Ana Sayfa Blog Sayfa 539

Guterres: İklim alanında kaybedecek bir dakikamız bile kalmadı

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM bünyesinde bulunan Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) İsviçre‘nin Cenevre kentinde düzenlediği toplantıya video mesaj gönderdi.

IPCC Raporu’nun küresel ısınmanın sorumlusunun son iki yüzyıldır süregelen insan faaliyeti olduğunu ortaya koyduğuna dikkati çeken Guterres, son yarım yüzyıldaki derece artışının iki bin yılda en yüksek seviyeye ulaştığını belirtti.

Guterres, “İklim, saatli bombaya dönmüş durumda. Bugün açıklanan rapor ise o bombayı nasıl etkisiz hale getireceğimizi gösteriyor. İnsanlık için bir hayatta kalma haritası niteliğinde” dedi.

‣ IPCC Raporu: Mevcut planlar insanlığı tehlikeli bir geleceğe götürüyor, ısınmanın 2 dereceyle sınırlanması zor

Küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmanın mümkün olduğunu ancak bunun için büyük bir adım atılması gerektiğini söyleyen Guterres, raporun tüm ülkelere ve sektörlere hızlı şekilde harekete geçme çağrısı olduğunu kaydetti.

Guterres, “İnsanlık çok kırılgan bir buz tabakasının üzerinde ve bu buz çok hızlı bir şekilde eriyor” diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Guterres, İklim Dayanışma Paktı çerçevesinde hedeflere ulaşmak için “Hızlandırma Ajandası” planı sunduğunu, gelişmiş ülke liderlerinin 2040’a, gelişmekte olan ülkelerin ise 2050’ye kadar karbon emisyonlarınet sıfır seviyesine çekme taahhüdüne uymaları gerektiğini belirtti.

Bütün ülkelerin çözümün bir parçası olması gerektiğine işaret eden Guterres, enerji dönüşümü için tüm hükümetlere hazırlık yapma çağrısında bulundu.

İklim alanında harekete geçmek için hazırlıklı olunduğunu vurgulayan Guterres, “İklim alanında son hız harekete geçmemiz gerekiyor. Kaybedecek bir dakikamız bile kalmadı” uyarısında bulundu.

‣ IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu açıklandı: İklim değişikliği insani krizleri şiddetlendiriyor

IPCC’den ‘küresel ısınmanın 2 dereceyle sınırlanması zor’ uyarısı

IPCC bilim insanlarının hazırladığı 6’ncı Değerlendirme Döngüsünün Sentez Raporu, yaklaşık bir haftalık çalışmanın ardından onaylandı.

Bilim insanları, 195 üye ülkesi bulunan IPCC’ye gönüllü olarak katkı verirken son değerlendirme raporu 93 bilim insanı tarafından yazıldı.

Rapor, iklim krizinin yarattığı kayıp ve zararlar ve bu zararların giderek artacağına ilişkin risklere odaklanırken, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırmak için gerekli adımların özellikle 2030’a kadar hızla atılması gerektiğine işaret ediyor.

‣ IPCC’nin altıncı değerlendirme raporu özeti açıklandı: İklim etkileri, uyum ve savunmasızlığa vurgu

Rapora göre, yüzyılı aşkın bir süredir fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere çeşitli nedenlerle küresel sıcaklık artışı 1850-1900 seviyesine göre 1,1 dereceye ulaştı.

Kara alanlarında sıcaklık artışı ortalama 1,59 derece olurken, okyanuslarda 0,88 derece olarak hesaplandı.

Yeryüzü sıcaklığı 1970’ten bu yana son 2 bin yıldaki diğer 50 yıllık dönemlerden daha hızlı arttı.

Ekoloji hareketleri deprem bölgesi için yardıma çağırıyor: Topraktan doğuyoruz, haydi desteğe!

Ekoloji aktivistleri deprem bölgesindeki vatandaşlar için ‘Topraktan Doğuyoruz‘ diyerek bir kampanyaya başladı.

Ekoloji hareketlerinin 6 Şubat depreminden sonra dayanışma ve gözlemlerde bulunmak üzere deprem bölgesine gönderdiği iki ayrı heyetin değerlendirmeleri sonucu 21 Mart’ta başlayarak altı ay sürecek ‘Topraktan Doğuyoruz’ adlı dayanışma kampanyası için kollar sıvandı.

Kampanyaya katılarak deprem bölgesine dayanışma yolculuğunda bulunmak ya da çalışma gruplarına katılarak kampanyaya destek vermek isteyen tüm doğa ve yaşam savunucularına “Topraktan Doğuyoruz.. Haydi desteğe” çağrısında bulunuldu.

Ekoloji hareketlerinin bir araya gelerek kurmuş oldukları Ekoloji Hareketleri Afet Grubu‘nun hazırladığı çağrı metninde şu ifadeler kullanıldı:

“Depremin ilk yaraları sarılmaya çalışılırken göz ardı edilen tarım, hayvancılık ve göç kavramları geri planda kaldı. Oysa yaşama tutunmanın, kendini onarmanın yolu insanların toprakla olan bağının devamı ve geçimlik ekonomisinin sürmesi için üretimde yer almasıyla olacaktır. Bu anlamda oluşacak kampanyanın tüm ülke de ve dünyada güçlü bir sese dönüşmesi ve gönüllülük esasıyla tarımsal üretime destek vermek için sahaya iniyoruz.

Tarım ve hayvancılık yapılan bu bölgede, deprem sonrası yarım kalan tarımsal üretimin hasat dönemine kadar gönüllülerce yapılarak geçimlik ekonomi temelinde geçimini sağlayanlara önemli bir destek olacaktır.”

Açıklamaya göre; 21 Mart-27 Mart arası sahada çalışacak ilk ekibi oluşturacak gönüllülerin hızlıca belirlenmesi ve o tarihte sahada olması gerekiyor.

İlk çalışma sahasının ise Maraş, Adıyaman, Hatay ve Malatya olacağı belirtiliyor.

Girişimin yereldeki üyelerinin belirleyeceği kır yaşamına dair bağ, bahçe, bostan, ahır, kümes vb. işlere odaklı olmak üzere bölgeye destek sağlanması planlanıyor.

Ekoloji hareketlerinin çağrısı ile kurulan bu çalışmada sivil toplum örgütleri, odalar, birlikler ve kooperatifiler yer alacak. Sonrasında ise çalışmaya siyasi partilerin, kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin eklenebileceği belirtiliyor.

