Editörün SeçtikleriEkolojiManşetSağlık

Şirket ÇED’in sınırlarından dolanırken Aslanyaka’da toz dumana karıştı

0

Muğla‘nın Milas ilçesine bağlı Aslanyaka‘da canlı sağlığı, zeytinlikler ve ormanlar için 2005’ten bu yana bir kalker ocağı tehdidi hakim. 2015’te durdurulan tehdit Mart 2022’de yeniden ortaya çıktı.

“Burada yaşayan vatandaşların hepsi tepkili. Çünkü geçmişte on yıl bunun zararlarını görmüşler; yaşayarak tecrübe etmişler. Birçok aileden de kanser olan çok insan var. Yörede de slikozisten çok hasta olan oldu. 200 metre mesafede zeytinlerim var benim. Zeytinlerim 2005’ten 2015’e kadar yıl yıl verimden düştü.”

Bu sözler köyde geçimini tarımla sağlayan Mehmet Polat‘a ait.

Fotoğraf: Mehmet Polat

ÇED’in sınırında duran şirkete ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı

Tesis Çaba Mobilya Sanayi İnş. Toz. Gıda. Tic. M. T. İ.İ. Ltd Şti.’nin. Mart 2022’de şirketin Kırma Eleme Tesisi ve Kalker Ocağı Kapasite Artırım Faaliyeti talebi sonrası ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir’ kararı çıkıyor.

ÇED yapılması için gerekli tutulan alan boyutunda 25 hektarın üzerinde olma şartı aranıyor. Şirketin alanı ise tam olarak sınırda tutulmuş: 24,57 hektar.

Askı sürecinin kısa tutulduğunu belirten Polat, bölgeden 10 kişiyle birlikte 1 Nisan’da hem yürütmeyi durdurma hem de ruhsatın iptali için dava açıyor.

‘Bu biraz mevzuattan kaynaklanan bir süreç’

Kapasite artırımına Muğla Valiliğince verilen ‘Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Gerekli Değildir’ kararına karşı dava sürüyor. Ancak şirketin girişimleri devam ediyor.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası  Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Yüksel, tesisin kaldığı 24,57 hektarlık sınıra işaret ederek “Türkiye’de böyle mevzuatlar ne yazık ki yapılıyor. Kanunun belirlediği sınırları ne yazık ki böyle kullanabiliyorlar. Normal şartlarda bütün işletmelerin ÇED’e başvurması gerekir, diye düşünüyorum; düşük veya büyük kapasite… Bu biraz mevzuattan kaynaklanan bir süreç. Zaten Türkiye’de iki tane sorun var; birisi mevzuattan istisnalarla dolanılması, ikincisi de denetim sorunu” diyor.

Prof. Dr. İbrahim Akkurt: Akciğer kanseri riski

Polat babasının kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) hastalığından muzdarip olduğunu, bölgede de solunum yolu rahatsızlıklarının yaygın olduğunu söylüyor.

Söz konusu rahatsızlıklarla taş ocağı faaliyetlerinin ilişkisini sorduğumuz İş ve Meslek Hastalıkları ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Profesör Doktor İbrahim Akkurt, şunları söylüyor:

“İlişkili olabilir. [Tesisle] Çok yoğun toz ortaya çıkacaktır. O toz maruziyeti, nonspesifik toz olsa bile yani silika, silikatlar olmasa dahi hava yollarında, bronşlarda, tahrişe sebep olur. Tekrarlayan bronşları KOAH’a sebep olur. Çok yoğun maruziyet olacaksa eğer, ki o dönemlerde olur, akciğerde hava yollarının dışında, parankim dediğimiz havalanmanın olduğu ortamlarda birikmeye sebep olur. Silikozis vb. pnömokonyozlara, yani akciğerin toz hastalıklarına sebep olur. 1997’den beri Dünya Sağlık Örgütü’nün Kanser Araştırma Enstitüsü tarafından silika ve silikatlar kanserojen statüsündedir. Maruziyetler çok yoğun olursa zaman içerisinde o bölgede akciğer, bronş kanserleri gelişmesi büyük risk halindedir.”

