İstanbul’da yapılan Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu toplansının ilk oturumu olan “Müzakerelerin beşinci yılı ve Türkiye – AB ilişkileri perspektifleri” adlı yuvarlak masa toplantısı devam ediyor. Toplantıda, açılış konuşmalarının ardından söz almalarla devam ediyor. Söz alan katılımcılar kısaca şunlar üzerinde durdu:
Ziya Halis (EDP Başkanı): Yeşiller Grubu’nun AB desteğine teşekkür ediyorum.
Sabahat Tuncel (BDP Milletvekili): Türkiye’nin AB sürecinde çok önemli problemleri var. Biz de parti olarak AB’ye girmeyi destekliyoruz. Türkiye’de demokrasi sorunu var. Bu demokrasinin önündeki en büyük engel ise Kürt Sorunu’dur. Başörtüsü sorunu ile alakalı olarak, bir kadın konusunun erkekler tarafından bu kadar konuşulması kabul edilemez. Özgürlük konusunu da sadece başörtüsüne indirgemek de yanlıştır. Başörtülü kadınlar rahat değil de Alevi, Süryani ya da Kürt kadınlar toplumda rahat mı? (Tuncel’in konuşmasından sonra söz alan Daniel Cohn-Bendit, özür dileyerek “aslında Kürtçe tercüme de sunulması gerektiğini” söyledi. Joost Lagendijk ise “BDP’nin sorumluluk alması gerektiğini söyleyerek, Kürt Sorunu’nun çözümü için Öcalan’ı adres göstermemeli.” dedi.
Bunun yanında tartışmanın ilk bölümünde Türkiye’nin üyelik süreci ile Hırvatistan’ın üyelik sürecinin kıyaslanması üzerinde duruldu.
Cengiz Aktar (Akademisyen): Ultra liberal bir saldırı altında Türkiye. Hiçbir şeyi gözetmeden yapılan bir saldırı bu. Çevre konusunda, Türkiye, kirletmeden kalkınmanın modeli olabilir. Avrupa devletleri kirlettiklerini temizlemekle meşgul. Üyelik için benim önerim 2023. Çevre faslına uyum 120 milyar avro bedelinde, bu üzerinde durulması gereken bir nokta..
Yavuz Önen (Barış Meclisi): AB için hükümeti yüreklendirmek gerek. Kürt sorununda çatışma, TSK-PKK arasından çıkıp halklar arasına yayılıyor.
Hasan Cemal (Gazeteci): AB’yi eski heyecanla savunamıyorum. Bu toplantı bile ilginin azaldığını gösteriyor. Almanya’daki ve Avrupa’daki yabancı düşmanlığı Avrupa’yı Batı fikrinden uzaklaştırıyor. Almanya’daki Türk akademisyenler bile rahatsızlıklarını belirtiyor. Tersine bir beyin göçü söz konusu.
Ümit Şahin (Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü): Toplumda AB’ye verilen destek %38’e, Türkiye’nin üye olacağına duyulan inanç ise %26’ya düşmüş durumda. Toplumdaki heyecanı yükseltmek için vize uygulaması üzerine bir düzenleme yapılabilir.
HES’ler enerji konusunda değil, doğa koruma sorunu konusunda ele alınmalıdır. Hükümet AB’ye uyum adına 1234 sit alanını, statüsünden çıkardı. Hükümet çevrecilere karşı düşmanca bir tavır sergiliyor.Taksim’de gerçekleşen patlamayı bile çevrecilere yönelik olarak kullanıyor.
Siyasetin önündeki yasaklar kaldırılmalı. Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası değişmeli.
Toplantının ilk oturumu olan “Müzakerelerin besinci yılı ve Türkiye – AB iliskileri perspektifleri” yuvarlak masa toplantısı başladı. Konuşmalar sırasıyla, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn-Bendit, Avrupa Parlamentosu –TBMM Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Helene Flautre tarafından başlatıldı. Kısa bir girişin ardından sözü İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Danışmanı sıfatıyla Joost Lagendijk aldı. Lagendijk, altı sene önce burada kendisinin de bir konuk olarak bulunduğunu, o zaman Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne olan bakış açısının çok daha farklı olduğunu belirttikten sonra son 6 senenin politik gelişmelerini değerlendirmeye başladı.
Toplantı çok sayıda katılımcı ile ve katılımcıların sırayla söz alması ile toplantı devam ediyor.
Yeryüzüne Özgürlük Derneği; Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği’nden Eva Aksoy’a yönelik olarak yaklaşık 8 senedir düzenli biçimde sürdürülen faşizan, ırkçı söylem ve tavırları, hakaret ve tehditleri kınıyor. Yeryüzüne Özgürlük Derneği; 5 Kasım Cuma günü saat 11:35’de Sarıyer Adliyesi’ndeki Sulh Ceza Mahkemesi duruşma salonundaki duruşmaya katılım sağlayarak, tüm duyarlı bireylere dayanışma çağrısında bulunuyor.
