Ana Sayfa Blog Sayfa 584

TTB’den deprem bölgelerinde asbest uyarısı

Türk Tabipler Birliği (TTB), 10 ili etkileyen depremlerin ardından yerle bir olan, özellikle de eski binalardan yayılan asbeste ilişkin bir uyarı metni yayımladı.

Enkazlardan havaya dağılan ve asbest içeren tozlar, enkazın başında yakınlarına ulaşmaya çalışan insanlar, arama kurtarma ekipleri ve enkaz kaldırma ekipleri için de ciddi bir sağlık sorunu oluşturuyor. Kısa sürede tozumalarının engellenmesi ve şehir içlerinden tamamen ve güvenli bir şekilde uzaklaştırılmaları gerekiyor.

Deprem sonrası kimyasal sızıntı ihtimali: Bir ekolojik felaket yaşıyor olabiliriz

Deprem bölgesinde asbest maruziyetini önlemek için, enkazlar profesyonel ekiplerce, sulama ile kaldırılmasını isteyen TTB; “Enkaz çalışmasına maruz kalanların FFP2/FFP3 tipi maske kullanması ve hafriyatın rastgele dökülmesi önlenmeli” dedi. 

TTB’nin duyurusu şöyle:

“Türk Tabipleri Birliği deprem bölgesinde yaşanan ve yaşanacak sağlık sorunlarına dair bilgi paylaşımlarına devam etmekte, alınacak önlemlerle ilgili kamu erkini uyarmaktadır. Arama-kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarında havada uçuşan asbest, bölgedeki yurttaşlarımız için ciddi bir sağlık sorunu olabilecek tehlikeleri barındırmaktadır. Enkaz kaldırma çalışmalarında ortaya çıkan kanserojen lif, asbest ve toksik tozlar, ilerleyen yıllarda kanser başta olmak üzere ciddi hastalıklara neden olabilir.

Bunun önüne geçmek için:

  • Enkazlar profesyonel ekiplerce kaldırılmalıdır. İş makinelerinin çalıştırılma şekli etrafa asbest yayılmasını azaltabilecektir.
  • Tozu dumana katarak yapılan enkaz kaldırma çalışmaları engellenmelidir.
  • Enkaz kaldırma çalışmalarında sulama yapılması kaldırılan tozun etkisini azaltacaktır. Bu nedenle enkaz çalışmalarına sulama eşlik etmelidir.
  • Kaldırılan enkazın döküleceği yerler doğru ve merkezi bir planlama ile belirlenmelidir, rastgele hafriyat dökülmesi engellenmelidir.
  • Enkaz kaldırma çalışmasına katılanların “FFP2” veya “FFP3” tipi maske kullanması, sağlık açısından bir zorunluluktur. Bu bağlamda bu tür maskelerin bölgeye ulaştırılması önemlidir.
  • Pandemi döneminde yaygın kullanıma giren basit cerrahi maskeler bu maddelere karşı koruyucu değildir.

Yeşil Gazete fay hattında

Video haber: Gürcan ÖZTÜRK

*

Sakarya Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Utkucu, Kahramanmaraş’ta yaşanan yıkıcı depremin merkez üssü Pazarcık’ta depreme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan Utkucu, “Deprem sonrası fay hattını kayda almak için fay üzerinde dolaşıyoruz. Mümkün olduğunca kayıt altına alıp gelecek nesillere aktarmak, literatüre kazandırmak istiyoruz” dedi.

Türkiye’de deprem çalışmalarına önem verilmeli’

Fay hatlarını işaret eden Prof. Dr. Murat Utkucu “Bu deprem çok büyük bir deprem. 1999’daki iki depremi toplayıp ikiyle çarparsanız ancak bu deprem edebiliyor. Yaşadığımız felaketin sebebi de bu. Bu bize şunu gösteriyor: Türkiye’de deprem çalışmalarına önem verilmeli. Depremlerin ne kadar stratejik bir hadise olduğu bu hadiseyle tamamen anlaşılmış oldu. Yüz senede de olsa bu coğrafya, Anadolu coğrafyası, böyle büyük felaketler, büyük depremler yaşıyor. Büyük dediğim; büyüğün de büyüğü. Buna göre hazırlıklı olmalıyız” ifadelerini kullandı.

