Limon Haber: “Baba tünele girdim çekmiyor” [2]

Tık avcılığı yapan haber sitelerine ve tivitlerine limon sıkan Limon Haber’le yaptığımız röportajın ikinci ve son bölümü için buyrun, afiyet olsun.

Röportajın ilk bölümü için tıklayınız

-*-*-

Yurttaş gazeteciliğinden de bahsediyoruz burada sanırım. Var mı böyle bir ivme Türkiye’de, nasıl görüyorsunuz? Yurttaş gazeteciliği derdimize derman olur mu?

Sosyal medyanın en büyük yararı olmuştur bana göre yurttaş gazeteciliğinin hayatımıza girişi. Türkiye’de böyle bir ivme elbette var. Bu konuda en başarılı bulduklarımdan biridir örneğin Dokuz8 Haber (@dokuz8haber) Bunun dışında daha bireysel olarak da benzer çalışmalar yapanlar var. Halk da ilgiyle takip ediyor bunları. Zamanla daha da artacaktır bu ilgi ve çalışmalar.

Yurttaş haberciliğinin bir gereksinimden ortaya çıktığı göz önünde bulundurulduğunda, derde derman olacağı, hatta olduğu görülür kanaatimce. Geleneksel medyadaki yayın süreci malum. Medya patronunun ve/veya genel yayın yönetmeninin keyfi doğrultusunda veriliyor haberler. Bunun sonucunda da ülkede çok önemli, çok hayati gelişmeler yaşanırken penguen belgeselleri izliyor olabiliyoruz. Bu yönüyle baktığınızda, geleneksel medyanın panzehiridir yurttaş haberciliği bana göre.

“Baba, tünele girdim çekmiyor”

Artsın, gelişsin istiyoruz ama önümüzdeki engeller, onları aşmamız için yapmamız gerekenler neler? Bu soruyu eminim tüm yurttaş gazeteciliği/alternatif medya oluşumları soruyordur. Yeşil Gazete olarak ilkini 2011’de düzenlediğimiz “Alternatif Medya Şenliği”nden beri biz de soruyoruz. Sizden de bi’ akıl alalım =)

Geldik zurnanın zırt dediği yereeee….. Şuralarda bir yerde bir çuvaldız olacaktı, şunu bir çıkarayım da… Hah, buldum! Şimdi devam… Öncelikle bende başkasına verecek akıl olsaydı kendim için kullanırdım, bunu geçelim :) Bu işte temel sorun, hatta tek sorun ne? Ekonomi. Şu an size sınırsız bir para kaynağı sağlamış olsaydım, muhtemelen bana ‘akıl danışmak’ yerine “Sen anlat hocam, ben geliyorum” deyip işe çoktan koyulmuş olurdunuz. Kaynak sorunu olmasa bu işin nasıl yapılacağını, hem de ele güne parmak ısırttırarak yapılabileceğini benden çok daha iyi biliyorsunuz eminim. Kafasında muhteşem fikirler, ideal habercilik düşü olan çok değerli haberciler var bu ülkede. Sorun, kaynak meselesinin nasıl çözüleceği.

Gazetelerin gelir kaynağı ne? Reklamlar, ilanlar, gazete satışları, abone bağışları vs vs vs… Halkın basına güven duymamasının en temel nedenlerinden biri ne? Ulusal basından yerel basına kadar, gazetelerin iktidarlarla veya genel olarak siyasilerle diyeyim, ilişkisi. Ekonomik olarak bağımlı olan bir kurumun tamamen özgür olabilmesi mümkün mü? Demek ki o gücü siyasi yapılardan değil, doğrudan halktan alması gerekiyor. Halk olarak ne yapıyoruz peki? Böyle muhalif, bağımsız, cesur habercilik yapanların sırtını okşuyoruz, “Yürü be! Aslansın, kaplansın sen. İşte gerçek gazeteci! Yürü!” E, yeni makine almak lazım, hani fotoğraf, video falan, para lazım? “Baba, tünele girdim çekmiyor.”

Öyle yurttaş gazeteciliği artsın, basın korkusuz olsun falan istiyoruz da halk olarak, ev sahibi kapıya geldiğinde “Çok iyi haber yaptın, bu ay kira almayayım senden” demiyor. Elektrik, su, doğalgaz sayaçlarını okumaya gelenlerde de böyle bir güzelliğe denk gelmedim ben henüz. Yani o haberci temel olarak geçinmek zorunda her şeyden önce; bırakın işi büyütüp haber ağını genişletmeyi falan. Özgür basın isteyen halk ekonomik olarak desteklemezse o basın nasıl özgür olacak?

