Ana Sayfa Blog Sayfa 5366

Gizli anayasamız MGSB kabul edildi

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin bugün Bakanlar Kurulu’nda kabul edildiğini bildirdi.

Bakanlar Kurulu toplantısının ardından açıklama yapan Çiçek, Bakanlar Kurulu’nun bugünkü gündeminde ağırlıklı olarak geçtiğimiz Milli Güvenlik Kurulu toplantısında hazırlanan son taslağı kabul edilen ve kamuoyunda Kırmızı Kitap olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin görüşüldüğünü belirterek, taslak metnin bir kısım merhalelerden geçerek ilgili kurum ve kuruluşlara gönderildiğini, değerlendirmelerin yapıldığını söyledi.

Çiçek, belgenin Bakanlar Kurulu tarafından kabul edildiğini bundan sonra diğer belgelerin hazırlanması ve buradaki hedefler doğrultusunda çalışma yapılmasının karara bağlanmış olduğunu da sözlerine ekledi. Çiçek, şöyle devam etti:
“Yeni belgede soğuk savaş sonrası dönemde uluslararası alanda meydana gelen gelişmeler dikkate alınmak suretiyle ülkemizin bugün ve gelecekte karşılaşabileceği güvenlik sorunları kapsamın içinde değerlendirilmiş ve milli güvenlik siyasetinin esasları kabul edilmiştir. Bu değerlendirmede geleneksel güvenlik sorunlarının yanında kamu düzeni ve güvenliği, enerji arz güvenliği, gıda ve su güvenliği, sanal ortam güvenliği, afetler ve kamu sağlığına yönelik riskler gibi sorun alanları da yer almaktadır. Ülke yararına kullanılabilecek imkan ve fırsatlar da göz önünde bulundurulmaktadır. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğini esas alan bir yaklaşımla güvenliğin sağlanması yanında temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kolaylaştırılması da dikkate alınmıştır. Uluslararası anlamda güvenliğimizi sağlama konusunda çok boyutlu bir yaklaşım benimsenmiş ve barış ve istikrara katkıda bulunulması hususu metinde yer almaktadır.”

Hukukun tanımı olmayan kavramlar yok

Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Çiçek, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nden irtica kelimesinin çıkarılmasının ardından terör örgütleri için nasıl bir tanımlama yapıldığı yönündeki bir soruya, “Hukuken tanımlanması mümkün olmayan kavramların bu metnin içinde olmadığı” yanıtını verdi.

Toplumun huzur ve refahı ülkenin güvenliğini ve bu çerçeveye zarar verecek lüzumsuz tartışmalara kapı aralamamak gerektiğine vurgu yapan Çiçek, “İrtica kavramı hep konuşulmuştur ama bir siyasi suçlama aracı olarak konuşulmuştur. Geriye dönük hiçbir metinde de bunun ne olduğuyla ilgili bir tarif de söz konusu değildir, Toplumda yeni kamplaşmalara kutuplaşmalara suçlamalara meydan verecek içini herkese göre doldurduğu kavramlar bu metinde yok. Son derece kendi içinde tutarlı, dünyada benzeri belgelerdeki içeriğe sahip ve Türkiye’nin geriye dönük tecrübesini de yansıtan bir metindir. Türkiye’de ilk hazırlanan metin 11 sayfadır, sonradan ansiklopedik sayfa adedine kavuşmuştur. Bunlar doğru şeyler değil” diye konuştu.

Devletin sahibi millettir

Çiçek, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin içeriğine ilişkin komşulardan gelebilecek tehditlere yönelik nasıl bir güvenlik perspektifi oluşturulduğu yönündeki soruya içeriğe ilişkin bir soru olduğu için açıklama yapamayacağı yanıtını verdi Çiçek, bu belgeye ek olarak bakanlıkların yeni strateji belgeleri hazırlayacağına dikkat çekerek, “Bu belgeler 5 yılda bir yenileniyor. Yenilenmesinin sebebi ülkede, bölgede dünyada gelişmeler oluyor. Şartları yeni baştan değerlendirmek ve devletin güvenliği açısından ortaya bir vizyon koymak gerekmektedir. İster konu ister sorun olarak bunlar burada zikredilmiştir. Yaklaşımlar da bu belgede vardır, Onun dışındakiler içeriğiyle ilgilidir. Açıklanacak bilgiler değildir” dedi.