Girişime çeşitli şekillerde destekte bulunmak ve gruplarda yer almak için formu doldurabilirsiniz.

Ayrıca kampanya için deprem bölgesine gidemeyen ve fakat kampanyaya oluşturulan çalışma grupları aracılığıyla destek vermek isteyen yaşam savunucularının neler yapabileceğine ilişkin bugün bir toplantı gerçekleştirilecek. Toplantıya buradan katılabilirsiniz.

Newrozun son ateşi Amed’den yükseldi: Newroz’a merhaba, AKP-MHP iktidarına da elveda

Her der Newroz, her dem azadî” ve “Newroz ateşiyle özgürlüğe” şiarıyla gerçekleştirilen ve Maraş merkezli depremlerde yaşamını yitirenlere adanan 2023 Newroz’unun finali Amed’deki Newroz Parkı’nda gerçekleştirildi. Mitingde konuşan Mithat Sancar, “Newroz’a merhaba, AKP-MHP iktidarına da elveda. Hep birlikte onları göndereceğiz” dedi.

Evrensel‘in aktardığına göre; sabahın erken saatlerinden itibaren sloganlarla miting alanına yürüyen Diyarbakırlılar, yedi arama noktasındaki polis kontrolüyle alana giriş yapmaya başladı. Halk, uzun süre meydanda yapılan aramayı bekledi. Bu yıl da çakmak ve kalemler içeri alınmadı. Gazeteciler de üç ayrı arama noktasından geçtikten sonra meydana giriş yapabildi.

Fotoğraf: Şerif Karataş/Evrensel

Tel örgü çekildi

Newroz sahnesinin çevresi polis tarafından ablukaya alındı, kitle ile sahne arasına tel örgü çekildi. Polis, kalkanlarıyla birlikte sahne ile kitle arasına konuşlandı. Meydandaki sahneye, depremlerde yaşamını yitirenler için başsağlığı mesajı asıldı.

İran’da ahlak polisi tarafından öldürülen Mahsa Amini ile 2017 Amed Newroz’unda polis tarafından öldürülen Kemal Kurkut’un posterleri de meydana asıldı. Sunuculuğunu sanatçı Devrim Demir ve tiyatro oyuncusu Özcan Ateş’in üstlendiği Newroz, saygı duruşuyla başladı.

Tertip Komitesi Başkanı HDP Diyarbakır İl Eş Başkanı Gülistan Atasoy, Newroz meydanını dolduranları Kürtçe selamlayarak, “Deniz Poyraz ve Nagihan Akarsel’in yoldaşları, Newroz kutlu olsun” dedi.

Fotoğraf: Şerif Karataş/Evrensel

Mithat Sancar: Bu felaket iktidarını mutlaka göndereceğiz

Newroz meydanını dolduranlara seslenen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Çanlar bu iktidar için çalıyor. Halaylar, zılgıtlar ve şarkılar ağıtlarla da olsa yeni yaşamı müjdeliyor. Acımız büyük ama umudumuz da çok büyük. Ama kararlılığımız da çok yüksek. Mutlaka başaracağız. Eşit, özgür, barış içinde bir yaşamı mutlaka kuracağız” dedi. Sancar, konuşmasında şunları kaydetti:

“Acımız büyük, yasımız var ama öfkemiz de var. Biz bu öfkeyi mücadeleye, mücadeleyi de yeni yaşamı inşa etme iradesine çevireceğiz. Bu büyük depremin büyük felakete dönüşmesinin sorumlusu AKP-MHP iktidarıdır. Bu iktidar talan politikalarıyla, rant ekonomisi ile, yandaşlara peşkeş çektiği kaynaklarla ülkeyi yıkıma sürüklemiştir. Bu iktidar bir felaket iktidarıdır. Bu iktidarın adını açık koyalım. Yıkım, kan, talan ve felaket iktidarıdır. Şimdi bu iktidardan kurtulma zamanıdır. Bu Newroz meydanlarda bu sesi ve iradeyi en güçlü şekilde yansıtıyor. Evet, bu felaket iktidarını mutlaka göndereceğiz.

Bu iktidar ülkenin kaynaklarının sömürüye, ranta, yandaşa ve savaşa aktarıyor. Yıkımlar ve felaketler işte bu zihniyetin ürünüdür. Bizler savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı savunuyoruz. Newroz direniştir, diriliştir, barıştır. İşte bizler bunun sözünü veriyoruz.”

Fotoğraf: Şerif Karataş/Evrensel

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Savaş politikaları tecritle iç içe yürüyor. 2015’te çözüm süreci bittiğinde savaşı en ağır şekilde bu ülkenin merkezine yerleştiren iktidar, aynı zamanda İmralı’da da tecridi başlattı. Bunu iyi görelim. Tecrit, savaş politikalarının derinleştirilmesinin sembolüdür. Demokratik çözüm ve barış için tecrit kalkmalıdır. İmralı’daki tecrit mutlaka kalkmalıdır” ifadelerini kullanarak şunları aktardı:

“Bizler Newroz’a merhaba derken, savaş politikalarına da hayır diyoruz. Sömürüye, talana yalana hayır diyoruz. Yeni bir ülke yeni bir yaşam kurmayı savunuyoruz. O nedenle Newroz’a merhaba, AKP-MHP iktidarına da elveda. Hep birlikte göndereceğiz onları.

Bu meydanlardaki halkın güçlü direnişi ve duruşuyla, kararlı yürüyüşüyle kurduğumuz ittifaklarla yeni yaşamı mutlaka inşa edeceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı, Kurdî partilerle yaptığımız ittifaklar, bütün ülkenin ezilenleri, sömürülenleriyle kurduğumuz ittifaklar, kadınların ve gençlerin öncülüğünde yürüttüğümüz mücadele mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bundan hiç şüpheniz olmasın. Bu iktidarı göndereceğiz, bu düzeni mutlaka değiştireceğiz.”

Sancar’ın konuşmasının ardından siyah elbiselerle sahne alan Koma Aryen, şarkılarını depremzedeler için seslendirdi.

Fotoğraf: Şerif Karataş/Evrensel

Ahmet Türk: ‘Kahrolsun faşizm’ diyoruz

Mitingde yaptığı konuşmada Newroz’un depremzedelere adandığını belirten Ahmet Türk, “Önümüzdeki seçimlerde bu faşizmi yıkmak, demokratik cumhuriyeti gerçekleştirmek için sizlerle birlikte mücadelede kararlıyız” dedi.

