Ana Sayfa Blog Sayfa 5365

Bartınlılar termik santral toplantısını bastı

Bartın’ın turistik ilçesi Amasra’da yapılması planlanan iki termik santrale, çevrecilerin tepkisi büyük oldu. 2 bin kişi, santraller için düzenlenen bilgilendirme toplantısını bastı, protesto gösterisi yaptı.

Hema Endüstri A.Ş.’nin, turistik ilçe Amasra’da kurmayı planladığı iki termik santralden biri için halkı bilgilendirme toplantısı devam ediyordu. Bu sırada termik santrallere karşı kurulan ve belediyeler, siyasi partiler ile 120 sivil toplum örgütünün desteklediği Bartın Platformu’nun 2 bin üyesi, ellerinde döviz ve sloganlarla toplantının yapıldığı belediye sosyal tesislerine geldi.

Kalabalığın bir bölümü daha sonra toplantının yapıldığı salona girdi ve protestolarını burada sürdürdü. İstedikleri de oldu. Tepki üzerine toplantı yarım kaldı. Şirket yöneticileri salondan polis kordonu altında çıkarıldı.

Çevre ve Orman Bakanlığı yetkilileri ile İl Çevre ve Orman Müdürü Zeki Şaltuğ, toplantının halkın tepkisi nedeniyle iptal edildiğine dair tutanak tuttu. Bu durum çevrecileri memnun etti. (CNN Türk)

Kamboçya’daki faciada Avrasya maratonu etkisi

Kamboçya’da bir festival sırasında çıkan izdihamı araştıran komisyona göre yüzlerce kişinin ölümüne yol açan paniğe ‘köprü’ neden oldu.

Hükümetin kurduğu soruşturma komisyonunun bir yetkilisi, çok sayıda kişinin aynı anda üzerinde bulunduğu köprü sallanmaya başlayınca panik çıktığını söyledi. Olay sırasında yüzlerce kişi dar bir asma köprüden geçiyordu.

Phnom Penh Adası’ndaki bir festivalden dönenlerden 354’ü çıkan izdihamda ayaklar altında ezilerek can verdi. Olay sırasında en az 395 kişi de yaralandı.

Geçtiğimiz ay İstanbul’da düzenlenen Avrasya maratonu sırasında da Boğaziçi köprüsü üzerinde binlerce kişi varken kısa bir süre sallanmış ve korkuya neden olmuştu. (VoA, Yeşil Gazete)

Portekiz’de 20 yıl sonra genel grev

Portekiz’de sendikalar hükümetin maaş ve ücretlerde kesintiye gitme planına tepki olarak genel greve gitti.

20 yılı aşkın aradan sonra Portekiz’de ilk kez düzenlenen genel grev, ulaşım, eğitim ve sanayi faaliyetlerini ciddi biçimde sekteye uğrattı. Grev parlamentonun hükümetin kemer sıkma programını oylayacağı oturumun iki gün öncesine rastlıyor.

Söz konusu önlemler, Portekiz’in kamu harcamaları ve bütçe açığıyla ilgili uluslararası kaygıları yatıştırmayı amaçlıyor. Kemer sıkma programı kapsamında kamu çalışanlarının maaşlarında kesintiye gidilmesi, emeklilik maaşlarının dondurulması ve vergilerin artırılması planlanıyor.

Grev nedeniyle ülkenin iki ana sendikası, ortak hareket etme kararı aldı. Sendika yetkilileri, greve hem kamu hem de özel sektörden geniş katılımın gerçekleştiğini söylüyor. Grev nedeniyle yüzlerce uçak seferi iptal edildi, limanlarda hizmetler aksadı.

Ancak ekonomi uzmanları, bu eylemlerin kemer sıkma programının yürürlüğe konmasını engelleyemeyeceğine dikkat çekiyor. Zira muhalefet, kamu maliyesindeki ciddi sorunlar nedeniyle oylamada çekimser kalacağını açıkladı.

