılar yok oluyor,  yepyeni dostluk köprüleri kuruluyor.

Meksikalılarla tekila shot kadehleri kaldırıyor, Mısırlılardan nargile çekmeyi öğreniyor, Japonlarla sush yiyerek Kolombiyalılarla mate de coca çayı yudumluyorlar. Ev sahibi Ruslar da ilk bir kaç günün şaşkınlığını ve ürkekliğini üzerlerinden attıktan sonra votkalarıyla partiye dahil oldular.

Sokaklar, barlar, parklar, otel lobileri, metro istasyonları adeta bir maskeli balodaymışçasına rengarenk formalarıyla  ve ulusal kıyafetlerine bürünmüş taraftarlarla dolu. Ellerinde bayraklar var ama bu bayraklar alışıldığı tarzda saldırgan bir edayla birbirlerine sallanmıyor,  burada, bu karnavalda var olduklarını göstermek istercesine taşınıyor.

Daha önce haritada yerini bulamayacakları ülkelerin bayraklarıyla, formalarıyla sarmaş dolaş bir araya gelerek fotoğraf çektiriyorlar. Zaten amaç da bu: Büyük aile fotoğrafında yer almanın coşkusunu paylaşmak.

Bu büyük aile fotoğrafının dışında kalan Türkiyeliler nereden geldiklerini soranlara karşı suskun ve mahcup. Güzel ve yalnızlaştırılmış ülkemizin insanları turnuvanın ve dolayısıyla büyük aile fotoğrafının dışında olmanın ezikliği içindeler. Ne ülkece gelişmişlik düzeyimizi, ne insan hakları karnesindeki olumsuzlukları, ne sebepsiz yere hapiste tutulan gazetecileri ve hatta ne paramızın itibar kaybetmesini dert eden yurdum insanı Rusya’da sadece dışarıdan pasif futbol seyircisi. Bu nedenle dertli, bu nedenle başı öne eğik. Son senelerde AKP yönetimince dünyadan koparılıp iyice içe dönerek yalnızlaşan Türkiye insanının durumunu en sembolik haliyle anlatan durum belki de dünya kupasındaki büyük aile fotoğrafının dışında olmak.

Rusya’nın 12 kentinde maçlar yoğun bir tempoda devam ediyor. Günde ortalama 3 maç oynanıyor. Maç saatleri dışında sokakları dolduran taraftar grupları maç başlar başlamaz en yakındaki ekran başında buluşup Rusya’nın kim bilir hangi kentinde oynanan maçı yan yana izliyorlar.

Şimdilik ilk tur eleme maçları oynanıyor. 32 takımdan 16’sı buradan sonraki maçlarda olmayacak. Bu aşamada takımlar olabildiğince rahat, dolayısıyla sonuçlar sürprizlere açık. Kaybeden takımların telafi imkanları bulunduğundan iddialı takımların maçlara tam anlamıyla asıldıkları söylenemez.

Ulusal maçları olmayan taraftarlar adlarını ezbere bildikleri futbol starlarının takımlarını daha özel bir ilgiyle izliyorlar ama genel temayül futbolun süper güçlerine karşı ezilen takımların tarafını tutmak. Söz gelimi  Almanya ilk maçında yenildiğinde, Messi penaltı kaçırdığında, Brezilya gol yediğinde beynelmilel dayanışma ruhunun canlandığını görüyorsunuz. İşte orada hangi takımın formasını veya bayrağını taşıdıkları fark etmiyor, kendi takımları kazanmış gibi coşkuyu paylaşıyorlar.

Çoğu iddiasız ülke taraftarı mucize beklentisi içinde başladıkları maçları tahmin edildiği gibi güçlü takımları kazanmasını bile dert etmiyor. Çünkü bu büyük şenliğe katılmanın keyfi yetiyor.

İlk tur maçları geçilip sona yaklaşıldıkça bu dostluk ve dayanışma havası daha ne kadar sürer bilinmez. Belki futbolun alışık olduğumuz maço azgınlığı tekrar yüzünü gösterir. Olsun, fanatikler dışındaki bu şenliğe katılanların ağzında sadece eleme turları esnasında statlarda ve sokaklarda yaşanan heyecanın o fevkalade  tadı kalır, bir de o büyük aile fotoğrafın içinde bulunmanın hazzı.

Aile fotoğrafları iyidir, insanı güvende hissettirir. Geriye dönüp bakıldığında sevdiklerinizle paylaştıklarınızın sıcaklığını hatırlatır.

Türkiye’nin dünya futbol kupası fotoğrafında yer almıyor oluşunu futbol dünyasının Hollanda gibi, İtalya gibi devlerinin de turnuva dışı kalmasını düşünerek geçici bir durum olarak görüp avunabiliriz. Hatta bir sonraki şampiyonaya daha iyi hazırlanır, şansımız da yaver giderse katıla da biliriz. Oysa esas  dert etmemiz gereken konu insan hakları, demokrasi standartları, ifade özgürlüğü karnemizdeki notların düşüklüğü nedeniyle medeni ülkeler aile fotoğraflarından dışlanmaktan ne zaman kurtulacağımız.

 

 

Mahmut Boynudelik