Çiçek, yeni hazırlanan metinde devletin kendi halkını tehdit olarak görmeyeceği yönündeki yorumların yapıldığının hatırlatılması üzerine ise şunları söyledi:

“Devletin sahibi millettir, kendi milletini tehdit olarak gören devlet olamaz. O dışarıdan bir algılamadır. Bu metinler herkes tarafından bilinmediği için farklı değerlendirmeler yapılıyor. Neticede bugün hazırlanan belge ülkenin güvenliğini sağlama, milli menfaatine olan hususlarla ilgili genel ilkeleri belirlemekten ibarettir. Milleti tehdit olarak gören bir anlayış bu belgede olamaz. Milletin daha rahat yaşamasını, daha huzur içerisinde daha refah içerisinde güvenli bir ortamda yaşamasını temin etmekle ilgili düzenlemelerdir. Meseleye böyle bakmak lazım. Geriye de fazla takılmanın anlamı yok. Biz geleceğe bakalım.”

Zirveden başarı ile çıkılmıştır

Hükümet Sözcüsü Çiçek, NATO Zirvesi’nin ardından karara bağlanan Füze Kalkanları konusunda bir takım endişelerin olduğunun hatırlatılması üzerine ise, “Türkiye bu zirveden başarıyla çıkmıştır. Türkiye’nin hukuku da bu zirvede korunmuştur. Onun dışındakiler siyasi söylem meselesidir” değerlendirmesini yaptı. Çiçek, ayrıca bugün Bakanlar Kurulu’nda Anayasa değişikliğinin ardından çıkarılan uyum yasaları kapsamında, kamu denetçiliği ve elektronik ticaretin düzenlenmesiyle ilgili kanun tasarılarının görüşüldüğünü dile getirdi. (Aa)

İskoçya’da hakemler grev hazırlığında

İskoçya Ligi’nde hafta sonu oynanması planlanan maçlar ertelenebilir. Birinci kategori hakemler, grev yapmaya hazırlanıyor.

Bazı kulüp ve kişilerin sürekli olarak dürüstlüklerini sorgulamasından rahatsız olan İskoç hakemler, sonunda toplu hareket etme kararı aldı . Hakemler birliği toplantısında greve gitme ihtimali değerlendirildi ve oybirliğiyle grev kararı alındı.

İskoçya Futbol Federasyonu, hakemlerin bu konuda kendilerine resmi bir bildirimde bulunmadığını açıkladı. Ancak hakemler kararı uygulamaya koyarlarsa, hafta sonu yapılması planlanan iskoçya premier ligi maçları ertelenebilir.

Eski hakem Kenny Clark, bugünkü hakemlerin tahammülü kalmadığını söyledi. Clark “Sadece kendileri değil, aileleri ve iş yaşamları da etkileniyor. İşverenlerine “Neden bu adama iş veriyorsunuz?” gibi şeyler yazılı nefret mektupları gidiyor. Hakemlerin ya da ailelerinden birinin fiziksel saldırıya uğraması an meselesi. Kulüpler buna teşvik ediyor” diye konuştu.

Celtic kulübü, bu sezon hakemlerin düzeyiyle ilgili kaygıları olduğunu açıklamıştı. Kulüp, grev kararının bağımsız bir soruşturmaya yol açmasını ve UEFA’nın krize el koymasını umuyor.

