Ana Sayfa Blog Sayfa 5379

CHP’de Önder Sav gitti, Süheyl Batum geldi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, tüzük tartışmalarının ardından bugün yapılması öngörülen, ancak kendisi tarafından iptal edilen Parti Meclisi (PM) toplantısına ilişkin açıklama yaptı.

Kılıçdaroğlu, yürürlükte bulunan tüzük uyarınca belirlenen 13 genel başkan yardımcısı ve genel sekreterin isimlerini açıkladı.

Genel Sekreterliğe ise Önder Sav yerine önce Nihat Matkap, Matkap’ın görevi kabul etmemesi üzerine de Süheyl Batum getirildi.

Kemal Kılıçdaroğlu, gelişmelerin ardından yaptığı açıklamada şöyle konuştu:

“CHP hukuka saygılı bir partidir. Başsavcının istediği değişkliği yapıp, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim ettik.

Genel başkanın toplamadığı bir parti meclisi toplanamaz. Toplanan arkadaşlarımızı seviyoruz ama hep hukuka sadık olmak zorundayız. CHP, 53 yıldır iktidar olamıyor. Koltuklar hiçkimsenin babasının malı değildir.

Örgütümün vereceği karara saygılıyım. Kim ‘ben koltukta kalacağım’ dersi buna izin vermem.

Statükodan en fazla şikayet eden benim. Partideki korku imparatorluğunu yıktık, ülkedeki korku imparatorluğunu yıkacağız. Halkımı seviyorum, gücümü halktan alıyorum, artık gücünü başka bir yerlerden alanlar partide olmayacak.

Başarısız olursak alnımızın akıyla gideceğiz. O koltuklar bize sürekli oturalım diye verilmedi.

CHP yeni yönetimi tek ses tek yürek olacaktır.

Ömür boyu koltuklarda oturanların CHP’ye ne verip vermediğini halka sorsun.

Tüzükteki tüm eksikleri gidereceğiz. Blok liste değil, çarşaf liste getireceğiz.

Kararlıyım, kararlılığımın desteğini halktan alıyorum. İzin verin, yetki verin CHP’yi Mustafa Kemal’ın özgür partisi yapacağız.”

Bu arada yeni yönetimde yer alamayan Önder Sav, sert bir açıklama yaptı.

Önder Sav, “bu anlayışın kabile devletinde bile olmayacağını” söyledi.

Sav, ”CHP kimsenin babasının malı değildir. CHP Genel Başkanı disiplin suçu işlemiştir. Hukuku bilmeyenlere hukuku bildirmek bizim görevimizdir” dedi.

Sav’ı destekleyen gençler, akşam saatlerinde MYK toplantı salonu önünde eylem yaptı. Grup, “Önder Sav nerede biz oradayız”, “Sav örgütün herşeyidir” sloganları attı.

Grup, PM toplantısının yapıldığı salonu bastı. Burada ufak çaplı bir kavga çıktı. Kavga büyümeden bastırıldı. (NTVMSNBC, Radikal)

Vladimir Slivjak: “Akkuyu Rusya için bir deney sahası”

“Türkiye-Rusya enerji anlaşmalarının arka planı nedir?” başlıklı yuvarlak masa toplantısı İstanbul’da devam ediyor. Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından düzenlenen toplantıda bir konuşma yapan Rusya Ecodefense örgütünden enerji uzmanı ve aktivist Vladimir Slivjak Akkuyu’nun Rusya için bir deney sahası olduğunu söyledi.

Slivjak’ın konuşmasından bazı başlıklar şöyle:

“Rusya Akkuyu’da VVER-1200 tasarımı 4 adet reaktör yapacak. Bu santral tipinin halen çalışan bir örneği yok. Akkuyu santralı Rusya’nın bu yeni nükleer reaktör tipi için bir deney anlamı taşıyacak.

Nükleer atıklar ise kesinlikle önemli bir sorun olacaktır. Radyoaktif atıklarınRusya tarafından geri alınması mümkün, ama Rusya’nın bu konudaki beyanları güvenilir değil. Rusya yasalarına göre yurtdışından kullanılmış yakıt ancak yeniden işleme yapmak amacıyla alınabilir  ve bu atıkların  yeniden işleme sürecinden geçtikten sonra tekrar Türkiye’ye geri gönderilmesi gerekir. Ayrıca Türkiye her 1 ton kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesi için Rusya’ya en az 1 milyon dolar ödemek zorunda olacaktır.

