Ana Sayfa Blog Sayfa 5179

Üçüncü intifada kapıda

Filistin Eylül ayında bağımsızlık ilanına hazırlanıyor. BM Ortadoğu Özel Temsilcisi Robert Serry, BM’nin bir Filistin devletiyle ilgili net bir karar alamaması halinde, Filistinlilerin üçüncü kez intifadaya yönelebileceğini söyledi.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ise, BM’ye üye devletlerin, Eylül ayında Filistin’in bağımsızlık ilanına destek vermeleri gerektiğini söyledi. Abbas, New York Times gazetesine yazdığı makalede, Filistin devletini tanıyarak BM’nin, İsrail-Filistin uzlaşmazlığının sadece siyasi değil, aynı zamanda uluslararası bir hukuki mesele olarak görülmesinin yollarını açacağını vurguladı.

İsrail ile 20 yıldır Filistin devletinin kurulması konusunda müzakere etmelerine rağmen bu konuya yaklaşamadıklarını belirten Abbas, Filistinlilerin “tarihi Filistin topraklarının kalan yüzde 22’lik bölümünde özgürce yaşama hakkını sağlamak için BM’ye gittiklerini” ifade etti. Abbas, böyle bir adımın BM’de, insan hakları sözleşmesi organlarında ve Uluslararası Adalet Divanı’nda Filistinlilerin İsrail’e karşı hak iddialarını takip etme imkanını tanıyacağını belirtti.

Abbas, makalesinde “İsrail, işgal altındaki Batı Şeria’ya giderek daha fazla yerleşimci göndermeye devam edip, Filistinlilerin topraklarına ve özellikle Kudüs’teki kutsal mekanlarına erişmesini engellerken, biz de ilelebet bekleyemeyiz” diye yazdı. Filistin lideri, ABD’nin ne siyasi baskılarının ne de vaatlerinin İsrail’in yerleşim programını durdurmadığının da altını çizdi.

Washington Post’ta yayınlanan bir yoruma göre Arap Baharı’nın Filistin versiyonu Filistin’de alıştığımız gibi İsrail sınırına fırlatılan taşlarla başlayabilir. Gazetenin yorumuna göre Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın dikkatleri iç karışıklıklardan uzaklaştırmak için Golan tepelerine yönelik saldırıları gündeme getirmesi de bu duruma katkıda bulunabilir.

Bu arada İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Nakba”nın yıldönümünde meydana gelen olaylarla ilgili olarak İsrail parlamentosu, Knesset’te yapılan tartışmalarda, “İsrail’in, Filistinliler ile gerçek bir barış karşılığında, topraklarının bir kısmından çekilmeye hazır olduğunu” belirtti.

Netanyahu, askerden arındırılmış bir Filistin devleti konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Ürdün Vadisi’nde İsrail’in sadece askeri varlığının bırakılacağını, Batı Şeria’daki büyük yerleşim birimlerine çekilmeyi kabul edebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte “Filistin tarafında bir partner olduğuna inanmadığını” kaydeden Netanyahu, yarısı Hamas’tan oluşacak bir Filistin hükümetinin İsrail’in barış yapabileceği hükümet olmadığını dile getirdi. İsrail Başbakanı, İsrail-Filistin uzlaşmazlığının kökünde bir Filistin devletinin yokluğu değil, Filistinlilerin İsrail devletinin kuruluşuna karşı olmalarının yattığını savundu.

İntifada, Filistin halkının İsrail işgaline karşı topyekın ayaklanması anlamına geliyor. İkinci intifada 2000 yılında Ariel Şaron’un Harem-ü Şerif’in bulunduğu bölgeye girerek yaptığı provokasyon sonucubaşlamıştı.(NTVMSNBC, Washington Post, Yeşil Gazete)

Biten gazlar, sansüre karşı yürüyen onbinler

Haberi duymuşsunuzdur: Emniyet, özenle depoladığı, 1 yıl yeter dediği gaz stoğunu Mayıs ayı itibariyle tüketmiş. Halk olarak yedik gazı ve Emniyet’in gazı bitti yani. Başbakan da, herhalde gazsız ülkeyi yönetemeyeceğini düşünmüş olmalı ki, örtülü ödeneğin örtüsünü biraz kaldırıvermiş ve milyon liralar akmış gaz alımına. Tabii ki gaz dediysem yararlı bir şey sanmayın. Yiyen bilir, kimyasal silahtır bu gaz. Özellikle bilinçsiz kullanıldığında öldürücü etki yaratabilir. Tabii ki soluma ile bu etki. Yoksa, siz nişan alıp bir milletvekilinin bacağına, hem de arkası dönükken atarsanız zaten öldürücüdür. Bu yazdığım da aynen yaşanmıştır Türkiye’de.