Basına ve Kamuoyuna;
Türkiye, yarattığı kafese her geçen gün birilerini daha kapatmaya, bu sonsuz cenderede her kesimden duyarlı insanı aynı eşitsiz ve adaletsiz yöntemle boğmaya devam ediyor. Adalet talebi için yolları aşındıran insanlar, kuşak kuşak, o adaletin gerçekten yerini bulacağı günlerin peşinde koşuyor. Ayrımcılık, her köşe başından o çirkin suretini ve kanlı dişlerini göstermeyi sürdürüyor.
HYHKD Başkanı Eva Aksoy’u doğrudan, Türkiye’de birlikte yaşadığı insanların içinde ötekileştirerek tek başına bırakmak amacıyla; “Taşnak kırıntısı”, “Ermeni ajanı”, “provokatör”, “ajitatör” gibi sözlerle itham edip, “Benim ülkem sana dar gelir, sen Erivan’a git” diyerek kovmaya dahi cüret edebilen ve haksızlığı bir karakter özelliği haline getirmiş kişinin, hayvan hakları mücadelesinde 22 yıldır faaliyet gösteren bir derneği de, “gizli örgüt/ajanlık örgütü”, “ülke aleyhinde faaliyet gösteren örgüt” ya da “çete”; dernek destekçilerini de “tetikçi” gibi sıfatlarla yaftalamasına, Türkiye sınırları içerisinde çok da şaşıracak değiliz. Bizim asıl şaşırdığımız, bugüne kadar Türkiye’de şahit olduğumuz her türlü hukuksuzluk ve eşitlik, adalet ihlali örneğine rağmen; haksızlığın bunca geniş bir nüfusla temsil şansı bulduğu ülkemizin, resmi kurumları tarafından, haksızlığa uğrayanlardan çok haksızlığın arkasında durmak için gösterdiği azimdir.
Başta Eva Aksoy olmak üzere, adı geçen derneğin bünyesinde bulunan herkesi kriminalize etmeye çalışan, karalayan, aleyhte propaganda yürüten; üstelik bunların tamamını, Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı ve cezası bulunan bir dolu suçu, en vahimi de, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ederek” yapan kişi, söz konusu kininin sınırlarını; bulduğu yoğun hukuksuzluk ortamında Aksoy’un açık ikâmetgâh adresini internet üzerinden yayınlayıp, “Nereye kaçacaksın?” diye sormaya ve “Senin sonun darağacıdır” demeye kadar vardırdığı halde, daha ‘milli’ gördükleri konularda pek keskin olan savcılarımızın gözlerinden nedense kaçmış ve hakkında bir yasal işlem yapılmasına gerek duyulmamıştır.
Küfür, hakaret, tehdit ve iftiralarını başta basın mensupları, devlet kurumları ve ilgili kişi ve kuruluşlara internet ortamından dağıtarak, insanları Eva Aksoy’a karşı kışkırtan ve “harekete geçmeye” teşvik eden ve Ermenileri, “insanları arkadan vuran ırk” olarak niteleyen böylesi bir zihniyetin, daha çok yakın tarihlerde bu memlekette ne gibi cinayetlere neden olduklarını, halklar arasındaki kardeşlik bağını nasıl budamaya kalkıştıklarını çok iyi biliyoruz.
Ergenekon Terör Örgütü’nün iddianamesinde yer alan “Kafes Eylem Planı”nda, adı, “saldırıya uğrayan gayrimüslimler” listesinde, “saldırgan” olarak işaretlenen kişi hakkında nihayet açılan kamu davasının ikinci duruşması 5 Kasım, Cuma günü, saat 11:35’de görülecek.
Bu şahıs, yıllardır sürdürdüğü sözlü saldırılar, tehdit ve hakaretler nedeniyle, başından çok sonunu merak ettiğimiz bu davada, adalete hesap verecektir. Haklara saygılı tüm bireyleri bu duruşmaya katılmaya, bu dava sürecinde dayanışmaya çağırıyoruz.
Bizler, yarın hiç dilemediğimiz ve deli gibi korktuğumuz kem bir sonun ardından, “Hepimiz ……’yız” diye yollara dökülmemek için, o henüz burada ve bizimleyken o gün orada olacağız.
Yeryüzüne Özgürlük Derneği – Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu
Beşiktaş çok uzun süre sonra hafta içinde futboldan çok basketbolun konuşulduğu bir maça çıktı. Özellikle, Beşiktaş’ın bu kadar ligde gerilerde kaldığını düşünürsek, hem havanın hem de gidişatın hiç bunu yansıtmadığını da söyleyebiliriz. Takımın oynadığı hücum futbolu, kadro zenginliği bazı şeylerin üstünü örtüyor diyebiliriz. Taraftar keyif aldığı sürece sorun yok da diyebiliriz aslında. Bu hafta da, Beşiktaş taraftarı Allen Iverson’un takıma gelişi ile kendinden geçti. Bu transferin futbol karşılığı (güncel için söylemiyorum, futbol tarihi açısından da bakmak gerek) kim olabilir ki? Iverson’u Türkiye’de izleyebilir miyiz acaba diye milli maç beklemekten, Beşiktaş forması giyerken fotoğraflarını görmeye kadar geldik. Beşiktaş taraftarı da, televizyon Guti’nin ısınmasını gösterirken, “Oley Oley Allen Iverson, Beşiktaş’ın çocuğu Allen Iverson” diye tempo tutuyordu. Sırf bu sahne bile rüya gibi.
