Çiftçilerin yolu hala açık

Brezilya’nın Carajás bölgesinde 17 Nisan 1996 yılında 19 çiftçi polis tarafından öldürüldü. ‘Topraksızlar Hareketi’ üyesiydiler, tek yaptıkları bir eyleme katılmak ve topraklarını savunmaktı. Öldürülen topraksız çiftçilerin ardından bu tarih artık kederle değil umutla hatırlanıyor. Çünkü dünyanın en büyük ve geniş katılımlı sosyal hareketi ‘Via Campesina’ (Çiftçilerin yolu) bir süredir 17 Nisan’ı ‘Uluslararası Çiftçi Mücadelesi Günü’ olarak kutluyor.

INGLESscaled

Dünyanın en büyük sosyal hareketi

70 ülkede binlerce üyesi bulunan Via Campesina, kendisini ‘Asya, Afrika, Amerika ve Avrupa’daki orta ve küçük ölçekli üreticinin, tarım işçilerinin, köy kadınlarının ve yerlilerin bir araya gelmesini sağlayan uluslararası bir hareket’ olarak tanımlıyor. Kurulduğu 1993 yılından beri bu hareket çiftçi tohumunu korumak, kadına şiddeti durdurmak ya da çiftçi haklarının kabulu için pek çok kampanya yürüttü. ‘Gıda Bağımsızlığı’ kavramını ilk kullananlar da onlar. Yani, 2007’deki Dünya Gıda Forumu’nda söyledikleri gibi, ekolojik olarak ve sürdürülebilir yöntemlerle üretilen, sağlıklı ve kültürel dokuyla uyumlu gıda yetiştirme ve uygulanacak tarım sistemine kendi kendine karar verme hakkı.

Bu senenin gündemi tohum

Via Campesina, bu seneki çiftçi hareketi gününde gıda bağımsızlığının belki de en önemli koşulu olan tohumu ve tohum endüstrisine karşı mücadeleyi bir kere daha hatırlatıyor. Atalık/yerli tohumun savunusuna adadıkları bu özel gün için yazılan metinde, şöyle deniyor: ‘Bugün kendi tohumlarımızın kullanımı konusunda zorluklar yaşıyoruz. Binlerce yılda yaratılmış olan tohumlarını savunan topluluklar, bu tohumların kullanımını yasaklayan ve endüstriyel tohumlarına yararına olan yasa ve düzenlemelerle karşı karşıya. Üstüne üstlük GDO tehlikesi de karşımızda duruyor; ekosistemimizi ve sağlığımızı geri dönülemez ölçüde mahvedecek yeni bir tehdit.’

Biz de Yeşil Gazete olarak, bu özel günde, burada çeşitli vesilelerle okuduğunuz tohumun tekrar özgürleşme çabasını ve çiftçilerin büyük tarım endüstrilerine karşı verdiği mücadeleyi bir kere daha hatırlatmak istedik ve sözü yıllardır bu konuyla uğraşan bazı isimlere verdik. Çifçi-Sen kurucu başkanı, yazar Abdullah Aysu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Atalık  ve Greenpeace Akdeniz Bölgesel Tarım Gıda Kampanyaları Sorumlusu Tarık Nejat Dinç,  çok uluslu şirketlerin tohumu ele geçirme hikayelerini yazdı. ‘Yorum‘ köşesinden okuyabileceğiniz bu değerli yazıların da ayrı bir hikayesi var, aktarmadan olmaz: Geçtiğimiz mart ayında bir biyo korsanlık hikayesi okuduk.  Küresel tohum tekeli Monsanto‘ya bağlı Seminis şirketi, mor havucu pazara çıkarmak için dünyada renkli havuç üretimine ara vermemiş bir yer olan Türkiye’nin güneyine giderek buralı çiftçilerden tohum satın aldı. Basit bir eleme sürecinden sonra, şirket bu havucun kendisine ait olduğunu iddia etti ve hem ABD’de hem de AB’de  bitki çeşit hakkını (PVR) aldı.

images (1)

Dünyanın pek çok yerinde karşılaştığımız bu biyolojik korsanlık ve tohum patenti hikayesini yukarıda adını andığımız yazarlara sorduk. Abdullah Aysu, şirketlerin tohumu ele geçirme sürecini ve tohum patenti sisteminin nasıl geliştiğini aktardı. Ahmet Atalık ise Türkiye’de çiftçinin özel sektöre nasıl bağımlı hale geldiğini ve küresel tohum pazarının hegemonyasını aktardı. Tarık Nejat Dinç’in yazısında ise mor(siyah) havuç örneği üzerinden biyolojik korsanlık, GDO ve küresel tarım sistemi arasındaki kopmaz bağları okuyacaksınız.

Çiftçinin (ve yaşamın)  yoluna patent anlaşmaları, GDO’lu tohumlarla engel çıkaranlara inat tohumu mülkiyet alanı olarak değil yaşam kaynağı olarak gören tüm insanların 17 Nisan’ı kutlu olsun!

(Yeşil Gazete)