Yeşeriyorum

Şemsiye Gölgesinde Kadınlık

8 Mart’ta KEG’in kadın temalı sloganları, savaş karşıtı, sağlık sistemindeki düzenlemeleri eleştiren, nükleer karşıtı vb. sloganların arasında bir çeşni olarak yer aldı. (Pek çok politik örgütün kadınları da benzer şekilde, örgüt politikalarını “kadın sesi” olarak dile getirdi 8 Mart’ta.) Bu bir politik duruşun karşılığı elbette. Kadın meselesini sistem karşıtlığı eksenine yerleştiren ve kadını “mesele” yapan şeyin kapitalizm olduğu alt metnine gelip dayanan bir görüşün sesi.

Oysa kadın meselesini “bütün kötülüklerin anası olan kapitalizm” karşıtlığı üzerinden tartışmak, buna entegre etmek, şu herşeyi çözen sistem karşıtlığı anahtarının buraya da uyacağını iddia etmek, doğru tarafları olsa da, eksiktir ve biraz da kolaycılıktır.

Çünkü kadın meselesi temel olarak varoluşsal bir insanlık meselesidir ve en önemli bileşeni cinselliktir. Cinsellik mevzusu halledilmeden kadın mevzusu da halledilemez.

Tüketim kültürünün sattığı şey de temelde cinselliktir. Bunu da cinselliği en cok çağrıştıran kadın bedeni üzerinden yapar. Çünkü dişilik arzu yaratır ve arzu duymak yasaklı bir iştir. Bu iki kavram “çok satar” in karşılığıdır. Sistem bu anlamda faydacıdır. Ve elbette pazarını büyütmek için ne gerekiyorsa yapar.

Fakat bu yasaklık durumunun temelleri çok daha derinlere dayanır. Dinlerde en çok kontrol altına alınmaya çalışılan şeyin zevk ve arzular olması tesadüf değildir. Ödüller de (cennetteki imkan ve vaadler ) yine zevk ve arzular üzerine kuruludur.

Bu açıdan bakınca mesele, toplum için (hem kadınlar hem erkekler için) bu arzuyla başetmektir, bununla yaşamayı öğrenmektir. Yani insanların cinsellikleri ile barışmasıdır. Bu ise cinselliği “üreme” faaliyetinden “haz” faaliyetine taşır ki, bunun adı “günah”tir. Dinsel terimler işin içine girince nedensellik oklarının yönleri kimileri için tartışmalı olsa da, bununla başetmenin yolu, (en azından hetoroseksüel dünyada) son tahlilde kadını kontrol altında tutmaktır.

Bu yüzden kadınların dişiliklerini yönetmesi, hayata katma sanatını tecrübe etmesi büyük devrim olurdu. Çünkü kadının dişiliğini görünür biçimde yaşayıp yönetebilmesi demek, erkeğin himayesi ve iktidarını alaşağı etmesi, hatta belki de ele geçirmesi demektir. Maskülen gelenek, buna izin vermemek için ne gerekiyorsa yapar, kadını kırar, yönetebileceği küçüklüğe getirip, örneğin “tüketir”.

Bu insan(lığ)ın derin dünyasına dair bir meseledir ve bireylerden başlayarak toplumların kendi zaaflarına bakıp yüzleşmesini gerektirir. Sistem karşıtlığı, garanti yolsa da burada samimisi değildir.

Böylece “bonobo”laşmaktan söz etmiyoruz elbette (Çünkü beceremeyiz). “Kadın hakları” söyleminin aseksüel bir toplum varsayımı içerisinde tanımlanan ve kabul gören tanımından çıkması ve cinselliğin maskülen okuması ile yüzleşilmesi ihtimalinden söz ediyoruz ve bu ihtimali seviyoruz.

Bir sonraki 8 Mart eyleminin daha özgür ruhlu biçimler ve söylemler tercih etmesi dileğiyle…

Kategori: Yeşeriyorum