[Yeşil Gazete BIFED’de] Pakize nerede?

Yeşil Gazete olarak bu sene BIFED (Uluslararası Bozcaada Ekolojik Belgesel Festivali)’deyiz. Çanakkale muhabirimiz Güneş (Dermenci), İstanbul’dan Merve (Damcı) ve Mersin’den de bendeniz 11 – 15 Ekim tarihleri arasında BIFED’i yerinden takip ederek sizlerle paylaşacağız.

Önce BIFED’e yolculuk hikayemizle başlayayım. Önceki gün (10 Ekim), Mersin’den tam 14 saat süren kara yolculuğu ile Çanakkale’ye geldim (bunun karbon hesabı için ayrı bir yazı paylaşacağım, orada bana her türlü eleştiriyi yöneltebelirsiniz). Çarşamba sabahı ise Geyikli’den Bozcaada’ya çalışan feribotla Bozcaada’ya geçtim. Merve de feribotun hareket saati olan 08:00’de iskeleye yanaşan İstanbul otobüsü ile yetişti feribota. Güneş ise festivalin ilk günü (11 Ekim) akşamı 20:00’de Halk Eğitim Merkezi’ndeki açılış sırasında aramıza katıldı.

Çanakkale’ye vardığım 10 Temmuz Salı akşamı misafiri olduğum Güneş ile festivalden, geçen yıllardan, onu festivalin ne kadar heyecanlandırdığından konuşmuştuk. Laf lafı açtı, Güneş bana Pakize’nin hikayesini anlatmaya başladı.

“Pakize ile tanışman lazım Alper. Geçen sene idi galiba. BIFED ekibi Pakize’nin boynuna da festival kartı taktı. Filmlere ilk önce o girer, en son da o çıkar. Hatta bir BIFED tanıtım filminde de belgelenmiş durumda bu. Salondan çıkan izleyicileri çekmişler, herkes çıkıyor, derken en sondan salına salına Pakize geliyor.

Pakize, Bozcaadan’nın maskotu desem yeri bir köpek. Bütün ada tanır onu. Tüm ada onundur adeta.

Dur sana da resmini de göstereyim.”

Pakize’nin resmine bakıyoruz birlikte Güneş ile.

Pakize BIFED yaka kartı ile

“Ee bunun haberini yapsaydınız ya. Hatta doğrudan gibip Pakize ile röportaj bile yapabilirdiniz. Ben yarın ilk iş Pakize’yi bulup onunla konuşayım o zaman” diyorum Güneş’e.

Filmi şimdi bir gün ileri alıp Geyikli – Bozcaada Feribotu’ndan iniş anına sarıyorum.

Adaya girer girmez polis kontrol noktasına alınıyoruz. Evraklarımı alıyor memur arkadaşlar. Ama sadece bir iki araç için bu uygulamanın yapıldığını farkedince merak ediyoruz Merve ile ama sonra Çanakkale harici plakalı araçlar için bu işlemin yapıldığını farkediyoruz.

Festival ekibine telefon ediyorum. O da festivalin basın işleri sorumlusu Şebnem (Demirtaş) Hanım oluyor.

“Biz Dantela Cafe’deyiz. Pazarın hemen girişinde” bilgisi ile ilgili mekana yöneliyoruz. Kısa bir bilgilendirme, yaka kartlarımız, film programı ve kitapçığımızı da alıp kahvaltımızı eda etmek üzere ayrılıyoruz.

“Burada harika bir kahvaltıcı var Alper, mutlaka görmelisin” diyerek beni Asude’ye götürüyor Merve. Ama mekanın kapısında, “Yaz sezonu boyunca bize kattıklarınız için çok teşekkürler. 1 Mayıs 2018’de görüşmek üzere” yazıyor.

“Aa çokta zaman yokmuş açılmasına, bekleyelim bence” diyorum imalı imalı Merve bana sert bakışlar atarken.

