Bisiklet Manifestosu’nun yazarı Aydan Çelik ile tarih, edebiyat, yazarlık ve çizerlik üzerine

İstanbul deyince herkesin aklında farklı bir görüntü canlanır. Kimisinde martıların çığlık çığlığa peşine takıldığı vapurlar, kimisinde baharda şehrin dört bir yanında açan erguvanlar, kimisinde de Burgazada’dan göçen kırlangıçlar… Bir kent masalı anlatıyor olsaydık İstanbul’un tarih kokan her bir köşesi başrolde olmayı hak edebilirdi.

Abdülcanbaz ve Aydan Çelik

Geçtiğimiz ay (Ekim) raflarda yerini alan yeni kitabı için buluştuğum Aydan Çelik, kente gönül borcunu 30 yıldır bisiklet ile edindiği tecrübesi ve 3 yıl süren titiz bir tarih çalışmasıyla birleştirip İstanbul Bisiklet Rehberi “Sana Dün Bir Seleden Baktım Aziz İstanbul” ile ödemeye çalışıyor. Her gün önünden geçtiğimiz, burnumuzun dibinde olan ama hiç merak etmediğimiz, çoğu zaman sonradan fark ettiğimiz güzelliklerle buluştuğumuzda “neden buna daha önce hiç vakit yaratamadım” diyerek hayıflandığımız bu zaman diliminde yaşarken, Aydan bisiklet gibi pratik ve işlevsel bir araçla yaşadığımız kentteki farkındalığımızı arttırmamız için bize yol gösteriyor.

“Maalesef İstanbul da keçi boynuzu gibi, bazı yerlerde tahta yiyorsun bazı yerlerde de şerbet gibi”

“İstanbul’u sevmiyorum cümlesini hiç sevmiyorum, sor bakalım İstanbul seni seviyor mu?” diye soruyor Aydan. Doğup büyüdüğüm, aşk ve nefret ilişkisi yaşadığım bu kentle ilgili en ilginç İstanbul tanımlamasını da kendisinden duyuyorum: “Maalesef İstanbul da keçi boynuzu gibi, bazı yerlerde tahta yiyorsun, bazı yerlerde de şerbet gibi.”

Doğru söylüyor.

Beşiktaş’ta Küçük Mecidiye Camii’nin girişinde bulunan Yıldız Parkı bisikletçiler için şehirde nefes alabilecekleri keyifli duraklardan biri.

Kitabı yazarken İstanbul ile tüm bildiklerini gözden geçiren ve bu sayede birçok yeri yeniden görme fırsatı yakalayan Aydan, Hil Yayınları’ndan kendisine yazarlık teklifiyle gelen Güneş Öztürk’ün editörlüğünde çıkan yeni kitabının kurgusunu şu sözlerle anlatıyor.

“Kitap İstanbul’un merkezi olan Tarihi Yarımada’dan başlıyor. Kitaptaki “yumurtasız omlet” benzetmesi de oradan geliyor. Onu bir hücreye benzetiyorum. Sultanahmet Meydanı hücrenin çekirdeği, surlar ise hücrenin zarı oluyor. İstanbul’u İstanbul yaptığı söylenen ikinci yer ise doğal liman olan Haliç. Üçüncü yer de Boğaziçiydi. Aslında bu bir çeşit tarihi referansları olan coğrafya kitabı oldu. Birçok gezi kitabı mimariyi esas alır. Burada mimari kadar coğrafya da öne çıkıyor. Şehrin bütününün algılanmasını, İstanbul’da oturmayan birinin de ilgi duymasını istiyorum.”

Yahya Kemal Beyatlı

“Kitap aynı zamanda edebiyata da saygı”

Aydan çalışmasında hem tarihten hem de edebiyattan beslenmiş. Hoca Nasreddin’den Evliya Çelebi’ye, Yahya Kemal Beyatlı’dan, Sait Faik Abasıyanık’a, Aşık Ömer’den Orhan Veli Kanık’a, Nazım Hikmet’ten Can Yücel’e, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Bedri Rahmi Eyüboğlu’na dek birçok değerli isme dokunarak İstanbul’un yazarlarla ilişkisine ayna tutuyor.

