Ne yediğimiz iklim değişikliği sorununda hayati önem taşıyor

The Guardian ‘da Ruth Khasaya Oniang’o imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü  Cem Sabuncu’nun çevirisi ile paylaşıyoruz

                                                                       ***

Gıdamız tarladan sofraya gelene kadar ki süreçte ulaşım sektörünün ürettiğinden daha fazla karbon salımına neden oluyorken, temel gıda ürünlerinin ham maddesi olan mahsuller küresel ısınmadan ağır biçimde etkilenecek.

Fotoğraf: Sutanta Aditya/AFP/Getty Images

Tabağınızdaki yemeğin iklim değişikliğine katkısının kullandığınız arabanınkinden daha fazla olduğunu biliyor muydunuz? Birçok varlıklı insan karbon ayak izlerini ve iklim değişikliğini nasıl etkilediklerini düşündüğünde aklına ilk gelen şeyler elektriğin ve ısınmanın nasıl sağlandığı veya nasıl bir araba kullandıkları oluyor. Fosil yakıtlar ve km/sa hesapları, LED aydınlatmalar ve toplu taşıma gibi meseleler akıllarına geliyor ama biçerdöverleri, işlenmiş gıdaları veya gıda israfını düşünmüyorlar. Pek az insan yediklerinin iklime etkisini düşünüyor, ancak insan kaynaklı küresel sera gazı salımının kabaca çeyreğini tek başına gıda sektörü üretiyor. Gıda sektörü, tüm ulaşım sektörü ve endüstriyel faaliyetlerden daha fazla sera gazı salımına, elektrik ile ısı üretimi ise gıda sektörü ile yaklaşık aynı miktarda salınıma sebep oluyor.

Temel gıdamızı elde ettiğimiz ana bitkileri yetiştirme yetimizin şu ana kadarki yaşanan ısınmadan etkilenmesiyle beraber iklim değişikliğinin küresel popülasyona en çarpıcı etkisi kendini yemek masasında gösterecek. Örneğin, 1980 ve 2008 yılları arasında artan sıcaklıklara bağlı olarak buğday veriminde % 5.5, mısır veriminde % 3.8 düşüş yaşandı. İklim değişikliği dünya çapında milyonlarca yoksul insanın gıda güvenliğini tehdit ediyor. Gençler, çevreyi korumak adına hayvansal ürün içermeyen diyetlere yönelmeye artarak devam ediyorlar. Onlar et tadında bitkisel protein ararlarken bir protein kaynağı olarak böceklerin kullanılması fikri yaygınlaşıyor.

Gıda ve tarım sektörlerinin hem iklim değişikliğine muazzam katkıları var hem de bu değişikliğin sonuçlarından büyük ölçüde etkileniyorlar. Bu ters durum, gıda sistemlerimizin mevcut halleriyle son derece önemli sorunlarla karşı karşıya olduğunun net bir göstergesi.

Tarımsal faaliyetlerin ötesine bakmamızı gerektiren çok daha büyük bir sorunumuz var. Daha sürdürülebilir ve eşitlikçi gıda sistemleri oluşturma mücadelesinde bütüncül bir çözüm üretmek için gözlerimizi açmalıyız. Böylelikle, bütün insanlık için sağlıklı gıda temin edip aynı zamanda gezegenimizin kaynaklarını da muhafaza edebiliriz.

Peki nedir gıda sistemleri? Tohum ve topraktan süpermarkete ve tabağımıza, oradan da çöplüğe uzanan yolculukla ilgili her şey bu kavramın içine girebilir. Gıda sistemleri, gıda ve gıdayla ilgili her türlü yetiştirme, hasat, işleme, paketleme, nakliye, pazarlama, tüketim ve atık yönetimi faaliyetlerini içerir.

Tarımsal faaliyetler yalnız başına küresel sera gazı salımının %10-12’sinden sorumlu. Gıda sistemlerinin iklim değişikliğine toplam katkısına baktığımızdaysa bu oran en az iki kat artıyor. Meridyen Enstitüsü (Meridian Institute)’nün tarafından yakın zamanda yayımlanan raporda hem gıda sistemleri genelinde bizi iklimsel bir felakete götürecek unsurlar ortaya koyuluyor, hem de etkili değişikler yapmak için bu konulara sistem genelinde geniş bir çerçeveden bakmanın neden gerekli olduğu açıklanıyor.