Bu arada, tartışmalara politikacılar da katıldı. İskoçya Ulusal Partisi’nin sözcüsü, hakemlerin hangi takımı tuttuklarını söylemeye zorlanmasını istedi. (NTV)

Fenerbahçe önde başladı, önde bitirdi

Bucaspor’u ligin ilk haftasında canlı şekilde izleme fırsatım olmuştu, bir de bu hafta TV’den izledim. Görünen o ki, umut verme açısından değişen bir durum yok. Bucaspor hala aynı sorunları yaşıyor. Yanlış antrenör (ilki özellikle) ve ondan kaynaklanan yanlış transferler sebebiyle İzmir gelecek sene tekrar Süper Lig’de temsil edilemeyecek gibi duruyor.

Eğer Samet Aybaba’nın bu maç için bir puan hesabı vardıysa, Alex bu hesabı 34. saniyede bozdu. Çok güzel bir paslaşma trafiği sonucunda, basketbolda benzerini görebileceğimiz bir sayı/gol oldu Fenerbahçe’nin golü. Bu aynı zamanda Fenerbahçe’nin lig tarihindeki 3000. golü olarak da tarihe geçti. (Sarı-lacivertli ekibin 2000. golünü de yine bir  yabancı oyuncu, Nijeryalı Uche imzasını atmıştı. Uche, 1996-1997 sezonunda Kadıköy’de takımının Trabzonspor’u 1-0 yendiği maçta 2000. golü kaydeden isim olmuştu.) İkinci ve üçüncü goller içinse söylenebilecek şeyler Bucaspor defansı hakkında olur herhalde.

Alex kısa sürede 3 gol atarak, kendisiyle ilgili tartışmaları alevlendirecek gibi görünüyor. Maç sonunda kesin olan şu ki, “Alex ile olmuyor.” diyenler birden fazla gol yemiş görünüyor. “Alex olmadan asla” cephesiyle, “Küçük maçların büyük oyuncusu” cephesi ise biraz daha mevzi kazanmış oldu bu maç sonucunda. Ek olarak da Alex’in çıkarken yaptığı hareketler ve önce soyunma odasına gidip, sonra geri gelmesi (maçın anlatıcılarına göre getirilmesi) de tartışmaları tekrar alevlendirecek. Takımın skora yönelik iki oyuncusundan biriyle, antrenörün arasındaki çekişme medyanın sevdiği türden bir çekişme. Her şey bir yana ortada olan ise Alex’in şu anda ligin en çok gol atan oyuncusu olduğu ve yıllardır bu sıfatın ara ara onun eline geçtiği.

Maçın 30 dakikasına gelindiğinde Bucaspor, 2 oyuncu birden değiştirdi. Amaçları herhalde Fenerbahçe’nin topu dolaştırıp dolaştırıp istediği zaman gol atmasını engellemekti ama oyun anlamında pek bir değişiklik olmadı. Gol atmak ile kaçırmak arasındaki farkı yaratan Bucasporlular değil, Fenerbahçeli oyunculardı. Bu sürelerde Fenerbahçe tribünleri de Mahsun Kırmızıgül’ün sinemada estirdiği rüzgardan etkilenmiş olacak ki, “Kardeşlik Türküsü” parçasını diğer “kardeşlerine” yönelik olarak uzun sure söyledi. Bernd Schuster, bazı konularda haksız olabilir ama özellikle Bank Asya Birinci Ligi ve Süper Lig’deki bazı tezahuratların gerçekten 1960 model olduğunu kabul etmek gerekiyor. Yoksa 1960 model futbol oynayan takımlara da nasıl gol atılabileceğini bu gece görmüş bulunduk. İlk yarıda Fenerbahçe’nin kalecisi Volkan’a bir kere top geldi dersem, bu futboldan ne anlamamız gerektiğini açıklamış olabilirim.