Radyoaktif atıklar sadece kullanılmış yakıt değildir. Bir nükleer santralda 1 ton nükleer yakıt kullanıldığında 200 ton farklı türde radyoaktif atık ortaya çıkar. Bu radyoaktif atıkların da Rusya’ya girişi yasaktır. Bu nedenle Rusya’nın bu atıklarla ilgili bir çözüm üreteceği sözleri gerçekleri yansıtmıyor. Bu proje başka bir ülkeyle yapılmış olsa da Türkiye atıkları kendi topraklarında muhafaza etmek zorunda kalır.

Nükleer enerji akılcı bir seçenek değildir. Türkiye’de bulunduğum sürece gözlemeleme şansım oldu ki, Türkiye çok zengin yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip. Bu imkanların kullanılması gerekir.”

Yuvarlak masa toplantısı Arif Künar’ın sunumu ve tartışmalarla devam ediyor.

(Yeşil Gazete)

Hindistan’da 600 nükleer karşıtı gözaltında

0

Hindistan’ın güneyindeki Jaitapur’da yapımı planlanan dünyanın en büyük nükleer santral kompleksini barışçı bir şekilde protesto etmek için toplanan bini aşkın göstericiden 600’ü gözaltına alındı. Yüzlerce kişinin de hala gözaltı riskiyle karşı karşıya olduğu söyleniyor. Göstericiler geçim kaynakları olan topraklarını ve balıkçılığı korumak için nükleer santral yapımına karşı çıkıyorlardı.

Gösteriye katılmak için bölgeye gelmekte olan, aralarında eski yüksek mahkeme yargıcı Justice P B Sawant’ın da olduğu bazı önemli isimlerin ise 20 km uzakta durdurularak gözaltına alındığı bildirildi.

Bölgede Fransız nükleer enerji devi Areva tarafından yapılacak 6 reaktörden oluşan bir nükleer santral kurulması planlanıyor. Geçimini tarım ve balıkçılıktan sağlayan en az 10 bin kişi nükleer santraldan etkilenecek. Bölge halkının tamamının nükleer santral yapımına karşı olduğu bildiriliyor.

Kaynak: Karuna Raina – Greenpeace India

Demokratikleşme tartışması STÖler ile sürüyor

Söz alan STÖ temsilcileri, tartışmayı kaldığı yerden sürdürdü. Yeni anayasa ve refandum üzerine söylenenler şu şekilde:

Serap Yazıcı (Akademisyen): Anayasa askerdir, milliyetçidir. Siyasi Partiler Yasası, siyasete katılımın önünde engel.

Süleyman Çelebi (DİSK Başkanı): AKP’nin en büyük başarısı dialog mekanizmasını iyi kullanmaktır. Gelirler, dinlerler, görüşlerimizi alırlar ama sonunda bildiklerini okurlar. Birden fazla sendikaya üye olmak iyi bir şey olarak sunuldu referandumda. Fakat, tek sendikaya üye olanları işten atıp, dövdürüyorlar. Özgürlükten bahsediliyor, toplumun %90’ı dinlendiğini düşünüyor, hangi özgürlük? Toplu sözleşme, toplu görüşmenin ad değiştirilmiş adıdır. Sendikalar, 12 Eylül’ün yasalarıyla yönetiliyor.

Öztürk Türkdoğan (İHD Başkanı): Yepyeni bir anayasa yapılmalı. Ideolojik içerikten kurtulmuş bir anayasa yapılmalı. Katılımcı bir anayasa yapılmalıdır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerekir. Örneğin valiler atanmasın, seçilsin. Kırmızı Kitap’ın, MGK’nın olmadığı bir anayasa gereklidir. Vicdani Ret hakkı tanınmalı, zorunlu din dersi kaldırılmalıdır.

Sezgin Tanrıkulu (TİHV): Zihniyet dönüşümü olmadan hangi anayasa yapılırsa yapılsın değişmeyecektir. Anadilde eğitim ve yeni vatandaşlık tanımı yeni anayasa için önemlidir.

Can Paker (TESEV): Türkiye, yıllarca iki seviyeli bir şekilde yönetildi. Üst seviye ülkeyi yönetirken, alt seviye olan siyasi partiler sadece ekonomi üzerine söz söyleyebilmiştir.

Türkiye’de söylenemeyenler söylenebilir hale gelmiştir. Askeri bürokrasi ekonomik nedenlerle gücünü kaybetmiştir. Referandum sonrası da sivil bürokrasi gücünü kaybetmiştir.