Portekiz euro bölgesinin en zayıf ekonomilerinden biri. Lizbon hükümeti, uluslararası yatırımcıları, İrlanda ve Yunanistan gibi bir kurtarma paketine ihtiyacı olmadığını ikna etmeye çalışıyor. Hükümet bu çerçevede 2011’de bütçe açığının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranını yüzde 7,3’ten 4,6’ya indirmeyi planlıyor. (BBC)

Bakanlar üç komutanı açığa aldı

Balyoz davasında ve fişleme olaylarında adı geçen Jandarma Tümgeneral Halil Helvacıoğlu İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından, Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu ve Tümgeneral Gürbüz Kaya Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından görevden alındı. Üç komutan son YAŞ toplantısında haklarındaki davalar nedeniyle terfi ettirilmemişti. Terfi ettirilmeyen ancak başka görevlere atanan isimler, AYİM’e (Askerî Yüksek İdare Mahkemesi) dava açarak YAŞ kararlarını bypass olarak nitelenen karar çıkartmışlardı.

Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Lübnan’a hareketinden önce düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin “Buradaki bir ilk mi?” sorusu üzerine “Bu konunun ilk olup olmadığı noktasında bir araştırmam yok. Fakat her şey yasalar çerçevesi içerisinde. Bakanlarımıza verilen yetkiler vardır, Bakanlar Kurulu’na verilen yetkiler vardır ya da üçlü kararname ile atanmışsa üçlü kararname ile görevden alınmalar vardır. Bu yetkiler çerçevesi içerisinde gerek İçişleri Bakanımız gerekse Milli Savunma Bakanımız bu yetkilerini kullanmışlardır” diye konuştu.

Tepkiler…

CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol düzenlediği basın toplantısında bir soru üzerine üç komutanın hükümet tarafından görevden uzaklaştırılmasını değerlendirdi.

Anadol, şunları söyledi: ”İntikam…. Bu da darbe, sivil darbe. İktidarın zihniyetini ortaya koyan, hak arama özgürlüğünü bir suç gibi algılayan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP zihniyeti.”

BDP Grup Başkanvekili Ayla Akat Ata ise üç generalin açığa alınmasına ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine ”Türkiye’de demokratikleşme açısından, birçok kesim açısından, birçok kesimin beklentisi olduğu ve olumlu karşılanan bir olgu. Bu, Türkiye’de bir ilk olması belki şaşılacak bir durum, belki üzerine gidilmesi gereken bir durum olacaktır” yanıtını verdi. Türkiye’nin ”darbeler tarihine sahip bir ülke olduğunu” belirten Ata, şunları kaydetti:

”10 yılda bir gerçekleşen darbeler bu ülkede demokratikleşmeye geçiş sürecini uzatmıştır. Ve bugün bu süreçle yüzleşmenin tartışıldığı günleri yaşıyoruz. Darbelerle yüzleşme iddiasıyla halkın oyuna gidildiği yakın tarihi yaşadık. Beklentimiz odur ki Türkiye, bir an önce demokratikleşmeye hizmet edebilecek adımları atabilsin. Bir darbeler tarihi olan ülke için, demokrasiye geçiş sürecini tamamlayamamış olmanın sancılarını yaşıyoruz. 3 generalin görevden alınmasının ülkede bir ilk olmasının yarattığı şaşkınlığı bir an önce bir tarafa bırakıp daha kararlı adımlar atmak gerekiyor.”

Çelik’ten cevap

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, üç generalin görevden alınmasını ve gelen tepkileri değerlendirdi. Hüseyin Çelik’in sözlerinden öne çıkanlar şunlar:

“CHP tarafından ‘Türk silahlı kuvvetlerinin teamülleri vardır, bu teamüllere uyulmak zorundadır. Kimse onlara karışmasın’ anlamına gelebilecek açıklamalar yapıldı.

Teamül dediğimiz şeyler, tekrarlana tekrarlana alışkanlık haline gelen şeylerdir. Bir memlekette anayasa varken, hukuk varken, demokrasilerin evrensel prensipleri varken kimse teamüllerle falan iş yapamaz. Eğer Türkiye gerçek anlamda hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir cumhuriyet olacaksa, sivil memur için, kamu çalışanları için yapılan neyse hukukun işletilmesi açısından bir farklılık görmüyorum.

