Doğa MücadelesiManşet

2014 yılında 116 Doğa Savunucusu öldürüldü

Global Witness’ın geçtiğimiz hafta yayınlanan “Kaç Kişi Daha? (How Many More?)” raporuna göre, öldürülen doğa savunucularının sayısı 2014 senesinde artış gösterdi. Bu durumdan en çok yerel topluluklar etkilendi.

Kurumun geçen sene yayınlanan raporu “Ölümcül Doğa (Deadly Environment) da öldürülen doğa savunucusu sayısında son yollarda büyük bir artış eğilimi olduğunu gösteriyordu. Bu sene yayınlanan rapor, bu artışın tüm şiddetiyle devam ettiğini gözler önüne seriyor.

2014 yılında haftada en az iki kişi doğa yıkımına karşı durduğu için öldürüldü. Bazıları polis tarafından protestolar sırasında vuruldu, diğerleri ise kiralık katiller tarafından öldürüldü. Şirketler yatırımları için yeni toprak arayışına girdikçe, insanlara bu şirketlerin önüne çıkmanın karşılığında kan dondurucu yükseklikte bir bedel ödetiliyor.

how_many_more.width-800

Üç yerli Tolupán lideri Kuzey Honduras’ta gerçekleşen bir madencilik karşıtı protestoya saldıran tetikçiler tarafından öldürüldü. Onları doğa savunculuğu çabalarından vaz geçmeleri için uyaran ölüm tehditleri alıyorlardı. ©MADJ

Rapora göre geçen sene 17 ülkede en az 116 doğa savunucusu öldürüldü. Bu aynı dönemde öldürülen gazeteci sayısının neredeyse iki katı. Öldürülenlerin %40’ı yerel topluluklara mensup ve çoğu HES, madencilik ve endüstriyel tarım ihtilafları ile ilintili olarak öldürüldü. Hakkında bilgiye ulaşılabilen cinayetlerin neredeyse dörtte üçü Orta ve Güney Amerika’da işlendi. Durumdan en ağır etkilenen ikinci bölge ise Güneydoğu Asya. Cinayetler ülke bazında değerlendirildiğinde başı Brezilya çekiyor. Onu sırasıyla Kolombiya, Filipinler ve Honduras takip ediyor.

23

Küresel olarak düşünüldüğünde bu sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Haber alınan bir çok cinayetin sapa köylerde veya ormanların derinliklerinde işlendiği görülüyor. Buradaki köylülerin iletişim araçlarına ve medyaya ulaşımı oldukça kısıtlı. Devlet arşivlerine girmemiş olan çok sayıda cinayet olması oldukça olası.

“Kaç Tane Daha”da ölümlerin raporlanmasının yanı sıra doğa savunucularının maruz kaldığı risklerin küresel eğilimi de inceleniyor. Bu yapılırken savunucuların tanıklıklarına başvuruluyor. Cinayetler, doğa ve toprak savunucularının karşılaştığı ölüm tehditlerinden fiziksel şiddete, kriminalize edilmekten özgürlüklerin kısıtlanmasına uzanan geniş bir yelpazenin en uç noktası. Birçok savunucu, adalet arayışında iletişim araçlarına ulaşımın güç olduğu ekonomik olarak dezavantajlı sapa köylerde yaşıyor ve bu durum maruz kalınan riskin artmasına sebep oluyor. Savucunulara “kalkınma-karşıtı” etiketinin yapıştırıldığı ve hükümetin ekonomik planlarını bozmak için çalışmakla itham edildiği de az rastlanan bir durum değil. Bazı hükümetler, oldukça kaygı verici bir şekilde, büyük ölçekli projeleri protesto eden aktivistleri hedeflemek amacıyla terörle mücadele kanunları kullanıyor ve hak ihlallerini meşrulaştırmak için aktivistleri “iç düşman” olarak betimliyor.