Türk, “Bugün Kürt halkının dirilişini ifade eden önemli bir gündür. Newroz, özgürlüktür, geleceğimizi aydınlatan bir gündür. Bugünü büyük bir coşkuyla kutluyoruz. Değişimin, dönüşümün yaşandığı bir dönemdeyiz. Faşizmi yıkmak için mücadeleyi esas alan bir dönemdeyiz. ‘Kahrolsun faşizm’ diyoruz. Faşizme karşı halkların mücadelesini büyüteceğiz” ifadelerini kullanarak şunları dile getirdi:

“Önümüzdeki seçimlerde bu faşizmi yıkmak, demokratik cumhuriyeti gerçekleştirmek için sizlerle birlikte mücadelede kararlıyız. Bizim amacımız, Kürt halkı üzerindeki baskıya karşı direnmektir. Kürt halkına düşmanlık eden sadece Bakurê Kurdistan’da değil. Başur’da, Rojava’da Kürt halkının geleceğini yok etmek isteyen anlayışa karşı mücadelenin günüdür. Bu seçim, demokratik cumhuriyeti inşa etmek için Newroz’la birlikte faşizmi yıkmak için çabalarımızı büyütmek zorundayız.

Kürt halkına sesleniyorum. Faşizme karşı mücadele ediyoruz. Bugün Kürt halkına düşmanlık eden bu iktidara karşı eğer halen sessiz kalıyorsanız, bu büyük bir ahlaksızlık olur. Yeni bir sistemin inşası için yeni bir dönem var. Bu iktidarın yarattığı kaosu ortadan kaldırmak için mücadeleyi büyütmek gerekiyor. Bu Newroz, bu dönem, Sayın Öcalan’ın özgürleşme dönemidir. Bunun için mücadele etmek zorundayız. Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, bu iktidarın Kürt düşmanlığından dolayı bugün zindanlarda. Biz bunlara karşı birliğimizi güçlü hale getiremezsek, eğer bunun hesabını sormazsak, yazıklar olsun bize.

Demokratik cumhuriyetin inşası için bugün Kürt halkı önemli bir mücadele yürütüyor. 24 yıldır zindan esaretine son vermeliyiz. Bu dönem özgürleşme günü olacaktır. Kürt halkının kendi kaderini belirleme dönemi olacaktır.”

Fotoğraf: Şerif Karataş/Evrensel

Selçuk Mızraklı’nın mesajı okundu

Görevden alınarak 19 Ağustos 2019’da yerine kayyım atanan, tutuklandıktan sonra 9 yıl hapis cezası verilen Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, Edirne F Tipi Cezaevi’nden Amed Newroz’una mesaj gönderdi.

Mızraklı, alanda okunan mesajında dayanışma ve birlik vurgusunda bulunarak “Mutlaka kazanacağız” dedi. Mızraklı’nın mesajı şöyle:

“Amede Gûlistan Merhaba, Acıyı, yıkımı, direnişi, sevdayı ve zaferi aynı yüreğe aynı bilince sığdıran cesur yürekler merhaba. Bir yanımızda ağıtlar, tamamlanmamış yaslar bir yanımızda güven, umut, kararlılık ama önümüzde aşılması gereken zorlu patikalar var. Bütün bunları taşıyacak ve aşacak olan dayanışmamız, örgütlülüğümüz ve birliğimiz olacak.

Yüzyılın alacaklısı, mazlumu ve mücadelecisi olan bizler direnişle, onurla, alnı açık olarak bugünlere geldik. Yarınları özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet ve barışın coğrafyası, ülkesi ve dünyası yapabilecek düşünce ve inanca sahibiz.

Bizler acıları emecek, taş üstüne taş koyacak, sofraya lokma, ayağa çorap olacak ama en fazla kadın, erkek, genç, yaşlı yarınlarımızın iradesi ve sahibi olacağız. Kawa’nın evlatları ülkeye özgürlük ve onurlu barışı müjdeleyeceksiniz. Newroz ateşleri yüreklerimizde daim, yolumuz açık ve aydınlık olsun.

Mutlaka kazanacağız! Serkeftin!”

 

[22 Mart Dünya Su Günü] Dünyada içme suyuna erişim iklim değişikliği nedeniyle zorlaşıyor

Council on Foreign Relations‘ın su stresi üzerine Ağustos 2022’de hazırladığı raporda, dünyadaki tatlı suların yaklaşık yüzde 70’inin tarım, yüzde 10’unun sanayi ve yüzde 11’inin içme suyu da dahil olmak üzere evsel amaçlı kullanıldığı belirtiliyor. Bu nedenle güvenli ve temiz suya erişim halk sağlığı için büyük öneme sahip.

AA‘dan Tuğba Altun‘un aktardığına göre, su tedarikinin ve temizliğin geliştirilmesi ve su kaynakların daha etkili yönetilmesi, ülkelerin ekonomik büyümesini artırırken yoksulluğun azaltılmasına da katkı sağlıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 2010’da su ve temizliğe erişimi bir insan hakkı olarak tanıdı. Buna göre herkesin, kişisel ve evsel kullanım için yeterli, sürekli, güvenli ve erişimi kolay suya sahip olmaya hakkı olduğu belirtildi.

‣ Türkiye’de kuraklık krizi büyüyecek: Bu yıl tarımsal verim azalacak, 2040’a kadar su stresi artacak

Öte yandan yıllarca yer altı sularının yanlış ve aşırı kullanımı, kötü yönetimi ve tatlı su kaynaklarının kirletilmesi su stresini artırdı. Bazı ülkeler de suyla bağlantılı ekosistemlerin zarar görmesi, iklim değişikliğinden kaynaklanan su kıtlığı, suya ve temizliğe yatırımın az olması ve sınırı aşan sular üzerine işbirliğinin etkisiz olması nedeniyle artan sorunlarla karşı karşıya.

Dünyanın her yerine su ulaştırmayı amaçlayan “Water.org” adlı sivil toplum örgütünün verilerine göre; 771 milyon kişinin suya erişimi bulunmuyor.

‘Hastalık riski artabilir’

Kirli su ve ortamlar, kolera, dizanteri, ishal, hepatit A, tifo ve çocuk felci gibi hastalıkların yayılmasıyla da sebep oluyor. Yetersiz ve kullanıma uygun olmayan sular ve temizlik hizmetleri, bireyleri aslında engellenebilecek sağlık risklerine maruz bırakıyor.