Bu görüntüden devam edersek, Guti’nin 5. Dakikada verdiği mükemmel pasın sonunda İbrahim Üzülmez’in, Sergen’i utandıracak ortasıyla gol geldi. Maçın başlamasından ve Sivasspor’un genel durumuna baktığımızda zaten maçın bir golde kalmayacağı belliydi. O golün de Necip tarafından gelmesi güzeldi. Onur bu maçta yerini Tabata’ya bırakmıştı. Tabata, Onur’dan fazla bir hareket yapmadı, bir önceki maçla karşılaştırırsak…
Necip, Sivasspor’un golünde de güzel bir asist yaptı aslında. Herhalde o an sahada olan ve o hatayı yaptıktan sonra tepki görmeyecek üç oyuncudan biriydi Necip. Diğerleri kim dersek, Guti ve belki de Bobo. Guti, yerini Türkiyeli muadili olan Yusuf’a bırakırken de stadın alkıştan yıkılması bunun göstergesi olabilir. Bobo da, 200. Beşiktaş maçında alkışlarla çıktı. Taraftarın üç gözdesi de alkışlarla onurlandırıldı.
93. dakikada ise Sivasspor kendi çabasıyla çok uygun bir pozisyon buldu. Ilk önce direk, sonra da oyuncunun maharetiyle Beşiktaş üç puanı olabildi. Maçın tek golle bitmeyeceği belliydi ama Beşiktaş ikinci golü atmasına rağmen yine de rahatça maçı kazanamadı. Meğerse ilk yarıda taraftarın “2 Yetmez bize “ diye bağırmasında bir gerçeklik payı varmış. 2 gol, rahat rahat maçı bitirmeye bile yetmiyor şu anda Beşiktaş için. Karşısındaki takım Sivasspor olsa dahi. Haftaiçi Mersinspor’u rahatça yenemeyen takımın, Porto için neler yapabileceğini düşünmek dahi istemiyorum.
Son olarak, Fatih Tekke ile Topga Özkalfa arasında daha önceden kalan bir problem olabilir. Özellikle ona yönelik pozisyonların hepsinde rakibi lehine karar verdi Özkalfa. Bunun dışında maçta her şey doğaldı; Beşiktaş dışında… Bir de Hilbert ne zaman hücumda olumlu bir iş yapacak?
Haftaya yapılacak Uyum Zirvesi öncesi bütün siyasi partiler göç ve uyum tartışmasına kilitlendi. CSU lideri Horst Seehofer tekrar Türkleri ve Türkiye’yi hedef aldı. Sarrazin’se hükümeti acı veren kararlar almaya çağırdı.Almanya Başbakanı Angela Merkel, dördüncü uyum zirvesine evsahipliği yapmaya hazırlanırken ülkede İslam ekseninde yürütülen göç ve uyum tartışmaları da sürüyor. Kültürel farklılık gerekçesiyle Türk ve Arap göçmenlerin Almanya’ya kabulüne karşı çıkan Horst Seehofer’in lideri olduğu ve Federal Hükümet’in küçük ortağı olan Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) cumartesi günü yapılan parti kurultayında, göç ve uyum politikalarına ilişkin yedi maddelik bir plan kabul etti. Plan, uyumu reddedenlere daha sert yaptırım uygulanmasını öngörüyor. Bu arada özellikle Müslüman göçmenleri hedef alan ırkçı söylemleriyle tepkiye yol açan Alman Merkez Bankası’nın eski yönetim kurulu üyesi Thilo Sarrazin, İslam’ın Almanya’nın parçası olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Wulff ve Başbakan Merkel’ı hedef alan sözleriyle yeniden Alman siyasetinin gündemine damgasını vurdu. İşte ayrıntılar: “Aşırı sağcı dedirtmem”
Aşırı sağa kayan popülist söylemleri nedeniyle eleştirilere hedef olan Hristiyan Sosyal Birlik Partisi’nin lideri Horst Seehofer, Münih’te yapılan parti kongresinde kendisini savundu. Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkan ve Alman kültürüne uyum sağlayamadıklarını öne sürdüğü Türk ve Arapların göçmen olarak kabulüne itiraz eden Seehofer, “Söylemlerim nedeniyle bana aşırı sağcı deniyorsa, o zaman Alman halkının üçte ikisi aşırı sağcıdır” dedi ve şunları kaydetti:“Radikal sağı ancak becerikli, dürüst yurttaşlarımızın kaygılarını, sorunlarını ve ihtiyaçlarını gidererek önleyebilirsiniz. Paralel toplumlar oluşuyorsa, halk evini ve işini kaybetmekten korkuyorsa pratik politikalar yoluyla bu korkularından arınmalarını sağlayabilirsiniz. Radikal sağı önlemenin en iyi yolu budur.”