BIFED ekibinin anlaşmalı mekanlarından Yayım Çay Bahçesi’ne yöneliyoruz. Derken iki köpek çıkıyor karşımıza. Arkadaki de bizim ada meşhuru Pakize gibi geliyor bana.

Yayım Çay Bahçesinde Yeşil Gazete mesaisi

“Aaa bak, bu Pakize, bana dün akşam Güneş anlatmıştı” diyorum ama Bozcaada’yı kendi sakinleri haricinde en çok ziyaret edenler arasında sıralamaya girebilecek Merve, “Bu Pakize değil. Pakize daha büyük bu arkadaştan. Ben de biliyorum Pakize’yi” diyor ama ben fotoğrafını gördüğümü, bu köpeğin Pakize olduğunu iddia ediyorum bir yandan da tırnaklarımla hafif hafif  tımarlar iken Pakize’yi. O da bir o yana, bir bu yana dönüyor “oramı da tımarla, buramı da tımarla” şekillere girerek.

Yayım Çay Bahçesi’nde az önce gördüğümüze çok benzer bir köpek geliyor. “Aa bak işte Pakize de geldi” diyorum ama Merve gene ikna olmuyor. Yahu küçücük adada aynı cins kaç tane köpek alternatifi olabilir soruları döneniyor kafamda ama çokta üzerinde durmuyorum. Ne de olsa Bozcaada’yı benden daha iyi bliyor Merve. Bu benim ilk Bozcaada ziyaretim henüz.

Çok vakit kaybetmeden 4. BIFED’in Halk Eğitim Merkezi’ndeki açılış filmi “Öldürücü Tasarım“a yollanıyoruz.

Belgesel bana dağınık geliyor. Yani bir sürü şeyden bahsetmiş yönetmen. Önce Iphone çılgınlığını gösteriyor ardına yan ürünlerin üretildiği Çin’deki amansız emek sömürüsüne gidiyoruz, derken rotayı ABD’ye kırıp alet edavatı tamir ve çok uzun kullanma üzerine bir şirket “IFIXING” öyküye dahil oluyor sonra gene Çin’deyiz ama bu sefer IFIXING’çi arkadaşlar adil koşullarda işçi çalıştıran bir üretici arayışında, sonra hoop gene ABD’deyiz IBM’in bir kasabaya bıraktığı fabrika atıkları sonucu kanserle boğuşan insanları izliyoruz, derken sahneye İrlanda dahil oluyor. Ahşap ve no-plastic, no-toxic malzemeler ile bilgisayar üreten bir küçük firmayı tanıyoruz. Amansız rekabet dünyasında ayakta kalmaya çalışıyorlar. Mesajı çok dağınık geliyor bana filmin. Hem ondan hem bundan hem de şundan bahsedilmesini eleştiriyorum.

La Tortuga Primordial (The Prime Turtle) from Maquina Negra on Vimeo.

10:00 seansının ikinci filmi ise bizi Meksika, ABD, Japonya ekseninde bir Adi Deniz Kaplumbağası evrenine götüren, “İlkel Kaplumbağa“. Çok seviyorum bu belgeseli. Konu özetle Meksika’da balıkçılıkla geçinen insanların attıkları ağlara takılan ve ölen kaplumbağa populasyonun türün neslini tehdit eder duruma gelmesi. Belgeselde en sevdiğim yan konunun tüm taraflarına aynı nesnellik ile yaklaşılması. Kaplumbapa Grubu (Tortuga Group) da kendi penceresini aktarıyor. balıkçılar da. Balıkçılardan El Tigre mahlaslı abi mesela, “Denizi yok etmeyi ister miyiz? O deniz bizim geçim kaynağımız” diyor bir yerde. Benden sonra gelecek kuşaklar da ordan geçinecek diyor, diyor ama Kaplumbağa Grubu’na ve onun ABD bağlantılı olmasına da demediğini bırakmıyor. Japonya ayağı da ilginç. Bir kaplumbağaya Meksika’da verici takıp okyanusa bırakıyorlar. Sen git 13 ayda Japonya’ya ulaş. Ordaki kaplumbağa biyologu da durumun uzak doğu boyutunu ekliyor belgesele.