Sayın İçişleri Bakanı veya Milli Savunma Bakanı, kendi yetkisini aşan, kanunlara ve anayasaya aykırı bir tutum veya davranış içerisinde olursa aynı partiden olmamıza rağmen ben kendilerini eleştiririm. Ama böyle bir şey olmadığına göre, hukuka aykırı bir hamle yapılmadığına göre CHP budur işte. Klasik CHP budur işte. Efendim TSK’nın teamülleri vardır karışmayın diyen zihniyetle şimdi buna ‘sivil darbe’ diyen zihniyet aynı yerden kopan bir anlayıştır.” (Radikal, NTVMSNBC)

Taraf ‘ta oluşan Kılıçdaroğlu çılgınlığı

Bu yazının ana konusu CHP’nin yaşadığı, bir kısmı da suni olan, değişimin bir “resmi yayın organı”nda yarattığı çılgınlıktır.

Taraf Gazetesi’ni takip ediyor, okuyor musunuz bilmiyorum. Uzun süredir bir “bomba” habere imza atmadığı için olsa gerek medyada da ismi geri plana düşmüş durumda. Gözlemlediğim kadarıyla da, ilk çıktığında edindiği saygıyı, misyonunu yavaş yavaş değiştirmesiyle de kaybediyor bu gazete.

Taraf’a son günlerde bir şeyler oldu. Aslında son günlerce doruğa çıkan bu “bir şeyler” ilk belirtilerini CHP’nin Genel Başkan değiştirmesinin hemen sonrasında vermişti. Toplumda esen Kılıçdaroğlu rüzgarının tersine bir anda gazetede bir Baykal rüzgarı esmeye başladı. Özel söyleşiler, haberler birbirini izledi. Taraf bir anda Baykalcı olmuştu. Bir araştırma yapılıp karşılaştırılabilir. Taraf ve bir başka gazetede o olay öncesi ve sonrası Baykal hakkında çıkan olumlu ve olumsuz haber sayıları ortaya konulduğunda görülecektir ki, Baykal’ın gözlerinin badem badem olmasıyla, Kılıçdaroğlu’nun toplumda bir umut yaratması hemen hemen aynı döneme gelir. Ondan öncesi için ise, Baykal, Taraf Gazetesi için, AKP’nin en büyük rakibinin sürekli eleştirilmesi gereken (ve hakkını yemeyelim bunun için de hergün malzeme veren) bir Genel Başkanı’ydı.

Referandum ve sonrası derken Taraf’ın “resmi yayın organı” olma kimliği belirginleşti ve bugünlere gelindi. Takip edenler bilecektir ki, CHP’de Önder Sav’ın da tasfiye edilmesinden sonra ikinci bir Kılıçdaroğlu rüzgarı esmeye başladı sosyal demokrat çevrelerde ve her zaman yüzünü CHP’ye dönmeye hazır olan sosyalist kesimlerde. Bunun da üstüne bir BDP ittifakı söylentisi, tartışması, gelişince bir sene öncesinin ırkçı diye eleştirilen CHP’si ile bugünün CHP’si arasında fark belirginleşti. Hele bir de üstüne Recep Tayyip Erdoğan’ın bu söylenti üstüne “Bakın kimlerle beraberler” şeklinde bir çıkış yapıp milliyetçi bir söylemde bulunması ile bir anda her şey birbirine girdi. “İttifak olmasa da belirli konularda birlikte çalışabiliriz” diyen bir CHP’ye karşılık, “Kürtlerle beraberler, zaten de dinsiz bunlar, oruç dahi tutmazlar” diyen bir AKP. Tabii ki Taraf Gazetesi cephesi de boş durmadı.

Örneğin bugün, yani 23 Kasım günü, gazetede yer alan bazı haber ve köşe yazılarının başlıkları şu şekilde:

* Özel bir Baykal haberi (ki Taraf bu süreçte de BDP ve Kürt yakınlaşması karşıtı Baykal demeçlerine en büyük oranda yer verdi): Yine kurultaya hazırlanıyor

* Alper Görmüş: “‘Özgürlükçü CHP’ yüzde 25’i de göremez!”

* Leyla İpekçi: “‘İkinci Kemal’izm için solda ittifak yeterli mi!”

* Melih Altıok: “Sahi ya Kılıçdaroğlu’nun ehliyeti var mı”

* Gürbüz Özaltınlı: “CHP’ye dair sorular”

* Tan Oral’ın Kılıçdaroğlu’nu ve Süheyl Batum’u dansöz olarak çizen karikatürünü de unutmamak lazım.

