Şimdi önümüze bakalım

Bugün 17 Nisan 2017.  Sabah uyandığımızda ülke aynı ülke, yaşadığımız sokaklar aynı sokaklar, mahallemizde gördüğümüz insanlar aynı insanlar, gökyüzü aynı gökyüzü.

Oysa dün yapılan referandumda kaybettik, bundan önce defalarca kaybettiğimiz gibi. Sonuçlar bu ülkeyi ve içinde bulunduğumuz siyasi, sosyolojik yapıyı az da olsa bilenler için şaşırtıcı olmadı.  Temennilerimiz vardı, bir mucize bekliyorduk, o mucize gerçekleşmedi.

YSK’nın son dakika kararıyla mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasını ve türlü çeşitli şaibeyi bu referandumun meşru olmadığını ilan etmek için yegane gerekçe olarak görmeyeceğiz. Şairin dediği gibi zarların hileli olduğunu masaya oturmadan biliyorduk. Bu referandumun meşruiyetini en başından beri sorguluyorduk. Ülkenin üçüncü büyük partisinin yöneticilerinin dört duvar arasında etkisizleştirildiğinin, 80’den fazla yörenin seçilmiş başkanlarca değil kayyumlarca yönetildiğinin, basının susturulduğunun, muhalif STK’larının sindirildiğinin, burjuvazinin korkaklığının ve iki yüzlülüğünün farkındaydık.

Bütün bu koşullara rağmen referandumdan kıl payı denilebilecek oranda kayıpla çıkmamız bile ilerisi için ümitli olmamızı engellemiyor.

Referandum sonucunun ülkenin muktedirlerini ne kadar mutlu ettiğini bilmiyoruz ama işlerinin bundan sonra daha da zor olacağını  biliyoruz. Nüfusun yarısının onaylamadığı bir yapısal değişikliği nasıl uygulayabilecekleri sadece bizim değil, Türkiye’yi çeşitli nedenlerle yakından izleyen dış çevrelerin de yakın takibi altında olacak.

Önümüzdeki günlerde  referandum sonuçları üzerine epeyce tartışacağız. Ve görünen o ki çok yakın bir gelecekte ülkenin siyasi yapısı ister istemez yenide şekillenecek.

Gelecekteki siyaseti belirlemekte temel belirleyici olacağa benzeyen ilk ve en görünür referandum sonucu  seçmenlerin en az yarısının önceliğinin demokrasi olmadığıdır. Bu gerçeği tüm çıplaklığıyla tespit etmeden yapılacak tüm  tartışmalar beyhudedir. Demokrasinin temel değerleri olan kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler uyumu adı altında pazarlanan tek adam yönetimine ülke nüfusunun yarısı rıza göstermiştir. Durum bu kadar nettir ve net olduğu ölçüde iç acıtıcıdır. Bu durumu eğitimsizlik gibi, yoksulluk gibi, körü körüne milliyetçilik gibi faktörlerle açıklamaya çalışanlar olabilir ama nedenler bir başka tartışmanın konusu olabilir.

Ancak bu tespiti yaptıktan sonra ileriye dönük bir yol haritası çıkarılabilir. Demokrat olmak zordur, demokrasiyi içkinleştirmek daha da zordur. Kendini demokrat olarak görenler bu veriler ışığında kısa vadede kalıcı bir seçim başarısının imkansızlığını göreceklerdir.

Referandum sonrası toplumun yarısını sarmalayan umarsız ruh halinden bir an önce kurtulup nelerin yapılabileceğini ve bizim neler yapabileceğimizi bugünden konuşmaya başlamamız gerekiyor.

Evet, ortada çözülmesi gereken bir problem var ve biz bir şekilde bu problemi çözmeden bu ülkede huzur içinde yaşayamayız. Şimdi her şeyi ama her şeyi yeniden sorgulama, geçmişin bizi kısıtlayan düşünsel formasyonunu gözden geçirme ama en önemlisi umutsuzluğa kapılmama zamanı.

 

Mahmut Boynudelik

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page