13:00 seansına daha bir saati aşkın bir zaman olduğunu farkedince açıyoruz bilgisayarlarımızı Merve ile Yeşil Gazete mesaimize başlıyoruz. Yayım Çay Bahçesi’ndeki kahvaltı sırasında da açılış filmini kaçırmak istememenin de telaşı ile YG mesaimizin startını vermiştik zaten.

Halk Eğitim’deki salonun hemen girişine konuşlandığımız ve boynumuzda yaka kartlarımız olduğu için festival komitesi zannı ile bize gelen sorulara da yanıt vermeye çalışıyoruz diğer yandan. Bu şekilde tanışıyoruz Derya (Uğural) Hanım ile.

Halk Eğitim’in girişi. Derya Hanım ve aşureler arasında. İki film arasında ne kadar içerik hazırlar isek kar!

“Biz organizasyon komitesinden değil, basındanız” deyince, “Hangi basın?” diye soruyor Derya Hanım.

“Yeşil Gazete” cevabı ile de birden akan sular duruyor. İşi gücü bırakıp bize kendi Yeşil Gazete macerasını anlatan Derya Hanım’a odaklanıyoruz, “Ben Antalya’da yaşıyorum. Yıllardır da sizi takip ederim. Dünyanın dört köşesinden merak ettiğim ama Türkçe medya kaynaklarında bulamadığım bilgileri hep sizin kanalınız ile takip ediyorum” diyor.

Bu sohbet esnasında yanımızda da bir kasa aşure var. Bozcaada Belediye Başkanı getirtmiş. Aşure kaşıklamaları arasında devam ediyor sohbet.

Derken 13:00 seansı başlıyor. Ben ilgilendiğim içerikle ilgili bir kaç konu kaldığı için işime dönüyorum. Filmin başlamasından 25 dk sonra salona dahil olunca kızıyor haklı olarak izleyiciler. BIFED’de belgesel başladıktan sonra kimse salona alınmıyor.

GREEN RIVER. THE TIME OF THE YAKURUNAS – trailer from HDPERU on Vimeo.

Günün bizim için üçüncü filmi, “Yeşil Nehir – Yakurunaların Zamanı” bizi Amazon ormanlarına ve yerel halkının yaşam tarzına götürüyor. Yönetmen, sade ve yavaş bir şekilde günün nasıl geçtiğini öyle şiirsel bir dille yansıtmış ki benim kelimelerim tam betimlemeye muktedir olamayacak diye düşünüyorum. Kadınların günlük işleri, erkeklerin günlük işleri, yaşlıların rutinleri, çocukların oyunları… hepsi hayatın olağan akışı ve yavaşlığında perdeden izleyiciye yansıyor Yakurunaların Zamanı’nda. Filmin ismi ve izlediklerimiz bu zamanın yavaş yavaş geçmişe doğru kaydığı hissini de derinden düşündürüyor aynı zamanda. “Ey izleyici” diyor sanki yönetmen, “burada biz böyle yaşardık, yaşıyoruz… ama bu zamanlarımızın sona ermesine de çok az kaldı.”

Halk Eğitim’deki gösterimlerin 13:00 seansındaki ikinci filmi “Rüzgara Bağlı Kal“ı ise öğle yemeği ihtiyacımız galebe çalınca pas geçmek durumunda kalıyoruz. Ve bu sayede Yeşil Gazete’ye de haberleri ve yazıları ile katkı veren Evrim’e (Kepenek) rastlıyoruz.

Tüm bu süreçte, “Ya o köpek bence Pakize idi”, “Yok, değildi” tatlı tartışmamız da hızını kaybetmeden devam ediyor. Hem festivalin sıkı takipçisi olduğunu öğrendiğim Pakize, sabahtan beri Halk Eğitim’e de uğramamıştı. Bir ihtimal diğer gösterim mekanı Salhane’de olabilirdi. Sahi, Pakize neredeydi?