“Kalifiye elemanı Avrupalı işsizden seçin“ “Alman öncü kültüründen yanayız” diyen Seehofer, parti kongresinde göç ve uyum konusunda kabul edilen ve yedi ilkeye yer verilen planı da bu sözlerle savundu. “İyi yönetilmeyen göçün yeni uyum sorunlarına yol açabileceğine” dikkat çekilen planda, aile birleşiminin sınırlandırılması ve uyumu reddedenlerin de kararlılıkla cezalandırılması talep ediliyor. Ayrıca uyumun “yan yana değil, Alman Anayasası’nın değerler zemininde birlikte yaşamak” anlamına geldiği belirtiliyor.
Hükümetin küçük ortağının parti kongresinde diğer partili bakanların “nitelikli göçmene ihtiyacımız var” çıkışına da itiraz edildi. Bavyera Eyaleti İçişleri Bakanı Joachim Herrmann, Almanya’da halihazırda üç milyon işsizin bulunduğuna dikkat çekerek şu görüşü savundu:
“Avrupa Birliği’nde 23 milyon işsiz var. Aralarında çok nitelikli kişiler de var. Bu sözlerim nitelikli göçmene ihtiyaç olduğunu söyleyen işverenlere: Her Alman şirketi herhangi bir AB yurttaşını hiçbir onaya gerek olmadan hemen yarın işe alabilir.”
Uyum Zirvesi Çarşamba günü Berlin’de
Hükümet ortağı uyum tartışmalarında politikalarını bu şekilde ortaya koyarken, Başbakan Merkel, Çarşamba günü Berlin’de önemli bir zirveye evsahipliği yapacak. Bu vesileyle haftalık video mesajını bu konuya ayıran Merkel, 31 yaşındaki Türk kökenli polis Erdoğan Yıldırım’ın sorularını yanıtladı. Merkel, hükümetinin uyum politikalarından memnun olup olmadığını soran Yıldırım’a “politikalarımız daha iyi olabilir” yanıtını verirken, yabancı göçmenlerin sadece isimlerinden ötürü işe alınmadığını tespit ettiğini ve bu sorunların aşılması için çaba gösterdiğini aktardı.
Göçmenlerin gelecekte daha fazla kamu görevlerine getirilmesini ve daha fazla siyasette yer almalarının sağlanmasını isteyen Yıldırım’a Merkel destek verdi.
Merkel, “Bunu uyum zirvemizde bir görev olarak ele alacağız. Günümüzde gerçekten de kamu görevlerinde göçmen kökenli insanların sayısı çok az. Bu değişmelidir” görüşünü aktardı.
Bu arada Türk ve Arap göçmenler hakkındaki ırkçı söylemleri ve kitabı nedeniyle görevinden ayrılmak zorunda kalan Alman Merkez Bankası eski Yönetim Kurulu üyesi Thilo Sarrazin “Bild am Sonntag” gazetesine konuştu. Sarrazin: Acı veren kararlar alınmalı Zekânın genetik olduğunu ve eğitimsiz Türk ve Arap göçmenler nedeniyle Alman toplumunun aptallaştığını söyleyerek tepkileri üzerine çeken Sarrazin, bu sefer de Almanya Başbakanı Merkel’ın başkanlığında yapılacak uyum zirvesini eleştirdi. Sarrazin, hükümetin uyum sorunlarını çözmek için acı veren kararlar almak durumunda olduğunu iddia etti ve “uyum sağlamak istemeyenlere devlet yardımları kesilmelidir” diye konuştu.
Sarrazin, İslam’ın Almanya’nın bir parçası olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Wulff’a da sert çıktı. “Wulff’un tezi yanlış” diyen Sarrazin, “Alman kültürünün İslam ile herhangi bir bağının bulunmadığını” savundu.
Şimdi dikkatler bu tartışmalar ışığında Çarşamba günü yapılacak Uyum Zirvesi’ne ve haftalardır bu tür açıklamaları göğüslemek zorunda kalan göçmenlerin vereceği mesajlara çevrildi. (DW Türkçe)
Her ayın son cumartesi günü gerçekleşen Critical Mass eylemlerinin İzmir’de 4.sü gerçekleşti. Hasan Tahsin heykeli önünde buluşan grubun rotası Cumhuriyet meydanı, Alsancak garı, Lozan heykeli, Kahramanlar üzerinden Basmane meydanı ve son olarak da Gümrük oldu.
Alsancak Garı kavşağında ve Lozan heykeli kavşağında trafiği durdurarak eylemlerini gerçekleştiren bisikletçiler ilgi odağı oldu.
Halktan yoğun destek alan bisikletçilerin bu eyleminin polis memurlarında tam bir kafa karışıklığı yarattığı gözlemlendi.
Critical Mass bisikletçilerinin eylem sonrası değerlendirmeleri şöyle oldu:
“Temmuz ayından beri dördüncü kez gerçekleştirdiğimiz eylemlerimizin her birinde katılım artıyor. Önemli olan devamlılığı sağlayıp bisikletlilerin, yayaların, engellilerin kısacası her türlü motorsuz ulaşım şeklinin trafiğin asli unsuru olduğunu tüm İzmirlilerin anlamasını sağlamak.”