Su, temizlik ve hijyenin olmadığı sağlık merkezlerinde de hastalar ve çalışanlar enfeksiyon ve hastalık riskiyle karşı karşıya kalıyor. Dünya Sağlık Örgütü‘nün (DSÖ) 2022 verilerine göre, dünyadaki hastaların yüzde 15’i hastanede kaldıkları süre boyunca enfeksiyon kapıyor. Bu oranın, düşük gelirli ülkelerde daha fazla olduğu görülüyor.

DSÖ verilerinde, her yıl yaklaşık 829 bin kişinin, güvenli olmayan su, temizlik ve el hijyeni nedeniyle ishalden hayatını kaybettiği belirtiliyor. Suyun hazır bulunmadığı ve erişiminin kolay olmadığı yerlerde insanlar, ellerini yıkamanın bir öncelik olmadığını düşünebiliyor ve bu da hastalıklara yakalanmayı kolaylaştırabiliyor.

‣ İklim değişikliği yüzünden Türkiye’yi gıda güvensizliği, su stresi, kronik hastalıklar bekliyor

Suyun güvenli ve erişilebilir olması, insanların suya erişim ve kullanma sürecindeki fiziksel eforlarını azaltıyor. Ayrıca bu durum, sağlığa ayrılan bütçenin de azalmasını sağlıyor.

BM’nin 2022 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’ndaki verilere göre, 2020’de dünya nüfusunun yüzde 74’ü güvenli içme suyuna sahipti.

Rapora göre, son 300 yılda dünyadaki sulak alanların yüzde 85’i kayba uğradı. Güney ve Orta Asya‘da su stresi seviyesi yüzde 75’in üzerinde. Kuzey Afrika‘da ise bu oran yüzde 100’e kadar çıkıyor. Ayrıca 2017 ile 2020 arasındaki verilere göre yalnızca 32 ülke, sınırı aşan sularının yüzde 90’ını işbirliği ile kullanıyor.

BM Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) şubatta yayımladığı bir makaleye göre de 844 milyon insanın, temiz içme suyuna ve 2,3 milyar insanın tuvalet ve temel temizlik tesislerine erişimi bulunmuyor. 5 yaş ve altı çocuklarda kirli su ve yetersiz temizlik, ölüm nedenlerinin başında geliyor.

’17 ülke yüksek su stresi yaşıyor’

Su stresi, genellikle fiziksel ve ekonomik olarak ikiye ayrılıyor. Fiziksel stres, yerel ekolojik durumlardan dolayı su kıtlığı yaşanmasına dayanıyor. Ekonomik tarafta ise yeterli su altyapısının bulunmaması yer alıyor.

World Resources Institute tarafından ülkelerin yaşadığı su stresine dair kategoriler beşe ayrılıyor; çok yüksek, yüksek, orta yüksek, orta düşük ve düşük.

Buna göre çok yüksek su stresi yaşayan 17 ülke var:

  • Katar,
  • İsrail,
  • Lübnan,
  • İran,
  • Ürdün,
  • Libya,
  • Kuveyt,
  • Suudi Arabistan,
  • Eritre,
  • Birleşik Arap Emirlikleri (BAE),
  • San Marino,
  • Bahreyn,
  • Hindistan,
  • Pakistan,
  • Türkmenistan,
  • Umman,
  • Botswana.

Bu ülkelerden 12’si Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde yer alıyor. Bunun nedeni ise çöl iklimi ve artan su ihtiyacı olarak görülüyor.

‣ İklim krizi dünyanın su döngüsünü de tahmin edilenlerden daha fazla değiştiriyor

Birçok uzmana göre, fiziksel su stresi bakımından en kötü şartlar Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde yer alıyor. Bu bölge diğerlerine göre daha az yağmur alıyor ve nüfusları da genellikle çok su gerektiren şehir merkezlerinde hızla büyüyor.

UNICEF verilerine göre ise Lübnan nüfusunun yüzde 71’den fazlası su kıtlığıyla karşı karşıya. Kuraklığın üzerine Lübnan’da yaşanan ekonomik kriz ve kötü yönetilen su sistemleri kıtlık riskini de artırıyor.

Pakistan‘da su 35 yıldır sorun olmaya devam ediyor. Hızla artan nüfus, şehirleşme, kırsal bölgelerde çiftliklerde suyun aşırı kullanımı ve iklim değişikliği su stresini ülkede yükseltiyor.

Bölgedeki varlıklı ülkeler yine de su ihtiyacını karşılayabiliyor. BAE, gıda ve tarım için gerekli suyun çoğunluğunu ithal ediyor. Ayrıca bölgedeki varlıklı ülkeler, pahalı bir yöntem olan okyanus suyunu tuzdan arındırma imkanına da sahip.

‘2040’a kadar Dicle ve Fırat nehirleri kuruyabilir’

Yüksek su stresi kategorisinde olan Irak‘ın yüzey sularının yüzde 98’i Dicle ve Fırat nehirlerinden geliyor. 2040’a kadar Dicle ve Fırat’ın Irak’ın sınırlarında yer alan kısımlarının kuruyacağı tahmin ediliyor.

Hindistan, dünya nüfusunun yüzde 18’ini oluştursa da tatlı su kaynaklarının sadece yüzde 4’üne sahip. Ayrıca nüfusu, kirliliği ve yeraltı sularının sömürülmesi nedeniyle ülke, en çok su kıtlığı yaşanan ülkelerden biri.

‣ DSİ: Su stresi çeken ülke konumundayız

Öte yandan ekonomik kıtlığa maruz kalan Kongo Demokratik Cumhuriyeti gibi Orta Afrika ülkelerinde yağmur yağışı çok olsa da uygun altyapı bulunmaması ve yanlış yönetim su kıtlığına sebep oluyor. Afrika‘nın su rezervinin yarısına sahip olmasına rağmen Kongo’da temiz suya erişim imkanı yok. Bu da hastalıklara ve kötü beslenmeye sebep oluyor.

‘İklim değişikliği, nüfus ve eski altyapı su stresini artırabilir’

Uzun yıllardır aynı altyapıyı kullanan ve nüfus artışı yüksek olan yerlerde de su kıtlığı yaşanabiliyor. World Resources Institute’a göre ABD, orta düşük su stresi ülkesi olsa da sınır bölgelerinde kayda değer değişiklikler mevcut. ABD’nin batı bölgeleri Kaliforniya dahil olmak üzere kuraklık nedeniyle su stresi yaşıyor. Bunun en önemli nedeni ise iklim değişikliği olarak görülüyor.