16:00 seansının ilk filmi “Binlerce Kesikle Ölüm” için Halk Eğitim’in duvarlarında, “Filmde şiddet dozu yüksektir. Lütfen çocuklara izletmeyin” afişleri asılı idi ve bu açıklama bile filme olan ilgimizi arttırmaya yetmişti. Bir de film gösteriminin hemen öncesinde organizasyon ekibinden Nisan (soyadını sormayı atlamışım) buna dair bir açıklama yapıp ardına da, “Film sırasında dışarı çıkılmamasını rica ederiz” açıklamasını yapınca iyiden iyiye arttı bendeki merak ama bir yandan da şüpheye düştüm. “Böyle diyorlar ama göreceksin bak filmde öyle şiddet filan olmayacak” dedim yanımdaki Merve’ye. O ise film ABD – Dominik Cumhuriyeti ortak yapımı, kanlı olabilir diyerek paylaştı düşüncesini.

İkimiz de bir önceki günden yol yorgunu idik. Bozcaada’ya indiğimiz andan beri gerek gazete işleri gerek festival takibi koşturmacasından artık yorgunluk emareleri göstermeye başlamıştık. Ben arada bir dalıp sonra aniden yeniden uyanıyordum mesela. Filmde de öyle kan, şiddet, dehşet yoktu. Hikayesi anlatılan orman korucusu çok vahşi şekilde öldürülmüştü, evet, ama biz bunu anlatımlardan sezmiş durumdaydık, yoksa filmde bu -haklı gerekçelerle- gösterilmiyordu. Bir diğer enteresan durum Haiti ve Dominik Cumhuriyeti insanları arasındaki ihtilaftı. Bu ihtilafı alıp hangi coğrafyaya koysanız işler. Türkiye, Balkanlar, Orta Doğu, Çin, Afrika… hiç değişmez.  Mesele ise odun kömürü idi. Ormanlar üçer beşer yok edilerek odun kömürüne dönüştürülüyordu. İki taraftan insanın da gerekçesi benzerdi bu arada, “Hiç gelirimiz yok. Hırsızlık mı yapalım. En azından tanrı bize ormanları vermiş, onlardan faydalanıyoruz.”

BIFED açılışına kadar dinlenme molası verdik kendimize ve 16:00 seansının ikinci filmi “Atomka / Genpatsu“yu da pas geçtik.

20:00’deki açılışta Bozcaada Yeşil Gazete timi Güneş’in (Dermenci) katılması ile tamamlandı. Açılışta Yeşil Gazete’nin festivalin basın destekçileri arasında bulunması vesilesi ile verilen teşekkür belgesini Bozcaada Belediye Başkanı’ndan almak için de sahneye Güneş ile Merve çıktı.

Açılış gecesi. Soldan sağa Güneş, Şebnem Hanım, Evrim, bendeniz ve Merve

Açılış töreninin hemen ardından BIFED açılış filmi, “Ölü Eşekler Sırtlanlar’dan Korkmaz“ı izliyoruz”. Etiyop’yada geçiyor belgesel. Saudi Works isimli ziraai bir firmanın yaban hayatı koruma parkındaki yüzbinlerce kmlik alanı satın alması, ormanı talan etmesi ve kendisi açlık içindeki Etiyopya halkının kendi toprağındaki ürünlerle zengin dünyaya gıda ihraç etmesi üzerine dönüyor hikaye. Gazeteciler var orada da. Gerçeği ve doğruyu arayan gazeteciler. Ve tahmin edin bakalım hangi gerekçeler ile tutuklanıp derdest ediliyorlar. Çok uzaklarda aramaya gerek de yok aslında. Dünyanın her yerinde iktidarların gerçek bilgi peşindeki herkese uyguladığı gerekçeler ile. “Terörist faaliyet içinde bulunmak”, “Ülkenin refahına karşı çalışmalar içinde olmak” vsr. Ve Etiyopya halkı konuşuyor. Orman varken evimiz aşımız vardı, nehrimiz suyumuz vardı ama şimdi hiçbiri yok diyen insanlar. Dünya Bankası var sonra belgeselde. Sloganı “End the Poverty” (Yoksulluğa Son) olan ama Etiyopya halkını hasır altı eden Dünya Bankası.