Hülya Gülbahar (KA-DER): İçinde bulunduğumuz durum umutsuz. 30 yıldır Türkiye’de kendisine demokrat, liberal, aydın diyenlerin üzerinde büyük baskı vardı. İçinde olduğumuz dönem, bu durumun suistimal edilmesidir. Bir elitten, başka bir elite basit bir el değiştirme operasyonu vardır. Herhangi bir eleştiriye, “bu eskisinden daha iyi” yanıtı vermek dramatiktir. Dilerim iktidardan farklı düşünen herkesin darbeci, Ergenekoncu olduğu yanlışına Avrupalılar düşmez. Bizler için “ben kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum.” diyen bir başbakanla, “kadınlardan anneliği çıkarttığınız zaman bir şey kalmaz” diyen bir başbakanla, “eşcinsellik hastalıktır” diyen kadın bakanları atayan bir başbakanla karşı karşıyayız. Kadınlar, korunmaya muhtaç olarak görüldüler ama kadınlar korunmak değil eşitlik istiyor.

Daniel Cohn-Bendit: “Cinsel yönelim özgürlüğünü yeni Anayasa’ya yazacak mısınız?”

Daniel Cohn-Bendit İstanbul'daki AP Yeşiller Grubu toplantısında

İstanbul’da devam eden AP Yeşiller Grubu toplantısında “yeni Anayasa ışığında Türkiye’de demokratikleşme süreci” oturumu sürüyor. TBMM’de grubu bulunan siyasi parti temsilcilerinin konuşmalarının ardından söz alan AP Yeşiller Grubu eş başkanı Daniel Cohn-Bendit konuşmacıların sıradan konuları gündeme getirmekle yetindiklerini söyledi ve artık insan hakları, demokrasi gibi konulardan söz etmeyen kimse kalmadığını söyledi. Conh-Bendit konuşmacılara “mesela cinsel yönelim özgürlüğünün garantiye alınmasını yeni Anayasa’ya yazacak mısınız?” diye sordu. Daniel Cohn-Bendit cinsel yönelim özgürlüğünün garantiye alınmasının Türkiye için büyük bir devrim olacağını söyledi.

Yanıtlar şöyle:

Sabahat Tuncel (BDP): Nefret cinayetleri çok yüksek düzeyde. Fakat mecliste farklı cinsel yönelimlere yönelik bir ilgi yok. Bizim tüzüğümüzde de, yeni Anayasa teklifimizde de bu olacak.

Süheyl Batum (CHP): Biz yaptığımız taslakları Avrupa’ya ve Yeşiller’e duyuramamışız. Bizim taslaklarımızı bilmedikleri için, olan değişiklikleri destekliyor Avrupalılar. CHP, hiçbir şekilde ordu yanlısı değildir. Cinsel yönelim hakları, demokratik ülkelerde tabii ki var olacaktır. Fakat bize sadece bu sorunun sorulması, sanki ülkede sendikal hakların, basın özgürlüğünün varolduğu izlenimi yaratır.

Bekir Bozdağ (AKP): Biz insana verilecek hakları veririz. Cinsel yönelimler konusunda net bir tavrımız yok.

(Yeşil Gazete)

Anayasa değişiklikleri ışığında demokratikleşme tartışılıyor

Yeni Anayasa ışığında Türkiye’de demokratikleşme başlıklı oturumun ana konuşmacıları sırayla söz aldılar. Avrupa Parlamenteri Ska Keller, daha sonra Venedik Komisyonu Başkanı, Gianni Buquicchio söz aldı. En sonunda da mecliste temsil edilen parti temsilcileri söz aldı. Söylenenler kısaca şöyle:

Ska Keller:

Son yıllarda Türkiye’de atılan demokratikleşme adımlarını anlamlı bulsak da hala yapılacak çok şey var. Azınlık hakları ve özgürlükleri konusunda çok yol katedilmesi gerekir. Anayasada yapılan değişiklikler olumlu olsa da yeni bir anayasaya duyulan ihtiyacı azaltmıyor. Düşünce özgürlüğünü daha az sınırlayan değil garanti altına alan bir anayasa gerekli. Türkiye’nin demokratikleşmesi AB için değil Türkiye’de yaşayan insanlar için gereklidir.