Kolay değil ülke yönetmek. Her gün bir protesto, her gün bir yürüyüş. Halk huzursuz. AKP’nin en büyük başarısı herhalde bu büyük politizasyon oldu. Sayesinde sokağa çıkmayanlar sokağa çıktı, her attıkları adımda bir grubun daha hakkını ihlal ettiler. İşte pazar günü olanlar. 15 Mayıs İnternet Sansürü Protestoları! İstiklal Caddesi’nin fotoğrafını gördünüz mü? Bu insanlar, bu kalabalıklar öyle kolay kolay küçümsenecek kalabalıklar değil. Binler, onbinler… Bir çoğu ilk defa sokağa çıkan insanlar. İzmir’de bir pankart vardı. “Sonunda beni de sokağa çıkardınız! İmza: 80 kuşağı!” gibi bir şeydi. Çok anlamlı bir pankart. Gerçekten AKP sonunda bunu da başardı. Hep anlatılırdı Seattle 99 olayları. İnsanların nasıl internet üzerinden örgütlendikleri, nasıl biraraya gelip kalabalıklar oluşturdukları. Sonra bunu, sonu kötü bitse de Arap İsyanları’nda gördük. Sosyal paylaşım ağları üzerinden insanların örgütlenmesini kilometrelerce uzaklıktan biz de izledik. İşte, pazar günü sokağa çıkan onbinler de tamamen bu yolla örgütlendiler. Onbinler sokakta, yüzbinler yine hedef nesne olan internet başında 15 Mayıs’ta sansürü kabul etmediklerini duyurdular.

Yeni bir örgütlenme tarzıyla, daha önce sokağa çıkmamış binler sokağa çıktı kısaca. Herkes şaşırdı. Binlerin yürümesine bakıp, 200 kişi yürüyor diyen haber kaynakları oldu. Geleneksel, iktidarla ilişkileri karmakarışık olan medya çöktü. Bu yeni örgütlenme ve yeni eylem tarzı onları dumura uğrattı. Bu muhalif hareket, kendi medya mecralarını da bulacaktır. Buluyor da.

Ankara’da her sokak başını polis tutuyordu bu eylem yapılırken. Pankartlarda yazılanları not etmek isteyen görevliler, her elde farklı bir pankart ile karşılaştılar. Klasik kolluk taktikleri de dumura uğruyor. Yağmur yağınca, zıplamaya başlayan göstericilere şaşırdı herkes. Oysa yağmur yağdığında dağılırdı herkes.

Eminim ki, klasik muhalefet etme tarzının sadık savunucuları da şaşırmışlardır bu duruma. Disiplinsiz, merkezi olmayan binlerce insan, onlar için yanlış bilince bulaşmış şımarık çocuklar olabilir (mi?). 15 Mayıs’ta özgürlük isteyenler, özgürce çıktılar sokaklara. Özgürce, disiplinsizce yürüdüler. Yoksa 6’lı, 7’li sıralara geçselerdi herhalde yürüyüşün boyu uzardı. Farketmez. 15 Mayıs 2011 önemli bir tarihtir Türkiye için ve Türkiye muhalif hareketi için. Kendi kendine örgütlenen onbinler, tamamen politik talepler için sokağa çıktılar. Düşünüyorum da, bu AKP’nin başarısı. Belki de 2001’de böyle bir muhalif hareket “Hayaldi”, 2011’de “Gerçek Oldu”!

Yazının başına dönelim. Yıl 2011. Emniyet, gaz stoklarını 5 ayda bitiriyor. Ülkenin her yeri ayağa kalkmış durumda. Ateş düştüğü yeri yakıyor, Kütahya’da doğa mücadelesi için yürüyüşler düzenleniyor, sendikalar grev yapıyor, demiryolcular yürüyor, liseliler apaçık kendileriyle dalga geçenlere “gülmüyorlar”! Bir de bu 15 Mayıs! Örtülü ödeneğin örtüsünü biraz daha açmak gerek. Türkiye’de sokaklar kendilerine biçilen 2023 hedefini kabul etmiyor! Kimyasal silahlar, TOMA’lar da hazırda bekliyor.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı görüş ve önerilerinizi bekliyor

Türkiye’nin ilk Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı Nihai Taslağı Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yayınlandı. UNDP aracılığı ile Türkiye , Çevre ve Orman Bakanlığı (ÇOB)  tarafından yürütülen İklim Değişikliği Eylem Planı (İDEP) projesinin çıktısı olan taslak son halini bulmadan önce kamuoyunun görüş ve önerilerine sunuldu.

Edinilen bilgiye göre, çalışmalar Mart 2010’da başlamış; bir yıl boyunca kamu, yerel yönetim, özel sektör, sivil toplum ve akademik kuruluşların 700’un üzerinde temsilcisinin yoğun ve sürekli takibi ve katılımıyla sürdürülmüş.  Toplam 46 çalıştay düzenlenmiş 200’ün üzerindeki kurum ve kuruluştan görüş önerileri alınmış.