Bunlar sadece bugünün yazıları. Bir kaç gün daha genişletilirse, haberlerle de zenginleştirilmiş çok geniş bir portföy ortaya çıkacaktır. Bir gazete bütün olarak CHP’nin milliyetçi politikasını değiştiren bir hamleye girmesine, çok eleştirdiği bir Genel Başkan’dan ve yine statükonun temsilcisi olarak gördüğü bir Genel Sekreter’den kurtulmasına, demokrasinin gereğini yerine getirecek bir kaç hamle yapmasına muhalif. Tabii ki olabilir. Bunlara muhalif olmak en doğal hak. Fakat bu gazete aynı zamanda bu değerlerin Türkiye’de temsil etme çabasında aynı zamanda. Peki nereden doğuyor bu renk farklılığı? Taraf’ın derdi demokrasi ya da özgürlükler mi yoksa iktidardaki partinin kim olduğu mu? Bu çılgınlık boyutuna varan karşı kampanyanın nedeni de bu olabilir mi? Açıkçası ben Kılıçdaroğlu rüzgarının ve CHP’nin durumunu Taraf’ın tavrıyla anlamaya başladım, ölçüm haberler ve yazılar oldu.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

CHP değişemez mi? – Ahmet İnsel

Bir arkadaşım söyleyince kafamı haftalardır kurcalayan bir konu aydınlığa kavuştu. Kılıçdaroğlu ve onu destekleyenlerin CHP politikasını değiştirme çabalarını küçümseyen, “CHP değişmez!” diyerek kesin hüküm verenlerin rahatsızlıklarını anlamakta zorluk çekiyordum. Anlayamadığım, CHP’nin demokrasi ilkelerine daha açık bir merkez partisi olma imkânın var olup olmadığı tartışması değildi. Her siyasal akım gibi, CHP için de sorulması gerekli bir soru bu. Hele CHP gibi geçmişte birçok kez benzer yönde değişim sinyalleri verip, sonra kadim çizgisine dönmüş bir parti söz konusuysa, bu sorunun sorulması daha da kaçınılmaz.

AKP tamam ama…

Anlamakta zorluk çektiğim konu, bu değişim çabalarını gösteren kadroya ve atmaya çalıştıkları adımlara ilişkin olumsuz değerlendirme sağanağı idi. Bu değerlendirmeler sadece AKP’lilerden ve onların açık destekçilerinden geliyor olsa, siyasal rekabetin doğal oyunları olarak karşılanabilirdi. CHP’yi ne sol ne sosyalist ama merkez-demokrat bir partiye dönüştürme çabalarının az da olsa bir başarı şansı varsa, bunun AKP’de bir rahatsızlık, destekçilerinde bir endişe yaratması doğaldı. Merkezin tümünü işgal eden hâkim pozisyonu savunma refleksi içinde Kılıçdaroğlu’nu küçümseme, CHP’yi değişmesi olanaksız bir parti olarak sunmak da…

Beni düşündüren, AKP’li olmamakla beraber, Kılıçdaroğlu ve çevresinin çabalarında sadece alay etme, küçük görme vesilesi bulan, bunlardan hiçbir değişim çıkmayacağını peşinen ilan edenlerin tavrıydı. Merkez-demokrat bir parti olma çabasını siyasal analiz açısından olumsuz bir tınıyla ele alan, hatta bunu bastırılmış bir keyifle dillerine dolayan demokratları, solcuları, sosyalistleri anlayamıyordum. Arkadaşım, bu tavrın yeminli AKP düşmanlarının eleştiri sistemiyle birebir benzerlik gösterdiğini söyleyince kafam aydınlandı.

Gerçekten de bugün Kılıçdaroğlu ve ekibinin yalpalayarak, çoğu zaman kendilerinden bile korkarak ve partinin önemli bir kesimini karşılarına alarak sürdürdükleri çabaları, “Bunlar değişmez” diyerek bir kalemde silmenin, AKP için “Bunlar Milli Görüşçü, değişmezler” demekten yöntem olarak farkı yok. Bu tavır, ideolojiyi, insanlardan bağımsız varlığını sürdüren, insanlardan beslenmeyen, sadece onlara hükmeden bir toplum ve insan üstü kerte olarak algılamaya dayanıyor. AKP değiştiği gibi, CHP de içindeki insanlar değiştikçe az veya çok değişemez mi?