Sabahat Tuncel: Avrupalalılar da kendi ülkelerinde daha demokratikleşme istiyor olabilir  ama biz Türkiye’de olmayan bir şeyi, yani demokratikleşmeyi oluşturmaya çalışıyoruz. Yeni anayasa tartışması anlamsızdır. Önemli olan herkes yeni bir anayasa isterken, nasıl bir anayasa tartışmasıdır.

Herkesin kendi anayasa taslağı var. Hem partilerin, hem de STÖ’lerin. Fakat herkesin tek tek değil, toplumun anayasası olması gerekir.

Yeni parlamentonun ilk işi yeni bir anayasadır. Temel ilke eşitlik ve özgürlüktür. 12 Eylül’ün de sorunu budur. Tekçidir. Bizim anayasamız Türktür, sunnidir, erkektir. Militarist bir anayasadır çünkü asker tarafından yapılmıştır. Kendi öncelikleri dışında herkesi dışarda bırakmıştır.

Bizim Türkiye için çözümümüz demokratik özerkliktir. Bu demokrasiye halkı katmanın yoludur. Yerel yönetimler güçlendirilmelidir. Halkın kendi kendini yönetimi önemlidir.

Tabii ki bütün sorunları anayasa ile çözemeyiz ama şu anki anayasa çözümlerin önünde engeldir.

Sonuç olarak Türkiye yeni bir anayasa tartışmasını artık geride bırakmıştır. Çalışmalar seçimden önce başlamalıdır.

Süheyl Batum: Yeşiller Grubu’na çok teşekkür ederim. Akp’nin yeni bir anayasa yapma yönünde bir eğilimi yok. Yapılan değişiklik bunun kanıtı. Anayasa referandum sürecinde Türkiye ikiye bölündü. Hangi kesimin haklı olduğunu anlamak için evrensel ilkelerle test etmek gerekir. İlk olarak yeni anayasa, devlete sınır getirmeliydi. Sivil Toplum’un önünü açmalıydı. Fakat bu değişiklikler bunu yapamadı. Devlete çerçeve çizmeyi başaramadı. İkinci olarak Anayasalar toplum sözleşmeleridir. AKP, kimsenin Anayasa taslağını incelemedi. Tek bir madde bile almadı. Her kurumu üç gün süre verildi. Bu Dünya’nın hiçbir yerinde yoktur. Son olarak, güçler ayrılığı olmalıdır. Biz güçler ayrılığını isterken, yeni taslak tüm güçleri tek elde topladı. Bizim propozisyonlarımız hazırdır ve yazılı bir şekilde de duruyor. Kadın örgütlerinin, sendikaların, başka partilerinde var. Bunların hiçbiri saklı değil, tamamı ortada. yani alternatif yok kesinlikle denemez.

Bu anayasa hiçbir temel hak özgürlüğü tanımadığı değil, güvence altına almadı. Hak tanımak, güvence altına alınmadığı sürece giçbir önem ifade etmez. Tek bir madde yoktur güvence altına alınan.

Bekir Bozdağ: Neden yeni bir anayasa yapamadığımız, konuşmaların içinde bile anlaşılıyor. Anayasalarımız savaş ve darbe ürünüdür. Türkiye’nin geleneğinde demokratik bir ortamda anayasa yapmak yoktur. 61 Anayasası en kötü anayasadır. 82 Anayasası, 61’in tamamlayıcısıdı.

Biz hep yeni bir anayasa arayışında olduk ama karşımıza hep şartlar çıkardılar. Biz değişikliğin yapabildiğimiz kadarını yaptık. Tüm taslaklara da baktık. Sürekli uzlaşma aradık ama hakkımızdaki Anayasa Mahkemesi kararı buna engel oldu. Yapılan değişiklikte geriye götüren tek virgül dahi yoktur

Avrupa’dan ablam gelmiş

2 gündür İstanbul kongre merkezinde Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubu üyeleriyle toplantıdayız. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki Yeşiller ile ilgili olarak şimdiye kadar katıldığım en sıkıcı toplantılardan biri bu.

Toplantı formatı sıkıcı: oturumların %90’ı süresince konuşmacılar tek yönlü olarak konuşuyor, geri kalan üç-beş dakika ise dinleyicilerin sorularına ayrılıyor. Pek çok konuşmacı ya konuşmalarını kağıttan okuyor ya da adı sunum olan ancak aslında projektörde görünen yazıları okumaktan ibaret olan bir performans sergiliyorlar.