Daha sonra COB tarafından koordine edilen ve IDKK üyesi kuruluşlarla yürütülen son süreçte ise “IDEP NIHAI TASLAGI” oluşturulmuştur. İDEP Nihai Taslağı’na ÇOB www.iklim.gov.tr adresinden ulaşılabilir.

Belgede, Arazi Kullanımı ve Ormancılık; Atık, Binalar, Enerji, Sanayi, Tarım, Ulaştırma, İklim Değişikliği ‘ne Uyum ve Yatay Kesişen Konular başlıkları altında eylemler var.

Metin son olarak ise Çevre ve Orman Bakanlığı ile paylaşılmış. Nihai taslak haline getirilmeden önce de kamuoyunun görüş ve önerilerine sunulmuş. Kamuoyunun bu “katılımcı” sürece dahil olabilmek için sadece bir haftası var.  İDEP Nihai Taslağı üzerine görüşler 23 Mayış 2011 Pazartesi gününe kadar ÇOB İklim Değişikliği Dairesi’ne posta ya da faks yolu ile (0312 207 6446) iletebilirsiniz.

 

Yorum: İnönü’ye gençler ve yıldızlarla veda

Beşiktaş, kafası oldukça rahat bir şekilde, seyircisine veda ediyor. Kupa kazanılmış, ilk büyük transfere imza atılmış, Tayfur Havutçu ile anlaşma imzalanmış ve antrenör sorunu da, en azından bir süreliğine, çözülmüş durumda. Artık, Tayfur Havutçu’nun sözü daha dinlenir olacaktır. O da ileriye dönük planlarını daha bir güvenle bakacaktır.

Beşiktaşlı futbolcular, Türkiye Kupası ile sahaya çıktılar Bir tarafta Quaresma, diğer tarafta Guti… Daha sonra da Simao… Kupayı taşıyan oyuncular. Bir çok kereler söylendi ama sırf bu isim sıralaması bile iki üç sene önce çok düşünülebilecek bir durum değildi. Beşiktaş taraftarı, ikinci sınıf yabancılarla ömürlerini geçirmişlerdi.

Maç Eskişehir ile. Takımın başında Bülent Uygun var. Bir takımı düşüren Bülent Uygun, Eskişehir ile başarılı oldu. Demek ki, transferi o yapmazsa bir umut olabiliyor. Fakat, bir şehrin ve bir takımın parasını ve umutlarını yok etti kendisi. Bucaspor yaptığı gereksiz transferler yüzünden çok şey kaybetti.

Tayfur Havutçu, ileride yıldızları oynatırken, geride gençlere şans verdi bu maçta. Rıdvan, Atınç ve artık tecrübeli oyuncular sınıfına yazılabilecek olan Necip ve Cenk ilk 11 başladı maça. Onur ve Doğukan da yedekler arasında. Rıdvan ve Onur üzerinde taraftarın başka türlü bir ilgisi olduğunu söyleyebilirim. Aslında 16 yaşındaki Muhammed Demirci’yi de yedekler arasında görseydik güzel olabilirdi. Taraftarın büyük desteği önünde beş dakika oynasaydı, seneye daha bir hırsla hazırlanacağı kesindi. Eğer Beşiktaş, yabancı oyuncularda bu yıldız politikasını devam ettirecekse, kalan yerli oyuncuların altyapıdan çıkması her anlamda olumlu olacaktır.

Maç, Beşiktaş’ın kafası gibi rahat bir ortamda başladı. Aslında, tek bir forma satmak için bile bu kadar uğraşan klüplerin, kazanırlarsa alacakları primi (sponsordan gelen prim) bu kadar kolay gözardı etmesi beni şaşırtıyor. Yani, bin liralar galibiyet halinde takım kasasına girebilecekken, sanki klüp büyüklüğünde o paralar küçükmüş gibi hareket ediliyor. Bu kadar büyük bir borç sarmalında, her liranın önemi var halbuki. Rahat bir ortamda olsa da, Beşiktaş sürekli Eskişehir yarı sahasında oynamaya çalışıyor karşılaşmayı. İlk 25 dakika bu taktik işe yaradı, bu sefer de Beşiktaş’ın rakibine duran bir top yardımcı oldu. Türkiye’de pek göremediğimiz bir serbest vuruş organizasyonuyla, güzel bir gol attı Eskişehir. Fernandes de aynı şekilde az görülür bir hücumla golü buldu Beşiktaş için dakika 36’da. Kiralık bir oyuncunun takımda kalma çabası bu tabii ki. Fernandes, bu ileriye dönük oyunu ile Beşiktaş için gerekli bir oyuncu. Türkiye’de bu tip iki yönde oynayan oyuncu bulmak çok zor.

