Köşe Yazıları

Yeşiller Partisi İçin Maddi Şartlar Yok Muydu?

Dün, çok sevdiğim partili bir arkadaşımla uzun bir sohbet şansımız oldu. Arkadaşım Yeşiller Partisi’nin gidişatından hiç memnun değildi ve partiye yönelik bazı eleştirilerinde ortaklaşıyorduk. Bunlar arasında e-posta listelerinin kullanımına ilişkin sorunlar ve bazı insanların üslubu başta geliyordu. Arkadaşım bir partide asgari nezaket kurallarını bile tutturamayan kişilerin olmasını partinin yapısal bir sorunu olarak görüyordu.

Haklı olabilir. Zaten bu konularda çoğunluğun benzer sıkıntıları paylaştığını, ama çözüm getirmeyi beceremediğimizi, ya da bu sıkıntıları giderecek araçlardan yoksun olduğumuzu düşünüyorum. Umarım yakında olgun, politikaya odaklanmış ve parti içi mekanizmalara daha saygılı bir partiye sahip olmak için gereken o sihirli formülü bulmayı başarabiliriz.

Ama arkadaşımın partiye yönelik olarak bundan çok daha temel bir eleştirisi vardı ki, beni uzun uzun düşündüren de o oldu. Çünkü o, Türkiye’de Yeşiller Partisi için gerekli maddi şartların olmadığını partiye üye olduktan sonra fark ettiğini söylüyordu. Partiyi içeriden izledikçe aslında yapılanın bir parti çalışması olmaktan uzak olduğunu görmüş, ama bunun sadece partinin yapısından ve üyelerinden değil, asıl olarak partinin varlığı için gerekli maddi şartların oluşmamış olmasından kaynaklandığına karar vermişti.

Bu yorum üzerine çok uzun tartışamadık. Çünkü ben de gerekli maddi şartların olmadığını kabul edersem, o zaman hangi akla hizmet ederek bu partinin kurucusu olduğumu açıklamam gerekecekti. Kabul etmezsem ciddi bir eleştiri üzerinde yeterince durmadan savunmaya geçmiş olacaktım. Konuyu biraz daha düşünmeye ihtiyacım vardı.

***

Aslında bu çok temel eleştiriyi parçalarına ayırarak incelediğimde, bütünüyle haksız bir yorum olmadığını itiraf etmek zorunda kalıyorum. O parçalar şunlar: 1- Partinin sesini duyurmasını sağlayacak iletişim koşulları yok ya da yetersiz. 2- Yeterli sayıda üyemiz ve aktivistimiz yok. Yani insan gücümüz yetersiz. 3- Paramız yok. Aidatlar dışında sağlam ve sürekli bir maddi kaynağa sahip değiliz.

Bu üç unsur da zaten birbiriyle bağlantılı. Paranız olmadığı için daha fazla insana ulaşmanızı sağlayacak kanalları kullanamazsınız. Üstelik üyelerinize dişe dokunur bir ‘hizmet’ de sunmadığınız zaman (mesela her yerde bulunan parti lokalleri, ücretsiz dağıtılan gazete ve broşürler, parti toplantıları ve mitinglere kaldırılan ücretsiz otobüsler, insanların partiye aidiyet hislerini arttıracak yaygın bir görünürlük – mesela billboard ilanları, afişlemeler vb.) yeni üye çekmeniz zorlaşır. Bu da ters yönde işleyerek parasız kalmanızla sonuçlanır. Üye sayınız artmayınca aidat geliriniz, örgüt sayınız ve bağış toplama imkanınız yerinde sayar. Bütün bunlar da sesinizi duyurmanızı, politikalarınızı yaygınlaştırmanızı engeller, dolayısıyla parti asıl amacından uzaklaşır. Tam bir kısır döngü…

Peki bütün bunlar Türkiye’de Yeşiller Partisi için maddi şartların olmadığı anlamına gelir mi?

Bence gelmez.

Çünkü Türkiye’de herhangi bir gerçek, demokratik, tabana dayalı siyasi parti için maddi koşullar zaten yoktur ve Yeşiller Partisi için de yoksa, zaten bu yüzden yoktur.

Alman Yeşiller Partisi’nin kuruluş hikayesini hatırlayalım.

Almanya’da Yeşiller partileşmeden birkaç yıl önce “yeşil listeler” oluşturarak seçimlere katıldılar. Ortada bir parti olmadığı halde tabandaki ekoloji, kadın, barış hareketleri gibi oluşumlar ve bağımsız sol gruplar adaylarını demokratik yollarla belirleyip tek bir listede bir araya getirdiler. Ama bu liste bizim bağımsız aday çıkarmamıza benzemiyordu. Daha çok olmayan bir partinin aday listesi gibiydi. Yani biz burada parti olduğumuz halde seçimlere girmek için bin bir şart yerine getirmek zorundayken, orada parti olmadığınız halde parti gibi seçimlere girebiliyordunuz. Ama bununla da bitmiyordu.

Yeşil liste 1979 seçimlerinde %3,5 oy aldı, bu da yüz binlerce oy demekti. Yasalara göre her parti veya liste, aldığı oy başına 3 mark devlet yardımı alıyordu. Bu oylar sayesinde Yeşiller hazineden ciddi miktarda para aldılar ve işte sonradan iktidar ortağı da olan bugünkü meşhur Alman Yeşiller Partisi bu paralarla kuruldu.