YouTube’un nasıl açıldığına bir bakalım önce. Böylece bu adımın ardındaki amacı daha iyi algılayabiliriz. Almanya’daki bir şirket söz konusu videolar başıboş olduğu için bunların telifini alıyor. Sonra YouTube’daki otomatik telif ihlali mekanizmasıyla bunları yayından kaldırıyor. Sitenin zaten Türkiye’den girildiğinde erişilmesini engellediği bu videoları kendisi kaldırmadığı için, YouTube “ifade özgürlüğü” prensibine aykırı davranmamış oluyor. Ulaştırma Bakanlığı ve BTK da bir şekilde videoları global versiyondan kaldırmış oluyor. “Danışıklı dövüş” desek yeridir.
Bu tipik bir “ara çözüm”. Hukuki açıdan da pek doğru bir “çözüm” sayılmaz, ama pratik olduğu kesin. YouTube için sırada bekleyen onlarca kararın hepsi sadece bu videolarla mı ilgili? Peki “sahibi belli” bir video söz konusu olunca ne yapacaklar? Bu “hukuki teferruatı” da bir şekilde düşünmüşlerdir herhalde.
Bu zahmete katlanılmasının tek nedeni, 5651’i sorgulamaya açmadan, artık bir simge haline gelen YouTube yasağından kurtulmak. Akılları sıra böylece Türkiye’de internet sansürü olmadığı izlenimini yaratacaklar. Bu oyuna burada, Türkiye’de gelen olabilir, ama ülkenin internet sansürcüleri ligindeki yeri değişmeyecek. Uluslararası medyanın, sivil toplum kuruluşlarının Avrupa Birliği’nin, AGİT’in algısında bir değişiklik olmayacak. Çünkü 8000’e yakın site hala engelli ve 5651 sayılı internet sansürü yasası olduğu yerde duruyor.
Bu “açılımın” yurtiçinde Ulaştırma Bakanlığı’nın işine yarayacağı kesin. Şimdiden güzide medyamız “müjde” çığlıkları atmaya başladı bile. YouTube’u engellemek için sırada bekleyen onlarca mahkeme kararını uygulamamanın da bir yolunu bulacaklardır bir şekilde. Hakkında mahkeme kararı bulunan Facebook’u engellememelerinin sebebi de bu. Çünkü yeni bir sembol yaratacaklarını iyi biliyorlar. Yeni stratejileri bu: mümkün olduğunca ünlü sitelere dokunmamak. Hükümet, kürtler ve alevilerden sonra şimdi de “YouTube Açılımı”na girişti!
Çünkü önceki stratejileri, yani meseleyi vergiye vb. bağlayıp ulusal egemenlik savaşına dönüştürme kurgusu ters tepti Google skandalıyla. Bu yeni çözüm o kadar “muhteşem” olamayacak, ama idare edecekler artık.
Sahi, şimdi kaç kişi soracak, “Google vergisini ödedi mi de YouTube’u açtınız” diye. Belleği zayıf bir toplumuz. Evet ünlü sitelerde geri adım atacaklar, taviz verecekler. Merak etmeyin, YouTube burada temsilcilik falan açmayacak, dünyanın hiç bir yerinde temsilciliği yok. Yerel versiyonu zaten vardı. O konuda yetkililer göz göre göre yanlış bilgi veriyorlardı. Google dünyanın hiçbir yerinde vermediği vergiyi burada verecek de değil. Buna rağmen ellerinden geleni yapıp erişim engelini kaldırdılar işte. Taviz verdiler.
Bu kısmi bir başarı olarak algılanabilir. Ama yeni stratejinin başımıza açacağı belaları düşününce bu hayali kurmak saflık olur olur. Çünkü bu zihniyet çalışmaya devam ediyor. Bakın, Blackberry bahanesiyle “Ulusal Kripto Yönetmeliği çıktı (http://ff.im/sAp8F). Mahremiyet ve özel iletişimin gizliliği ihlal ediliyor. “Turkish HADOPİ”, yani yeni Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu yolda. İnternet erişiminin engellenmesi, ağır para ve hapis cezaları öngörülüyor. İnternet medyasını basın kanunuyla düzenlemekten bahsediyorlar. Bütün bunların yanında YouTube’un hiç bir önemi yok…
Sansürcü, baskıcı ve gözetleyici bu zihniyetin yeni stratejisini boşa çıkarmanın tek yolu, internet sansürü ile YouTube simgesi arasındaki bağı zihinlerimizde kırmak. Oyuna gelmeyin.
İlla bir simgeye ihtiyacınız varsa “8000” rakamını kullanabilirsiniz. Evet, bu ülkede 8000’e yakın site engelli. Her geçen gün de bunlara yenileri ekleniyor.
Bu sitelerin çoğunun “ahlaksız” ve pornografik yayınlar olduğunu söyleyenlerin de oyununa gelmeyin. Çocuğun, ailenin, değerlerin korunması söylemlerine de kanmayın. Sizler yetişkinsiniz. Kendinizi, kendi ailenizi, kendi değerlerinizi sizler de koruyabilirsiniz. Hukuk bunun için var. Devletin size ergen muamelesi yapmasına izin vermeyin.