İlk yarı 1-1 berabere bitti. Pek de sahadaki oyunu yansıtmadığını söyleyemeyiz. Devre arasında istatistikler yayınlandı. Beşiktaş’ın en çok koşan üç oyuncusu şu şekildeydi: Simao-Fernandes-Guti! Guti üzerine yapılan bu kadar kötü yorumu anlayamamaktayım. Bu istatistik de bence bunu gösteriyor. Ta Noel’den beri Guti üzerine bulunan her fırsatta olumsuz sözler söyleniyor fakat Guti bunları her zaman yanlış çıkartıyor. Ligin 33. haftası, haftaiçi kupa finali oynanmış ve Guti bu maçın en çok koşan oyuncuları arasında. Önemli bir not bana kalırsa.

İkinci yarı çok heyecanlı başlamadı. Bir kaç ufak pozisyon dışında bir etkinlik olduğu söylenemez ilk 15 dakikada. Bu 15 dakikalık dilimin sonunda Beşiktaş golü buldu. Quaresma’nın mükemmel hareketleri sonucu kazanılmış bir kornerden gelen topa Almeida’nın kafası ile geldi gol. Gelecek sene için Almeida’nın takımda kalma ihtimali zayıf gibi görünse de, bana kalırsa Forlan ve Almeida iyi bir ikili olacaktır. Bu kadar ayaklarına ve kafasına hakim, yapılı bir forvet bulmak çok zor. Bir yapılı ve hızlı, yanına bir hızlı ve delici oyuncuyla Beşiktaş hücumu çok tehlikeli olacaktır.

Beşiktaş öne geçince, Guti yerini beklenildiği gibi Onur’a bıraktı. Kaptanlığı da Quaresma’ya verdi. 3 oyuncu için de güzel bir an. Guti’nin alkışlarla kenara gelmesi ve Tayfur Havutçu ile el sıkışması herhalde en çok medyayı üzecektir. Bu değişiklik sonrasında sahne tribünlerin oldu. Şimdi de tribünler veda ediyor İnönü’ye 3 ay için.

Maç tribünlerin büyük şovu, Quaresma’nın bireysel oyunlarla kazandırdığı penaltıyı Simao’nun gole çevirmesiyle sona erdi. İnönü’ye güzel bir veda oldu. Genç oyuncuların neredeyse her hareketi olumluydu. En güzeli de bu.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Borussia Dortmund 7. kez şampiyon, Daum ilk kez düştü

0

Bundesliga’da takkeler düştü ve gerçekler ortaya çıktı. Borussia Dortmund önceden kesinleşen yedinci şampiyonluğunu kendi sahasında doyasıya kutlarken, 3:1 yendiği, Eintracht Frankfurt 4’üncü kez 2. Lige düştü.

2010/2011 sezonunun 34.cü ve son hafta karşılaşmalarının kaybedeni Eintracht Frankfurt oldu. Takımı 46. dakikada 1:0 öne geçtiğinde umutlanan Daum, Frankfurt defansının büyük hataları sonucu şampiyon Dortmund’un 3:1 galip gelmesiyle, teknik direktörlük kariyerinde ilk kez ikinci lige düşmenin üzüntüsünü yaşadı.

Sezonun ilk yarısında aldığı başarılı sonuçlar nedeniyle Avrupa Ligi’ne katılma hesapları yapan Frankfurt’un bir türlü önlenemeyen düşüşü Daum ile de sona ermedi. Daum’un gelmesinden sonra yapılan yedi maçtan sadece üç puan alabilen Frankfurt’un futbolcuları maçın bitimiyle düşmenin şokunu yaşarken, son maçlardan önce Frankfurt’u ikinci ligde de çalıştırıp çalıştırmayacağı sorusuna doyurucu yanıtlar vermekten kaçınan Daum’un kararı, “İlk aşamada büyük bir boşluk hissediyorum. Belki bazı oyuncularımda ruhsal yönden bazı eksiklikler vardı. Bunu gözardı edemeyiz. Ben yaşamlarında özel bir yeri olan takımları küme düştüğü için üzülen taraftarların duygularını paylaşıyorum. Ve Eintracht Frankfurt’un en kısa zamanda tekrar birinci lige çıkmasını temenni ediyorum, çünkü bu takım oraya ait” sözleriyle belirsizliğini korudu.

Bundesliga’nın en genç takımı

Borussia Dortmund’un yaş ortalamaları 25 olan futbolcuları Bundesliga’nın en genç şampiyonu olarak tarihe geçerken, hocaları Jürgen Klopp ile dokuz yıl aradan sonra yeniden şampiyon olmanın tadını çılgınca eğlenerek kutladılar.