Bakın, bu ülkede KHK’lerle patır patır medya kuruluşları kapatıldı. Bu ülkede KHK’lerle birçok gazeteci cezaevine atıldı. Bu insanlar bu haberleri, bu yayınları kim için, ne için yaptılar? Peki biz ne kadar sahip çıktık halk olarak?

Yani o yurttaş haberciliği de kim için yapılıyor sonuçta? Yurttaşın kendisi için değil mi? Evet, öyle. Peki yurttaş bu işin neresinde duruyor? Açık konuşayım, epey dışında duruyor. Bu ülkenin muhalif gazetelerinden biri, daha yakın zamanda “Lütfen yardım edin, abone olun, batıyoruz” diye kampanya yapmak zorunda kaldı. Bu, bunu yapmak zorunda kalanın kendisi için çok acı bir şey. Böyle bir tabloda yurttaş haberciliğini, alternatif medyayı konuşuyoruz.

Velhasıl; ben, halk olarak o alternatif oluşumlara destek vermediğim sürece, o eleştirdiğim ve beğenmediğim medyaya mahkumum. Önce bunun çok iyi anlaşılması gerekiyor. Geri kalan kısmı, belki sonrasında konuşulabilir.

İşin kaynak kısmını çözdüğümüzü düşünsek bir anlığına… Geçici olarak bunu başaranlar da var, örneğin fon bulanlar (ki o da bir kısır döngüye sokuyor mu acaba kendisine fon verilen medya kurumunu?) Yani diyelim paramız var, “halka açılmayı” becerebilecek miyiz? Yani üslup anlamında, bilişsel anlamda, tavır anlamında, imaj bağlamında… Kurduğumuz cümlelerin uzunluğu, mizah anlayışımız anlamında… “Güvenli suların” dışına da çıkabilecek miyiz hemen? Ya da olmalı mı böyle bir derdimiz?

Fonu bir kurumdan bulduğunuzda, patronunuz artık o kurum olur. O kurumu, o kurumun yakınlarını eleştiremediğiniz gibi, kurumu rahatsız edecek herhangi bir tavır da sergileyemezsiniz. Yayını sürdürmek adına geçici bir çözüm olabilir ama özgürlüğün önünü tıkar. Halk vurgusunu yapma sebebim bu.

Bu saydıklarınız tabii ki becerilebilir. Örneği Limon’dan vereyim. Limon’un dili, üslubu, haberi aktarım tarzı, mizahı, okurların büyük kısmından olumlu tepkiler alıyor. Arada eleştiri de geliyor elbette ama orana vurduğumuzda beğeni bir hayli yüksek. Bir habere mizahi bir yanıt veriyoruz veya yorum yapıyoruz, hani deyim yerindeyse okurlar yerlere yatıyor gülmekten. Gelen tepkilerden, etkileşimden net olarak görülüyor bu. Ya da aynı şekilde okurlardan bir yorum geliyor, gülmekten RT tuşuna basamıyorum bile. Demek ki o bağ kurulabiliyor, o üslup yakalanabiliyor, o tavır sergilenebiliyor. Şimdi baktım, röportajın başında 18 bin 79 olan takipçi sayısı 18 bin 123 olmuş bile. Okurla o dil, o üslup vs yakalandığında büyüme kendiliğinden geliyor. Limon tamamen bu şekilde büyüdü diyebilirim.

Böyle bir derdimiz olmalı mı sorusu ise bizi yine bir önceki noktaya götürüyor. Yurttaş olarak iyi bir şey istiyorum, tamam, peki bunun bedelini ödemeye hazır mıyım değil miyim? Az önce söylediklerimle çelişki gibi görünse de öyle değil aslında. Bu soruyu tek başına gazeteciler sormamalı diye düşünüyorum.

 

Limon haber in ekonomik anlamda halka açılma fikri, düşüncesi var mı? Herhangi bir ölçek ve şekilde? Diyelim para lazım, okurlara mu soracaksınız ilk? Olmazsa kapatacak mısınız dükkanı? Soruyu “limon haber in orta vade stratejisi nedir?” diye de okuyabiliriz.