“Bu kitap hem sele hem de çalışma sandalyesi üstünde yazıldı. Bisiklet birçok yeri keşfetmemi, şehri sevmemi sağladı. Selenin üzerinde kendi emeğinle bir yere geliyorsun ve o ulaştığın ya da tırmandığın yer senin ödülün oluyor. Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 5 Şehir’inin İstanbul bölümü şöyle başlar: ‘Çocukluğumda bir Arabistan şehrinde ihtiyar bir kadın tanımıştık. Sık sık hastalanır, humma başlar başlamaz İstanbul sularını sayıklardı. –Çırçır, Kalakulak, Şifa Suyu, Hünkâr Suyu, Taşdelen, Sırmakeş… Bir gün damadı babama: -Bu onun ilacı, tılsımı gibi bir şey… Onları sayıklayınca iyileşiyor, demişti.’ Bu kitap aynı zamanda edebiyata da saygı benim için.”

“Kuzey Ormanları bugün hiç olmadığı kadar tehdit altında”

Aydan’a dünya tarihinin büyük gezginlerinden, Seyahatname’nin yazarı Evliya Çelebi’ye olan hayranlığını soruyorum.

“Evliya Çelebi’ye tutkun olmamak mümkün değil. Yapı Kredi Kültür Yayınları’nın edisyonlarına çok önem veriyorum. Günümüz çevirisiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin 10 cildi çok başarılıdır. Kendisinin büyük bir hayal gücü ve anlatı yeteneği var. Muazzam bir anlatım diline sahip. Maalesef biz Evliya Çelebi’yi bilmiyoruz. Her dönem insanlar yaşadıkları yerlerin değiştiğinden, tahrip edildiğinden şikayet eder. Mesela Kuzey Ormanları bugün hiç olmadığı kadar tehdit altında. Ama şu haliyle bile güzel. Gücüne, kondisyonuna güvenen oraya gidip görmeli, bir sürü köyde de kamp yapılabilecek yerler var.”

Bisikletçiler için İstanbul’un kuzeyindeki ayçiçek tarlaları ilham veriyor

Kamuoyunda hala tartışmaları süren Kanal İstanbul’dan bahsederken Yarımburgaz’ın İstanbul açısından tarihi ve kültürel önemini de konuşuyoruz.

“Yarımburgaz çok önemli bir yer. Yarımburgaz Mağaraları ile okuduğum şeylerden biri Boğazlar yokken insanın varlığıydı. Bazı araştırmacılar 400 bin yıldan, bazıları 600 bin yıldan bahsediyor. Avrupa’nın en eski insan yerleşiminin orada olduğu söyleniyor. Ancak şimdi burası Kanal İstanbul’un tehdidi altında.”

Aydan’ı dinlerken aklıma yıllardır yaşadığım, eskiden Makriköy olarak bildiğim ama daha öncesinde Hebdomon ve Septimum isimleri olduğunu yeni öğrendiğim Bakırköy geliyor. Aydan yakın zamanda imara açılarak 17 bin ağacın kıyım tehlikesiyle karşı karşıya olduğu semtin son yeşil alanı olan Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi ve bölgeyle ilgili nadir bilinen bilgiler paylaşıyor.

Rodin, Düşünen Adam

“Hastanenin bahçesinde Rodin’in ünlü düşünen adam heykeli var. Dünyada bahçesinde düşünen adam heykeli olan tek akıl hastanesi burası olabilir. Mesela Ataköy’ün adını Yahya Beyatlı koymuş. Bu çok az bilinen bir şey. İstanbul’un en güzel semtlerinden biri olan Yeşilköy’ün adını da Halit Ziya Uşaklıgil koyuyor. Tarih Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapan Murat Güvenç Açık Radyo programında anlatmıştı.”

Aydan kitaptan bahsederken Laleli’nin Türkiye’deki bisiklet tarihi açısından önemini anlatıyor. Cavit Cav’ın bu kadar önemli biri olmasının sebebi 1925’te bu semtte ülkemizdeki ilk bisiklet fabrikasını kurmuş olması. Cav, Paris (1924) ve Amsterdam (1928) Olimpiyatları’na giderken takımın kaptanlığını üstleniyor ve 1 bir numaralı bisikletin lisansı da ona ait. Yarış hayatı sona erince çocuk arabaları ve bisiklet ürettiği Laleli’deki atölyesini kuruyor. Daha sonra Ankara’ya taşınıyor. Oradan İstanbul’a geri dönüp Gayrettepe’de yeniden bir yer açınca işler yolunda gitmiyor. Cav kadavrasını Ankara Tıp Fakültesi’ne bağışlıyor. Türkiye’ye bisiklet kültürü açısından büyük katkı sağlamış birinin yalnız öldüğünü öğrenmek insana hüzün veriyor.