Öte yandan gelecek sezondan itibaren Real Madrid’e transfer olarak kariyerini Avrupa’nın en üst seviyesine taşıyacak olan Nuri Şahin ise duygularını, “Şampiyonluğu kazanmaktan daha iyi bir son olamazdı. Ben burada oynadığım için hem çok gururluyum, hem de mutluyum” sözleriyle dile etti.

Jürgen Klopp şampiyonluğun büyük sevincini, Daum ise küme düşmenin büyük üzüntüsünü yaşarken, Felix Magath iki yıl önce şampiyonluğa taşıdığı VfL Wolfsburg’un son anda zar zor kurtulmasının karmaşık duygularını hissediyordu. Hoffenheim deplasmanında 1:0 yenik duruma düştüğü dakikalarda diğer sahalardan gelen sonuçlara göre düşme hattına gerileyen takımı, sonunda 3:1 galip gelmesini bildi ve sezonu 15. sırada kapatarak düşme kâbusundan kurtuldu. “Kurtulmak doğru kelime, çünkü son bir kez daha stresli, çok heyecanlı bir 90 dakika yaşadık. Ancak yenik duruma düştükten sonra maçın kaderini değiştirip, galip gelerek sonunda ligde kalmayı garanti altına aldıktan sonra insan kendini çok mutlu hissediyor ve rahatlıyor” şeklinde konuşan Magath “Cehenneme kadar gidip geldik” dedi.

Bundesliga tarihinin önde gelen takımlarından biri olarak tanınan Borussia Mönchengladbach, sezonu henüz noktalayamadı ve birinci ligde kalma şansını iknici ligin üçüncüsüyle yapacağı iki eleme maçına bıraktı. Hamburg deplasmanında 1:0 öne geçmesine rağmen beraberlik gölüne engel olamayan Mönchengladbach, bu sonuçla ancak 16. olabildi.

Düşmesi daha önceden kesinleşen St. Pauli ise Mainz deplasmanında 2:1 yenilerek sonunculuktan kurtulamadı ve Frankfurt ile birlikte ikinci ligin yolunu tuttu. Mainz ise genç çalıştırıcısı Thomas Tuchel’in yönetiminde ligi 5. sırada tamamlayarak Avrupa Ligi’ne katılma hakkını elde etti. Avrupa Ligi’ne katılacak bir başka takım ise Hannover 96. Uzun süre Şampiyonlar Ligi’ne en azından ön eleme üzerinden katılma şansını zorlayan Hannover, son maçında sahasında Nürnberg’i 3:1 yenerek, teknik direktörü Mirko Slomka’nın yönetiminde Bundesliga’da en başarılı sezonunu yaşadı.

Leverkusen Şampiyonlar Ligi’ni garantiledi

Bir kez daha ikincilikten kurtulamayarak makus talihini yenemeyen Bayer Leverkusen, Freiburg deplasmanından 1:0 galip dönerek, Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılmayı garantiledi. Leverkusen’in teknik direktörü Jupp Heynckes’in gelecek sezon çalıştıracağı Bayern Münih’in, sahasında VfB Stuttgart’ı 2:1 yenmesi ise sıralamayı değiştirmedi. Bayern Münih, Şampiyonlar Ligi’ne ön eleme turları üzerinden katılarak gruplara katılmayı deneyecek.

Şampiyonlukla, düşmeyle veya Avrupa Ligi’ne katılmakla ilgisi kalmayan, ancak küme düşme korkusunu son bir iki hafta içinde üzerlerinden atan takımlardan 1. FC Kaiserslautern, sahasında Werder Bremen’i zor da olsa 3:2 yenmeyi başardı. 2010/2011 sezonunun büyük bir bölümünde düşme hattından kurtulamayan 1. FC Köln ise sahasında Schalke 04’ü 2:1 yenerek taraftarlarına güzel bir gün yaşattı. Schalke ise Alman Federasyon Kupası Finali’nde  önümüzdeki Cumartesi günü Berlin’de ikinci lig takımlarından MSV Duisburg’u yenmeyi başarırsa, geçirdiği kötü sezonu olumlu noktalayarak Avrupa Ligi’ne katılabilecek.

Barcelona UNICEF’den vazgeçmedi!

0

İspanya’nın dev kulübü Barcelona, gelecek ay sona erecek forma reklamı anlaşmasını kullanmaya devam edecek.

İspanya’nın Barcelona kulübü ve BM Çocuk Fonu (UNICEF) arasında gelecek ay sona erecek işbirliği anlaşmasının uzatıldığı ve Barcelona’nın formasında UNICEF logosunu kullanmaya devam edeceği bildirildi.