İstanbul’da incelenen betonlardan gazete, tahta ve köpük çıkıyor

Maraş depreminde yaşanan büyük yıkımın sonrasında İstanbul’da yapı malzemesi ve zemin kontrolü yapan laboratuvarlara başvurular yüzde 90 oranında arttı. İncelenen bazı beton numunelerinde gazete kupürü, strafor köpük, tahta gibi malzemelere rastlandı.

Kadıköy’de inşaat faaliyetlerine devam edilen yapılar ve halen içinde yaşanan binalarla ilgili belediyeye yapılan yoğun başvurularda alınan numunelerin deprem risk tespitine yönelik incelemeleri gerçekleştiriliyor.

Kadıköy Belediyesi‘ne ait laboratuvarda, çoğunluğu eski binalardan alınan  numunelerde deniz kabuğu ve deniz taşı; bazı hatalı uygulamalar gerçekleştirilmiş yeni inşaatlara dair örneklerde ise gazete kupürü, strafor köpüğü, tahta gibi malzemeler bulundu.

Laboratuvar yetkilisi: Standartlara uygunluk söz konusu değil

Merkezdeki yetkililer, eski binaların yanı sıra yeni binalar için de başvuruların arttığını bildirdi.

Beton ve Zemin Laboratuvarı sorumlusu Menekşe Perdi, “Kat sayısına göre değişiklik gösterse de genelde yapıların bodrum ve giriş katlarından örnek alıyoruz. Yapılarında ciddi anlamda çatlak, betonda patlama görenler dilekçe ile müracaat ettiklerinde, yetkililer noktada inceleme gerçekleştiriliyorlar. Eski binalarda, standartlara uygunluk söz konusu değil” diye konuştu.

AFAD: Depremlerde yerkabuğunda 7,3 metrelik yer değişimi oldu

AFAD Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Orhan Tatar, “İki deprem sonucunda yer kabuğunda şu ana kadar elde edilen gözlemlere göre, 400 kilometrenin üzerinde bir yüzey kırığının oluştuğunu biliyoruz. Sahadan gelen bilgiler ışığında yerkabuğundaki kaymanın 7 metre 30 santime kadar olduğu bilgisi var” dedi.

AFAD Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında; Maraş merkezli 10 ili etkileyen depremlerin, Anadolu coğrafyasının son 2 bin yılda yaşadığı en büyük depremlerden olduğunu, etki sürelerinin de iki dakikalık zamana yayıldığını kaydeden Tatar, “Yer kabuğu 2 dakikalık süre boyunca her 2 deprem sırasında çok ciddi şekilde sarsıldı. Her 2 depremin derinliği 8,5 ile 10 kilometre arasında değişiyor. Yer kabuğunda 3-4 metreye varan yer değiştirmelerin, dün sahadan gelen bilgiler ışığında 7 metre 30 santime kadar olduğu bilgisi var. Yaklaşık 7,5 metre civarındaki deformasyon, bizim son 2 bin yılda yaşadığımız ve bir deprem sonucunda ortaya çıkan en büyük deformasyona karşılık geliyor” diye konuştu.

Artçı sayısı 3 bin 858

Tatar, Doğu Anadolu Fay Zonu üzerindeki 5 ayrı parçanın deprem sonucu kırıldığını anlattı:

“Bu depremin yüzey kırığı, sahada yapılan şu ana kadarki çalışmalara göre hemen Hatay’ın kuzeyinden başlayıp, Hassa, Kırıkhan şeklinde devam edip, oradan Pazarcık, Gölbaşı ve kuzeydoğuya doğru devam ediyor. Doğu Anadolu Fay Zonu’nun kırılan parçaları; Amanos, Gölbaşı Pazarcık, Erkenek, Çardak Göksun segmentleri olarak belirtilebilir. Şu ana kadar baktığımızda toplam artçı sayısı 3 bin 858. Bu çok ciddi bir rakam. Şu an konuştuğumuz dakikalarda bile artçı sayılarının 3 bin 900’ü aştığını söyleyebiliriz. Bunların 3 ile 4 arası büyüklükte olanlarının sayısı 1253. 4 ile 5 arası büyüklükteki artçı sarsıntıların sayısı 394. 5 ile 6 arası büyüklükteki artçı sarsıntıların sayısı ise 38. Bundan 3 ay önce meydana gelen İzmir depreminin büyüklüğü 4.9, daha sonra Düzce’de meydana gelen depremin büyüklüğü 5.9’du. Bu 2 büyük depremden sonra çok sayıda İzmir ve Düzce depremi büyüklüğünde artçı sarsıntılar yaşıyoruz.”