Takıyye

İkinci benzerlik, takıyye konusu. “Takıyye yapıyorlar” lafını AKP konusunda çok işittik. Şimdi Kılıçdaroğlu ve ekibinin Baykal-Sav dönemi CHP’sinin eksenini değiştirme çabaları hakkında dile getirmek moda oldu. Kılıçdaroğlu takıyye mi yapıyor? Bilmiyoruz. Ama AKP’nin gelişimine baktığımızda gördüğümüz bir olgu var. Takıyye amacıyla kabul edilmiş olsa bile, demokrasi dinamiği gerçekten işliyorsa, takıyye büyük ölçüde sahiciye dönüşüyor. Yeni CHP yönetimi, Kürt sorunu, türban sorunu, AB, parti içi demokrasi gibi konularda takıyye yapıyor demek, AKP takıyye yapıyor demekten farklı değil.

Üçüncü benzerlik, AKP’yi bir gizli gücün yönettiği homojen bir parti olarak görenler gibi, CHP’yi de yekpare bir blok olarak algılamaya dayanıyor. Halbuki CHP içinde sadece aşırı ulusalcı tepkileri, içi kof olduğu ölçüde daha da saldırganlaşan bir elitizmi ve onunla bağlantılı yaşam tarzı fetişizmini barındırmıyor. Bunlarla çoğu zaman harmanlanmış biçimde olmakla beraber, kadın-erkek eşitliğini, bireysel özgürlükleri, sosyal devlet ilkelerini savunan eğilimler de yer alıyor. Ayrıca sergilediği somut siyasal tavırlarla kendine atfettiği siyasal kimlik arasındaki uçurumdan rahatsız olan önemli bir kesim var bu parti içinde. AKP içinde olduğu gibi.

Özcü yaklaşım

Sorun zannediyorum siyasal hareketleri özcü bir yaklaşımla ele almaktan kaynaklanıyor. AKP’nin ‘özü itibariyle’ muhafazakâr-demokrat bir parti olmasının mümkün olmadığını iddia edenlerin yöntemiyle bugün CHP’nin özü itibariyle ‘ilerici-demokrat’ bir parti olamayacağı kesin bir hüküm olarak dile getiriliyor. Halbuki demokratlar, sosyalistler için CHP’deki dönüşümden beklenen, bu partinin gerçek bir sol parti olması değil, merkez-demokrat bir parti olması değil mi? CHP’yi desteklemeyi veya ittifak halinde bir siyasal girişimde bulunmayı düşünmeyen sosyalistlerin, demokratların, CHP’de sergilenen dönüşüm mücadelesini küçümsemeleri, onunla alay etmeleri ancak siyasal analiz kapasitelerini yitirmeleri koşuluyla anlaşılabilir.

‘Hayata Dönüş’ün askerleri hakim karşısında

Cezaevlerindeki ölüm orucunu sona erdikmek gerekçesiyle yapılan adına “Hayata Dönüş” denen ama 30 kişinin hayatına malolan operasyon nedeniyle olaydan 10 yıl sonra ilk kez 39 er bugün hakim karşısına çıkacak.

Cezaevlerindeki ölüm orucunu sona erdikmek gerekçesiyle yapılan adına “Hayata Dönüş” denen ama 30 kişinin hayatına malolan operasyon nedeniyle olaydan 10 yıl sonra ilk kez 39 er bugün hakim karşısına çıkacak.

19 Aralık 2000’de 20 cezaevinde yapılan eş zamanlı operasyonda Bayrampaşa Cezaevi’nde hayatını kaybeden 12 kişiyle ilgili davanın ilk duruşması Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Operasyona katılan 39 er, ilk kez sanık sıfatıyla hakim karşısına çıkacak. Ancak üst rütbeli askerler, dönemin siyasetçileri ve diğer yetkililer yargılanmıyor.

İddianamede “şüphelilerin görev sınırlarını aşarak aşırı güç ve silah kullanmak” suretiyle 12 kişinin ölümüne neden olduğu” belirtiliyor.

Davayla ilgili soruşturmaya izin verilmesi 3 yıl operasyona katılan isimlerin jandarma tarafından savcılığa bildirilmesi ise 6 yıl sürdü. (Ntv)

Pınar Selek’in kabusu bitmiyor! Yargıtay’ın son kararı: Bomba Selek’ten

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12 yıl önce 7 kişinin yaşamını yitirdiği Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili davada sosyolog Pınar Selek için verilen beraat kararını bozdu. Kurul, bombanın Selek tarafından konulduğuna hükmetti.

