O hesaptan flaş açıklama: “Böyle bir şey beklemiyordum”

“Bakın kendisine ne diyen kime o sert cevabı veren ünlü kim?” formatlı, başlığı gizemlerle dolu, içeriği bir o kadar fos haberler artık “norm” oldu. “Tık avcılığı” için kendini paralayan, bunu yaparken Türkiye’de düzgün habere erişmek isteyen okurun işini iyice zorlaştıran “haber”tvitlerine limon sıkan Limon Haber‘i gördüğümde yaşadığım keyifin sebebi bu. Twitter’dan gönderdiğim “Ey Limon Haber, bir röportaj yapabilir miyiz sizinle?” çağrıma cevap hızlı oldu, toplam 25 e-mailde şahane bir muhabbet çıktı ortaya.

Ve bittabii: Mesele çok ciddi olduğu için bu kadar komik.

Röportajın ikinci bölümü için tıklayınız.

 

LimonHaber internet “haberciliğinin” daha fazla tık için sömürdüğü, artık trajikomik hale gelmiş ‘bakın o kişi kime ne dedi?’ başlıklarına fena limon sıkıyor hakikaten. Bir tepki miydi LimonHaber’i yaratan? Nereden çıktı LimonHaber’in fikri, zikri?

Tepki tabii ki. Clickbait de denen ‘tık avcılığı’ cidden sinir bozucu bir halde ilerliyor. Batı medyası bu konuya farklı çözüm arayışlarını konuşurken bizde hâlâ bu tarzda ısrar ediliyor. Okuyucular da tepkili buna tabii ki. Limon Haber hesabını açmadan önce kendi hesabımdan yapıyordum bunu, birçok kullanıcı gibi. Hatta bazı kullanıcıların, haber içeriğini gazetenin attığı tweet’in altına yazıp “Açmayın / tıklamayın” şeklinde uyarılar yaptığına da denk geldim. Geçen sene Nisan ayının sonlarına doğru kendi hesabımdan bir anket yaptım; “Haber içeriklerini buradan paylaşmaya devam mı edeyim , ayrı bir hesap mı açayım?” diye, oylamadan “ayrı bir hesap aç” sonucu çıktı. O gün açtım hesabı.

 

Birinci tekil şahısla cevaplıyor oluşunuza bakarsak, “Limon Haber tek kişilik dev projedir” diyebilir miyiz? Paylaşmak isterseniz, kimdir Limon Haber’?

Aslına bakarsanız “Limon” kimliğiyle ilk kez birinci tekil ile konuşuyorum :) Twitter hesabında sürekli olarak çoğul bir durum var. O kadar ki, Limon’la ilgili kendi hesabıma ulaşan arkadaşlara yanıt verirken de hep “biz” diye sürdürüyorum konuşmayı. “Tek kişilik dev kadro” benzetmesi yanlış olmaz, zira her ne kadar hesabı yöneten bir kişi olsa da, okurlarımız da (takipçi demeyi sevmiyoruz, üstten bakış gibi geliyor bize) aynı şekilde içeriğini paylaştıkları haberleri bize paslıyorlar ve onları da paylaşıyoruz. Bu, hem bize zaman kazandırıyor hem de görmediğimiz haberleri okurlarla buluşturuyor. O “dev kadro” kısmı, okurların bu katılımıyla gerçekleşiyor. Bunu özellikle belirtme gereği duydum. Emeği geçen herkese bu vesileyle teşekkür etmek istiyorum çünkü.

Kim olduğuma gelince… Aslında açık kimliğimi kullanmıyorum. Bilinen şekliyle, Twitter’daki @hakiki_cassey kullanıcı adlı Cassey Jones diyelim. Eski bir Ekşi Sözlük yazarıyım. Sözlük’teki nick’im bu. Daha da doğrusu sözlük için açılmış bir hesap bu da. Pek bilinmeyen bir şey olmadığından söyleyebilirim; medya kökenliyim ben de aslına bakarsınız. Uzun yıllar bölgesel basında çalıştım; en alt kademeden başlayıp üst yönetime kadar devam ettim. İki yıl kadar önce keskin bir kararla bıraktım sektörü. Başka işlerle uğraştım bir süre. Sonrasında da İstanbul’u bıraktım, gelip Ege’ye yerleştim.