İtalya‘da da eski altyapının temiz suya erişim konusunda su stresine neden olacağı tahmin ediliyor.

‣ COP26 öncesi üye ülke liderlerine su ve iklim krizini önceleme çağrısı

Mısır da su kıtlığı çeken ülkelerden biri olarak ön plana çıkıyor. Bölgedeki komşu ülkelere oranla Mısır, su ihtiyacının yüzde 93’ün karşılayan Nil Nehri’ne erişimi nedeniyle düşük su stresi olan ülkelerden olsa da Etiyopya‘nın Büyük Rönesans Barajı projesiyle bu durum risk taşıyor.

Mısır açısından barajın beş yılda istenilen doluluk oranına getirilmesiyle ülke, su ihtiyacının yüzde 36’sına erişimini kaybedebilir. Bu nedenle Rönesans Barajı, Mısır ile Etiyopya arasında diplomatik soruna da neden oluyor. Mısır ve Etiyopya sınırlarında yeraltı sularını paylaşan Sudan da bu durumdan etkilenen ülkeler arasında yer alıyor.

Fiziksel su kıtlığı yaşanan Yemen‘de savaş nedeniyle su hizmetleri yok olmuş durumda.

Afganistan‘da su kıtlığı, krizler, istikrarsızlık, doğal afetler, ekonomik güvensizlik ve iklim değişikliği nedeniyle artmaya devam ediyor. Son 27 yılın en şiddetli kuraklığı yaşanan Afganistan’da UNICEF’in tahminine göre 10 Afgan’dan sekizi güvenli olmayan su içiyor. Çocukların yüzde 94’ü ise yüksek su kıtlığının olduğu bölgelerde yaşıyor.

Suriye‘de 2010’da kentlerde güvenli suya erişim yüzde 98 ve kırsalda yüzde 92 iken bu oran yüzde 40 düşüş gösterdi ve su ile temizlik sistemlerinin yalnızca yüzde 50’si aktif.

Türkiye‘de de sıcak havanın artışı, orman yangınları ve iklim değişikliği gibi etmenlerin su stresini artırdığı görülüyor.

‣ Rapor: Küresel tatlı su ihtiyacı, 2030’a kadar sağlanabilen suyu yüzde 40 aşacak

Burkina Faso, ekim ile mayıs ayları arasında yağış almıyor. Bu süre, iklim değişikliyle daha da uzadı. Ülkenin kuzeyde Sahra Çölü‘ne komşu olması ve bölgede bazı krizlerin de yaşanması su kıtlığını artırıyor. Bazı ülkelerde suya erişimin yüzde 40’a düştüğü belirtiliyor.

Burkina Faso ile komşu ve Sahel bölgesinde yer alan Nijer, kuraklık ve çölleşme tehdidi altında. UNICEF’in tahminine göre nüfusun yüzden 56’sının içme suyu kaynağına erişimi bulunmuyor.

Nepal ise dünyadaki tatlı su kaynaklarının yüzde 2,7’sine sahip olmasına karşın son 20 yıldır su kıtlığı üst seviyelere ulaşan ülkelerden. Su kaynağı olmasına rağmen ülkede bağlantı ve altyapı yeterli değil.

BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında su, insanların sağlığı ve huzuru ile dünya için önem arz ediyor.

Bu bağlamda BM, 22-24 Mart tarihlerinde New York‘ta 2023 Su Konferansı düzenleyecek.

‘Yaşlılara Saygı Haftası’nda açık çağrı: Deprem yaşlı gözetmiyor, biz gözetmek zorundayız

65+ Yaşlı Hakları Derneği, 23-24 Şubat tarihinde Adıyaman, Kahramanmaraş ve Malatya ve 3-5 Mart tarihlerinde Gaziantep ve Hatay‘da saha ziyaretleri gerçekleştirdi.

6 Şubat Depremi’nin 10’uncu dakikasından itibaren yardım çalışmaları yürüttüklerini belirten dernekçe yapılan açıklamada, yapılan saha açıklamalarından hareketle edinilen izlenimler şöyle aktarıldı:

“İki ziyaret arasında sahadaki durumun önemli ölçüde ve iyiye doğru değiştiği açıktır. Çadır ve konteyner kentlerin kurulmasıyla birlikte depremzedelerin acil barınma sorunu çözülme yoluna giriyor. Özellikle çocuklara yönelik etkinlikler başta olmak üzere, psiko-sosyal destek çalışmaları hız kazanmış. Ancak düzenli çadır ve konteyner kentlerde bile, genel hijyen koşulları geliştirilmeye muhtaçtır.

Dernek olarak, özel ilgi alanımız olduğu için özellikle gözlemlediğimiz, fiziki hareketlilik zorlukları olan yaşlıların ve genel olarak engellilerin kullanıma uygun, konteyner, WC ve duş kabinleri büyük bir eksiklik olmaya devam etmektedir.”

Bakıma muhtaç 782 yaşlı ve 2003 engelli…

Henüz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı‘nın (ASHB) tarama çalışmaları tamamlanmadığı için kesin rakamlar olmamakla birlikte, deprem bölgesinde özel ihtiyaçları olan yüzlerce yaşlı ve engelli olduğunun hatırda tutulması gerektiğinin belirtildiği açıklamada şunlar aktarıldı:

“ASHB’nin, deprem bölgesindeki kuruluşlarından hizmet alan ya da çadırlarda barınan bakıma muhtaç 782 yaşlı ve 2003 engelli bireyi farklı illerdeki kuruluşlarına yerleştirmiş olması, acil duruma yönelik doğru çözümdür. Ancak bu bireyler, büyük ihtimalle, zaman içinde konteyner kentlere, ailelerinin yanına döneceklerdir.”

65+ Yaşlı Hakları Derneği’nce yapılan açıklamada ayrıca enkaz altından uzuv kaybıyla kurtulan ve şu anda ameliyatları tamamlanıp tedavileri hastanelerde süren çok sayıda depremzedenin de zaman içinde konteyner kentlere döneceği, engelli sayısının artacağının da dikkate alınması gerektiği vurgulandı.