Pazartesi gününden bir kaç not aktaracak olursam:

Bir gün boyunca söz alan ve tahminen 5 saat kadar konuşma yapan AP Yeşiller grubu üyelerinin ağzından bir kez bile “Türkiye Yeşilleri” tamlaması çıkmadı. Bir kez “Türkiye’deki partnerlerimiz” dendi ancak bizden bahsedilip bahsedilmediğini anlayamadım.

Dün bir konuşma yapan Egemen Bağış’ın AB müzakerelerinde çevre başlığı açıldığından beri “Türkiye’nin daha yeşil, İstanbul’un daha temiz” olduğunu söylemesi gülüşmelere neden oldu. Konuşmasını bitirince soru bile almaya tenezzül etmeden dönüp gitmesi tam da kendisine yakışır bir hareketti.

Enerji Güvenliği oturumu yeşil bir perskektiften çok uzaktı. Neredeyse tamamen AB’nin “ya Rusya bu kış gazımızı keserse?” endişesi üzerine kurulmuş bir oturumdu ve tüm konuşmacıların enerjisi düşüktü. Bu iç bayıcı oturumun zamanında tamamlanmaması yüzünden Nükleer enerji ile ilgili olan ve asıl ilgi çekici olabilecek bir oturumda soru-cevap kısmına zaman kalmadı.

Oysa ki Nükleer enerji ile ilgili oturumda Hacettepe üniversitesinden Nükleer enerji mühendisi Yrd. Doç. Dr. Şule Ergün’ün nükleer Türkiye’de Nükleer enerji kullanılma senaryoları üzerine olan sunumu ilgi çekiciydi. Nükleer karşıtlığının bir sabit sayıldığı Yeşil hareketin toplantılarına hoş bir katkıydı, ama geçti gitti.

Şu anda “Yeni Anayasa ışığında Türkiye’nin demokratikleşme süreci” isimli oturum sürüyor. Son iki konuşmacı sırayla Süheyl Batum ve Bekir Bozdağ. Sonunda biraz hareket göreceğiz gibi…

“Avrupa’da Türkiye” Toplantısının 2. günü başladı

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nun İstanbul’da düzenlediği toplantının ikinci günü başladı. “Yeni Anayasa ışığında Türkiye’de demokratikleşme süreci” isimli toplantıyla başlayan ikinci günün devamında “Avrupa Kültürü” sorunu” isimli toplantı yapılacak.

Yeni Anayasa’nın tartışıldığı oturumun konuşmacıları ise şöyle:

Kolaylastırıcılar

HEIDI HAUTALA, AB İnsan Hakları Alt Komisyonu Başkanı
HÉLÈNE FLAUTRE, Avrupa Parlamentosu – TBMM Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı

Açılış Konuşması

GIANNI BUQUICCHIO, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu Başkanı
FRANZISKA KELLER, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Üyesi

TBMM Parti grup temsilcileri ve sivil toplum kurulusu temsilcileri ile tartışma
Konusmacılar

BEKIR BOZDAĞ, TBMM, AKP Grup baskan Vekili
SÜHEYL BATUM, TBMM, CHP Parti Meclisi üyesi
SABAHAT TUNCEL, BDP Milletvekili
SERAP YAZICI, Profesör, Bilgi Üniversitesi İstanbul
EMINE ÜLKER TARHAN, YARSAV Başkanı
SÜLEYMAN ÇELEBI, DİSK Başkanı
ÖZTÜRK TÜRKDOGAN, İnsan Hakları Derneği Başkanı
HÜLYA GÜLBAHAR, KA-DER üyesi
CAN PAKER, TESEV Baskanı
HİDAYET SEVKATLİ-TUKSAL, Kadın Hakları Forumu Ankara
SEZGİN TANRIKULU, Avukat, Türkiye İnsan Hakları Vakfı
ALİ BALKIZ, Alevi ve Bektaşi Federasyonu Başkanı

AP Yeşiller Grubu Basın Toplantısından

İstanbul Kongre Merkezinde gerçekleşen Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Toplantısının ilk oturumunu takiben gerçekleşen basın toplantısından bazı kesitlerle karşınızdayız.

Daniel Cohn-Bendit:

Bu iki günde AB ile ilgili Türkiyede oluşmuş atmosferi anlamak istiyoruz. Ancak bizim AB’nin ya da AP’nin tamamı olmadığımızı; AP Yeşiller grubu olduğumuzu da unutmamak gerekir.

