Yeşeriyorum

Fütüristler Zirvesi

Geleceği Gerçeklikten Kurtarmak ve Bugünün Reddi

21 Kasım 2008 Cuma günü Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılan Fütüristler Zirvesi, Türkiye’de bir kesim insanın ve kurumun gelecek algısını ortaya sermesi açısından bir hayli zihin açıcıydı.

Broşüründe yer aldığı kadarıyla, destekçileri arasında, Bahçeşehir Üniversitesi, NTV, Siemens, Unilever, Yenbiris.com, Radikal Gazetesi, WWF’in de yer aldığı, toplam 44 adet kurumun olması ise, bu bakış açısının hangi kurumlar tarafından destek bulduğunu, en azından yüreklendirildiğini anlamak açısından faydalı.

Organizasyonun biçimsel kurgulanışını, sunumları ve bu sunumların son cümlede verdiği mesajları düşündüğünüzde, günün sonunda resmin bütününe baktığınızda, bu  zirvenin tam olarak hangi vizyonla ve ne amaçla tasarlandığını anlamak oldukça zor.

Zirvenin yaratıcılarından Ufuk Tarhan’ın “Bugün buradan çıktığınız zaman gelecek hakkındaki fikirleriniz değişecek” sözleriyle başlayan zirve, ilerleyen dakikalarda daha çok bir anlamsal boşluk ve kavram karmaşası yaratma hedefinde gibiydi.

Kişisel gelecek üzerine yapılan bir çeşit hayat koçluğu sunumunu, insanın DNA yapısına dayandırılmış bir “aynılık” veya “pek benzerlik” vurgusu yapan ve yaşamın genom bilgilerimizi de göz önünde bulundurarak yeniden organizasyonunu öneren bir başka sunum izledi. Takiben, sevgiye referans verdiğini sandığımız bir “gül” teması üzerine kurulmuş, yaşamı ve insanları sevmemiz gerektiği vurgusu yapan, ve açıkçası son derece amatörce hazırlanmış, içeriğine göre oldukça uzun süren bir sunum dinledik.

Zirvenin öğleden sonraki bölümünde yer alan WWF’in sunumu ise, bir tarikat toplantısında olduğumuz fikrini biraz dağıttı. Nihayet, gelecek hakkında kaydadeğer bir konuda, iklim değişikliği hakkında bir sunum dinledik. Basit bir “101-İklim Değişikliğine Giriş” sunumu olsa da, en azından ele aldığı konu ve geleceğe yönelik somut öneriler sunması açısından bu sunum, diğer sunumlardan bir nebze farklıydı.

Nihayet Zirve’nin onur konuğu, Jacque Fresco sahneye çıktığında, bildiğimiz Amerikan tarzına yakışır bir şekilde, yaşına rağmen (92), son derece tutkulu ve iddialı bir konuşma dinledik. Fresco, monetarist (paraya dayalı) sistemin çöküşünü müjdelerken, kaynağa dayalı bir ekonomi modeli ve dünyadaki doğal kaynakların “insanlık mirası” olarak değerlendirilip, yönetiminin bütünsel düşünülerek (bir anlamda merkezi) planlandığı bir dünya ütopyası sundu. Bu ütopyanın gerçekleşmesi için bugünki tüm politikacıların ortadan kalkmasının ve teknolojinin ilerlemesinin gerekliliğine vurgu yaptı ve “Bu size bağlı” sözleriyle konuşmasını tamamladı. Ardından da meşhur (ama benim gibi bilmeyenler için yeni) “The Venus Project” projesinin demosunu sundu.
Zirvenin sabah ve öğleden sonraki açılışlarının öncesinde bale gösterisi yapan 8-10 yaşlarındaki iki küçük (ve son derece yetenekli) kız çocuğundan; arada güzellik yarışmalarındaki müzikleri andıran yüksek sesli, vurmalı ritmleri ile oturduğumuz yerde iç organlarımızı titreten, “Uzay yolu” müziklerinden;  zirve için sağlanmış diksiyon eğitimli sunucunun, müziği bastırmak istercesine bağıra bağıra konuşup sık sık “ kocaman bir alkış” istemesinden; Jacque Fresco’yu takdim etmek üzere sahneye çağırılan 30 kadar 6-8 yaşlarında özel kolej öğrencisinin bir dakikadan az sahnede “gösterilip”, yaşça biraz daha büyük biri kız diğeri erkek iki öğrenciye “ Bizlere iyi bir gelecek bırakmayı düşündüğünüz için çok mutluyuz, teşekkür ederiz” benzeri üç cümleyi Türkçe ve İngilizce ayrı ayrı söylettirdikten sonra sahneden indirilmelerinden; tüm bu simgesel gösterilerin kombinasyonundan kafası karışmayan veya rahatsız olmayan kaç kişi vardı bilmiyorum ama, benim için tüm bunları anlamlandırmak ve bu gürültüye katlanmak gerçekten bir hayli  zordu. Tüm bunları tecrübe etmeniz için 850 YTL karşılığı bilet almanız gerektiğini de ayrıca belirtmek istiyorum.

“Gelecek hakkında düşünmek” üzerine düşünmek lazım demek ki. Çünkü içeriği ve tasarımına bakıldığında bu yapılan zirvede, aslına bakarsanız bugünün reddinden başka birşey yoktu. Gelecek üzerine düşünürken, bugünki sorunlar budandıktan sonra, geriye kalanların kurgulanmasından bahsediyor olamazsınız. Bu ancak bir “monopoly” oyununda olabilir.

Gelecek hakkında düşünürken, kapitalist sistemin neye evrileceğini düşünmeden, söz söyleyemezsiniz. Gelecek hakkında konuşacaksanız, en azından elinizde söylediklerinizi dayandırdığınız rasyonel dayanaklarınız, verileriniz olmalı. Ekonomiden, sosyolojiden, siyasetten arındırılmış bir gelecek senaryosu, gelecekçilik, ne söyleyebilir, ne derece gerçekçi olabilir? Sadece gelecekteki iş hayatı hakkında konuşuyor olsanız bile, ciddiye alınmak için, yapılan her sunum ve konuşmanın tarihsel bir perspektife oturtulması gerekir.

İlginç olan bir diğer konu da, insanların Lütfi Kırdar’ı doldurmuş olması ve sonuna kadar, konuşmaları dinlemesiydi. Bu aslında, insanların gelecek hakkındaki kaygılarına ve meraklarına işaret ediyor. “Gelecek nasıl olacak acaba?” ” Gelecekte neler olacak acaba?” Ne kadar da çocuksu bir merakla sorulan bir soru. Bir çocuğun suçu ve sorumluluğu ne olabilir ki?

Bir merak edilen etkinlikte daha, karşıma yine içi boş bir pazarlama aktivitesi, altı doldurulmamış sözlerin kombinasyonu ile ortaya çıkarılmış bir düşünce balonu, simgelerle süslenmiş bir mesajlama uygulaması, bilerek ya da bilmeyerek sürekli tekrarlanan bir naiflik, görmezlik hali çıktı. Katılımcıların zihinlerinde hangi kapılar aralandı, ne buldular bilmiyorum ama,bana günün sonunda kalan, bu zirveyi yapan ve destekleyenlerin, öz eleştiriden ve gerçeklikten nasıl da itinayla kaçındıklarını bir kez daha görmek oldu.

Aysen Ataseven
Türkiye Yeşiller Partisi/ MYK Üyesi
([email protected])

Kategori: Yeşeriyorum