Merve ve Güneş, Bozcaada Belediye Başkanı’ndan teşekkür belgesini alıyor (Foto: Bozccada Haber)

Açılışta çok iyi hissediyordum kendimi. Perdeye yansıyan festival sayfasında basın destekçileri arasında Cumhuriyet, Bozcaada Haber ve Birgün’ün yanında Yeşil Gazete’yi de görmek. Teşekkür belgesini almak için sahneye çıkan mesai arkadaşlarım Güneş ve Merve’nin heyecanlarına şahit olmak. Çanakkale’de yaşayan ve Bozcaada’da hemen herkesin tanıdığı Güneş sahneye çıkarken salon içinde, “Aaa Güneş çıkyor, o Yeşil Gazete’ye mi yazıyordu” uğultularının kulağıma çalınması, günün 4. filmi “Rüzgara Bağlı Kal”ın hemen sonrasında yanımıza gelip, “Yeşil Gazete’densiniz değil mi?” diyerek bize Güneş’in manevi abisi olduğunu söyleyen İlhan abi ile tanışmak, “3 Saat”, “Benim Çocuğum” gibi enfes belgesellere imza atan ve halen “Nükleer Alaturka”nın hazırlıkları içerisinde olan Can (Candan) abi ile gün boyu her seans öncesi ve sonrası kısa değerlendirmeler/takılmalar ile birbirimizin gönlünü almak… hepsi ama hepsi bendeki “İyi ki Bozcaada’ya, BIFED’e gelmişim. İyi ki hayat yolumu Yeşil Gazete ile kesiştirmiş” duygularının artarak çoğalmasını sağlıyordu.

Dead Donkeys Fear No Hyenas, Trailer from Deckert Distribution GmbH on Vimeo.

Ama sabahtan beri içimde yer eden soru yerli yerindeydi hala, Pakize neredeydi?

Açılıştan sonra karnımızın zil çalmasının da etkisi ile Ekim ayında kış moduna geçmiş ve çoğu mekanı kapanmış Bozcaada sokaklarında yemek mekanı aramaya başladık. Güneş hemen herkesi tanıdığı için bölgenin ileri geleni modunda o insandan bu insana selam vermek, sohbet etmekle meşguldü. “Ben sizi bulurum” dedi.

Biz de Merve ile arabaya atlayıp dolaşmaya başladık. Bir ara sokakta “Ali Baba Restaurant“a rastladık. Bozcaada’nın atmosferinden olsa gerek sabahtan o yana tanıştığımız her insanın olduğu gibi oradaki garson arkadaş da moralimizi yükseltti. Derken Güneş de katıldı aramıza. Ardına sabahtan beri ara ara sevdiğim ve Merve, “O Pakize değil” bilgisini ilettiği için asıl Pakize olmadığını düşündüğüm köpek arkadaşım geldi yeniden yamacıma. Hemen sırtüstü yattı. Biz gene oynaşmaya başladık. Garson ve Güneş aynı anda, “Pakize ile tanışmışsınız” dediler ve o anda Merve ile birbirimize baktık.

Pakize sabahtan beri yanımızda imiş meğer. Biz onu ararken o bizi ilk anda bulmuş halbuki.

Pakize’yi bulmanın, onunla tanışmanın huzuru ile bitirdim günü. Pakize ile BIFED röportajı ise başka bir güne kaldı artık.

[Yeşil Gazete BIFED’de]. Bizi izlemeye devam edin

 

#anavarrza

Alper Tolga Akkuş

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page