Barcelona kulübünün açıklamasında, takımın formasının önünde gelecek sezon Katar Vakfı’nın logosunun bulunacağı, UNICEF logosunun ise formanın arkasında, oyuncunun isminin ve sırt numarasının altında yer alacağı belirtildi.

Açıklamada, Barcelona’nın binlerce çocuğa yardım eden UNICEF ile işbirliğini 5 yıldır sürdürmekten memnuniyet duyduğu kaydedildi.

Geçmişte formasına reklam almayan Barcelona, geçen sezon forma reklamı anlaşmalarında bir rekora imza atarak, Katar Vakfı (Qatar Foundation) ile 5,5 yıllığına 165 milyon Avro karşılığında anlaşmaya varmıştı.

Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde 8 kişi daha reddetti

15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde, 15 Mayıs Platformu Dolmabahçe Meydanı’na yürüdü. Eylemde biri lise öğrencisi toplam sekiz genç daha vicdani retlerini açıkladı. Anarşist kadınlar ret açıklamalarını Gürcüce, Kürtçe ve Türkçe yaptı.

15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde vicdani retçiler, “10 – 15 Mayıs 2011 Vicdani Ret Buluşması” kapsamındaki etkinliklerin yapıldığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Fındıklı kampüsünden, Dolmabahçe Meydanı’na yapılan bir yürüyüş sonrasında vicdani retlerini açıkladı.

Dün (15 Mayıs) MSGSÜ’de yapılan “Vicdani Ret Forumu” ve “Savaş, Ordunun Profesyonelleşmesi ve Vicdani Ret” etkinlikleri ardından Fındıklı Parkı’ndan “Reddet! Diren! Hayır de! Askere Gitme, Kardeş Kanı Dökme” pankartıyla yürüyüşe geçen 15 Mayıs Platformu, Dolmabahçe Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşün sonunda sekiz kişi vicdani retlerini açıkladı.

28 yaşında olduğunu belirten Mehmet Lütfi Özdemir vicdani reddini açıkladığını duyururken, lise öğrencisi olan Deniz Benol da “Bütün devletler terörist, bütün ordular katildir” diyerek, askere gitmeyi reddettiğini belirtti.

Kadınlar da “militarizmi” reddetti

Eylemde altı anarşist kadın da Kürtçe, Gürcüce ve Türkçe “Ku derya jiyana me be girtin, dive xeyalen me were ba hev. Tsxovreba udovkargveli şevaxvedrot otsnebi. Hayatlarımız çalınmadan, hayallerimiz buluşmalı” diyerek, vicdani retlerini açıkladı.

Reddini Kürtçe açıklayan Canan Soylu “Askere gitme zorunluluğum olmasa bile, yıllardır yaşanan asimilasyonun, yok saymanın, öldürmenin altına imza atan TC devleti ve ordusunun karşısında hep direnen Barış Anneleri ile aynı onurlu duruşu paylaşıyorum” diye konuştu.

Soylu, tek tipleşmeyi, militarizmi, savaşı ve bunların yol açtığı sömürüyü, cinsiyet ayrımcılığını, ölmeyi ve öldürmeyi bir anarşist kadın olarak reddettiğini belirtti.

Arkun: İktidarların uyguladığı zulmün parçası olmayacağım

Merve Arkun ise “Ben bir kadın olarak, varoluşumu yok sayan, beni savaşlarının bir öznesi haline getiren militarizmi, bir anarşist olarak iktidarların ezilenlere uyguladığı zulmü ve devletin savaşının bir parçası olmayı reddediyorum” diye konuştu.

Hukuk fakültesi öğrencisi Mine Selin Sayarı “Öldürmeyi reddeden insanlara ‘Halkı insan öldürmekten soğutma’ davası açan, savaşmayı reddedenlere vicdansızlığı dayatan devletin hukukunu yakından tanıyorum. Devletin adaleti yakar, yıkar, yaşam alanlarını talan eder” dedi.

Sayarı “Devletin ve hukukunun, militarist tahakkümün onu meşrulaştıran bir parçası olmayı reddediyorum” diye ekledi.

Aslan: İnsanları düşman eden devletlerdir

Ret açıklamasını Gürcüce yapan Reyhan Aslan “Ben Artvin Borçkalı bir Gürcü kadınıyım. Bir sınır köyünde yaşıyorum, sınırın arkasında bizimle aynı dili konuşan insanlar var. Her iki yanda, iki ayrı devlete ait askerler, kendi topraklarını bekliyorlar” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Aynı dili konuşsalar da, konuşmasalar da, sınırların ayırdığı insanlar birbirlerine düşman değildir. İnsanları düşman eden devletlerdir. Ben iktidar ve mülkiyetin olmadığı, paylaşma ve dayanışmayla dolu özgür bir dünya hayal ediyorum.”