 

Okurlarınızla olan etkileşim çok belli, evet. Bu aslında internet üzerinden mobilizasyona/örgütlenmeye de, hem de kendiliğinden gelişen bir örgütlenmeye, güzel bir örnek sanki? Biraz abartıyor muyum yoksa? =) Bunu hedeflemiş, böyle olacağını düşünmüş müydünüz?

Kendiliğinden gelişen bir örgütlenme demek abartı olmaz. Ama hayır, böyle bir şey hedeflememiştim, beklemiyordum da. Başta da dediğim gibi, zaten kullanıcıların çok büyük bölümü bu tarz ‘habercilik’ anlayışına tepkili. Bireysel olarak kendi hesaplarından yapıyordu insanlar aynı şeyi zaman zaman. “Bu adam tüm haberlere tek başına yetişemez, biz de yardım edelim” düşüncesiyle kendiliğinden başladı o örgütlenme.

 

Kendiliğinden mi devam ediyor bu hal? Yoksa gerçek hayatta yapılan toplantılar, çevrimiçi hazırlanan “kılavuzlar”, karar alma çerçevesi falan var mı?

Yok yok, öyle tasarlanmış bir proje yok ortada. Zaten Limon Haber, ilk 7-8 ay sadece 150-200 kişinin takip ettiği bir hesaptı. Limon adına öyle bir durum zaten söz konusu değil. Ama kullanıcılar bizden habersiz kendi aralarında toplanıp “Hadi şunu yapalım” diyorsa da inanın haberim yok :)

 

“İlk zamanlar” derken? Ne zaman başladınız? Şimdi kaç okurunuz var? 

2016 Nisan ayında açıldı Limon Haber hesabı. Sadece kendi hesabımdan duyurmuştum. Benim takipçilerim ve onların paylaşımıyla takip edenler, 150-200 kişi kadardı. Şu an itibariyle tam olarak 18 bin 79 kişi var, röportaj bitimine kadar küsurat artmış olacaktır muhtemelen.

 

Belli haber siteleri var mı limon sıktığınız, yoksa denk gelene mi sıkıyorsunuz limonu? 

Ulusal basındaki tüm haber siteleri, haber ajansları var. Limon Haber’in takip ettiği 48 haber hesabı var, ek olarak Gerçek Gündem ve Haber Türk’le birlikte 50 ediyor sayı. Bu ikisini ayrı olarak belirttim, zira Limon’u engelledikleri için kendi hesabımdan takip edip ekran görüntüsüyle sıkıyorum limonu. Twitter’a Limon hesabından giriş yapıyorum, zaman tünelinde en yeni haberden eskiye doğru giderek sırayla okuyorum haberleri, genelde son yarım saat ile bir saat aralığına bakıyorum, daha eskiye gitmeden. O aralıkta denk gelenler işte.

 

Ben de onu soracaktım, engelleyen siteler var yani? Başka türlü etkileşimlere girdiğiniz hesaplar da oldu mu? Bir de ne kadar sıklıkla yapıyorsunuz bu işi?

Evet, iki tane oldu. Sadece takibi engellemiş oldular ama. Ekran görüntüsü alarak aynı şekilde devam ediyorum, bir şey değişmedi. Fakat okurlarımızın tamamı, bu iki gazetenin ‘sansür’ uyguladığını öğrendi :) Bunun dışında, ismini vermek istemediğim bir gazete adına ricacı olan oldu. Ki aslında günlük hayatımda para verip satın aldığım bir gazete bu. Ama o anlamda bir torpilim olmadı diyebilirim. Bunlar haricinde kurumsal hesaplarla başkaca bir etkileşime girilmedi.