Dün sabah gerçekleşen terör eyleminden ötürü çok üzüntü duyduk. Eylemin sahibi olmadan kimseyi suçlamamak gerekir. Ancak kendini demokrat olarak tanımlayan herkesin terörü kınaması gerekir.

Türkiye’de demokratikleşme yönünde önemli adımlar atılmakta. Ancak gayrı resmi kanallarla da olsa hükümetler şiddet kullanan taraflarla da görüşmelerini kesmemelidir. Parti kapatmak hiç bir şeyi çözmez.

Kıbrıs konusunda ise limanların ve havaalanlarının karşılıklı olarak açılması AP’de oylamaya açılırsa tereddütsüz destek vereceğiz.

Rebecca Harms:

Anayasa referandumunu olumlu bir gelişme. Anayasa değişikliğine “evet” ve “yetmez ama evet” diyen kesimlerle ortaklaşa çalışabileceğimizi düşünüyoruz. 2000’lerin başında Daniel “Boğaziçindeki mucize” dediği şey tam olarak gerçekleşmiyor olsa bile Türkiye’de ekonomik bir mucize gerçekleşiyor.

Dün gerçekleşen terör saldırısı bizlere hatırlattı ki insan haklarının güçlendirilmesi en iyi terörle mücadele yöntemidir.

Helene Flautre:

Referandum sonrasında oluşan olumlu havayı devam ettirmek önemli.

AB’nin Türkiye’ye olan yaklaşımında da, özellikle de göç politikalarında da sorunlar var. Önemli olan Türkiye ve AB’nin ortak bir sürdürülebilir kalkınma rotası çizebilmesini sağlamaktır.

Yazarımız Efe Göktoğan’ın “AB çevre faslı’nın Türkiye’de nasıl devam edeceği ve sürmekte olan çevre kıyımlarıyla birlikte bu faslın nasıl tamamlanabileceğine” dair sorusuna Rebecca Harms şöyle yanıt verdi:

Avrupadaki Yeşiller Türkiye’nin çevre faslını olması gerektiği kadar ciddiye almıyor. Ancak Türkiye’de çevre sorunlarının arttığını da görüyoruz. İklim ve enerji tartışmalarını takip ediyoruz.

AP olarak Türkiye’ye Ilısu barajı konusu her açıldığında ilgili uluslar arası antlaşmaları hatırlatıyoruz.

Karadenizde yapılmaya çalışılan küçük HES’ler hakkında ve genel olarak tüm HES’ler hakkında da bir şey söylemek istiyorum. HES’lerin tasarımı ve işletme kriterleri sürdürüelbilirlik göz önüne alınarak kurulursa anca sürdürülebilir olurlar.

PKK ateşkesi seçime kadar uzattı

PKK, ‘eylemsizlik’ kararını önümüzdeki yılın Haziran ayında yapılması beklenen genel seçimlere kadar uzattığını açıkladı.

‘Kürdistan Topluluklar Birliği’nin (KCK), açıklaması, PKK’ya yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı’nda yer aldı. Örgüt eylemsizlik sürecinin 2011 seçimlerine kadar uzatıldığını, bu sürecin kalıcı hale dönüşmesi için operasyonların durdurulması, tutuklu Kürt siyasetçilerinin serbest bırakılması, Abdullah Öcalan’ın sürece aktif olarak katılmasının önünün açılması ve yürütülen diyalogun müzakere düzeyine çıkarılması, ‘Anayasa ve hakikatleri araştırma’ komisyonlarının kurulması, yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılması istendi.

Örgütün 13 Ağustos’ta başlayan ve 30 Eylül’de 1 ay daha uzatılan eylemsizlik kararına karşılık hükümetin ciddi ve güven verici adım atmadığı ileri sürüldü. Askeri operasyonların geçmişe oranla azalmasına karşılık sürdürüldüğü, tutuklananların da serbest bırakılmadığı iddia edilirken, “Bu dönemde kayda değer tek gelişme önderliğimizle (Öcalan) diyalogların sürdürülmesi olmuştur. Buna karşılık eylemsizlik ortamı, referandumun olumlu koşullarda yapılmasını sağlarken, devlet ve hükümet buna doğru yaklaşmayıp daha çok siyasi çıkar sağlamayı esas almıştır” iddiasında bulunuldu.

Örgüt açıklamasında sorunun kamuoyunda tartışılması ve bazı çevreler ile devlet içindeki bir kesimin diyalog ve çözüm eğiliminde olduğunu bunların olumlu gelişme olduğunu iddia edildi. (Yeşil Gazete)