Uluslararası uzlaşıyla kabul edilen iki içerik suçu var: Çocuk pornografisi ve nefret söylemi (ırkçılık, şiddete övgü, ayrımcılık vb.). Bu iki suç dışında içerik suçu yok. Müstehcenlik bir içerik suçu değil. Bu ülkede bayilerde serbestçe satılan dergilerin web siteleri bile engelleniyor. Erişim engellemeyle korunmak istenen siz, aileniz veya “değerleriniz” değil; statüko korunmak isteniyor… Erişim engellemenin bulunmadığı demokratik hukuk devletlerinde değerler mi zedeleniyor, birileri liderlerine hakaret etti diye politik sistemleri iki paralık mı oluyor, müstehcenlik var diye önüne gelen fuhuş mu yapıyor, aykırı düşünceler dile geliyor diye ikide bir bölünüyorlar mı?
İktidar, sansür yaparak demokrasiden korunmak istiyor!
Engellenen siteler arasında, çok sayıda, siyasal duruşu olan, muhalif, aykırı site, kültür ve sanat yayınları ve sosyal topluluk platformu var. Artık her bir internet kullanıcısı “yayıncı” haline gelmiş durumda. “İçerik suçu” belalı bir kavramdır. Her yere yapışabilir. Size de.
Bu ülkede geleneksel medya zaten sansürleniyor. Şimdi de internet sansürleniyor. Bunu bir adım sonrası sizi engellemeleri olacak…
Bırakın YouTube’u, siz sansüre bakın. Sansür var mı? Var. YouTube açılsa ne olur? Facebook hala açık diye sevinmeyin. Richard Dawkins’in sitesi niçin hala kapalı diye sorun. Devlete, neyi izleyeceğime, neyi okuyacağıma, neyi söyleyeceğime, neyi düşüneceğime karışma deyin!
İktidarın sansür, baskı ve gözetimle demokrasiden korunması mümkün değil. Tarihte bu startejinin başarılı olduğu görülmemiş. Burada da başarılı olamayacak. Ama bu sizlere, hepinize, tüm internet kullanıcılarına bağlı.
Hükümetin “YouTube Açılımı”na: “yetmez, interneti aç” demenin tam zamanı…
Yeşiller grubu Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamsında 2005'de böyle "evet" demişti.
Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu 1-2 Kasım günleri “Avrupa’daki Türkiye” başlığıyla İstanbul’da toplanıyor. Pazartesi sabahı İstanbul Kongre Merkezi’nde başlayacak olan “genişletilmiş büro toplantısı” 15:00’den itibaren kamuoyuna açık olacak. AP Yeşiller Grubu eş başkanları Daniel Cohn-Bendit ve Rebecca Harms’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda AP yeşil milletvekilinin katıldığı toplantıda Türkiye-AB ilişkileri, enerji politikaları, nükleer enerji, Türkiye’de yeni anayasa ve demokrasi tartışmaları ve Türkiye’nin Avrupa’daki yeri gibi konu başlıkları var.
Toplantıdaki konuşmacılar arasında Yeşiller Partisi eş sözcüleri Yüksel Selek ve Ümit Şahin de bulunuyor. Yeşiller Partisi kongre merkezinde bir de stand açacak.
Toplantının programı şöyle:
Pazartesi
1 Kasım 2010
10.00-13.00
Üsküdar Salonu Yuvarlak Masa Toplantısı: “Müzakerelerin besinci yılı ve Türkiye – AB iliskileri perspektifleri” (Yalnızca davetlilere açık toplantı)
Kolaylastırıcılar:
DANIEL COHN-BENDIT, Avrupa Parlamentosu Yesiller Grubu Es Baskanı
HÉLÈNE FLAUTRE, Avrupa Parlamentosu –TBMM Karma Parlamento Komisyonu Es
Baskanı
Giris:
JOOST LAGENDIJK, İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Danısmanı
** Tartısma**
AB’den:
Avrupa Parlamentosu Yesiller Grubu üyeleri: ISABELLE DURANT, BART STAES, REBECCA
HARMS, HEIDI HAUTALA, SKA KELLER, MALIKA BENARAB ATTOU, BARBARA LOCHBIHLER, NICOLE
KIIL NIELSEN, ULRIKE LUNACEK, REINHARD BÜTIKOFER VE MICHAEL CRAMER
BÜYÜKELÇI MARC PIERINI, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Baskanı
Türkiye’den:
HASAN CEMAL, CENGIZ ÇANDAR, MEHMET ALI BIRAND, NESE DÜZEL, DELAL DİNK, ETYEN
MAHÇUPYAN, YÜKSEL SELEK, ÜMIT SAHIN, AHMET TÜRK, AYSEL TUĞLUK, UFUK URAS, MURAT
BELGE, SERAP YAZICI, KEMAL KİRİSCİ, CENGIZ AKTAR, SEZGİN TANRIKULU, JÜRGEN
GOTSCHLICH, VICTOR ANANIAS, YAVUZ ÖNEN, YUSUF ALATAS, YONCA POYRAZ DOĞAN, ZÜLFÜ
LİVANELİ, ALİ EROL, AYHAN BİLGEN, MURAT AKSOY, ZİYA HALİS, ORAL ÇALISLAR, GERALD
KLAUS, ASLI AYDINTASBAS, BĐRSEL LEMKE, ÖMER MADRA, DİLEK ZAPTÇIOĞLU, SÜHEYL BATUM,