İkinci yarı ise Bucaspor’un çok net bir pozisyonuyla başladı. Bir Volkan, sonra direk ve şans harcanmış oldu. Bu gol olsaydı, Bucaspor 2.5 maçlık golünü atabilecekti. (Maç başına 0.4 gol ortalamasıyla oynayan bir takımdan bahsediyoruz.) 15 dakika sonra ise Bucaspor beklenen golü attı. Fenerbahçe’nin üçüncü golündeki hatalara benzer hatalarla geldi bu gol. Üstüne üstlük 2 dakika içinde de ikinci golü bulabilecekti Bucaspor. Fenerbahçe’nin ikinci yarıda yaşadığı düşüş gözle görülür şekilde kesinlikle. Bu da puan sıralamasını açıklıyor aslında. Eğer bu Bucaspor’a karşı, 3-1 öndeyken ve son 20 dakikaya girildiğinde Fenerbahçe tedirginlik yaratıyorsa (tersten okursak, rakiplerde bir umut yaratıyorsa) burada bir problem var demektir. Maçın önemli noktası bu aslında.

Maçın sonlarına doğru ilk golün güzelliğinde bir gol daha attı Fenerbahçe. Yine güzel paslaşmalar sonucunda gelen güzel bir gol oldu Niang’ın attığı gol.  Sonra da Semih tamamladı tabloyu. Yine ceza sahası önünde yapılan güzel paslaşmalar ile gelen bir gol. Ama unutmamak lazım ki, golleri çıkardığımızda elimizde pek bir şey kalmıyor bu maçtan geriye. O güzel paslaşmalar, ceza sahalarının önünde oluyor sadece. Tabii ki denilebilir ki etkili alanda olması daha iyi değil mi ama durum pek öyle değil. Her topu alanın ceza sahası önüne kadar gelip, orada rahatça paslaşabilmesi orta sahaların ve genel olarak futbolun kalitesi açısından sorunlu bir durum. Yine Bucaspor’un attığı son golde de durum aynı. Bir anda Fenerbahçe ceza sahası önünde paslaşmalar ve gelen gol. O paslaşmalara kadar ise herhangi bir direnç yok ortada. Belki Bucaspor’un bunu gösterememesi hem kendi hem de Fenerbahçe’nin gücünden dolayı beklenebilir ama ya tam tersi?

Sonuç olarak Fenerbahçe 5 gol atarak ve 3 farkla maçı kazanıp bir sıra yükselmiş oldu. Hem Trabzonspor’un hem de Kayserispor’un puan kaybettiği haftada karlı bir “iş” çıkarmış oldu.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Rainbow Rangers, Queer United’a karşı!

0
Onur Haftası Etkinlikleri kapsamında bir futbol maçı yapıldı. “Bu futbol merakı nerden çıktı?” diye sorduğumuzda futbolculardan Başak, “Onur Haftası’nda bir de futbol maçı yapsak ne güzel olur, dedik, hazır hakemimiz de var. İnanlar zaten o sahada oynuyorlarmış, iletişime geçildi, tarih söylendi, hemen takım isimleri uyduruldu: Rainbow Rangers & Queer United” dedi. Mini bir futbol dosyası hazırlamışken bu maçtan bahsetmemek olmazdı. İşte sahadan, tribünden ve organizasyondan izlenimler…