’30 katrilyon jul enerji açığa çıktı’

Tatar depremlerin 110 bin kilometrekarelik alanda etkili olduğunu aktardı:

“Bu depremler birçok Avrupa ülkesinin yüz ölçümünden daha büyük. Artçı sarsıntılar devam ediyor. Halen bölgede çok sayıda yıkılmamış ağır hasarlı ya da orta hasarlı binalar var. Dolayısıyla vatandaşlarımızın bu binalardan uzak durması çok büyük önem taşıyor. 4 ve üzeri veya 5 ve üzeri meydana gelebilecek artçı sarsıntıların sonrasında özellikle yıkılmamış olan binalarda da yıkımlar gerçekleşebilir. Buralardan vatandaşlarımızın uzak durmasında çok büyük yarar var. Bu 2 deprem sonucunda yer kabuğunda şu ana kadar elde edilen gözlemlere göre 400 kilometrenin üzerinde bir yüzey kırığının oluştuğunu biliyoruz. Ortaya çıkan enerji çok büyük. Baktığınızda kabaca 30 katrilyon jul enerjinin açığa çıktığını söyleyebiliriz.”

Tarkan’dan isyan: İhmalkarlığın bedelini bu millet canıyla ödedi

Maraş merkezli iki depremin, 10 ilde yarattığı büyük yıkım sanat dünyasını da harekete geçirdi. Pek çok sanatçı tepkilerini, üzüntülerini sosyal medya üzerinden açıkladı, evlerini depremzedelere açanlar, yardım kampanyalarına katılanlar, evsiz -kimsesiz kalan çocukları korumaya alanlar oldu.

Ancak sanat camiasının da içinde bulunduğu, başta depremzedeler olmak üzere Türkiye’nin her yanından insanlar, liyakatsizlik, ihmal, arama-kurtarma çalışmalarının geç başlaması, koordinasyonsuzluk haline büyük tepki gösterdi.

Son olarak “Milletimiz bunu hak etmiyor” başlığıyla sosyal medya hesabından bir duyuru yapan şarkıcı Tarkan Tevetoğlu, “Deprem ülkesi olan memleketimizde yetkili merciler bilim insanlarının uyarılarına kulak verseydi ve gerekli önlemler önceden alınsaydı, depremin verdiği tahribat bu boyutta yaşanmayacaktı. İhmalkarlığın bedelini bu millet yine canıyla ödedi” dedi.

‘Ölümlerden sorumlu olanlar değil, yardıma koşanlar ateşe veriliyor’

Yetkililerin samimi bir üzüntüyle hatalarını ve ihmalkarlığını kabul etmek yerine yardıma koşanlara tepki göstermesini “inanılır gibi değil” diye niteleyen Tarkan şunları yazdı:

“Milletçe içimiz yanarken, herkes tek yürek olmuşken, arama kurtarma ekipleri, sivil toplum kuruluşları ve vatandaş, günlerce canla başla, umutların sönmemesi için mücadele verirken, yetkililerden kimse samimi bir üzüntüyle, elini kalbine, vicdanına koyup kabul etmiyor bu sonucun hatalarını, ihmalkarlığını. Aksine binlerce insanın ölümünden sorumlu olanlar değil, yardıma koşanlar ateşe veriliyor. İnanılır gibi değil.

Çok yazık… Milletimiz bunu hak etmiyor”

Hatay Valisi hakkında suç duyurusu: Suç delillerini yok etmeye çalıştılar

Hatay Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün yıkılan binasının yanında bulunan Yapı Denetim ve Yapı Malzeme Şube Müdürlüğü’nün tek katlı binası hakkında Hatay Valiliği tarafından çıkarılan yıkım kararıyla ilgili suç duyurusu yapıldı.