:) Bu “sıklık” konusunda bir okurumuz benzer bir soruyu sorduğunda tam olarak şöyle bir yanıt verdim; “Ah siz bu tweet’lerin hangi şartlarda, hangi ortamlarda yazıldığını bir bilseniz…” Sadece uygun olduğum her fırsatta yazmakla kalmıyorum, bunun için özel zaman bile ayırıyorum. Bazen yolda, yolculukta, bazen markette sıra beklerken, bazen yemek yerken, hatta konserin ortasında bile… Misafirim, arkadaşım vs geldiğinde bile, eğer 2-3 saat boyunca hesaba hiç bakamamışsam izin istiyorum. Bundan dolayı tartıştığımız, aramızın bozulduğu bir arkadaşım bile oldu :) Şimdi burada söylemek istemediğim çok daha absürd anlarda, aralarda bile yaptım :)

 

Peki “çıpa motivasyonunuz” nedir? Yani zor ve zul gelen zamanlarda devam etmenizi sağlayan, daha bireysel, daha tatminsel?

Ben sektörü bıraktım dedim ama mesleği bırakamadım. Haberci refleksi de diyebiliriz, meslek aşkı da. Muhabir olarak başlamıştım gazeteciliğe. Bildiğiniz gibi mesai kavramı olan bir iş değil bu. Mesai, 24 saat esası üzerine kurulu. Gece bir telefon gelir, yataktan fırlar habere gidersiniz. Böylesi bir iş de para için değil, tamamen aşkla yapılabilir ancak. Bir süre sonra da yaşam biçiminiz haline geliyor bu. Öyle olaylar, öyle haberler olurdu ki, sevgililerimle çok özel zamanlarımızda bile haberin peşinden koşardım. Cüneyt Arkın’ın oynadığı Alageyik adlı filmdeki Halil karakteri gibi. Nasıl ki Halil o alageyiğin sesini duyduğunda karşı koyamıyor ve her şeyi, herkesi bırakarak peşinden gidiyorduysa, haber-haberci ilişkisi de öyledir. Düşünün ki sektörde çalışmayı bıraktım, artık o işten para kazanmıyorum, buna rağmen hâlâ çok önemli haberlerde, çok ciddi gelişmelerde o an yaptığım işi bırakıp internet üzerinden de olsa en sağlıklı son dakika bilgilerinin peşinden koşuyor, farklı kaynaklardan topladığım bilgileri sosyal medya hesaplarımdan paylaşıyorum. O anki heyecan, o adrenalin… o çok başka bir şey.

Limon’da da böyle oluyor biraz. Haberi TRT ciddiyetiyle vermiyorum örneğin. Arada kişisel yorum, mizah katıyorum. Bu yönden de çok eğlenceli bir iş yapıyorum bir yandan. Önce kendim eğleniyorum anlayacağınız. Aynı keyfi okurların da aldığını görüyorum. “Hem eğlenip hem haber okuyor, gündemi takip ediyorum” diyorlar çoğunlukla. Ve bu karşılıklı etkileşim, yaptığınız işten daha büyük bir keyif almanızı, daha bir motivasyonla yapmanızı sağlıyor. Bir yandan da sorumluluk bindiriyor tabii. Birkaç saat hesaba bakamadığımda, sanki herkes Limon’dan haber bekliyormuş da görevimi aksatıyormuşum duygusuna kapılıyorum. Özellikle takipçi sayısı artıp da okuyucularla daha yoğun etkileşime girdikten sonra biraz daha arttı bu duygu. Oysa bu işten maddi bir kazancım da yok. Tamamen mesleki alışkanlık, refleks ve kitlesel eğlence. Okurlardan gelen yanıtlar, yorumlar da çok eğlenceli oluyor :)

Yeşil Gazete

Röportajın ikinci bölümü için tıklayınız.

Röportaj: Durukan Dudu

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page