Mısır Çarşısı’nda 1998 yılında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetmiş, 127 kişi de yaralanmıştı.

Olayın ardından aralarında sosyolog Pınar Selek’in de aralarında bulunduğu 15 kişi gözaltına alınmıştı.

Patlamayla ilgili davaya bakan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, Mayıs 2008’de “patlamaya bombanın mı, gaz kaçağının mı neden olduğunun tespit edilememesi” ve “kesin delil bulunmaması gerekçesiyle” Pınar Selek’in beraatine karar verdi.

Dosyayı görüşen Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise 10 Mart 2009 günü beraat kararını bozdu.

Bu karara yapılan itiraz üzerine dosya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na geldi.

‘BOMBAYI KOYDUĞU AÇIKÇA ANLAŞILMAKTADIR’
Kurul, 6 üyenin karşı oyuna rağmen 17 üyenin oyuyla Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin verdiği kararın doğru olduğuna hükmetti.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, çelişkili bilirkişi raporlarına karşın patlamanın bombadan kaynaklandığının kabul edilmesi gerektiğini bildirdi.

Gerekçeli kararda, “Olayın LPG ‘den kaynaklandığına dair hiçbir bulgu ele geçirilememiştir” denildi.

Kararda, bombanın Pınar Selek ve Abdülmecit Öztürk tarafından kunulduğu açıça anlaşılmaktadır” ifadesi yeraldı.

Bu aşamadan sonra dava, yerel mahkeme yeniden görülmeye başlanacak.

Dava nedeni ile uzun süre tutuklu olarak yargılanan Pınar Selek, halen Almanya’da bulunuyor.

Pınar Selek’in avukat kardeşi, davanın AİHM’de de görüleceğini söyledi. (Ajanslar)

Sarı Deniz’de savaş sesleri

Kuzey Kore’nin, Güney Kore’ye ait bir adaya top ateşi açtığı bildirildi.

Sarı Deniz’de tansiyon yine yükseldi. Kuzey Kore, Güney Kore’nin batısına topçu ateşi açtı, 14 Güney Kore askeri yaralandı. Güney Kore ordusu alarma geçti.

Güney Kore topçu saldırısında Batıdaki Yeon-Pyeong adasının hedef alındığını duyurdu ve ateşe karşılık verdi.

Güney Kore savaş uçakları da sınır boyunca uçmaya başladı.

Güney Koreli yetkililere göre 200 kadar top mermisi adaya düştü. Saldırı sonrası adadan dumanlar yükseldi. Bölgede 60 ev yandı, halkın botlarla adadan ayrıldıkları yönünde bilgiler geliyor.

Yaklaşık 1200 kişinin yaşadığı adaya topçu saldırısının sürdüğü bildiriliyor.

Saldırının Kuzey Kore’nin yeni bir uranyum zenginleştirme tesisinin olduğunu açıklamasının ardından gelmesi dikkat çekiyor.

Kamboçya’da festival faciası: 339 ölü

Kamboçya’da bir festivalde çıkan izdihamda ilk belirlemelere göre, 339 kişi öldü, 329 kişi de yaralandı. Ölenlerin çoğunun kadın olduğu belirtiliyor.

Kamboçya devlet televizyonu, su festival kutlamaları sırasında başkent Phnom Penh’deki bir köprüde meydana gelen izdihamda 339 kişinin öldüğünü duyurdu. Olayda 329 kişi de yaralandı.

Devlet televizyonu da, ölenlerden hemen hemen tamamının kadın olduğunu duyurdu.

Ölenlerden çoğunun ezilerek ve boğularak öldüğü bildirildi. Festival sırasında bazı kişilere elektrik çarpması nedeniyle binlerce kişinin paniğe kapıldığı, bunun da izdihama yol açtığı belirtildi.

Kamboçya’da her yıl başkentteki Mekong nehri üzerinde bulunan Elmas adasında  verimli topraklar ve bol balık için teşekkür etmek için su festivali düzenleniyor.

Kutlamalar için milyonlarca Kamboçyalı başkente akın ediyor.