Binayla ilgili Valiliğin çıkardığı yıkım kararının ardından, Hatay ve ilçelerindeki binaların teknik verilerinin bulunduğu yapının bir kısmı yıkılmış, tamamının yıkılması bir grup avukatın çabasıyla durdurulmuştu.

Hatay’da bir garip yıkım girişimi: Delil karartmaya mı çalıştılar?

Avukat Figen Albuga Çalıkuşu, Hatay Valisi Rahmi Doğan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Hatay İl Müdür Yardımcısı Abdullah Çiloğulları, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Hatay İl Müdürü Nizamettin Ülker hakkında Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, ‘Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme’ iddiasıyla suç duyurusunda bulundu.

Albuga Çalıkuşu’nun suç duyurusunda şunlar belirtildi:

“11 Şubat 2023 Cumartesi günü duyarlı meslektaşlarımın Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı Hatay İl Müdürlüğü  ‘tek katlı ve hasarsız vaziyetteki’ binasının yıkılmak istendiğini, bu yıkımı durdurmaya çalıştıklarına dair görüntü ve açıklamalarını paylaşmaları üzerine durumdan haberdar olunmuştur. Ancak tüm çaba ve girişimlere karşın yıkım gerçekleşmiştir. Medyanın canlı çektiği görüntülerde yer aldığı üzere binlerce ıslak imzalı evrak ve klasörler yıkım malzemeleri ile birlikte yok edilmiştir.

Yıkım kararında imzaları bulunanlar;  İl Müdür yardımcısı Abdullah Çiloğulları, İl Müdürü Nizamettin Ülker ve ‘olur’  onayı ile Hatay Valisi Rahmi Doğan’dır. Sonuçta bu yıkım kararı yerine getirilmiş, konunun kamuoyunda tepkiye neden olması üzere Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı bir açıklamada bulunmuştur.

Bakanlık açıklamasından dahi yıkım kararı verilen ve ıslak imzalı evrakların bulunduğu binada bir hasar olmadığı anlaşılmaktadır. Yıkma gerekçesi olarak yandaki binaya ait yangın merdiveninin ek bina üzerine çökme riskinden söz edilmekte devamında ise evrakların dijital ortamda bulunduğunu kaldı ki evrakların arşive taşınacağı açıklaması bulunmaktadır. Yıkım için aciliyeti bulunmayan bina yıkılmış evraklar da arşive taşınmamıştır.”

Dijital ortam güvenli değil

Dijital ortamda evrakların bulunuyor olmasının yeterli bir garanti olmadığını belirten Albuga Çalıkuşu, “Dijital ortama uzman kişiler ile her türlü müdahalenin imkân dâhilinde olduğu bilinen bir gerçektir. Neticede bu yıkım kararı ile taş taş üzerine kalmamış Hatay’ımızın kent hafızasının yok edildiğini gördük” dedi.

“En kötüsü böylesi bir yıkım ve büyük acı varken delillerin yok edilmesi yönünden ısrarlı bir kasıt ve direncin olduğunu da gördük” diyen avukat, şunları kaydetti:

“Bu belgeler dijital ortamda vardır yoktur bu ayrı bir konu ama fiziken mevcut olan kayıtların korunmaması yolundaki irade ve kasıt asıl meseledir. Kaldı ki tüm belgelerin dijital ortama kayıt edilmediği de bilinmektedir.

Dijital ortamda bu belgeler bulunsa dahi yok edilen belgelerin ıslak imzalı kayıtların her biri resmi belgedir ve her biri delil özelliğine sahiptir. Soruşturma başlatılmış olsun veya olmasın işlenmiş bir suç ile ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla ‘suç delilini yok etme’, ‘gizleme’ veya ‘değiştirme’ fiilleriyle ‘delilleri karartma suçu’ işlenmiştir. Acil müdahale edilmesi gereken yüzlerce enkaz varken, içinde insan olmayan tek katlı binanın alelacele resmi belgeler taşınmadan yıkılmasının başka hiçbir geçerli izahı yoktur.”