LISTAG grubundan bir arkadaşım onur haftası programından bahsettiği zaman bana en çok heyecan veren tabii ki halı saha organizasyonuydu. Sevgilim ve masada bulunanlar beni kınadılar, bir sürü parti ve entel etkinlik varken beni heyecanlandıran şey futboldu, normal hayatta da bana çok keyif veren futbol…
Bu heyecanım maçı Halil İbrahim Dincdağ’ın yöneteceğini öğrendikten sonra iyice artmıştı.
Kramponlarım bir elimde, diğer elimde sevgilimin eli, halı sahaya vardığımızda henüz kimse gelmemişti, uzun suredir futbol oynamıyordum ve bunun heyecanıyla sanırım biraz acele etmiştik.
Yavaş yavaş ortam kalabalıklaşmaya başladığında, alıştığım futbol arkadaşlarından oldukça farklı bir ortam oluştuğunu fark ettim, gelenler halı saha ekibine değil taksimde beraber içtiğim arkadaşlarıma daha çok benziyorlardı. Başka bir farkları da bu ekibin, normalde futbol oynamaya gelmiş bir grup insandan çok daha heyecanlı ve hevesli olmalarıydı, tıpkı benim gibi!
Maça başlamadan önce takım seçimleri yapılırken, oradaki hiç kimse beni daha önce futbol oynarken görmemiş olmasına rağmen, sırf kramponlarım olduğu için yüksek bir taleple karşılaştım! Belirlediğimiz iki takım kaptanı, eşit derecede futbol oynayabilen ve oynayamayan almaya karar verdiler, her şey sportmence ve adildi.
Hakemimiz Halil İbrahim Dincdağ iki tarafa da eşit mesafede duran gerçek bir profesyoneldi, fakat normalde sahada bir tane top olması gerekirken en az 15 “top”la karşılaşmak onu da şaşırtmış gibiydi, hakemimiz maça şaşkın bir havada başladı.
Maçın başlarında takım taktiğimiz “her topa herkes aynı anda koşsun” olarak şekillendi. Bu taktik şu anda dünyanın tüm kalburüstü takımlarında oynanan futboldan biraz farklıydı. Takımımızın ortak özelliği olan içki ve sigaranın da etkisiyle kısa surede pilimiz bitti ve bu sırada Rainbow Rangers’ın ali cengiz oyunlarıyla elde ettiği bir frikikten şanssız bir gol yedik. O ana kadar oyunun tamamına hakim olan ve sahayı Rainbow Rangers’a adeta dar eden takımımız, gelen “bal” golüyle biraz yıkılmışa benziyordu, düşenin dostu olmaz sözünü kanıtlarcasına o ana kadar coşkulu olan taraftarlarımızın da sesleri biraz kesilmişti. Tam da bu sırada imdadımıza devre arası yetişti.
İkinci yarı için saha paylaşımı yaptık, daha önce futbol oynamamış arkadaşlarımız da ilk yarı oynamış oldukları için futbolu öğrenmişlerdi ve tabiri caizse çatır çatır top oynuyorduk. Takımın tandeminde Berkay’la Puyol-Pique ikilisini hatırlatıyorduk, forvette Büşra güçlü fiziğiyle Rooney havası veriyordu. Bu havayı yakalayan takımımız beraberliği sağladı. Bu gol ve ortaya konan etkili futbol taraftarlarımızı ateşledi ve “lezbiyen defans çimleri yala”, “we will, we will queer you” tezahüratları Zincirlikuyu’yu inletti.
Maç karşılıklı birer golle ve biraz da entrikayla 2-2 berabere sonuçlandı. Homoerotik görüntülere sahne olan maç, benim hayatımda yaptığım en eğlenceli maçtı!
Emeği geçen tüm “top”lara çok teşekkürler!
Özge Karlık saha kenarından tezahüratları bildiriyor:
“İbne hakem, seni seviyoruz!”
“Rainbow Rangers, sen çok yaşa, homofobi son bulsun dünyada, hiç bir şeye değişilmez aşkın tadı şu dünyada!”
“Siyah…pembe…en büyük….queer united!”
Ayrıca eğlenmek ve oyunculara takılmak amaçlı bikaç şey de söyledik: “hafif” cinsiyetçi olduğunu düşünen arkadaşlar oldu şöyle bir laf attık: “lezbiyen forvet halıyı yala” ayrıca “biseksüel defans orji yapalım” ve “we will, we will queer you..” şeklinde de gayet spontane çıkışlarımız oldu! :) sahaya doğru poposunu ve memesini açanlar da oldu:)  Benim taraftar taraflarından aktaracaklarım böyle… (Ece Toksabay/Kaos GL)

İmza Kampanyası: Tabiatı Koru(tma)ma “Yasa Tasarısı”na karşı çıkıyoruz

Biz aşağıda imzası bulunanlar,

Kültürü, Tarihi ve Tabiatı Koru(tma)ma “Yasa Tasarısı”na karşı çıkıyoruz

Rize İkizdere’de SİT kararının ardından Doğa Katliam Projeleri olan HES’lerin İptali gündeme gelince Hükümet aceleyle Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısını Meclis’e sunmaya girişti. Yasaları değiştirip kendi yasa dışılığına kılıf hazırlamaya kalkışıp yasanın içeriğini tarafların vatandaşın tartışmasına bile fırsat tanımıyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı  yaptığı açıklamada TBMM’ne  getirilen  tasarının İkizdere’de alınan SİT kararı ile ilgisi olmadığını söylüyor  ve Hükümet bu kanunu AB’ye uyum yasaları gereği olarak savunuyor.  Avrupa Birliği’nden ise bunun doğru olmadığı şeklinde açıklama yapıldı.

