Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Tohum hiç parayla satılır mı?

Tahmin edeceğiniz gibi bu cümleyi bir hükümet yetkilisi söylemedi, tarımdan sorumlu bakan hiç değil!  Söylemesi gerekenler onlardı ama değil ne yazık ki..

Buğday Derneği‘ni, yeşil  feminist aktivist ve bir televizyon program yapımcısı olarak 90’lı yıllardan beri hep takip etmişimdir. Victor Ananias‘la  Galatasaray Lisesi’nin karşısındaki ekolojik, doğal ürünler dükkanda ilk röportajı yapıp onu tanımak, yine televizyonda ilk yayınlayan  yapımcı onurunu taşımak  en güzel ödül oldu benim için. O yıllarda  çevre bilinci televizyon yapımcılarında  henüz çok gelişmediğinden her gün yayınlanan bir canlı kuşakta “Gündemde Çevre Var’ adıyla bir köşem vardı.O gün-bugündür Buğday Derneği’nin ( www.bugday.org) bu ülke için ne kadar önemli olduğunu bilirim ve sık sık bültenlerini  okurum.

Geçtiğimiz günlerde yeni bir yazı dizisine başladılar, aslında yazı demek doğru değil, küçük öyküler demek gerekir, zaten adı da “Tohum Hikayeleri”...  Bu hikaye dizisinin ilkinin  tanıtımı şu cümlelerle başlıyor:

“Atalık tohumları yaşatmak için çalışan, onları eken ve çoğaltan güzel insanlar var bu topraklarda. Tohum Hikayeleri serimizde sizlere, onların tohumları bulma, ekme ve çoğaltma öykülerini anlatacağız.”

Öyküyü okuyunca aslında bu dünyanın birkaç iyi insanın omuzlarında hala var olabildiğini anlıyorsunuz. Dizinin ilk kahramanı Mustafa Alper Ülgen ve Saz çavdarı. Bu küçük hikayeyi anlatmayacağım, tadına varmanız için okumanız gerekir. Sadece yazıma adını veren cümleyi söyleyen Hatice Nene’den söz edeceğim.

Mustafa bey aradığı ve yok edilen  çavdar tohumunu bulmak için son ümit gittiği Dedeler Köyü’nde seksenlerinde bir çift Mehmet Dede ve Hatice Nene’nin evinde bulur tohumluk çavdarı. Mehmet Dede, kendisinin ekeceği kadar ayırdığı için vermek istemez ama Hatice nenenin “Hacı bir teneke vereceksin bu çocuklara, onlar da eksin. Seneye tohum istersen bize verirler, hem tohum vermek sevaptır, tohum kutsaldır, geri çevirmek ayıptır” sözleri üzerine alabilirler tohumu. 

Karşılığında para teklif ettiklerindeyse Hatice Nene’nin “Tohum hiç parayla satılır mı, ayıptır, günahtır” cümlesini, ben de bu ülkede yerel tohumumuzu yok eden, satılmasını bile engelleyen, bırakın satılmasını, tekrar tekrar tohum alamayacağınız hibrit tohumları savunan, daha beş yıl önce 202 milyon dolarlık tohum ithal eden  yetkililere ithaf ediyorum.

Bir TV kanalındaki haberlerde, davudi bir erkek sesiyle sunulan ‘Doğrusu ne” çok hoşlarına gitmiş ki, Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü de ‘Tohumda doğru bilinen yanlışlar” başlığıyla  tarımorman.gov.tr de bir  savunma sayfası hazırlayarak Hatice Neneden daha doğru yaptıklarını ispatlama çabasındalar. Aklınızla bir kez daha dalga geçilmesini isterseniz benim gibi girin inceleyin . Bir kaçı  yetecektir zaten:

“Hibrit tohumlardan elde edilen ikinci nesil tohumların ekiminde, yine doğal bir olay olarak melezlemeden geriye dönüş olduğundan, verim ve kalite açısından bazı kayıplar olabilecektir. Dolayısıyla hibrit tohum hiç döl vermeyen kısır tohum demek değildir. Bu yüzden amacına göre elde edilen vasıfların kaybolmaması için, hibrit tohumların her yıl yenilenmesi tercih edilmektedir” 

diyorlar. 

Çok kötü niyetliyiz, çiftçinin her yıl yeni tohum alması çokuluslu ve özel şirketlerin cebine para girmesi için değil, tohumun vasfının kaybolmaması için. Ahhh Hatice Nene , Mehmet Dede, sizler senelerce saklayarak ve her yıl o tohumdan yeniden yeniden üreterek yanlış yapmışsınız!

Yerel çeşitlerin herhangi bir kontrolden geçirilmeden ve tohumlarla ilgili belirlenen standartlara uygunluğu tespit edilmeden çiftçilere satılması, çiftçilerin karşılaşabileceği mağduriyetler sebebiyle yasaklanmıştır.”

diyorlar.

Mağduriyetin anlamını  endüstriyel üretim yapanlar değil de bir de çiftçiler anlatsa…

“Kamu ve özel sektör kuruluşları tohum üretip ihraç etmenin yanında, geliştirdikleri çeşitlerin üretim haklarını diğer ülkelere satarak teknoloji ihraç etmektedir.”

diyorlar.

Ne kadar kötü niyetliyiz ! Aslında tohumlarımızı peşkeş çekmiyoruz, teknoloji ihraç ediyoruz.  Zurnanın Zırrtt dediği yer. Daha yazacak çok şey var ama akıl sağlığımı korumam gerekli….

*

Not: Tohumlarını çeyizinde getirip günümüze taşıyan kadınlara haksızlık etmemek ve cinsiyetçi  dil kullanmamak için “Atalık Tohum” yerine “Yerel tohum” demek gerekli.. Malum ATA’lar hep erkek

                           

Olanca kötülüğün, karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.”

  Hannah  Arendt 

Kategori: Hafta Sonu