Vatandaşlar Temmuz’da şirketin kepçelerinin önünde durarak faaliyetlerine engel oldu.

Polat köylülerin yıllara yayılan sağlık problemlerini şöyle anlatıyor:

“Köylüler yaşadıklarını hep şikayet ediyorlardı zaten. Kimileri hasta oldu. Vefat edenler, uzun süre tedavi görenler oldu. O tozdan ve partiküllerden kaynaklı kanser vakalarının da arttığını köylüler kendileri söylüyorlardı.”

Gürültü, toz emisyonu, hava kirliliği, atık ve niceleri…

Tesisin işletilmesi durumunda çevrede oluşturacağı tahribatı ise Polen Ekoloji’den Çevre Mühendisi Sultan Gülsün şöyle anlatıyor:

“Taş ocaklarının gürültü, titreşim, toz emisyonu, iyonlaştırıcı radyasyonun yoğunluğu ve nüfuz edilebilirliği noktasında potansiyel zararlılıkları söz konusudur. Düşük mahsul verimi, atık materyalin artışı/taşınması/bertarafı ile emisyon üretilmesi, bitki örtüsünün ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, havadaki toz parçacıklarının hava kirliliğine yol açması, doğal drenaj sistemlerinin etkilenmesi, toprak erozyonu, akarsuların siltlenmesi, gürültü ve titreşimin zamanla bina, köprü vb. yapıların çökmesine neden olabilecek mikro çatlaklar oluşturabilmesi taş ocaklarının çevresel riskleri arasındadır.”

Bir zamanlar Aslanyaka: Önceden bal yetiştirilirdi, şimdi zeytinlerimiz vermiyor

Makina Öğretmeni olan Polat çocukluğundan beri yaşadığı köyünü, yeşil alanı taş ocağı tehlikesi altında olan Aslanyaka’yı, şu sözlerle anlatıyor:

“Aslanyaka dağınık bir yerleşim alanına sahip. Nüfusu ortalama yüze yakın. 30 tane hane var. Köylüler geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlıyor. [Taş ocağına] 200 metre mesafe alanında zeytinlikler var. O alan komple zeytinlerle çevrili. Sadece güney kısmında ormanlık alan var ve çam onlar da. Orada önceden bal yetiştirilirdi; oyma kovanlarla babam da bal yetiştirirdi. Çocukluğumdan biliyorum. Bal üretirdi ve o balı satardı. Böyle bir şeyi [taş ocağını] on yıl yaşadık ve dolayısıyla müthiş bir zararı var. Yaşam alanımız tozun içinde kalıyor. Tozdan meyvelerimiz, zeytinlerimiz vermiyor. ”

Öte yandan Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Kanun ve bu kanunla ilgili değişiklikler kapsamında zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapımı ve işletimine izin verilmiyor.

Fotoğraf: Mehmet Polat

İki günde bir dinamitli patlatma yapılacak

Faaliyet süresince dinamit kullanılacak olan tesiste yılda 150 patlatma yapılacağı öngörülürken bu rakam 954 bin 720 kilogram patlayıcıya karşılık geliyor. Bu da iki günde bir patlatma yapılması demek.

Patlatmalar sırasında atmosferde toz emisyonu gerçekleşiyor. Aynı durum malzemenin çıkarımı, taşıması ve yüklenmesi süreçlerinde de söz konusu.

Ek olarak iş günleri içinde sekiz saat boyunca patlatmalarda en yakın mesafede bulunan 205 metre ötedeki evde yaşayanlar için 63,43 desibellik sürekli bir gürültü anlamına geliyor.

