Köşe Yazıları

Acun’dan E-Demokrasi örneği! : Rising Star

Acun Ilıca’lı bence gösteri dünyamızda önemli bir idol. Beğenelim ya da beğenmeyelim, politik olarak yanlış bulalım ya da bulmayalım hiç farketmez. Önemli bir biçimde günümüzün dinamiklerini değerlendiren ve bunlar üzerinde popüler kültür yaratan önemli bir figür. Bazılarımıza kültürsüzlüğün kültürünü yayıyor gibi gelebilir ama günümüzün ruhunu anlamadığını söyleyemeyiz.

Bugün ilk defa bir yarışmasına denk geldim. Rising Star yarışması ilginç bir biçimde Türkiye televizyonlarında devrimsel denilebilecek bir yaklaşımla interaktif bir yarışma programı üretiyor. Yarışma aynı zamanda karar alma sürecinde juri üyeleri ile seyircileri aynı anda oylamaya katıyor.

Bir yarışmacı karşısında bir duvara karşı şarkı söylüyor. Oylamada 100 üzerinden 70i geçince Rising Star adayı oluyor. 4 jüri üyesi var yarışmada.

Oylama ilginç yalnız. Her sayaçta juri üyeleri beğendiklerine yüzde 7 verebiliyorlar. Ama yine de her jüri üyesi beğenirse bile geri kalan oyu seyirciden almak zorunda.

Seyirciye, internette şarkıcı adayı çıktığı anda oylamaya katıl diyebileceğiniz bir uygulama yapılmış. Tüm tv8 programları için geçerli bu TV8 Yan Ekran uygulaması bu program sırasında size canlı katılım fırsatı sağlıyor. Ya da sağlıyor mu? Fiziki olarak katılıyor hissediyorsunuz. Belki de bir anlığına.. Ama hissettim ben.

14

Merak edip indirdim ve oylamaya katıldım. Katılıyor gibi oluyor güzel oluyor. Oy verenlerin fotoğrafı ekran köşesinde görünüyor. Ekranlarda evet verenler görünüyor.

Tam bir katılım tiyatrosu

Bu uygulamayı kullanırken aklıma Arnstein geldi. Hatta bu yazıyı yazıp makaleyi açana kadar merdivende 3 veya 4’üncü basamağa denk geliyordur hissiyatı ile ilk once Arnstein’In makalesini açtım.

En altta manipulasyon dediğimiz basamak var. Bu basamak Arnstein tarafından tanımlanırken şöyle tanımlanmış: “Manipulasyon mutlak bir aldatma / dalaveredir. Anketler yapmak veya toplantılar yürütmek gibi özel olarak katılım gerekliliklerini yerine getiren faaliyetler yürütülür ancak ortada evet diyenlerin hayır diyenler ile gerçek hakiki bir güç paylaşımı niyeti yoktur.”[2]

Öncelikle adalet yok. Yarışmacı çıkar çıkmaz, uygulamada “oylamaya katılacağım” demeniz gerekiyor. Ancak sonra girişler kapanıyor, bu bir adalet duygusu yaratsa da başlangıçta aslında her yarışmacı eşit sayıda insan tarafından oylanmıyor.

Başka bir yöntem olmaz ama diyebilirsiniz. Ama yine de katılımcılar için adil olmayan bir durum yaratılıyor. Üstelik bu yönüyle Acun’a daha çok yarıyor uygulama. Anlık olarak orada olmanız lazım ki uygulamaya katılabilesiniz. Yarışmayı anlık olarak kaç kişi izliyor gösterebiliyor Acun. Büyük bir avantaj televizyonculuk için.

Şimdi güç paylaşımına bakalım. Acun ve juri aslında karar verici olan konumlarını seyirciler ile paylaşıyorlar mı? Tabiki hayır,

4 juri de hayır dese, teorik olarak tüm seyirciler evet derse yarışmacı yüzde 72 alıyor. Ancak bir juri evet derse, yarışmacıya yüzde 10 katkı sağlıyor, (70 toplaması gerekiyordu, %7 etkisi aslında yüzde 10luk bir yarışmacı katkısı). 4 jürinin katkısı yüzde 40.

Durun bitmedi, ee yüzde 60 seyircide diyebilirsiniz. Ancak blok oy olduğu için manipulatif bir etkisi var bu oyların. Üstelik jurinin ekranda olması gibi avantajları, anlık tepkileri, hepsi bir katılım tiyatrosunun parçası.

Biraz daha matematik yapalım. 100’lük oy barometresinin 72 birimi oylamaya katılanlara ait. Yarışmaya anlık kaç kişi oylamaya katıldı bilgisine ulaşamadım. O yüzden diyelim ki 72000 kişi oylamaya katıldı. Her 1000 kişi bir birime tekabül edecek.

Bir jürinin oyu ise 7000 kişiye tekabül edecek. Üstelik bu oya sahip olan kişinin sahnede olma, konuşma, mimikleri ile oylamayı etkileme gibi bir konumu olacak.