LÜTFİ ELVAN, KEMAL ORDEK, ALİ RIZA ÖZTÜK BURHAN KAYATÜRK, BILGE CONTEPE, YAZGÜLÜ
ALDOGAN, ORHAN SILIER, METE TUNÇAY, SAHIN ALPAY, MEHMET Y. YILMAZ, SEBNEM
KARAUCAK, GÜLSÜN BILGEHAN
13.00-15.00 Öğle Yemeği
13.00-13.30
Üsküdar Salonu Basın Toplantısı
REBECCA HARMS, DANIEL COHN-BENDIT VE HÉLÈNE FLAUTRE, Avrupa Parlamentosu Yesiller
Grubu
13.15-14.45 Öğle Yemeği Görüsmesi: Đranlı mültecilerin Türkiye’deki Durumu;
DÜZENLEYEN: BARBARA LOCHBIHLER, AP İran Delegasyonu Baskanı, (Yalnızca davetliler katılabilir), Yıldız 2 Salonu
Öğle Yemeği Görüsmesi: Türkiye’de LGBTT’lerin Hakları;
DÜZENLEYEN: ULRIKE LUNACEK, Avrupa Parlamentosu LGBT Hakları Komisyonu Es Baskanıun Es-Baskanı
(Yalnızca davetliler katılabilir), Yıldız 1 Salonu 15.00
Üsküdar Salonu Konferansın Açılısı – Halka açık toplantı
REBECCA HARMS, Avrupa Parlamentosu Yesiller Grubu Es Baskanı
Açılıs Konusması: EGEMEN BAĞIS, AB ile iliskilerden Sorumlu Devlet Bakanı ve Bas
Müzakereci
15.30 – 16.45
Üsküdar Salonu Türkiye ve Avrupa Birliği’nde enerji güvenliği – Halka açık toplantı
Kolaylastırıcı:
HEIDI HAUTALA, Avrupa Parlamentosu Đnsan Hakları Alt Komisyonun Baskanı
Açıs Konusması
TANER YILDIZ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Konusmacılar:
NECDET PAMIR, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komite Yönetim Kurulu Üyesi
CHRISTIAN DOLEZAL, NABUCCO Uluslararası Gaz Boru Hattı Sirketi Sözcüsü
SERGEI AGIBALOV, Enerjetik ve Finans Enstitüsü, Rusya Federasyonu
17.00 – 18.30
Üsküdar Salonu Nükleer enerji – Türkiye için seçenek mi? – Halka açık toplantı
Kolaylastırıcı
ÜMIT SAHIN, Türkiye Yesiller Partisi Es Sözcüsü
Açılıs Konusması
REBECCA HARMS, Avrupa Parlamentosu Yesiller Grubu Es Baskanı
Konusmacılar:
DR. SULE ERGÜN, HACATTEPE ÜNIVERSİTESİ, Nükleer Mühendislik Bölümü
SABAHAT ASLAN, Mersin Nüklleer Karsıtı Platformu Sözcüsü
MYCLE SCHNEIDER, Nükleer enerji uzmanı ve danısmanı
ARIF KÜNAR, Enerji uzmanı ve aktivist
Salı Günü, 2 Kasım 2010
9.30 – 13.00
Üsküdar Salonu Yeni Anayasa ısığında Türkiye’nin Demokratiklesme Süreci –Halka açık toplantı
Kolaylastırıcılar
HEIDI HAUTALA, AB Đnsan Hakları Alt Komisyonu Baskanı
HÉLÈNE FLAUTRE, Avrupa Parlamentosu – TBMM Karma Parlamento Komisyonu Es
Baskanı
Açılıs Konusması
GIANNI BUQUICCHIO, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu Baskanı
FRANZISKA KELLER, Avrupa Parlamentosu Yesiller Grubu Üyesi
TBMM Parti grup temsilcileri ve sivil toplum kurulusu temsilcileri ile tartısma
Konusmacılar
BEKIR BOZDAĞ, TBMM, AKP Grup baskan Vekili
SÜHEYL BATUM, TBMM, CHP Parti Meclisi üyesi
NN., TBMM, MHP grubu üyesi
SELAHATTİN DEMİRTAS, BDP Es Baskanı
SERAP YAZICI, Profesör, Bilgi Üniversitesi Đstanbul
EMINE ÜLKER TARHAN, YARSAV Baskanı
SÜLEYMAN ÇELEBI, DİSK Baskanı
ÖZTÜRK TÜRKDOGAN, Đnsan Hakları Derneği Baskanı
HÜLYA GÜLBAHAR, KA-DER üyesi
CAN PAKER, TESEV Baskanı
HİDAYET SEVKATLİ-TUKSAL, Kadın Hakları Forumu Ankara
SEZGİN TANRIKULU, Avukat, Türkiye İnsan Hakları Vakfı
ALİ BALKIZ, Alevi ve Bektasi Federasyonu Baskanı
13.00 – 15.00
Öğle Yemeği Molası
15.00 – 17.00
Üsküdar Hall ‘Avrupa Kültürü’ sorunu – Halka açık toplantı
Kolaylastırıcılar
HÉLÈNE FLAUTRE, Avrupa Parlamentosu – TBMM Karma Parlamento Komisyonu Es Baskanı
MEHMET ALI BIRAND, Gazeteci
Tartısma
DANIEL COHN-BENDIT, Avrupa Parlamentosu Yesiller Grubu Es Baskanı
ELİF SAFAK, yazar, tbc
JEAN FRANÇOIS BAYART, akademisyen
İOANNA KUÇURADİ, felsefeci
—————————————————————————————————————————————————————–
Contacts: Ali Yurttagül: tel.: +32.2.284.30.47 – Fax: +32.2.284.33.39
mail: ali.yurttagü[email protected] [email protected]
Dünya futbol tarihine hem başarıları hem de inişli çıkışlı yaşamıyla geçen efsanevi futbolcu Diego Armando Maradona, 50 yaşında…
30 Ekim 1960 tarihinde, Buenos Aires’in güneyindeki yoksul bir mahallede dünyaya gelen Diego Armando Maradona’nın bir futbol efsanesine dönüşeceğini, o yıllarda kimse tahmin edemezdi.
