Hafta SonuKöşe YazılarıKültür-SanatManşetYazarlar

Yaşar Kemal’in iyilik dünyası

Geçen hafta, 6-7 Mayıs tarihlerinde, bu kez Köln’de harika bir Yaşar Kemal etkinliğine katılma şansı yakaladım. Türkiye-Almanya Kültür Forumu tarafından gerçekleştirilen etkinliğin adı içeriğine ışık tutucu nitelikteydi: Yaşar Kemal’in Anlatı Dünyası: Tehdit Altında Bir Doğa ve Kültür Bahçesi. Almanya Kültür ve Medyadan Sorumlu Federal Devlet Bakanı Claudia Roth’un himayesinde Yaşar Kemal Vakfı, Heinrich Böll Vakfı ve Allianz Kültür Vakıflarının işbirliğinde gerçekleştirilen sempozyum WDR Radyo-TV Kurumunun Funkhaus Wallraftplatz binasında gerçekleşti. Açılış konuşmalarının Türkiye-Almanya Kültür Forumu Yöneticisi Osman Okkan, Yaşar Kemal Vakfı Başkanı Ayşe Semiha Baban ve Almanya Gıda ve Tarım Bakanı Cem Özdemir tarafından yapıldığı sempozyuma ek olarak, 6 Mayıs akşamı Ludwig Müzesi’nde ‘Yaşar Kemal: Ülkesinin Ozanı ve Tarihçisi’ adlı bir film gösterimi ve ardından yapılan söyleşiyle 7 Mayıs akşamı Zülfü Livaneli bestelerinin seslendirildiği bir konser[1] de gerçekleştirildi.

Sempozyumda Yaşar Kemal’in eserleri pek çok açıdan masaya yatırıldı. Toplumsal vicdan açısından Bachtiyar Ali, Zehra İpşiroğlu, Lucien Leitess (moderasyon Gerrit Wustmann); gazetecilik açısından Yasemin İnceoğlu, Ahmet İnsel, Kenan Mortan (moderasyon Ragıp Duran); doğa ve ekoloji açısından Ali Dönmez, Ufuk Özdağ, Buket Uzuner ve ben (moderasyon Zeynep Oral); iki dünyanın yazarı perspektifinden Arzu Öztürkmen, Norbert Mecklenburg (moderasyon Ragıp Duran); ilhamlar, izler ve yeni vizyonlar perspektifinden Helga Bohne Dağyeli, Baker Schwani, Hüseyin Erdem (moderasyon Osman Okkan) harika sunumlar yaptı. 6 Mayıs akşamı Ludwig Müzesi’nde yapılan film gösteriminin ardından yapılan söyleşiye yine Osman Okkan’ın moderasyonunda Zeynep Oral, Zehre İpşiroğlu, Max Lucks ve ben katıldım.

Dolu dolu geçse de iki gün, kuşkusuz, Yaşar Kemal’in çok boyutlu ve geniş kapsamlı anlatı dünyasını tam olarak anlamak için yeterli değildi. Buna karşın, pek çok özgün yaklaşımın ortaya konulması açısından yararlı ve öğretici bir etkinlikti. Umarım Türkiye-Almanya Kültür Forumu bu etkinlikle ilgili yazılı ve görsel yayınları bir an önce hazırlayarak ilgilenenlerin dikkatine sunar.

Yaşar Kemal ve Havva Ana

Yukarıda sözünü ettiğim söyleşide de anlattığım anekdotlardan biri Yaşar Kemal’in çocukluğuna ait. Bu anekdotu, bir sonraki yazımda ele almaya çalışacağım ayrımcılık tehdidi ile ilgili yazıma dayanak oluşturması amacıyla burada da aktarmak istiyorum.

Yaşar Kemal’in doğup büyüdüğü Hemite köyünde çok fazla kartal olur ve kartallar köydeki civcivleri avlarmış. Köylülerden İsmail Ağa da kartalları. İsmail Ağa’nın vurduğu bir kartalı Yaşar Kemal diğer çocuklardan kaçırıp tedavi etmek için eve getirmiş.[2] Köyün şifacısı Havva Ana ile çeşit çeşit otlardan yaptıkları merhemlerle kartalı iyileştirmişler. Havva Ana ile Yaşar Kemal iyileşen kartalı köyün dışında dağlık bir yere götürüp salmışlar. Havva Ana kartalın arkasından şöyle seslenmiş: “Bak, bir daha köye gelip civcivleri kapma, olur mu?”

Yaşanmış bir öykü ancak bu kadar güzel olabilir. Bu öyküde zararlı olarak görülen bir hayvanla kurulan empati var, o hayvanı tedavi etmek için gösterilen çaba var, bitkilerin sağaltıcı gücü var. Ancak hepsinden önemlisi iyiliğe olan inanç var. Hem Havva Ana hem de onun kanatları altındaki Yaşar Kemal kartalın kendine yapılan o iyiliği unutmayacağını, dahası diğer kartallara da anlatacağını ve iyiliğin yayılacağını düşünüyorlar; düşünmekten öte buna inanıyorlar. Yaşar Kemal şöyle diyor, bu olayı anlattıktan sonra:[3]

“Havva Ana iyiliğe güveniyordu. Bu kuş bir daha köye inip civcivleri kapmayacaktı. Bizim bu iyiliğimizi de öteki kuşlara kesinlikle söyleyecekti. Onlar da civcivleri kapmayacaklardı.”

İyiliğe inanmak, ona güvenmek. Pek çok okuyucuya böyle bir çağda aptalca görünse de hem insanlığın hem de gezegenin kurtuluşu bence bunda saklı. Saf insan, diğer bir söyleyişle insanın özü iyidir. Doğal insan iyidir. Kötü olan insanın o saf, doğal özün etrafına ördüğü kabuklardır. Bu yazıyı yine büyük ustanın sözleri ile tamamlayıp haftaya kaldığım yerden devam edeyim. Bu kez alıntı ilk kez 1978 yılında yazılmış olan Kuşlar da Gitti’den:[4]

“İnsanlıktır bu… Kat kattır, en sağlam, en güzel mücevheri en alttadır, soydukça insanlığı, kabuğundan soydukça, bir kat, iki, üç, dört, beş kat, gittikçe aydınlanır insanlık, güzelleşir. Çirkin olan insanlığın en üst kabuğudur. Adam olan hem kendi kabuğunu, hem insanlığın kabuğunu durmadan soymaya çalışır. Soydukça ortalık aydınlanır, soydukça…”

*

[1] Piyano: Henning Schmiedt, Bas: Tevfik Rodos, Bağlama: Erdem Şimşek, Soprano: Ezgi Görkem Yıldırım, Çello: Zafer Zencirli.
[2] Yaşar Kemal yazınını bileler benzer bir olayın Al Gözüm Seyreyle Salih’te de olduğunu hatırlayacaktır.
[3] Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor: Alain Bosquet ile Görüşmeler. Yapı Kredi Yayınları, 2019, 9. Baskı, s.44.
[4] Yaşar Kemal; Kuşlar da Gitti. Yapı Kredi Yayınları, 2019, 32. Baskı.

 

Kategori: Hafta Sonu