Eylemde Selin Ever ve Kumru Gök de retlerini açıklayan kadınlar arasındaydı. Gök, “Yeryüzündeki tüm canlılar adına reddimdir” diyerek başladığı açıklamasında, “Devletin kanlı elinin bana uzattığı, savaşı haklı çıkaran tüm gerekçeleri reddediyorum” diye konuştu.

Eylem savaş karşıtı hikayelerin ele alındığı pandomim gösterileriyle sona erdi. (Bia)

Beyoğlu’nda çift kişilik koltuk yasağı

Beyoğlu Zabıtası, kafelerden çift kişilik sandalyelerin kaldırılmasını istedi. İddiaya göre nedeni: Çiftler yan yana oturmasın!

Birgün gazetesinden Onur Erem’in haberine göre; Beyoğlu Belediyesi İstiklal Caddesi çevresindeki sokaklarda kafelerin ve barların çift kişilik koltuklarını kaldırmaya başladı. İki kişinin yanyana oturabildiği rahat koltukların yerine tek kişilik koltuklar veya sandalyeler koyulmasını isteyen belediye, zabıtalarını kafelere yollayarak iki kişilik koltukların yasaklandığını söylüyor.

SABAH GELİP KOLTUKLARI KALDIRIYORLAR

Ellerinde hiçbir yazılı karar olmadan gelen zabıtalar kararın gerekçesini açıklamaktan çekinirken, bir kafenin koltuklarını da diğerlerine göz dağı vermek için sabahın erken saatlerinde kamyonlara yükleyerek Kasımpaşa’daki belediye deposuna atarak kırdı. Bu olayın esanafa çektirdiklerini Mis Sokak ve İmam Adnan Sokak’taki işletmecilerle konuştuk:

“ZABITAYA ‘ÇİFTLER YAN YANA OTURMASIN DİYE Mİ?’ DİYE SORDUM, ‘İYİ TESPİT’ DİYE CEVAP VERDİ”

Mis Sokak’ta Cafe Nero’da çalışan Muhammed Şimşek zabıtaların hiçbir gerekçe sunmadan kafelere gelerek koltukların tek kişilik sandalyelerle değiştirilmesi gerektiğini söylediğini anlattı. Zabıtalara “bu karar çiftler yan yana otumasın diye mi?” diye soran Şimşek, zabıtaların kendisine “iyi tespit” diyerek cevap verdiğini belirtti.

“Nasıl ki AKP insanları tutuklayıp gerekçesini söylemiyorsa, burada da ‘çift kişilik koltukları kaldırın’ deyip nedenini söylemiyor” diyen Şimşek, “Eğer bu karar çiftleri ayırmak içinse çok vahim, sokaktaki koltuklara bir standart getirmek için yapıyorlarsa da sokak taşlarına bir standart getiremeyen belediyenin koltuklarla uğraşması manasız” diye konuştu. Bu kararın hukuksuz bir şekilde alındığını söyleyen Şimşek, CHP’li Belediye Meclisi üyeleriyle konuştuklarında Belediye Meclisi’nden böyle bir karar çıkmadığını ve CHP’li üyelerin bu uygulamadan tamamen habersiz olduklarını öğrendiğini vurguladı.

“BİR AYDIR UYARILAR DEVAM EDİYOR”

Yine aynı sokaktaki Adalı Cafe’nin çalışanı Mustafa Bozkurt, “Bir aydır bu uyarılar devam ediyor. Geliyorlar uyarıyorlar, gerekçesini sorduğumuzda kendilerinin de bilmediklerini söylüyorlar” dedi.

“SONUNA KADAR DİRENECEĞİZ”

İmam Adnan Sokak’taki Palyaço Kafe çalışanları da bu kararın sevgililer yanyana oturmasın diye yapıldığını, ancak koltuklarını vermeyerek sonuna kadar direneceklerini söyledi.

“TEBLİGATSIZ İŞLEM HUKUSUZDUR”

Bodega Kafe’nin işletmecisi Cengiz Bey bir sabah ansızın gelen zabıtaların bütün çift kişilik koltuklarını alıp Kasımpaşa’daki belediye deposuna atarak kırdıklarını söyledi.

Belediyenin kendilerine hiçbir tebligat yapmadan masalarını alıp hasar vermesinin hukusuz olduğunu söyleyen Cengiz Bey belediyenin 7. Dairesindeki Kentsel Tasarım görevlisi Selda Hanım’la görüştüklerinde kendisine “Biz bank istemiyoruz, bunu gelip kafedeki bir çalışana söylemiştik. Tebligat yapmıyoruz, çünkü tebligat yapınca yasal bir süreç başlıyor” dediğini, ve bunun da belediyenin yaptığı uygulamanın yasadışılığının kanıtı olduğunu vurguladı.

