Marmara Hukuk’ta Pippa Bacca ve Barış Gelini

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, İnsan Hakları ve Anayasa Hukuku Çalışmaları Kulübü 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında 8-15 Mart tarihleri arasında ‘’hukukta kadın’’ başlığıyla bir dizi etkinlik düzenliyor.   Bu etkinliklerden biri olan “Pippa’ya Mektubum” belgesel gösteriminin ardından belgeselin yönetmeni Bingöl Elmas’la  bir söyleşi de gerçekleşti.

Belgesel şöyle gelişiyor; dünya barışı için beyaz gelinlikle, Milano’dan otostopla yola çıkan Pippa Bacca’nın yolculuğunu devam ettiren yönetmen Bingöl Elmas siyah gelinlikle ve otostopla “barış gelini”nin son otostop yaptığı yerden başlayıp Suriye sınırına kadar gidiyor. Belgesel içinde, yolculuk sırasında yapılan sohbetlerde, insanların çoğunun tepkisi ‘’riskli bu yaptığın, başına bir şey gelebilir’’ şeklindeydi. Belgeseldeki diyaloglar insanların hayata, topluma bakış açılarını, korku ve kaygılarının nedenlerini sinema diliyle izleyiciyle paylaşıyor.

“İçimizdeki kadın ve erkeği sorgulamalıyız”

Bingöl Elmas’la yapılan söyleşide önemli bir vurgu ise, insan haklarına yönelik her ihlalde tepki gösterilmemesi üzerineydi. Sıkıntılı olan başka bir alan olarak da heteroseksist bakışa saplanılması olarak tarif edildi. Türkiye’de birçok meselenin bu gibi belirli bakış açılarından hareket edildiği için aslında tartışılamadığı, söylendi. Yaptıkları konuşmalarda öğrenciler, eşit olmanın kadınların ‘’erkek gücü’’ elde etme isteği olarak algılanmasına tepki gösterdi. Bingöl Elmas,  kadın ve erkek arasında iktidar mevzusunun öne çıkmaması gerektiği fikrini dile getirip, önemli olanın bir şeyleri birlikte yapma yeteneğine erişmek olduğunu söyledi.

Bingöl Elmas’la belgeselin ardından yapılan söyleşiden başlıklar:

İnsanlar neden böyle korkuyor?

Korku politiktir.3. sayfa haberleri der ki sokak tehlikelidir, sokağa çıkma. Bu şekilde insanlar pasifize ediliyor. Gerçeklerin farkındayım, sorunlu bir ülke, aydınlık noktalarımız üzerinden hareket etmeliyiz, biz de.

Film kararını nasıl verdiniz?

Bu bir eylemdi öncelikle, sonrasında film. 2 kadın beyaz gelinlikle, savaş yaşanan ülkelerden geçiyor, insanlara güvenmek istiyoruz diyorlar ve bir kadın ölüyor. Bunu kanıksamamamız lazım, barış için her şeyi yapmamız lazım. Belgeselde sakinliğinizi her zaman koruduğunuzu görüyoruz, nasıl bu kadar sakindiniz?Sokağa çıktığınızda da bu muameleyi görüyorsunuz. Karşılaştığınız insanları hedef haline getirmemek lazım, bu birinin suçu değil, içinde yaşadığımız ortamın bir getirisi. Öfke duyacağın insan olmamalı, ortamı oluşturulan koşullar değiştirilmeli. Uzlaşmazsınız ama karşınızdakilere, öfke de yöneltilmez.Herkesin kendi içindeki kadını ve erkeği sorgulaması, anlaması gerektiği düşüncesindeyim. Kendi hayatına dönüp bakmadan, değiştirmeden toplumu da değiştiremezsiniz, sisteme de laf edemezsiniz.

Belgeselde karşılaştığınız çocukların, size yaklaşımları nasıldı?

Çocuklara bakarsanız, kız çocuğu: Kürt müsün? Diye soruyor, korkardım ben kimseye yaklaşmazdım diyor. Erkek çocuğu, girişken, koruyucu, namus bekçisi gibi davranıyor. Kötü donanımlardan etkilenmişler, onların büyümüş haliyiz bizler. Eğitim sistemi sorgulamayan, özgüvenini yitirmiş, analiz yapamayan, militer yapıda, bu da kişiliğin oluşmamasına neden oluyor. Ancak eksiklikleri bilerek yeniden organize etmek mümkün. Sağlıklı tek bir birey bile çok şey değiştirebilir.

Yaratılıştan gelen farklılık eşitsizliğe engel mi?

Fizyolojik farklılıktan ziyade, ataerkil sistem, politika, din aracılığıyla insanlar kadına erkeğe bir rol biçiyor. Fizyolojik olarak da hangi yönünü geliştirdiysen o konuda iyi olursun. Yaşayışı değiştirirsen fizyolojik farklılıklar da değişir. Genetik hafızayı da bu farklılıkları tanımlarken ve yeniden yapılandırırken unutmamak gerekir.

Kişi kendini dönüştürdükten sonra, akıl tutulması yaşamadan sistemi değiştirmek için hareket eden herkes birçok çözüm üretebilir. Bireysel kurtuluş olmaz, birlikte yaşıyoruz. Eşitsizliğe çözüm üretme sürecinde örgütlülük en önemli konulardan birisi…

Haber ve Fotoğraflar: Büşra Akman

(Yeşil Gazete)