‘Konteynerkent kurulurken doğru planlama önümüzdeki aylarda herkesin işini kolaylaştırır’

Dernekçe yapılan açıklamada, deprem bölgesinde hızla konteyner kentler kurulurken, başta AFAD ve ASHB olmak üzere yetkililere, konteyner kent kuran, kurmayı planlayan kamu kurumlarına, şirketlere, yardım kuruluşlarına şu çağrıda bulunuldu:

  • Her 100 konteynerden 10’unu yaşlı ve engelliler için düzenlemeye özen gösterin,
  • En azından giriş, bir oda ve WC kapısı kapısı tekerlekli sandalye geçebilecek genişlikte olmalı,
  • WC’de tutunma barı ve klozet yükseltici bulunmalı
  • Girişte gerekliyse rampa olmalı,
  • Konteyner kentlerde sosyal donatı alanlarını yaşlı ve engellilerin erişebileceği şekilde düzenlemeyi unutmayın,
  • Yaşlı bireyler ve engelli bireyler için, bir araya gelip sosyalleşebilecekleri ayrı ayrı alanlar yaratmaya özen gösterin,
  • Yaşlı ve engellilerin aşevi ve sahra mutfaklarından hizmet almasını kolaylaştıracak önlemler alın,
  • Ortak WC ve duşlarda, her ünitede yaşlı ve engelliler için düzenlenmiş en az bir kabin olmasını sağlayın.

Saha gezisinde ayrıca yaşlı ve engellilerin kullanımına uygun donatılmış, tekerlekli sandalye ile girilebilecek, içinde bir yardımcının da bulunabileceği hacimde WC-Duş kabini temininde zorluk olduğunun görüldüğü aktarılarak “Bu koşullara uyan, sağlam ve dayanıklı bir kabin tasarımı için Ankara merkezli Practical Storage Mühendislik Ltd. ile işbirliği yaptık. WC-Duş kabinin prototipi de üretildi. İlk partinin üretimi tamamlandı” denildi.

Dernek, Turkish Philantrophy Funds’ın “Türkiye Deprem Fonu”ndan aldığı hibeyle gelecek günlerde, Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay’da üçer konteyner kentte, konteyner kent kuran kuruluşlara örnek olmasını da dilediklerini belirttikleri toplam 18 ünite kurmayı planladıklarını bildirdi.

‘Deprem bölgesinde kalıcı konut projelerinde yaşlı ve engelliler unutulmasın’

Ayrıca açıklamayla deprem yaralarının sarılması sürecinin devamı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na, Toplu Konut İdaresi’ne ve yüklenici firmalara çağrıda da bulunuldu:

  • Yerleşik konut projelerinde yaşlı ve engelliler için yüzde 10 kontenjan ayrılmalı.
  • Bu konutlar yaşlı ve engellilerin güvenli kullanımına uygun tasarlanmasına özen gösterilmeli.
  • Apartman girişlerinde, ortak alanlarda ve konut içlerinde güvenli kullanım için gerekli önlemler alınmalı.
  • Her projede yaşlı ve engellilerin erişebileceği sosyal donatı alanları olmasına özen gösterilmeli.

65+ Yaşlı Hakları Derneği’nin saha ziyaretleri raporlarına web sitesinden ulaşılabilir.

Helsinki Üniversitesi iklim aktivisti Greta Thunberg’e fahri doktora verecek

İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, Helsinki Üniversitesi’nce fahri doktoraya layık görüldü. Genç aktiviste üniversitenin İlahiyat Fakültesi tarafından 9 Haziran’da fahri doktora ünvanı verilecek.

Fahri doktora ünvanı verileceği duyurulan aktivist Greta Thunberg’in ismi aynı fakülteden aynı ünvan verilecek sekiz isim arasında bulunuyor.

Üniversite tarafından yapılan açıklamaya göre söz konusu ünvan, üniversitenin en değerli takdir mertebesini işaret ediyor.

Fotoğraf:  Eveliina Mustonen
‣ İklim aktivisti Greta Thunberg, Lützerath’den polis zoruyla uzaklaştırıldı
‣ Thunberg, Lützerath’taki ikinci gözaltının ardından serbest bırakıldı
[İklim Liderleri Zirvesi] Greta Thunberg: Krizi daha ne kadar görmezden geleceksiniz?
Üniversitenin bir geleneği olan ünvan verme töreninde dünyadan 30 seçkin kişi fahri doktora ünvanı ile onurlandırılacak. Bu kişiler arasında yer alan tek aktivist 20 yaşındaki Greta Thunberg, diğer 29 isim arasında ise yayınevi sahiplerinden, yazarlara, gazetecilerden profesörlere pek çok farklı meslek grupları bulunuyor.

Haziran’da yapılacak törende Felsefe Fakültesi, Veterinerlik Fakültesi, İlahiyat Fakültesi ve Hukuk Fakültesi‘nce ünvanlar teslim edilecek.

Depremlerin ardından Çekirge Dağı’nda yarık ve yer kayması oluştu

Adıyaman‘ın Tut ilçesindeki Çekirge Dağı‘nda, fay hattının geçtiği bölgelerde oluşan yarıklar ve yer kayması, depremin boyutunu gözler önüne seriyor.

Kahramanmaraş‘ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde 6 Şubat’ta meydana gelen depremler, Adıyaman‘da da can kayıpları ve hasara neden oldu.

AA’nın aktardığına göre; Tut ilçesine bağlı Yaylımlı köyünün güneyinde bulunan Çekirge Dağı‘nda da depremin etkisiyle yarıklar oluştu, bazı yerlerde ise toprak kayması yaşandı. Deprem sonrası toprak kayması ve sel nedeniyle yayaların kullanımına kapanan bölge dronla görüntülendi.