Mesela ormansızlaşma ve toprak konularını ele alalım. Dar bir perspektiften bakılırsa dünya üzerindeki bütün ormanlık alanların %80’inin tarım alanı yaratmak adına tıraşlama kesildiği (clearcutting) veya yok edildiği gerçeği görmezden gelinebilir. Ormanlar büyük karbon yutaklarıdır. Toprak konusunda da aynı durum geçerli. Atmosferdeki karbon miktarının üçte ikisinden daha fazlasının toprakta hapsedilmiş olarak mevcut olduğu bilgisi unutulabilir. Ancak çiftçiler, karbon tutmaya ve ormanları korumaya yönelik üretken tarım ve hayvancılık pratikleriyle ekosistem hizmetlerini onarıp dirençli toplulukların oluşturulmasında rol alabilirler.

Veyahut gıda israfı konusunu ele alalım. Yalnızca sizin çöpe attığınız artıkları değil, bütün gıda sistemini düşünün. Dünya çapında üretilen gıdanın %30-40 gibi büyük bir kısmı hiçbir midede son bulmuyor. Bazısı hasat edilmeden, bazısı tüketiciye ulaşmadan bozularak ve büyük bir kısmı da gıda perakendeciler, restoranlar ve evlerde çöpe atılarak israf ediliyor. Ortaya çıkan salımı karşılaştırmak adına dünyadaki toplam gıda israfını bir ülke olarak kabul edersek, bu ülke sera gazı salımında Çin ve ABD’den sonra üçüncü gelirdi.

Bu karşılaştırma bize dünya çapında pek çok insan açken bu kadar çok gıda israf etmenin ne denli ağır bir haksızlık olduğuyla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Gelişmekte olan ülkeler gıda zinciri genelindeki soğuk depolama gibi altyapı iyileştirmelerini gerçekleştirirse yenebilir kalitede gıdanın büyük bir kısmının bozulmamasını sağlayabilirler. Gelişmiş ülkelerdeyse gıda perakendecileri hafifçe bozulmaya başlamış ama yenilir kalitedeki ürünleri satacak bir pazar bularak büyük miktarlarda gıda israfının önüne geçebilirler. Tüketiciler de istekleri ve ihtiyaçları kadar gıda satın alarak gıda israflarını kısıtlayabilirler.

Suni gübre üretiminden dağıtım sistemlerine, kurutulmuş ve saflaştırılmış gıdalarla hazırlanan işlenmiş yemeklerden halk tarafından benimsenmiş diyetlere ve yaşam tarzlarına kadar gıda sistemi genelinde daha sayısız sorunlar ve çözümler mevcut. Bu konuda herkese bir rol düşüyor. Bu sorunlar tek bir taraf tarafından çözülemezler.

Dünyadaki karmaşık, dinamik ve oldukça çeşitli gıda sistemleri beslenme ve sağlık etkileri ile birlikte çevresel ve iklimsel etkiler bakımından son derece farklı sonuçlara sebep oluyor. Dünya çapında daha eşitlikçi, daha adil ve daha sürdürülebilir sonuçlar elde etmek için bazı sistemlerde neyin iyi olduğunu ve diğer sistemlerde de neyin geliştirilebileceğini araştırmamız hayati önem taşıyor.

Nasıl her iklimde yetişen evrensel bir tarım ürünü olmadığı gibi, dünyanın her yerinde uygulanmaya elverişli bir gıda sistemi modeli de yok. Dönüştürücü bir değişim için bir umut varsa, sistem geneline geniş çerçeveden bakmak gerekir. İklime daha az zarar veren ve küresel ısınmanın bizi hâlihazırda yıpratan etkilerine karşı daha dirençli sistemler oluşturmak için çiftçilik ve tarımın ötesine bakma zamanı geldi.

Gıda temel bir ihtiyaç, yemek yemek ise temel bir insan hakkıdır. Gıda sistemlerimiz bu ihtiyacı adil ve eşitlikçi bir şekilde, iklim değişikliğinin halihazırda olumsuz etkilerini arttırmadan karşılamakla yükümlüdür.

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Ruth Khasaya Oniang’o

Yeşil Gazete için çeviren: Cem Sabuncu

 

(Yeşil Gazete, The Guardian)