“Çerkez olduğumuz için atlara çok meraklıyız”

İstanbul Bisiklet Rehberi’nin oluşum sürecine katkı sağlayanlardan biri daha var. Kitabın girişinde sizi fotoğrafıyla selamlayan tatlı kedi “Lokum” Aydan’a geceli gündüzlü mesaisinde eşlik etmiş. Lokum iki yıl önce FIB hastalığı nedeniyle aramızdan ayrılsa da desteğini hatırlamamak olmazdı. Lokumdan bahsederken Aydan ilk kitabı Optimist Yayınevi’nden çıkan “Bi Tur Versene” kitabını annesi ve babasına ithaf ettiğini, bisikletle tanışma sürecini çizerliğe nasıl başladığını anlatıyor.

“Biz Çerkez olduğumuz için atlara da çok meraklıyızdır. Annem de Çerkezdir. Anne tarafımın yeğenleri jokeylik yapıyor. Babam da atlara çok düşkündü. Bisiklet ile tanışmam babamın bisikletini çalarak başladı. Bisikleti yarım pedal çevirerek öğrendim. Üniversiteyi bitirip kendi paramı kazanınca da bütçe ayırıp daha fazla yatırım yaptım. 80’li yılların başındaydı. O günden bu yana yazıyorum, çiziyorum ve biniyorum. Çizerlik ise çocukluktan geliyor. Babam esnaf olduğu için onun kese kağıtlarını alırdım ve üzerine çizerdim. Kitaptaki çizimlerim de yokuş çıkarken aklıma geliyor. Çizerin seyir defteri gibi.”

Yeşil Gazete’nin de gönüllü yazarlarından Aydan Çelik ile Beşiktaş’ta gerçekleştirdiğimiz söyleşiden

“İstanbul dediğimiz yer sonsuz bir matrikstir” diyen Aydan, hem İstanbul’da hem de Türkiye’de bisiklete binen sayısının son 10 yılda bir hayli arttığını söylüyor. Artık Türkiye’nin her yerinde bisiklet festivallerinin düzenlendiğini, bisiklet tasarlayan, yazan ve çizen biri olarak bu etkinliklere davet edilmekten dolayı duyduğu memnuniyeti anlatan Aydan, bisikleti bir muhabbet, yardımlaşma nesnesi ve gündelik hayatın demokratikleşmesi için güzel bir araç olarak tarif ediyor.

 

Aydan Çelik’in Esra Ertan ile hazırladığı Açık Radyo’daki Şeytan Arabası programından bölümleri dinlemek için tıklayınız.

Aydan Çelik’in kaleminden “Bisiklet nedir?” sorusuna cevap arayan “Bisiklet Manifestosu”nu buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

 

Aydan Çelik hakkında: 1966’da doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde İşletme ve İktisat Tarihi, Mimar Sinan Üniversitesi’nde Heykel okudu. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti için Sedona İstanbul adından bir bisiklet tasarladı. Takip eden yıllarda Sedona Karnaval, Carraro Troya ve Manifesto adında üç bisiklet daha tasarladı. 10 yıl önce Bisiklet Manifestosu’nu yazdı. 2013’te bisiklet hakkında yazdığı ilk deneme kitabı Bir Tur Versene uzun süre çok satanlar listesinde yer aldı. 2014’te Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nun 50’inci yılı için maskot Pardus’u tasarladı. Türkiye’de bisiklet sporunun geniş kitlelerce tanınmasına önemli katkı sağlayan Eurosport Türkiye’de bisiklet yorumculuğu yaptı. Esra Ertan ile Açık Radyo’da Şeytan Arabası adlı programı hazırladı. Artık yayın hayatına devam etmeyen İstanbul dergisi ile Cyclist Türkiye, Socrates ve Toplumsal Tarih dergilerinin yayın kurulu üyesidir.

 

Kitapta bulunan QR kodlar, eğim grafikleri ve haritalar okuyucuya detaylı bilgi veriyor

 

Troya, Homeros’un ünlü destanı İlyada’dan ilham alan Aydan Çelik’in Carraro Bisiklet ile birlikte yürüttüğü bir katlanır bisiklet projesi.

 

Yazı ve fotoğraflar: Merve Damcı – Yeşil Gazete

Fotoğraf ve çizimler: Aydan Çelik