Hükümetin tasarısı, tüm varoluş maksadını 11. maddesinde açıklıyor: “Korunan Alanların Belirlenmesi” başlıklı bu maddede, “bir alanın korunan alan niteliğine sahip olup olmadığı Bakanlıkça incelenir.  Korunan alan niteliği taşıdığına karar verilen alanlardan orman rejimine tabi olanlar Bakanlıkça, diğer alanlar ise  Bakanlar Kurulu tarafından korunan alan olarak belirlenir ” denilerek, kültür ve tabiat varlığı bilimsel ve objektif bir niteleme olmaktan çıkartılıp siyasi bir karar meselesine dönüştürülüyor.

Halbuki mevcut Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanu-nu’nun 7. maddesinde, “kültür ve tabiat  varlıkları bakanlıkça veya diğer ilgili kurum ve kuruluşların uzmanlarının yardımlarından faydalanılarak tespit edilir” ve “korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma kurulu kararı ile tescil olunur” denilmektedir. Kanunun 51. ve devam maddelerinde de tescili yapacak olan Koruma Kurulu’nun bilimsel ve özerk yapısı veril-mektedir.

Kısacası bu tasarı bir şeyin kültür ve tabiat varlığı olup olmadığını, korunup korunmayacağını meslek ve bilim insanlarının nesnel kriterlerle yapacağı bir “tespit” olmaktan çıkartıp, yürütmenin yani seçilmişlerin siyasi bir “kararı” haline getirmeyi amaçlamaktadır.

Tasarı yasalaşırsa Veysel Eroğlu’nun şimdi bize şaka gibi gelen “Allianoi diye bir yer yok” tarzı bilimsel kanıt tanımazlık hukuki bir geçerlilik kazanacaktır .

Mevcut durumda bile sit alanlarının yok edilmesine yönelik “projeler” devam ederken bu çıkartılmak istenen “yasa” ile Türkiye’nin dereleri vadileri ovaları, kültürel varlıkları ve tarihi  “rant” uğruna “yasal” olarak yok edilecek ve çevreciler yaşam savunucuları yasadışı ilan edilecek.

Tabiatımıza uymayan bu yasaya Hayır! Diyoruz

Bu Yasa Tasarısı ile Hükümet, HESLERİ KORUMA, Tarihi Gömme, Kültürleri Yok Etme Kanunu çıkartmak istiyor.

Kültürü, Tarihi ve Tabiatı Koru(tma)ma Tasarısına “HAYIR! diyen tüm çevrecileri yaşam savunucularını bu çağrıyı imzalamaya ve birlikte direnişe çağırıyoruz.

* Çit Deresi Çevre Komisyonu
* Çoruh Aksu Vadisi
* Senoz Vadisi
* Alakır Nehri
* Antalya Isparta Burdur Dereleri Gönlünce Aksın Çevre Platformu
* Loç Vadisi Koruma Platformu
* Kazdağı Koruma Girişimi
* Ergene İnisiyatifi
* DAÇE
* Karadeniz İsyandadır Platformu
* Remziye Günay Eryılmaz (Kaliteli yaşam bisketli yaşam)
* Nihat Çavdar- ekolojist, aktivist
* Yeşil Gerze Çevre Platformu
* İç Anadolu Çevre Platformu
* Yalova Çevre Platformu
* Yeryüzüne Özgürlük Derneği
* Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Hatay Şubesi
* Doğa Aktiviteleri Gurubu İstanbul
* Safiye Yüksek
* Sol İletişim- Ekoloji Grubu
* Slow Food Yağmur Böreği
* Doğa Kültür Ve Yaşam Derneği
* Cansu Bilgebay
* Son Irmak
* Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği – Bursa
* Yumurtalık Balıkçıları ve Çevre Koruma Derneği
* Ege Su Platformu
* Mersin Nükleer Karşıtı Platformu
* Hayvanların Yaşam Haklarını Koruma Derneği-HYHKD