Köy sakinleri, 6 Şubat saat 04.17’de meydana gelen depremde dağdan gelen gürleme sesiyle uyandıklarını ifade etti. Yaylımlı köyünde yaşayan 76 yaşındaki depremzede Bayram Tunç, ilk defa böyle bir felaketle karşılaştıklarını söyledi.- Fotoğraf: Cüneyt Çelik – Anadolu Ajansı

‘Dağdan gelen sesi anlatmak mümkün değil, kıyamet kopuyor zannettik’

Deprem şiddetinin çok fazla olduğunu ayakta durmakta bile güçlük çektiklerini ifade eden Tunç, “Büyüklerimiz böyle bir olayın yaşanmadığını söyler, anlatırlardı. Deprem anında kendimi dışarı attıktan sonra, karşıdaki dağdan bir gürültü geldi, o sırada domuzlar, geyikler oradaki hayvanların bağrışma sesi geliyordu. Köydeki köpekler de korkularından boş arazilere kaçtılar” dedi.
Tunç, yol ve kırsal kesimlerde yarıkların görüldüğünü anlatarak “Depremle birlikte dağ yıkılmaya başladı, köyde ‘bu dağ üstümüze gelecek, buradaki barajın önünü kapatıp su altında kalıp boğulacağız’ dedik, o korku vardı. Dağdan gelen sesi anlatmak mümkün değil, dozer, panzer sesi gibi kıyamet kopuyor zannettik. Bu dağ normaldi, deprem olunca fay hattı oradan geçmiş, patlatmış” diye konuştu. –  Fotoğraf: Cüneyt Çelik – Anadolu Ajansı
Depremden sonra dağdan zaman zaman seslerin geldiğini ve halen kaymanın devam ettiğini anlatan Tunç, “Yollarda da yarıklar oluştu, bunlar hep depremden sonra oldu. Sel öncesinde köyden gençler gitti, yarıkların oluştuğu yerlerden ‘tank geçer’ diyorlar. Depremden sonra sesler geliyor, dağ halen iniyor. Dağın eteklerinde de fıstık bahçeleri vardı, oralara da sel vurdu, her yere taş geldi. Bu dağın adı Çekirge, buralarda Karadağ derler, bu dağ depremden sonra beyaza dönüştü, ağardı” ifadelerini kullandı. –  Fotoğraf: Cüneyt Çelik – Anadolu Ajansı

Deprem bölgesine daha fazla kadın gönüllü gerekiyor: İhtiyaçlarını istemeye çekiniyorlar

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerin ardından Türkiye’ye gelen Malezyalı yardım gönüllüleri, kadınların yardım çalışmalarına daha fazla katılması gerektiğini belirterek afet bölgesinde yeterli sayıda kadın gönüllü olmadığını söyledi.

AA’nın aktardığına göre; yardım kuruluşu Malaysian Relief Agency’nin Uluslararası Operasyonlar Müdürü Farah Nur Wahyuni Zainuddin ve Malaysian Relief Agency’nin Operasyon Şefi Siti Zaharah Chik, depremlerin ardından yardım için geldikleri Hatay‘da gözlemlerini anlattı.

Fotoğraf: Alaattin Doğru

Zainuddin, 16 Şubat’ta Hatay’da yardım çalışmalarına başladığını aktararak üç Malezyalı kadın yardım gönüllüsüyle Türkiye’ye geldiğini kaydetti.

Yardımlarını depremden en çok etkilenen illerin başında gelen Hatay’a yoğunlaştırdıklarını dile getiren Zainuddin, Türkiye’de ve Suriye‘de depremden etkilenenlere tıbbi ekipman ve psikolojik destek sağladıklarını vurguladı.

Zainuddin, özellikle dezavantajlı depremzedelere yoğunlaştıklarını ifade ederek çocuklar ve kadınlar için travma sonrası sağlık programları tertip ettiklerini ayrıca kadınlar için hijyen seti hazırladıklarını, ayrıca bebek seti sağladıklarını ve çocuklar için aktiviteler düzenlediklerini aktardı.

Fotoğraf: Metin Yoksu

‘Hatay’ı ilk gördüğümde gerçekten şok oldum’

Depremzede kadınlar ve çocuklar için sürdürülebilir projeler hazırladıklarını belirten Zainuddin, “Hatay’ı ilk gördüğümde gerçekten şok oldum, bu kadar büyük bir yıkımla karşılaşmayı beklemiyordum” dedi.

Farah Nur Wahyuni Zainuddin, deprem bölgesine gelmeden önce ön araştırma yaptığını kaydederek gördüğü manzara karşısında büyük üzüntü duyduğunu dile getirdi.

Deprem bölgesine ulaştığında dikkatini ilk kadınlar ve çocukların çektiğini dile getiren Zainuddin, “Kadınların ve çocukların durumu yüreğimi burktu. Bu durum depremden etkilenen kişilere daha fazla yardımcı olmam için beni motive etti” ifadesini kullandı.

Fotoğraf: Metin Yoksu

Zainuddin, deprem bölgesinin büyüklüğüne nazaran az sayıda kadının yardım çalışmalarında yer aldığına değinerek, “Bölgede çok sayıda afetzede kadın var ve erkek yardım gönüllülerinden birtakım ihtiyaçlarını istemeye çekiniyorlar” diye konuştu.

Kadınların deprem bölgesinde daha aktif rol alması gerektiğinin altını çizen Zainuddin, bölgede kadın yardım gönüllülerinin güvenliklerinin sağlandığını ancak ilk başlarda bazı ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını söyledi.

Farah Nur Wahyuni Zainuddin, yardım çalışmaları sırasında karşılaştığı zorlukları “meydan okuma” olarak gördüğünü ifade ederek “Türkçe öğrenilmesi zor bir dil ama biraz öğrendim. İnsanlarla iletişime geçebilmem için öğrenmem gerekiyordu. Beni en çok bu zorladı” şeklinde konuştu.

‘Cinsiyete bakılmamalı’

Malaysian Relief Agency Operasyon Şefi Siti Zaharah Chik ise 28 Şubat’ta Malezya’dan yola çıkan ikinci kadın yardım ekibiyle Türkiye’ye geldiğini aktararak, Hatay’ın Kırıkhan ilçesindeki insani yardım faaliyetlerini koordine ettiğini söyledi.

Malezyalı dört kadın gönüllü ile deprem bölgesine geldiğini belirten Chik, bölgeye dönüşümlü olarak yeni Malezyalı kadın ekiplerinin intikal edeceği bilgisini paylaştı.
Chik, deprem bölgesindeki kadın, çocuk ve yaşlıların durumundan çok etkilendiğine dikkati çekerek “Depremzedelerin yaşadıkları zorlukları görmeye dayanamıyorum ve elimden geldiği kadar bu insanların yüklerini hafifletmeye çalışacağım” değerlendirmesini yaptı.

Endonezya’da 2018’de meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki depremde de görev aldığını anlatan Chik, Türkiye’de meydana gelen depremin artçı sarsıntılarının çok daha kuvvetli olduğunu aktardı.

Fotoğraf: Metin Yoksu

Siti Zaharah Chik, kadın yardım gönüllüsü olarak zorluklarla başa çıkabilmenin yollarını bulduğunu kaydederek, “En büyük zorluk, kadınların afet zamanlarında kriz yönetme becerisinin zayıf olduğu yönündeki ön yargı” ifadesini kullandı.

