Yazarlar

Üniversiteler ve Futbol tribünleri – Halil İbrahim Gürel

0

Toplumların “afyonu” futbol ile “aydınlanma kurumu” üniversiteler denetim amacıyla nasıl birleştirildi?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın futboldaki şiddet olaylarıyla ilgili sorulan soruya “statlardan ve üniversitelerden özel güvenliği çıkartacağız” cevabını vermesi günlerdir çeşitli tartışmalarla hâsıl oldu. Üniversitede akademisyenlere, futbol alanında ise yöneticilere sorulan sorularda iki alandan da ortak tavır geldi; “Eğer polis girerse, işler daha fazla karışır”. Bu sözler, yöneticiler ile özel güvenlikçiler-polis özelinde tartışılırken, konunun asıl muhatapları olan taraftarlara ve öğrencilere kimse bir şey sormuyor. Türkiye’de bir mesele tartışılırken, “bürokratların/siyasilerin/yöneticilerin görüşü esastır” yaklaşımı en ücra kurumlara ve kişilere kadar nüfuz etmiş durumda.

İnönü stadının kapanış maçı olan Gençlerbirliği maçı öncesi, Beşiktaş semtinde yaşanan olaylar fotoğrafın anlaşılırlığını kolaylaştırabilir. Reyhanlı saldırılarının yaşandığı gün Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisinde konuyla ilgili açıklama yapılırken, arka fondan gelen taraftarların protesto sesleri sonrası İstanbul Valisi Hüseyin Çapkın’ın yüz ifadesi değişiyor. Çok geçmeden, Beşiktaş’ta toplanan taraftarların arasından geçen polis hava iki el ateş açıyor ve ardından polisin “TOMA” araçları ve biber gazları ile gelenekselleşmiş müdahalesi başlıyor.

ODTÜ’deki Reyhanlı saldırısına dair protestolarda, daha önce Anadolu Üniversitesinde ve Muğla Üniversitesinde yaşanan olaylardan sonra da gelenekselleşmiş müdahale tarzına şahit olduk.

Dicle Üniversitesindeki müdahalelerde ise danışıklı dövüşün polis ile Hizbullah’a yakın öğrenciler arasında olduğu iddiası vardı. Tribünlerde ve üniversitelerde, muktedirlere yönelen protestolarda müdahalenin başkahramanları hep polis oldu. Bu yıl gerek tribünlerde, gerekse üniversitelerde yaşanan olayların bir dökümünü çıkarsak, polisin olaylardaki rolü ile özel güvenliğin rolünü karşılaştırsak, tartışmasız polisin müdahalesi ağır basar. Son yıllarda futbol taraftarları ile öğrencileri, stadyumlarla üniversiteleri birleştiren bir şey var; muktedirlerin protesto edilmesi ve çeşitli toplumsal olaylara tepkiler geliştirilmesi.

Güç ve iktidar mücadeleleriyle anılan, eğlence/oyun halinden çıkarak, toplumsal yapıdan bağımsız olmayan, merkezileşmiş bir kurallar bütününe tabii kılınan futbolun hali ile, üniversitelerin ve aktörlerinin hali bu konuda uzlaşır durumdadır. Boş zaman etkinliklerinin oyun halinden çıkarak, iktidarın denetim mekanizmalarından biri haline dönüşmesi, “Futbol toplumların afyonudur” sözüyle futbolun özdeşleştirilmesi, bu tür olaylardan sonra aslında durumun pek “afyon” olmadığını göstermektedir.

Televizyon, sinema, müzik, formel eğitim gibi alanlardan tanımlanan kültür endüstrisinin ve kültür yönetiminin spor alanında var oluş hali, devletin güç aygıtı olan polisler ile taraftarların çatışmasına, eğitim alanında var oluş hali ise üniversitelerde, polis ile öğrencilerin çatışmasına dayanıyor. Futbolun bir afyon olmasına, denetim ve yönetim aracı haline getirilmesine karşı çıkmanın nelere kadir olduğunu yukarıdaki olaylar özetler nitelikte. Beklenen taraftar ve öğrenci tipi bireyselleşmiş, kolektif bir çabası olmayan, yalnızca bulundukları alandaki piyasanın birer tüketicileri olacak bireylere odaklanmışken, bu arayışın makine dişlilerini bozan taraftarların ve öğrencilerin olması, güç ve iktidar alanında ipleri daha fazla sıkmanın koşulunu dayatıyor.

Her şeye rağmen, kötü giden bazı meselelere dair durdurulamayan protestolar, bilim alanı olan üniversiteleri, boş zaman etkinliği olan futbol tribünlerini, tüketim ve piyasa nesneleri halinden çıkarıp, birer politik özne haline getiriyor. Üniversiteler geçmişten bugüne politik mücadele alanıyken, futbol tribünlerinin de giderek politikleşen, ideolojik bir mücadele alanına dönüşmesi tesadüf değil.

Galatasaray taraftarının TT Arena açılışında Başbakanı ve TOKİ Başkanını protestosu, ardından muktedirlerce gösterilen tepkiler, Fenerbahçe taraftarlarının Reyhanlı saldırıları sonrası derbide hükümeti istifaya davet etmesi, Gençlerbirliği maçı öncesi Beşiktaş taraftarlarına 1 Mayıs’taki müdahaleleri aratmayan biçimde müdahale edilmesi bu ideolojik ve politik mücadele alanlarının nasıl biçimlendiğini gösterir vaziyettedir. Denetim ve güç hakkının polise devredilmesi düşüncesi de bu olaylardan bağımsız değildir.

Üniversitelerdeki müdahaleler ile, tribünlerdeki müdahalelerin benzerliği gazlar ve tazyikli sularla görünürken, bu iki alanın taşıdığı dinamik, toplumsal olaylara dair protestoların ve tepkilerin olanağında birleşiyor. Gündeme gelen denetim değişikliği, yaşanan olayların içeriğine bakıldığında, ideolojik ve politik olarak nerelere dayandığını özetler niteliktedir. “Toplumların afyonu” futbol ile, “ilim-irfan yuvası” üniversitelerin birlikte anılması tesadüf değil, şeylerin özüne en yakın formda göründüğünün bir ispatıdır. Ulus Baker’in dediği gibi; “Her durumda futbol bir yaratıcılık alanıdır ve bu bakımdan sanattan, felsefeden, sinemadan aşağı kalmaz.”

 

Halil İbrahim Gürel

Muğla Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğrencisi, Beşiktaş taraftarı

twitter.com/gurelhalil


 

Kategori: Yazarlar

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.