İmza kampanyasına katılmak için: http://www.dayanisma.net/

Erzurum’da bir insanlık suçu

0

Erzurum hayvan pazarında başına aldığı sopa darbeleri nedeniyle yere yığılan kurbanlık dana, sürüklene sürüklene kamyon kasasına bindirildi.

Erzurum hayvan pazarında başına aldığı sopa darbeleri nedeniyle yere yığılan kurbanlık dana, sürüklene sürüklene kamyon kasasına bindirildi. Kurban Bayramı’na az bir süre kala kurbanlık hayvan satışlarında yoğunluk yaşanırken, bugün Erzurum hayvan pazarında bir danaya yapılan kötü muamele tepkiye neden oldu. Kamyon kasasına bindirilmek istenen kurbanlık dana, inatçılık yapması üzerine kafasına vurulan sopa darbeleriyle yere yığıldı. Uzun süre yerde hareketsiz kalan kurbanlık danaya kötü muamele daha sonra da devam etti. Kamyon kasasına bindirilmek için sopalarla başına yeniden vurulan dananın yerinden kalkmaması üzerine bazı vatandaşlar, elinde sopa bulunan şahsa “Vurma, vurma” diyerek tepki gösterdi. Şahıslar, hayvanı yerinden kalkmaması üzerine sürükleye sürükleye kamyon kasasına bindirdiler. (Erzurum Olay)

Başbakan’ı protesto eden 18 İTÜ’lüye hapis

İstanbul Teknik Üniversitesinde iki yıl önce Başbakan Erdoğan’ı protesto eden 18 öğrenci 1 yıl 3’er ay hapis cezasına çarptırıldı.

2008 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin (İTÜ) açılışına konuk olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı portesto eden 18 öğrenci olay günü gözaltına alınmıştı.

Öğrenciler hakkında açılan dava, 2 yıl sonra sonuçlandı.

Sarıyer 3. Asliye ceza Mahkemesi, öğrencileri izinsiz gösteri yaptıkları gerekçesiyle 1 yıl 3’er ay hapis cezasına çarptırdı.

Ancak mahkeme öğrencilerin cezasını, daha önce suç işlemedikleri için erteledi.

Öğrenciler 5 yıl içinde aynı suçu tekrar işlerlerse hapse girecek.

11 Karakterli tek kişilik: “Kıyıya oturmanın böylesi”

25 kasım perşembe 20.30 kumbaracı50 www.kumbaraci50.com
28 kasım pazar 18.00 ikinci kat  www.ikincikat.org

bir sürü karakterli şahane komedi !!!

canlandıranlar;
merve engin
ve…
bu kadar…
…kalanı trafikte sıkıştı…”

Oyuncu
Merve Engin
Kanava, masklar ve süpervizör
Antonio Fava

biletler 15-10 tl

Bir oyuncunun masklarla 11 ayrı karaktere büründüğü “Kıyıda Oturmanın Böylesi” oyunu, Commedia Gabriellina türünün Türkiye’de ilk ve tek örneği olarak seyircisini bekliyor.

Commedia Dell’arte’nin varyasyonu olan ve 16. yüzyıl sonlarında Giovanni Gabriel tarafından icat edilen Commedia Gabriellina stilinde, bir oyuncu oyunu tek başına masklar ve aksesuarlar yardımıyla anlatır. Ama ’500 yıl’ sözü yanıltmasın, öykü bir klasik olsa da senaryo tamamen günümüze ait, kanavası (oyunun sadece gidişatının kaba hatlarla çizildiği öykü) Antonio Fava’nın, metin Merve Engin’in kaleminden çıkmış. Zaten türün gereği olarak, oyunda bolca doğaçlama da yer alıyor.

