Yazarlar

Nükleer: Yeni bir sayfa(!) – Pınar Demircan

2 Haziran 2014 Salı akşamı TRT Haber’de Nükleer konusunu irdeleyen bir belgesel olduğunu öğrenince saat tam 21:00’da ekran başındaydım . Programı izlediğim zaman devletimizin nükleer santral kurulması hususunda ne kadar kararlı olduğunu bir kez daha anladım; zira belgesel adı altında servis edilen nükleer reklamından farksızdı ! Devlet kanalı olan TRT’de farklı çizgide bir programla karşılaşmayı beklemek hayalcilik olurdu zaten …Tarafsızlıktan uzak duruşuyla belgesel olarak niteleyemeyediğim programın hazırlayıcısı Serhat Akça başlangıçta nükleer meselesinde halkın nabzını tutmayı isteyen ,tarafsız, görevini yapma çabası içerisinde bir gazeteci görünümünde… İki söyleminden birinin içinde “kuşku” kelimesi geçiyor aynı zamanda çok mesafeli nükleere,” halka, protestolara kulak verelim bakalım” diyerek çıkıyor yola!

İlk ziyaret Mersin’e; nükleer santralin kurulacağı bölgeyi geziyor, halktan görüş alıyor. İş adamı Ali Amca’nın “nükleer projesine karşı olup olmamayı akademisyenler bilir” demesiyle izleyiciye alttan alta “başının üstünde duran gök, soluduğun hava üzerine hiçbir söz hakkın yok ” mesajı bir güzel veriliyor, Ali Amca’nın “Başka yer dururken nükleer santral neden Mersin’e kuruluyor?” sorusu da dikkatlerden kaçmıyor. Görüşü alınan bir turizmci ise ne gariptir ki nükleeri nasıl desteklediğini , nükleer teknolojinin turizme de zarar vermeyeceğini savunduktan sonra  araya “nükleer santral için başka yer seçilseydi bundan mutluluk duyardık” ı sıkıştırıveriyor . Gazetecimiz, Mersin Akkuyu’ya nükleer santral kurulması kararının alındığı ilk yıllarda Rusya’ya davet edilen kafileden biri doktor iki kişiyle de bir roportaj yapıyor, ne var ki herkes memnun …Akkuyu Belediye Başkanı Ümmet Büyük’ün de görüşü alınıyor elbette! (Ümmet Büyük’ü ben ilk defa Akkuyu Köylüsünün Nükleer Santrale karşı olan mücadelesini anlatan Akkuyu Belgeseli’nde tanıdım;kendisi başlarda Nükleer karşıtı mücadeleye destek vermiş sonradan nasıl olduysa nükleer taraftarı oluvermiş hatta bu programda Mersin halkının artık %90’ı nükleere taraftır diyecek kadar da ileri vardırmış işi … ) Programda nükleer karşıtı görüşler alınmazsa objektif imaj vermeyeceği kaygısıyla olsa gerek, Nükleer karşıtı Platform üyelerinden Dr Derman Boztok’un görüşü sorulmuş, o da nükleer atık mevzuuna değinmiş, bir de Mersin Sun TV Yöneticisi Ali Adalıoğlu nükleer santralin  muz ihracatını olumsuz etkileyeceğini belirtebilmiş ama hepsi o kadar 40 dakikalık program içerisinde sadece iki karşıt görüşe yer verilmiş; mamafih onların sesleri muzdaki radyasyonun, uçaktayken aldığımız radyasyonun daha fazla olduğunu savunan, üstüne de “radyasyon zararlı olsaydı maymunlar uzun yaşamazdı” diyebilen Ankara Üniversitesi Nükleer Bilim Enstitüsü Prof Dr Doğan Bor’un bilimsel(!) açıklamalarının yanında cılız kalmış.

Dağlardan deniz seviyesine inen ‘kuşku’