‘Ciddi bir suçtur, ciddiyetle üzerine gidilmeli’

Figen Albuga Çalıkuşu, suç duyurusunu şöyle sona erdirdi:

“Bu ülke çok acılar gördü ama göz göre gelen böylesi bir felaket ile insanların bu kadar yalnız bırakıldığını görmedi.  Devlet olarak yaraları sarma, vatandaşına karşı mahcubiyet duyup tüm gücü ve varlığı ile telafi etme zamanlarında, Hatay’a ait tüm binaların imar hafızası olan ıslak imzalı tüm resmi belgelerin yok edilmesi ciddi bir suçtur. Bu suçun üzerine de ciddiyetle gidilmesi gerekir ki hem suç işleyenler cezalandırılsın hem de işleyecek olanlar için caydırıcı olsun.

Bu nedenle ismi yazılı şüpheliler ile birlikte başkaca dahli olanlar var ise tümü hakkında soruşturma başlatılmasına ve atılı suçlardan dava açılmasına, dijital ortamda olduğu söylenen tüm kayıtların imajları ile birlikte korunacak şekilde tedbirli olarak emanete alınması yolunda işlem yapılmasına karar verilmesini dilerim.”

Deprem insan seçmedi, peki ya yetkililer?

Video haber: Metin YOKSU
*

Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından 10 il enkaz haline geldi. Enkaz haline gelen yalnızca kentler olmadı. Binlerce vatandaş depremlerde hayatını kaybetti. Binlerce vatandaşın cesedi hala enkaz altında. Bazı vatandaşlar günlerce enkaz altında yaşamak zorunda kaldı, günler sonra ancak kurtarılabildi. Kurtulanlar ise hemen yeni bir mücadeleye başlamak zorunda kaldı. Soğukla ve evsizlikle mücadele etmeye başladı. Vatandaşlar yakınlarının cesetlerini enkaz altından çıkarılmış olmasına, onları defin edebilmiş olmaya sevinir hale geldi. Yüzlerce vatandaş deprem bölgesinden çaresizliklerini duyurmaya çalıştı. Hükümete yakın medya kuruluşları günler sonra kurtarılan vatandaşların haberlerini yaparken “AFAD nerede?” veya “Çadırlar nerede?” diye soran vatandaşlardan mikrofon kaçırıldı.

Kahramanmaraş, Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Küpelikız Köyü ise çaresizliklerini anlattı. Alevi oldukları için mi yardımın ulaştırılmadığını sordu. Yetkilileri çağırdı. Depremin insan ayırmazken yetkililerin kendilerini, köylerini, ayırmış olmasını eleştirdi. Küpelikız Köyü’nden vatandaşlar Yeşil Gazete’ye konuştu:

Afet için Feminist Dayanışma: Mor tır yola çıkıyor

Afet için Feminist Dayanışma Grubu, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin ardından bölgede kadın ve LGBTİ+ bireylerin ihtiyaçlarının yeterince karşlanmadığı ve ihtiyaçlara erişimde ayrımcılığa uğradıklarını belirterek, feminist yardım göndereceğini açıkladı.

Bölgedeki kadın ve çocuklara yönelik destek çalışmalarını feminist bakış açısıyla yürütmeye çalışan grup, önümüzdeki günlerde deprem bölgesine gönderilmek üzere özellikle kadın ve çocuklara yönelik yardım çağrısı yaptı.

Afet için Feminist Dayanışma Grubu, yaptığı çağrıda şu ifadelere yer verdi:

“Deprem bölgesindeki kadın, LGBTİ+ ve çocukların ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığını biliyoruz. İstanbul’dan bölgeye yollayacağımız tırı birlikte dolduralım, feminist dayanışmamızı büyütelim.”

Dayanışma Grubu’ndan yapılan çağrıda özellikle, ped, gebelik testi, kadın ve çocuklar için çeşitli kıyafetler ve hijyen ürünlerine ihtiyaç olduğu vurgulandı.

Grup, yaptığı açıklamada şunları ekledi:

Üzgünüz, kızgınız, öfkeliyiz! Bu yıkımın asıl sorumlusunun deprem değil ihmalkarlık, rant hırsı olduğunu biliyoruz. İlk günden beri farklı şekillerde kadın, LGBTİ+ ve çocuklarla dayanışmaya çalışıyoruz. Deprem bölgesinde özellikli ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığını görüyoruz. Felaketlerin kadınlar ve LGBTİ+’lar üzerindeki katmanlı etkisine ve ihtiyaçlara erişimde karşılaştıkları ayrımcılığa şimdiden tanığız. İstanbul’dan bölgeye yollayacağımız tırı beraber doldurup feminist dayanışmamızı büyütelim.