Türkiye’de siyasi partiler yasasına göre hazine yardımı almak için seçimlerde en az %7 oy almanız, ya da mecliste en az 10 milletvekiliniz olması gerekiyor. ABD’deki gibi yaygın küçük bağış toplama kampanyaları da Türkiye’nin siyasi hayatında kolay uygulanabilir şeyler değil. Dahası mesela benzerini Greenpeace’in uyguladığı böyle bir kampanyayı örgütlemek için bile kasanızın daha baştan sağlam olması gerekiyor.

Ama mesele sadece para değil. Parti olarak bütün şartları tamamlayıp seçimlere girseniz bile %10 barajı nedeniyle milletvekili çıkarmanız ve halkın gözünde gerçek bir siyasi parti haline gelmeniz neredeyse imkansızdır. Ayrıca siyasetin kendisi profesyonelleşmiş, normal insanın gözünde kirlenmiştir. Herkesin bildiği bu gerekçelerin sayısı arttırılabilir.

***

Türkiye’de sadece Yeşiller için değil, tabandan gelen, belli bir fikir ve ihtiyaç zemininde kurulmuş hiçbir gerçek siyasi hareket için maddi koşullar zaten yok. Peki kimler için var?

Devlet partileri için var. Derin devlet partileri için var. Başka başka sermaye kesimlerinin çıkarlarını savunan ve bu nedenle onlar tarafından beslenen partiler için var. Tarikat partileri için var.

Bir de tek bir “liderin” sahibi olduğu, şirket mantığıyla kurulmuş, siyasi parti demeye bin şahit isteyen “kişi partileri” için var. Bu yüzden “Abdüllatif Şener parti kurdu”, “Mustafa Sarıgül parti kuruyor” gibi siyasi parti tanımına uymayan tuhaf haberleri normalmiş gibi okuyoruz ya!

Bugüne kadar kurulan sayısız sol parti de bu nedenle “gerçek partiler” olamadılar. Yaygın örgütlenmesini yapabilmiş en büyük sol partilerin bile yüzde bir oy alamaması biraz da Türkiye’de demokratik siyasetin maddi koşullarının olmamasından kaynaklanıyordu.

Düzen böyle kurulmuş, gelmiş geçmiş bütün iktidarların üzerinde anlaştıkları tek konu da böyle sürmesi… Bu yüzden de Türkiye’de gerçek bir “demokrasi açığı” var ve bu açığın bir numaralı nedeni de siyasetin imkansızlaştırılması…

***

Ama köşemizde oturup maddi şartların olgunlaşmasını daha fazla bekleyemeyiz. Bu şartların bize hediye edilmesini de bekleyemeyiz. Dünyayı, sadece sivil toplum örgütlerinde çalışarak, sadece baskı oluşturmaya ya da küçük kazanımlar elde etmeye odaklanarak da değiştiremeyiz.

Siyaseti geri almamız gerek.

Türkiye’de Yeşiller Partisi’nin maddi koşulları işte bunlar.

Türkiye’de, Yeşiller Partisi’nin kurulmasını, büyümesini ve gerçek bir parti olmasını “zorunlu” kılan gerçek nedenler ve ihtiyaçlar var. İklim değişikliği nedeniyle dünyanın ve insanlığın geleceği tehdit altında. Türkiye’nin yaşamsal sorunları da siyasi kaos tarafından görünmez hale getirilerek büyüyor. Tarım, yediğimiz gıdalar, kentler, köyler, ormanlar, doğal alanlar, kısacası gerçek insanların ve tüm diğer gerçek canlıların gerçek yaşam koşulları geri dönüşsüz bir tehdit altında. Enerji, ulaşım ve tüm diğer üretim politikaları insanların ihtiyaçları ve daha iyi bir yaşam için değil, bazı şirketlerin çıkarları için oluşturuluyor.

Ekonomik krizler ekolojik krizle iç içe bir şekilde sürüyor. İnsanların iş güvencesi, çalışma koşulları, geçimlerini sürdürdükleri günlük yaşam alanları, en temel insan hakları olan sağlık hizmetlerine ulaşmaya, sağlıklı bir çevrede yaşamaya, eğitim hakkına ulaşmaya ilişkin sorunları ağırlaşarak devam ediyor.

Oysa Türkiye’de rejim tartışmaları nedeniyle bütün bu sorunlar görmezden geliniyor. Gerçek insanların gerçek sorunlarına, yaşam politikalarına ve doğaya, değil öncelik veren, gündemine alan bir siyasi parti bile yok. İnsanlar bu yüzden politikadan beklentilerini azaltıyor ya da sadece kısa vadeli çıkarlarla sınırlandırıyorlar.

Halkın sorunlarını demokratik siyaset yollarıyla çözmeyi isteyeceği, güvendiği, kendine yakın bulduğu, ülkenin en önemli siyasi talebi olan gerçek barışı şartlara bağlamadan talep eden, dürüst bir siyasi parti yaratmamız gerekiyor.

Bu siyasi partinin de “yeşil” olması gerekiyor.

Çünkü 21. yüzyılın ağırlaşan küresel sorunlarını eski sol veya sosyal demokrat anlayışlarla, ya da şirketlerin insafına bırakarak çözmek mümkün değil.

Maddi şartları kendimiz oluşturmak zorundayız. Gerekirse yan yollar bulmak, kendi medyamızı yaratmak, kendi şarkımızı kendimiz söylemek zorundayız. İnsanlara ulaşmaya çalışmaktan yorulmamak, insanların “sizi biz göremiyoruz, neden kendinizi tanıtmıyorsunuz” serzenişlerinden moral bozukluğuna kapılmamak, derdimizi anlatmaya, insanları yeşil politikaya davet etmeye devam etmek zorundayız.

Türkiye yeşil politikayı da kaybederse, çok şey kaybeder.