Gazetecimiz, yerel halkın görüşlerini aldıktan sonra NGS Akkuyu işletmesinde – bir çevirmeni mi desem yetkilisi mi bilemedim  onunla Rusya’ya gidiyor, amacı Akkuyu’ya kurulacak nükleer santralin benzerini çevresindeki hayat şartlarında müthiş bir değişiklik var mı diye bakmak, dozimetresiyle(namı diğer radyasyon ölçüm cihazıyla) ölçüm yapmak …Ziyaretinde ilk şaşkınlığı Novavoranej’de insanların maske takmaması ,koruyucu kıyafetler giymediğini görmesiyle yaşıyor. Bu şaşkınlığı hiç de inandırıcı değil. Bugün dünya genelinde 438 adet nükleer santral varken(55 adeti Japonya’da kapalı olarak bulunan) kaza ya da bir sızıntı yaşnmamışken insanların ne koruyucu kıyafet ne de maske takmadığı dünyaca bilinen bir gerçek . Dolayısıyla bu garip noktada gazetecimizin şaşkınlık yaşaması bana abartılı bir tepki olarak göründü. Gazetecimizin nükleere karşı endişe seviyesi bu programı yaparken edindiği bilgiler sayesinde dağlardan deniz seviyelerine çekilmiş ;öyle bir ikna olmuş …Netice itibariyle gazetecimiz Novavoranej’de ekolojistlerle , çocuklarla , sebze meyve yetiştirenlerlerle, nükleer santral çalışanlarıyla da görüşmeler yaptığını ihmal etmediğini ve dozimetresinin heryeri ölçtüğünü , ne kadar ölçüp baksa da dozimetresinin onu hep sevindirdiğini söylemeden geçmeyeyim . Kısacası Gazetecimiz dozimetresi elinde mutlu mesut , başlarda temkinli yaklaştığı nükleerin dostu olmuş şekilde hayatının kalan kısmına “ölçtüm baktım radyasyon yok!” bir de ”halk nükleere karşı çıkıyorsa bu durum onların bilgisizliğinden” diyerek devam edecek görünüyor.

Gelin bir de sayın sazetecimiz programında yer verseydi Nükleer fizikçi Prof.Dr. Hayrettin Kılıç Hocamız’ ın diyeceklerine bakalım:

“Son yıllarda Rusya nükleer endüstrisinin reklam gösterisi olan ve Voronezh şehrinden 40 kilometre uzaklıkta Voronezh ve Don nehrinin kesiştiği , Ukrayna sınırı yakındaki Novovoronez nükleer kopleksinin kısa geçmişi şöyle; Sovyetler zamanında geliştirilmeye başlanan basınçlı su moderatrolu VVER tipi Rus dizaynı reaktörlerin birincisi olan VVER-210 reaktörü 1964 yılından ikinci reaktör VVER-365 ise 1996 elektirik üretimine başladı. Bu reaktörlerin birincisi kurulusundan beri tasarım ve malzeme hastalarından dolayı meydana gelen kazalar (iki büyük kaza; 7 mayıs 1969 ve 1971 yılı Eylül ayında) sonucu 1998 yılında kapatıldı. İkinci reaktör de aynı sebeplerden dolayı bölge halkının güvenliğini tehdit ettiği için 1990 yılında kapatıldı.

Fakat radyoaktif olarak kirlenmiş bu iki reaktörün sökülüp çevreden izole edilmesi gerekirken, son yirmi yılda bu iki reaktördeki borular, kablolar, pompalar ve diğer aksamlar güvenli-söküm yönetmeliklerine uymadan sökülüp Kuzey Kore, Hindistan, Çin, İranda nükleer santral projelerinde veya kara borsada hurda metal olarak satıldı.Bu komplekste hala bu iki reaktör ve soğutma havuzlarindaki binlerce ton atık yakıtlar çevreyi tehdit etmekte, Bu iki reaktörün batı standartlarında sökülüp çevreden izole edilmesi sürecinin en az 30 yıl olacağı ve bu işlevler sırasında 8150 metreküp sıvı ve 3250 metreküp katı radyoaktif atıkların çıkacağı hesaplanıyor.”

Merak ediyorum , acaba sayın gazetecimiz 10 yıl sonra da Novavoranej’e benzer görüşmeler için gider miydi? Atlanılan bir gerçek var ki dünya nükleer santralin bir teknoloji olarak problem yaratabileceğine 3 miles Island,Çernobil ve Fukushima kazaları yaşandıkça tanık oluyor . Bir nükleer santralin ömrünün 40 yıl, ekonomik kaygılarla bu sürenin 60 yıla çıkartılmaya çalışıldığını düşünürseniz facialar her an kapımızda …Nükleer atık mevzuuna burada girmiyorum bile…

Japonya’da da Nükleer yeni bir sayfa; artık insanlar dozimetreyi hayatlarının içine almışlar, hiçbirşeyi dozimetreyle ölçmeden tüketemiyorlar , göz görünmeyen radyasyon paranoyak insanlar yaratmış ;ülke kanser oranlarının da artmaya yüz tutuğu bir toplumu taşıyor böğründe .

Aynı gazetecinin dozimetresiyle Japonya’ya, Fukushima’ya gitmesini istiyorum.

Belgeseli izlemek için tıklayınız. 

 

Pınar Demircan

 

 

Pınar Demircan

Kategori: Yazarlar