Yani katılmıyoruz. Tamamen Arnstein’in “katılım değil” dediği noktadayız. Ancak katılıyor gibi hissediyoruz. Gücün sahibi halen juri üyeleri ve tabi ki Acun.

Peki, nasıl aldatılıyoruz?

Yarışmacı, 100 birimden 70 birim almalı, 4 jüri varken tam sınırda olan birim sayısı Juri’ye ait. Eğer jüri 8 birim olsaydı, her yarışmacı için en az bir Juri’nin evet demesi lazımdı. Bu aldatmacaya daha zor kanabilirdik mesela.

Anlık sürecin parçası oluyor diye hissediyoruz ama Facebook veya Twitter’daki verilerimizi feda ediyoruz. Çünkü uygulamaya facebook, twitter ya da bilgilerinizi paylaştığınız üyelik sekmesi ile üye olabiliyorsunuz. Yani üstelik katılmak için bedel ödüyoruz.

Hayır ya da çekimser diye bir ayrım yok. Evet verirseniz katkınız oluyor ama oy kullanıcağım diyip kullanmayabiliyorsunuz. Şarkı bitene kadar oy kullanmak zorundasınız çünkü. Bu durum da başka bir aldatmacaya hizmet ediyor. Açıklayayım, yarışma tanıtımında kurallarda şöyle bir ifade yazıyor: “Her bir jüri üyesinin önünde bir buton var ve EVET olarak butona bastıklarında yüzdeye +7 olarak etki ediyorlar. Hayır dediklerinde ise yüzde etkilenmiyor.” Jurinin hayırlarının hiç bir etkisi yokmuş gibi görünüyor değil mi? Peki öyle mi? Dört juri de “evet” demezse, yarışmacı 72 seyirci biriminden en az 70’ni almalı. Yani en az katılan tüm seyircilerin Yüzde 97’si “evet” demeli. Yani, aslında sana Arnstein’in “manipulasyon’u tanımlarken dediği gibi bir katılım yöntemini kullanıyor ama seninle her hangi bir şekilde gücü paylaşma niyeti yok.

Tekrar bakalım tanıma:

Screen Shot 2015-08-11 at 11.09.58 PM

Arstein’in Katılım Merdiveni


Manipulasyon mutlak bir aldatma / dalaveredir. Anketler yapmak veya toplantılar yürütmek gibi özel olarak katılım gerekliliklerini yerine getiren faaliyetler yürütülür ancak ortada evet diyenlerini hayır diyenler ile gerçek hakiki bir güç paylaşımı niyeti yoktur.”[3]

 Arnstein’nın katılım merdiveninde ikinci sırada ise terapi var. Bu aşamada yurttaş katılımı yanlış yönlendirme için kullanılır – keza yoksulun (kitlelerin) davranışlarını yönlendirme olan gerçek niyeti örtmektir asıl amaç.

Üçüncü aşama ise danışma. Basitçe sizden görüş alır ama uygulamak zorunda değildir. Tokenizm yani. Rising Star’da danışılıyor olmaktan daha iyi hissettiğiniz kesin. Katılıyor gibi hissediyorsunuz sonuçta, ama danışılmıyorsunuz bile. Yani seyirci barometresi ile jüri barometresi ayrı olsa bir diyalektik yaratılabilirdi ve danışıyor olurdunuz. Arnstein’e göre daha iyi katılıyor olurdunuz.

Ne kadar katılıyoruz, ya da kim katılıyor? Ya da sadece manipule mi ediliyoruz?

Acun’dan tam da bir manipulatif e-demokrasi ile günün teknolojisini kullanarak bize “demokrasicilik tiyatrosu” çiziyor olması ne kadar da manidar değil mi?

Haydi ben oylamaya gidiyorum, çok yazdım, ahanda eveti verdim…

Halen ikna edemedim mi? O zaman Black Mirror birinci sezon ikinci bölüm olan 15 Million Merits izlemenizi öneririm.

Bonus: Bu arada Acun bunu kendisi üretmemiş tabi ki tahmin edebileceğimiz gibi. Yarışma formatı Israil menşeli.  HaKokhav HaBa (Sonraki Yıldız) adlı yarışmanın tüm kuralları da, oranları da aynı. Sonraki aşamalarını da inceledim bu yarışmanın. Kurallarda sonraki seviyelerde, juri oy oranı düşüyor ama bu seviyelerde de juri üyelerinin açık yarışmacı destekleri gibi oylama öncesindeki manipulasyonları var. Bakalım Türkiye’de nasıl uygulanacak sonraki aşamalar.

Bonus 2: Arnstein’in katılım merdiveni hakkında türkçe birkaç kelam okumak isterseniz diye: Gençlik Politikaları Kılavuzu sayfa 52ye bakabilirsiniz. Görsel de oradan.

[1] http://ibis.geog.ubc.ca/~ewyly/u200/arnstein.pdf

[2] http://ibis.geog.ubc.ca/~ewyly/u200/arnstein.pdf

[3] http://ibis.geog.ubc.ca/~ewyly/u200/arnstein.pdf

15 Devin Bahçeci

 

 

Devin Bahçeci