Söylemeden geçmemeli, bu oyunda Engin, Türkiye’de bir ilke imza atarak tüm karakterleri tek başına canlandırıyor. Birbirine âşık sevgililerin kavuşması yolunda yaşanan komedide, uşak da, âşık da, efendi de Merve Engin. Engin bu konuda deneyimli, daha önce İtalya’da tek kişilik gösteri hazırlayan genç oyuncu, “Tek kişilik oyunda günahı da sevabı da tek başınıza üstleniyorsunuz, bu sorumluluk fikri zor” diyor ve ekliyor: “Partneriniz olmadığı için, ritminizi seyircinin elektriği ile ayarlıyorsunuz. Üstelik işten yorgun gelen seyircinin enerjisine düşmeden onunla beraber yükselmeniz gerekiyor.”

Askerin vurduğu çocuğun durumu iyi

Şırnak’ta çocuklarla şakalaşan askerin silahının ateş alması sonucu yaralanan ve Diyarbakır’a sevk edilen Ahmet A’nın hastanede tedavisinin sürdürüldüğü, durumunun iyi olduğu bildirildi.

Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Sait Alan, dün Şırnak’ta yaralanan ve askeri helikopterle Diyarbakır’a getirilen 12 yaşındaki Ahmet A’nın DÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavisinin devam ettiğini, genel durumunun iyi olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Alan, Ahmet A’nın akciğerinden yaralandığını, kanamanın durması için akciğerine tüp takıldığını, bilincinin açık olduğunu kaydetti.

Alan, ”Akciğerinden yaralanan Ahmet’in genel durumu iyi. 3 güne kadar taburcu etmeyi düşünüyoruz. Akciğerindeki kanama nedeniyle taktığımız tüpleri çıkardığımız takdirde taburcu olması mümkün hale gelecek” dedi.

Şırnak’taki İkizce Taburu Nizamiyesi’nde nöbet tutan askerin silahının çocuklarla şakalaşırken kazara ateş alması sonucu Ahmet A. yaralanmış, Şırnak Devlet Hastanesi’ndeki tedavinin ardından askeri helikopterle Diyarbakır’a getirilmişti. (AA)

Aynı Türkiye!! Japonya Adalet Bakanı gaf yaptı, istifa etti

0

Japonya’da işinin çok kolay olduğunu söyleyen Adalet Bakanı Minoru Yanagida tepkiler ardından istifa etti.

Yanagida, parlamentoda iki cümleyi unutmamasının yeterli olduğunu söylemişti: “Tek tek davalar üzerinde yorum yapamam” ve “Yasalar ve delillere göre hareket ediyorum”.

Başbakan Naoto Kan, bu ay başlarında seçim bölgesinde sarfettiği bu sözler nedeniyle Bakan’ı sert bir şekilde uyarmıştı.

Yanagida, istifasını bu sabah düzenlediği basın toplantısında açıkladı.

Bu sözleri parlamentoya hakaret olarak niteleyen muhalefet Bakan için gensoru hazırlığı içindeydi.

Hükümete destek azalıyor

BBC Tokyo muhabiri Roland Buerk, daha önce de çok sayıda siyasetçinin gafları nedeniyle isitfa etmek zorunda kaldığını söylüyor.

Muhabirimiz Japonların yabancıları sevmediğini söyleyen Turizm Bakanı’nın göreve geldikten dört gün sonra istifa ettiğini hatırlatıyor.

Ancak muhabirimiz son istifanın Başbakan için kötü bir zamana rastladığına dikkat çekiyor.

Ekonomideki kötü gidişat nedeniyle hükümet zor durumda.

Merkez sol hükümete desteğin azalması, 61 milyar dolarlık ekonomik canlandırma paketinin hayata geçirilmesi sürecini zorlaştırıyor.

Hükümet, Çin ve Rusya’yla yaşanan toprak anlaşmazlıkları nedeniyle de baskı altında. (BBC)