Kalker ocağı bölgesinde kesilen çam ağaçları. Fotoğraf: Mehmet Polat

Çevre Mühendisi Sultan Gülsün patlayıcı madde ve gürültüye ilişkin olarak şunları söylüyor:

“Taş ocağı endüstrisi gürültülü bir endüstridir. Birincil kırıcılar için 85-105 dB(A) ve el aletleri için 105-110 dB(A) arasında ses üretimi söz konusudur. Uzun vadede yüksek düzeyde gürültüye maruz kalmanın temel sağlık etkisi gürültüye bağlı işitme kaybıdır.

Madenlerde, taş ocaklarında, kereste fabrikalarında, tekstil fabrikalarında, matbaalarda ve diğer birçok yerde çalışan işçilerin tolere edilen seviyelerden çok daha yüksek gürültü üreten makinelerle çalıştığını ve bu nedenle çalışanları potansiyel işitme kaybına maruz bıraktığını görmek mümkündür.”

Hayvanlar için de tehdit oluşturuyor

Taş ocaklarının oluşturulması esnasında doğal bitki örtüsünün kaldırılmasının da söz konusu olduğunu söyleyen Çevre Mühendisi Gülsün, taş ocaklarının hayvan su kaynakları üzerindeki etkisine ilişkin ise şu ifadeleri kullanıyor:

“Hayvanların patlayıcıların depolandığı alanlarda bulunabilmesiyle patlamada canlarını kaybetme riski vardır. Bu sadece mevcut hayvan hayatı kaybına yol açmakla kalmaz aynı zamanda bitkiler ve su habitatları yok edildiğinden dolayı büyük bir biyoçeşitlilik kaybına da yol açar.

Ekolojik olarak önemli olarak belirlenen arazilerde bulunan taş ocakları yüzey suyunun ve yeraltı suyunun mevcut hareketini bozar; doğal su dolumunu kesintiye uğratır; içme suyu miktarının düşmesine yol açabilir. Akiferin zarar görmesi de dahil olmak üzere sahadaki su kalitesinde potansiyel bozulma görülür”.

Yedi yıllık sessizlik son bulurken köyde endişe hakim

2015’te şirketin tesisi kapatarak malzemelerin hepsini kaldırdığını 2015 ile 2020 aralığında hiçbir çalışma yapılmadığını aktaran Polat, terk edilen alanda da çöplük olan yerler olduğunu söylüyor.

26 Temmuz’da şirket Aslanyaka’ya yol yapım çalışması adı altında iş makinalarını soktu.

Fotoğraf: Mehmet Polat

Yöre halkı kepçelerin önünde durarak şirketin faaliyetine engel oldu ve akabinde şirket hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Polat o anları şöyle anlatıyor:

“Anayoldan ayrıldığı nokta benim arazimin içinden geçiyor. Burada çalışamazsınız dedim. ‘İleride çalışalım’ diye öneriler getirdiler. ‘Mahkeme devam ediyor. İleride de çalışmanıza müsade etmiyorum’ dedim. Sonra köylülerle birlikte toplandık, Akbelen’den, Muğla Çevre Platformu’ndan (MUÇEP) dostlarımız geldi; bunu yapamayacaklarını anlattık.”

Nisan 2022’de açılan davanın ardından mahkeme tarafından bilirkişi istenmesi üzerine, bilirkişi heyeti keşif gerçekleştiriyor.

‘Saydım; on tane yaşlı çam doğramışlar’

Fotoğraf: Mehmet Polat

Heyetten Orman Mühendisi olan bir bilirkişiye bölgedeki ağaç tahribatlarını gösterdiğini, keşifle ilgili umutlu olduğunu söylüyor Polat ve ekliyor:

“Aynı alana çok yakında 10 adet çam ağacı vardı. Ağaçların kesildiğini duyup gitmiştik. Ağaçların kütüklerini taşımışlar. Mart sonunda kestikleri dallarla görünmesin diye kütüklerin üstünü örtmüşler. Saydım; on tane yaşlı çam doğramışlar. Bilirkişiler geldiğinde ormancı olan arkadaşa ağaçların kesildiği bölgeyi gösterdim. Onlarla alanı tamamen gezdik.”

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.