Afet bölgesinde görev alacak ekiplerin cinsiyetine bakılmaması gerektiğinin altını çizen Chik, sahada daha fazla kadın yardım görevlisine ihtiyaç duyulduğuna vurgu yaptı.

Chik, deprem bölgesinde en çok dil konusunda zorlandığını aktararak, sözlerini, “Buradaki insanların çoğu İngilizce bilmediği için dil farkı nedeniyle halkla iletişim kurma konusunda yetersiz kalıyorum ancak bu beni yıldırmıyor. Bu sorunu ortaklık anlaşması yaptığımız yerel sivil toplum kuruluşları aracılığıyla çözdük. Gerekli yardımları yapmaya devam ediyoruz” diye tamamladı.

Erişim engellerini duyuran internet sitesine de erişim engeli getirildi

İfade Özgürlüğü Derneği, 500’den fazla erişim engeli duyurusunun bulunduğu EngelliWeb sayfasına mahkeme kararıyla erişim engeli getirildiğini duyurdu.

Derneğin internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Engelliweb projesi Rize Sulh Ceza Hakimliği tarafından “kişilik hakları ihlali” gerekçesiyle engellendi.

‣ Bir gecede 340 hesaba ve siteye erişim engeli
‣ Ekşi Sözlük’e erişim yine engellendi
‣ Erişim engeli haberimize erişim engeli

Sitede yer alan açıklama şu şekilde:

“İfade Özgürlüğü Derneği‘nin EngelliWeb projesi kapsamında, 500’den fazla erişime engellenen haber ve web siteleriyle ilgili duyurularını yayınladığı web sayfası, kişilik hakları ihlali gerekçesiyle, Rize Sulh Ceza Hakimliğinin 20 Mart 2023 tarih ve 2023/1003 sayılı kararıyla tamamıyla erişime engellendi.”

Kızılay, bu kez de prefabrik barınma yapılarını sattı

Depremzedelere ulaştırması gereken çadırları satmasıyla tepkilerin odağında olan Kızılay’a bağlı bir şirketin, depremin ağır hasara yol açtığı Malatya’da TCDD’nin gar binasına prefabrik yapı temini ve kurulumu ihalesini aldığı açığa çıktı. Kızılay’ın şirketine, bu iş kapsamında 36 milyon 400 bin TL ödenecek.

Kamu İhale Bülteni’nde yer alan bilgilere göre, TCDD Genel Müdürlüğü 6 Şubat tarihli depremlerin vurduğu kentlerden Malatya’daki gar binasına dair 7 Mart tarihinde ihaleye çıktı. İhale, kamu alımlarında şeffaflığı ortadan kaldırması nedeniyle tartışılan 21/b yani ‘‘pazarlık’’ usulüyle yapıldı.

BirGün‘den Uğur Şahin‘in aktardığına göre, Genel Müdürlük “Malatya Gar’ında ihtiyaç duyulan prefabrik yapı temini ve montajı işi”nin yaklaşık maliyetini 37 milyon 808 bin TL olarak belirledi. İhale, Kızılay Sistem Yapı Anonim Şirketi’ne verildi.

‣ İstifa etmeyeceğini açıklayan Kızılay Başkanı’dan çadır satışı ‘çarkı’: ‘Haberim yoktu, ben olsam satmazdım’
‣ Kızılay’da yeni bilmece: Battaniye parası nerede?

TCDD Genel Müdürlüğü ile Kızılay Sistem Yapı A.Ş. arasında 14 Mart tarihinde 36 milyon 400 bin TL’lik sözleşme imzalandı. 29 Mart’ta başlanacağı belirtilen işin 27 Temmuz’da sonlandırılacağı aktarıldı.

‣ Kızılay, Ankara’daki çadır fabrikasını AKP’li meclis üyesine kiraladı

Milli Eğitim Bakanlığı’na da satılmış

Bu ihale, Kızılay Sistem Yapı A.Ş.’nin ilk ihalesi de değil. Şirket daha önce 13 Ekim 2022 tarihinde AKP’li İstanbul Fatih Belediyesi’ne ihale ile ‘‘prefabrik kabin’’ sattı. Yine ‘‘pazarlık’’ yani adrese teslim usulle düzenlenen ihale kapsamında AKP’li belediye, Kızılay Sistem Yapı A.Ş.’ye 280 bin TL ödedi.

Bir diğer ihale de Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü’nün ‘‘prefabrik anaokulu’’ işine dair oldu. Kısımlara ayrılan ihalede, Kızılay Sistem Yapı A.Ş., 33 milyon 309 bin TL’lik teklifle aldı.

Kızılay Sistem Yapı ile Genel Müdürlük arasında 15 Nisan 2022 tarihinde sözleşme imzalandı. Kızılay Sistem Yapı A.Ş., Malatya E Tipi Ceza İnfaz Kurumuna prefabrik bina kurulumu işini de 11 Kasım 2021 tarihinde üstlendi ve ihale kapsamında 285 bin TL gelir elde etti.

‣ Kızılay, deprem yardımları için tarikatlara bağlı derneklerle işbirliği yapıyor
‣ Polis tutanağından: Kızılay 18 Şubat’ta iki TIR dolusu giysi satmış

Amaç: Afet barınma kapasitesine destek olmak

Kızılay’ın internet sitesinde Kızılay Sistem Yapı A.Ş.,’nin 2019 yılında kurulduğu aktarılıyor. Sitede, iştirak şirketin kurulmasının nedeninin ‘‘afet barınma kapasitesine destek olmak’’ ve ‘‘ön üretimli yapı sektöründeki artan taleplere cevap verebilmek’’ olduğu belirtiliyor.

Sitede yer verilen diğer bilgiler ise şöyle:

“Kızılay Sistem Yapı, 2020 yılında Malatya’da 37.500 m²’lik kapalı alan üzerine inşa edilen barınma sistemleri fabrikası ile yılda 1 milyon m² hafif çelik yapı ve ön üretimli (prefabrik) yapı ve 72 bin adet konteyner üretim kapasitesine sahiptir. Kızılay Sistem Yapı, yüksek üretim kapasitesine ve esnek üretim teknolojisine sahip üretim tesisi ile birleştirerek, sadece yurtiçinde değil aynı zamanda tüm dünyada kabul görecek bir şirket olma yolunda ilerlemektedir.”