Okurlar da soruyor bunu zaman zaman. Hiç öyle ticari bir beklenti, amaç, hedef yok. Öyle ofis tuttum, editör çalıştırıyorum, baskıya yetişeceğiz falan gibi bir durum olmadığından, Limon’dan kaynaklı bir para gereksinimi söz konusu değil. Limon’un bana ekstradan gideri, telefondaki internet paketini yükselttim sadece, o da cüzi bir miktar. Şimdi sırf bunun için de, “Üç beş bişiiler ateşlesenize” desem ayıp olur artık :)

Herhangi bir vadede strateji de yok işin doğrusu. Eğlenerek ve keyif alarak devam ediyorum. Şimdilik böyle gidiyoruz.

Çok da güzel yapıyorsunuz. Limon Haber’in dünyada benzeri var mı, esinlendiğiniz bir hesap? Türkiye’dde bireysel olarak takip ettiğiniz, beğendiğiniz alternatif medya oluşumlarını da sormuş olayım bu vesileyle.

Dünyada da mutlaka vardır benzerleri; Limon’u ilk kez görüp “Vallahi aklıma geldiydi” diyen çok kişi olduğu düşünülürse… Dedim ya, zaten çoğu kullanıcının bireysel hesaplarından da ara ara yaptığı bir şey bu. Esinlendiğim bir hesap yok da, Spoiler Haber var aynı şeyi yapan. Ben Spoiler Haber’den, Limon’u açtıktan bir süre sonra haberdar oldum işin doğrusu. Başka 1-2 deneme daha olmuş gördüğüm kadarıyla ama sürdüremeyip bırakmışlar bir süre sonra. Limon, spor haberlerine daha az girdiği için sırf spor haberleri üzerine Limon Spor gibi bir adla hesap açmak için izin isteyen birkaç kişi de oldu. Öyle bir bayilik sistemi düşünmediğimi söyledim. Sonrasında bireysel olarak açtılar mı, bilmiyorum.

Türkiye’de alternatif medya diyebileceğimiz oluşumlardan Dokuz8 Haber‘i ilgiyle takip ediyorum. Aynı şekilde Teyit (teyit.org) çok başarılı. İlk kurulduğunda Çapul TV çok iyiydi; şimdi Adalet TV yaptılar sanıyorum isimlerini. Bu şekilde güzel başlayıp aynı şekilde sürdürülemeyen başka bir iki oluşum daha vardı. Bir de şimdilerde keşfettiğim bir hesap var, alternatif medya demek doğru olmaz ama Limon’a yakın bir iş yapan bir Twitter hesabı: Kurdele Ajans (@kurdeleajans). Onlar da İngilizce haber tweet’lerini Türkçeye çevirip bir yandan haber içeriğini özet geçerek veriyorlar. Henüz yolun çok başındalar ama başarılı olur da büyürlerse önemli bir ihtiyacı karşılamış olurlar diye düşünüyorum.

Pekala, okuyucularınıza söylemek istediğiniz son bir şey (ne demekse o da =)) var mıdır?

“Yoktur!” (Limon styla) :)

Yo, etmek istediğim bir teşekkür var. Öncelikle en başından beri “Bu hesabı büyütmeliyiz” diyerek takip önerisinde (#ff) bulunan, RT ve FAV’larıyla katkı sunan, haber mention’layarak yardımcı olan, Limon’un tweet’ini alıntılayıp kendi ifadesini ekleyerek paylaşan, mention atıp geri bildirimde bulunan (ki buna “hahahaha” şeklinde bir gülüş de dahil -hatta sadece ikon bile-, ciddi sert eleştiri de dahil), kendi hesabımdan ulaşıp mesaj atarak nasıl bir katkı sunabileceğini soran, geliştirmek için önerilerde bulunan herkese çok teşekkür ediyorum. 10-15 takipçisi olan okurların katkısıyla milyon takipçisi olan ünlünün katkısı arasında bir fark yok benim gözümde; nitelik olarak hepsi aynı değerde. Tabii Limon’un nicelik olarak büyüyüp 200 takipçiden 18 bin küsür takipçiye ulaşmasını sağlayan, önemli kırılma noktası diyebileceğim 3 kişi var özellikle. Gereksiz polemik olmaması için isimlerini vermek istemiyorum şimdi (ki bu da başka bir polemiğe sebep olacak muhtemelen), ama kendilerini hiç unutmadığımı bilmelerini istiyorum. Bunu söylemesem içimde kalırdı.

Son olarak da sizlere teşekkür ediyorum, bana bunları ifade edebilme olanağı verdiğiniz ve ilginiz için.

SON

Röportajın ilk bölümü için tıklayınız

Röportaj: Durukan Dudu

(Yeşil Gazete)

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page