Katkıda bulunmak isteyen vatandaşların yardım malzemelerini İstanbul’un Beyoğlu, Kadıköy ve Bakırköy ilçelerinde yer alan merkezlere saat 14.00-21.00 saatleri arasında bırakmaları gerekiyor. Mor tır, 19 Şubat’a kadar yardımları toplayarak afet bölgesi için yola çıkacak.

‘İskenderun körfezindeki bir depremle Akkuyu Çernobil’e dönüşebilir’

Dokuz gün önce Türkiye’yi sarsan Kahramanmaraş depremlerinin ardından, afet bölgesi ve çevresinde yer alan güç santrallerine yönelik endişeler nedeniyle gözlerin ilk çevrildiği yerlerden biri Akkuyu oldu.

Jeofizik Yüksek Mühendisi ve TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Erhan İçöz, İskenderun körfezi ve Kıbrıs çevresinde uzanan faylarda enerji birikimi olduğuna dikkat çekerek, riskleri Yeşil Gazete için değerlendirdi.

İçöz, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne dair radyasyon etkisi ve radyoaktif atık sorunu dışında en büyük endişelerden birinin deprem olduğunu ifade ederek, “İskenderun körfezinde Kıbrıs’ın kuzeyine ve güneyine doğru iki çatal halinde bir fay var. Burası da tam Akkuyu’nun karşısı. Bu faylarda da stres ve enerji birikti. Bunların da kırılması halinde bu sefer Akkuyu’nun bulunduğu yerde hem çok ciddi hasarlar oluşabilir, hem tsunami oluşabilir” dedi.

‣ Deprem bölgesinde bir de Akkuyu NGS tehdidi: Faaliyete geçmemiş olması bir şans

Reaktörlerin soğutma suyu ve enerji nakil hatlarının da bir deprem durumunda büyük riskler teşkil edebileceğini aktaran İçöz, “Akkuyu NGS’nin bir şekilde aksamaması gerekir. Çok kısa süreli bir aksama bile burada zincirleme reaksiyonlara sebep olur” diye konuştu:

Diyelim ki bir deprem oldu; Akkuyu’daki ünitelere saatte 220 bin ton su çekilecek. Bu suyun çekilememesi durumunda, o nükleer santralin hayatta kalabilme şansı yok. Bu da korkunç bir felaket getirir, Çernobil gibi olur. Nükleerin radyasyon etkisi, atık sorunu gibi şeyler dışında bir de böyle endişelerimiz var.

Akkuyu NGS’de Ekim 2021’de yıldırım düşmesi sonucu trafo merkezi alanındaki elektrik hatlarının altyapısı zarar görmüş ve yangın çıkmıştı.

Akkuyu NGS’de ne inşaat sırasında atılan adımlar ne de yaşanan gelişmelere dair şeffaf bir tutum sergileniyor. Yeterli bilginin sağlanamaması, sürecin şeffaflıktan uzak yürütülmesi ve sahada farklı alanlarda birçok kaza ve aksaklığın yaşanması, yapılan açıklamalara güvensizlikle yaklaşılmasına sebep oluyor ve endişeleri artırıyor.

‣ Kıbrıs Nükleere Hayır Platformu’ndan Akkuyu NGS çağrısı: Deprem uyardı, vazgeçin

İçöz, Pazarcık ve Elbistan depremlerinin ardından Akkuyu NGS’nin durumunun da muğlak olduğuna dair endişesini dile getirdi: “Akkuyu Nükleer Santrali tam bir kapalı kutu, depremde ne olduğunu bilmiyoruz. Açıklamalarda herhangi bir hasar olmadığı söyleniyor ama doğru mu bilmiyoruz.”