17 yaşında Arjantin Milli Takımı’na seçilen ancak dönemin teknik direktörü Luis Cesar Menotti tarafından daha toy olduğu gerekçesiyle kadroda yer verilmeyen Maradona, 1981’de transfer olduğu Boca Juniors’ta şampiyonluk yaşadı. 1982-1984 yıllarında İspanya’nın Barcelona takımında top koşturan Arjantinli futbolcu, kısa zamanda bir efsaneye dönüştü.
Uzun ve önemli bir kariyere sahip olan Maradona, özel hayatının yanısıra, futbol yaşantısında da iniş ve çıkışlar yaşadı. Rakip takımın futbolcularını hamleleriyle komik duruma düşüren, oynadığı birçok takıma şampiyonluk kazandıran Diego Maradona için 1991 yılı büyük bir dönüm noktası oldu. Maradona’nın uyuşturucu sorunu kamuoyuna yansıdı ve yıldız futbolcu uyuşturucu kullanmaktan 15 ay ceza aldı. 1994 Dünya Kupası’nda da yasaklı madde kullandığı gerekçesiyle ihraç edildi ve şöhreti yara aldı. Maradona, 2004 ve 2007 yılları arasında uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle ciddi sağlık sorunları yaşadı.
Genç yaşta şöhreti yakalayan, 18 yaşında dolar milyoneri olan efsane futbolcu, uyuşturucu sorununun ardından kayıplara karıştı. Aldığı aşırı kilolarla tanınmaz hale gelen Maradona,yıllar sonra kilolarından ve uyuşturucudan arınarak futbol yaşamına iddialı bir dönüş yaptı.
Maradona’nın geri dönüşü…
2008 yılında Arjantin Milli Takımı’nın başına geçen Maradona, yeşil sahaların karizmatik teknik direktörleri arasına katıldı, heyecanlı hareketleriyle tekrar medyada adından söz ettirmeyi başardı. Özellikle 2010 FIFA Dünya Futbol Şampiyonası’nda, çeyrek finale kadar taşıdığı Arjantin Milli Takımı ile milyonların ilgisini ve desteğini topladı. Ancak Almanya karşısında alınan ağır yenilginin ardından, Maradona’nın görevine son verildi.
Efsanevi futbolcu, Skysports’a yaptığı açıklamada, ‘Bir gün milli takımın başına döneceğimi biliyorum. Bu benim kaderim. Bekliyorum” diyerek, umudunu dile getirdi.
Doğum gününde Napoli’ye gidemedi
Maradona 50.doğum gününü, ikisi lig şampiyonluğu olmak üzere 5 kupa kazandırdığı Napoli’de kutlamak istiyordu. Doğum gününü yakın arkadaşlarıyla kutlamak isteyen efsane futbolcu, İtalya’daki vergi borcu nedeniyle bu planlarını iptal etmek zorunda kaldı. Napoli taraftarlarının gönlünde taht kuran Maradona’nın İtalya’da yaklaşık 37 milyon euroluk vergi borcu bulunuyor.
İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, Taksim Meydanı’nda birkaç parça bomba daha bulunduğunu bildirerek, bu patlayıcılarla ilgili çalışmaların sürdüğünü söyledi. Emniyet Müdürü Çapkın, Taksim Meydanı ve Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki incelemelerinin ardından, yaralı 2 Çevik Kuvvet polisinin tedavi altına alındığı Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine geldi. Polis memurlarının tedavisine ilişkin bilgi alan Çapkın, buradan ayrılışı sırasında, basın mensuplarının soruları üzerine ”Canlı bomba şu anda erkek görülüyor. Taksim Meydanı’nda birkaç parça daha bomba bulundu. Bulunan bombalarla ilgili çalışmalar devam ediyor” dedi. Emniyet Müdürü Çapkın, olayda yaralı sayısının da 22 olduğunu belirterek, bunlardan biri emekli 11’inin polis memuru, diğerlerinin vatandaş olduğunu da söyledi. Çapkın, yaralılar arasında çok ağır yaralı olmadığını da ifade etti.