“TANESİ 250 LİRAYDI”

Cengiz Bey, Tanesini 250 liradan aldıkları çift kişilik koltukların kırılmasıyla büyük bir mağduriyet yaşadığını, ancak belediyeyle ters düşmemek için bu uygulamaya karşı yasal bir süreç başlatmadığını söyledi.
Kırık koltuklarından iki tanesinin tamir edilemez hale geldiğini, diğerlerini de kendi çabalarıyla tamir ettiğini anlatan Cengiz Bey, bu koltukları da ancak 25 Mayıs’a kadar tek kişilik sandalyelerle değiştirmek şartıyla geri alabildiğini belirtti. (Milliyet, Birgün)

Ölen PKK militanları için kepenk kapatma çağrısı

Aralarında milletvekili ve belediye başkanlarının da bulunduğu çok sayıda kişi Şırnak’ın Uludere ilçesinde bir haftadır sürdürülen operasyonda ölen bir PKK militanının cesedini operasyon bölgesinden alarak Şırnak’a getirdi.

12 militan ve 5 askerin öldüğü bildirilen çatışmanın ardından BDP’lilerin üç günlük yas ilan etmesi üzerine Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Diyarbakır, Van ve Hakkari gibi kentlerde birçok dükkanın açılmadığı bildiriliyor.

Uludere ilçesine bağlı Ortaköy köyü kırsalında bulunan bir cesedin milletvekili Gültan Kışanak ve Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’ın aralarında bulunduğu bir grup tarafından getirilmesinin ardından BDP Eşbaşkanı Filiz Koçali ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in de çatışma bölgesine gittiği de gelen haberler arasında.

Muhabirler, Türkiye-Irak sınırına sıfır bölgede sürdürülen operasyon bölgesine giden BDP’lilerin çatışmalar devam ederken buldukları cesedi birkaç kilometre taşıyarak Ortaköy köyüne getirdiklerini duyuruyor.

Operasyonda öldürülen diğer PKK’lıların cesetlerini almak için bölgeye giden çok sayıda kişi de sınır bölgesindeki Bilican Tepesi’nde bekledikleri bildir

BDP önceki haftalarda Tunceli’de düzenlenen bir operasyonda öldürülen 7 militan için yas ilan etmiş ardından birçok kentte düzenlenen gösterilere polis müdahale edince çatışmalar yaşanmıştı. (BBC)

Türkiye’deki sansürü Dünya duydu

0

Türkiye’de internete getirilecek filtre uygulamasına karşı yapılan geniş katılımlı protesto gösterileri basında geniş yer buldu.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nca hazırlanan ve 22 Ağustos’ta yürürlüğe girecek olan ‘internet filtresi’ sistemi dün 31 şehirde yapılan protesto yürüyüşleriyle kınandı. İfade ve iletişim özgürlüğüne vurgu yapılan gösteriler, Türk basınında olduğu kadar dünya basınında kendine yer buldu.

Dış basında eylemlerle ilgili verilen haberlerde de kamuoyunun BTK’nin açıklamalarıyla tatmin olmadığı belirtildi.

New York Times gazetesi, internet filtrelerinin Türkiye genelinde protestoları tetiklediğini duyurdu. Gazete “Türkiye genelinde 30’dan fazla şehirde binlerce kişi, dün sokaklara dökülerek, karşıtlarının sansür olarak nitelendirdiği yeni internet filtreleme sistemlerini protesto etti” ifadelerini kullandı. Haberde “Yes we ban!” gibi sloganlardan da örnekler verildi.

CNN televizyonu Türkçe ve İngilizce “İnternetime dokunma” ve “Korunmaya ihtiyacımız yok” pankartları taşıyan göstericilerin internet sansürüne karşı sloganlar attığını aktardı. Haberde “BTK, uygulamanın çocukları internetteki ahlaksız içerikten korumak amacıyla gündeme getirildiğini ifade ederken, kararı eleştirenler filtreleme sisteminin nasıl işleyeceğinin bilinmediği” belirtildi.

Kanal, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün bu ay başında yayımladığı “İnternet Düşmanları 2011” raporunda Türkiye’nin “izlemedeki ülkeler” listesine alındığını, engellenen 7 binden fazla sitenin birçoğu için mahkeme kararı bile olmadığını hatırlattı.

Wall Street Journal gazetesiyse “Yes We Ban!” sloganını aktardığı haberinde “binlerce Türk’ün Facebook üzerinden örgütlenerek 40’tan fazla şehirde bir araya gelip devletin internet sansürü uygulamasını protesto ettiğini yazdı. Haberde “Washington merkezli insan hakları örgütü Freedom House’un raporuna göre Temmuz 2010 itibarıyla Türkiye’de 5 bin internet sitesi engelliydi ve o günden bu yana bu rakamda artış oldu” denildi.

(Ntv, Yeşil Gazete)