‘Durmadan inşaat yapmanın doğal sonuçlarını yaşıyoruz’

İçöz, bilim insanlarının yıllardır depreme dair uyarılar yaptığını ancak hükümetin politikalarını oluştururken bilime kulak vermediğine değinerek, şu anda ülkenin tedbir almamış olmanın ve yoğun inşaat faaliyetlerinin yürütülmesinin sonuçlarını ağır şekilde ödediğine işaret etti:

“Deprem olmadan önce önlem alınır. Olduktan sonra ceset torbası vermek gidenleri geri getirmiyor. Ama eğer bilim insanlarına değer verilip, bilim insanlarının uyarıları dikkate alınıp, gerekli önlemler alınsaydı, bu depremler bu kadar can ve mal kaybına sebebine neden olmazdı. Can derken sadece insandan bahsetmiyorum, hayvanlar da öldü. Bir de on yıllara yayılacak kadar kirlilik oluştu. Bütün o molozlar kaldırılacak, nereye konulacak? Konulduğu yerde sürekli rüzgarın etkisiyle tozlar nerelere yayılacak. Bunların içerisinde akciğer zarı kanserine yol açan asbest de var. Bu kadar büyük tehlikeler var. İzmir’de depremde yıkılan binaların enkazları Güzelbahçe yakınlarında bir yere yığıldı. Bunlar tozuyor ve etrafa yayılıyor. Bunlar plansız programsız yapılaşmanın, hiç durmadan inşaat yapmanın doğal sonuçları.”

Milleyha Sulak Alanı’na bırakılan enkaz ve çöpler temizlenmeye başladı

Kuş gözlemcisi Emin Yoğurtcuoğlu sosyal medya hesabından, deprem bölgesindeki çöpler ve enkazların Milleyha Kuş Cenneti ve binlerce deniz kaplumbağasının yumurtladığı kumsala döküldüğünü yazdı.

Yoğurtçuoğlu’nun gündeme getirdiği olay sonrası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, Twitter‘da yaptığı paylaşımda, konunun çözüldüğünü, sulak alana artık çöp dökülmeyeceğini ve dökülenlerin toplatılacağını açıklamıştı.

Birpınar daha sonra, bölgede temizliğin başladığını, atık döken belediyelerin uyarıldığını ve söz konusu bölgeye bir daha atık dökülmeyeceğini duyurdu.

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü de sosyal medyada, “Hatay Milleyha Sulak Alanı’na bir kamyon enkaz atıklarının döküldüğü ihbarı üzerine Doğa Koruma Milli Parklar, malzemenin kaldırılmasına başlamıştır. 302 kuş türüne ev sahipliği yapan Milleyha Sulak Alanı, DKMP tarafından koruma altındadır” paylaşımını yaptı.

‣ Deprem yetmedi: Hatay’da biriken çöpler ve enkaz artıkları Milleyha Kuş Cenneti’ne atıldı

Türkiye’de göçmen kuşların güneydeki vazgeçilmez sığınağı

Asi Nehri‘nin Akdeniz‘e döküldüğü yaklaşık 14 kilometre uzunluğundaki Samandağ sahiline yakın noktada yer alan Milleyha Sulak Alanı, doğal güzelliğinin yanı sıra göçmen kuşlara barınma ve dinlenme imkanı sunuyor ve Türkiye’nin önemli kuş göç güzergahlarından biri olarak kabul görüyor.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün 3 Eylül 2021’de Mahalli Öneme Haiz Sulak Alan ilan ettiği tarihte 282 kuş çeşidine ev sahipliği yapan alanda tür sayısı her geçen gün arttı. Bölgede yıl içinde yapılan gözlemlerde, Türkiye‘de görülen 494 kuş türünden 291’i kayıt altına alındı. Mevcut durumda 302 kuş türünü barındırıyor.

Küresel ısınmayla çöl ikliminin yerleşik kuşlarının da kente gelmeye başladığı, bunlar arasında Arabistan toygarı, çöl kulaklı toygarı, çöl çobanaldatanı, ibibik toygarı, küçük çöl toygarı, Irak yedikardeşi, benekli bağırtlak ve gri doğanın yer aldığı biliniyor.

Küçük göletler ve sazlıklardan oluşan alan, çok sayıda kuş gözlemcisi ve doğa fotoğrafçısının da ilgisini çekiyor.