Mozambik’teki madencilik faaliyetlerinden etkilenen topluluklar yerleştirme sonrası daha iyi toprağa erişim talebinde bulundular. 10 Ocak 2012’da protestocular polis tarafından keyfi olarak göz altında alındı, dövüldü ve işkenceye uğradı. ©HRW

Mozambik’teki madencilik faaliyetlerinden etkilenen topluluklar yerleştirme sonrası daha iyi toprağa erişim talebinde bulundular. 10 Ocak 2012’da protestocular polis tarafından keyfi olarak göz altında alındı, dövüldü ve işkenceye uğradı. ©HRW

Suçların asıl failleri çoğunlukla soruşturmayı başarılı bir şekilde kovuşturuyor. Ancak var olan bilgiler, şiddetin arkasındaki faillerin genellikle büyük arazi sahipleri, ticari çıkar grupları, politik aktörler ve organize suç örgütleri olduğunu ortaya koyuyor.

Global Witness'ın “Kaç Kişi Daha? (How Many More?)” raporunu Billy Kyte hazırladı

Global Witness’ın “Kaç Kişi Daha? (How Many More?)” raporunu Billy Kyte hazırladı

Raporun yazarı ve Global Witness kampanyacısı Billy Kyte, Orta ve Güney Amerika’da işlenen cinayetlerin sayısının yüksekliğini açıklarken bölgede uzun bir toplumsal ihtilaf ve toplumsal hareket geçmişi olmasının ve bölgenin kaynaklar açısından zenginliğinin önemli olduğunu söylüyor. Marjinalize edilen birçok grubun, topraklarının sunduğu ve hem şirketler tarafından hem de politik ve ekonomik çıkarlar için ele geçirilmek istenen kaynaklar nedeniyle hedef gösterildiğini belirtiyor. Burası bir yandan da sivil toplumun da oldukça güçlü olduğu bir alan. Yani bu gruplar bir yandan doğayı ve toprağını savunurken şiddet ve ihtilafa daha çok maruz kalıyor. Bir yandan da bu ihtilafları izlenmede daha deneyimliler. Özetle, sorunun küreselliğine rağmen, Orta ve Güney Amerika’nın meseleden en şiddetli etkilenen bölge olarak öne çıktığını görüyoruz.

2014 yılında küresel ölçekte öldürülen doğa savunucuları sayısında 2013 yılına göre %20 artış yaşandığı görülüyor. Ancak bu konuya yöneltilen ilgi oldukça az. Bu izlenmesi gereken gizli bir krizle karşı karşıya olduğumuz anlamına geliyor. Sorunun sistematik olarak izlenmesi, faillerin sorumlu tutulması ve cezalandırılması, yerel toplulukların rızasını güvence altına alan yasaların uygulanması, hükümet ve şirketler arasındaki (yerel toplulukların pahasına şirket ve politik elitlere fayda sağlayan) gizli kaynak anlaşmalarının sonra erdirilmesi, doğa ve toprak savunucularının giderek artan bir riske maruz kalıyor olduğunun farkına varılması ve savunucuların insan hakları bağlamında korunması için önlemlerin alınması gerekiyor. Raporda, hükümetlerin ancak hem dışarıdan hem de yerel sivil toplumdan gelen baskıyla doğa savunucularını koruma sorumluluğuna dair eylemde bulunma zorunluluğunu hissedecekleri belirtiliyor. Bunun için uluslararası toplumun yapacağı bir uyarı alarmının önemli olduğunu söylüyor.

Bu sene Paris’te düzenlenecek İklim Değişikliği Müzakereleri’nde hükümetler sera gazı salımlarını azaltmak için bağlayıcılığı bulunan küresel bir anlaşma üzerinde uzlaşmaya çalışacaklar. Doğa ve toprak savunucuları iklim krizi ile ilgili çabaların genellikle ön saflarında yer alıyorlar ve bu krizde başarıya ulaşmak için son derece önemli aktörler olma özelliği taşıyorlar. Hükümetler bu aktivistleri korumak için daha fazla çaba göstermediği sürece Paris’te üzerinde uzlaşılacak hiçbir şey inandırıcı gelmeyecek.

Raporun tamamına buradan erişebilirsiniz.

Derleme Haber: Ayşe Ceren Sarı

(Yeşil Gazete, Global Witness, Democracy Now!)