Ana Sayfa Blog Sayfa 5154

Yeni YSK darbesi protesto ediliyor

Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından düşürülmesi, “Hatip Dicle vekilimdir. YSK elini vekilimden çek” çağrısı ile eylem çağrısı yapan gruplar tarafından İstanbul, Diyarbakır, Bodrum ve İzmir’de protesto edilecek.

Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesine BDP’li yöneticilerin ardından toplumun farklı kesimlerinden de tepkiler gelmeye devam ediyor. Sosyal paylaşım siteleri üzerinden “Hatip Dicle vekilimdir. YSK elini vekilimden çek” çağrısı yapanlar, İstanbul, Diyarbakır, Bodrum ve İzmir’de düzenlenecek olan eylemlerle YSK’nın kararını protesto edecek.

‘Yasal gerekçe yok, YSK darbe yaptı’

Sosyal paylaşım sitelerinde yer alan protesto çağrısında Dicle’nin vekilliğini düşürmesi YSK darbesi olduğuna dikkat çekildi. YSK’nın hiçbir yasal gerekçe göstermeden Dicle’nin vekilliğini düşürdüğüne dikkat çekilen çağrı metninde,  “BDP’li vekilleri engelleyenler, barışın ve demokratik çözüm sürecinin önünü tıkamak isteyenlerdir. YSK darbesine, savaş kışkırtıcılarına, hep birlikte ‘dur’ diyelim” denildi.

“Hatip Dicle vekilimdir. YSK elini vekilimden çek” protesto eylemleri, Diyarbakır’da 15.00’de belediye binası önünde, İstanbul’da 18.00’de Taksim Meydanı’nda, Ankara’da Sakarya Meydanı’nda ve Bodrum’da 19.00’da Belediye Meydanı’nda başlayacak.

(DİHA, Yeşil Gazete)

Koryürek’ten eylem çağrısı: “Lüfer için umutlar tükenmedi, kararı Bakan verecek”

Defne Koryürek

Dün Ankara’da yapılan Su Ürünleri İstişare Kurulu toplantısından lüferin avlanma boyunun alt sınırıyla ilgili olumlu bir karar çıkmamasının yankıları sürüyor.

Toplantıya katılan “İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın” kampanyası sözcüsü Defne Koryürek Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada toplantıdan bir sonuç çıkmadığını, ancak henüz umutlarının tamamen tükenmediğini söyledi.

%100 erişkinlik 27 cm’de

Toplantıyla ilgili genel bir değerlendirme yapan Koryürek, gündemi belli olmamakla beraber gerek Başbakanlık’tan yapılan açıklamalar ve gerekse de Tarım Bakanı’nın beyanları nedeniyle lüferin avlanma alt boyunda değişiklik yapılmasını beklediklerini, toplantının ikinci bölümünün gerçekten lüfer ile başladığını ve Ege Üniversitesi’nden Cengiz Mete’nin herkesin saygı duyduğu bilimsel araştırmalardan yola çıkarak önemli bir sunum yaptığını söyledi:

“Bu istişare kurulu balıkçılar, akademisyenler ve bürokratların konuları tartıştıkları bir platform ve haliyle konu davetli bilim adamları tarafından sunuldu. İlk söz alan akademisyen Cengiz Mete oldu. Cengiz Mete, Ege Üniversitesi’nden ve lüfer hususunda herkesin referans kabul ettiği 2005 tarihli Tevfik Ceyhan ve akradaşlarının “Türkiye Denizlerinde Lüfer” başlıklı çalışmasını sundu. Bu çalışmaya biz bile son derece hakimiz, zira bugüne kadar görüşüne başvurup da bizi bu makaleye yönlendirmeyen su ürünleri fakültesi bilmiyoruz, akademisyenlerin bu çalışmaya saygıları işin cabası. Hatta toplantıya girerken gerek Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’ne, gerek Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği’ne, (SürKoop) ve gerekse de İstanbul Birlik’e ilettiğimiz dosyalarda da mevcut akademisyen görüşlerinin hemen tamamında Tevfik hoca ve arkadaşlarının bu çalışması işaret edilerek 24 cm ve üstü diye kanaat bildirilmişti. Cengiz Mete de, sunumunda 19 cm’den itibaren lüferin yumurta bırakmaya başladığını, ama 19 cm’de yumurta bırakan balığın, toplam lüfer stokları içerisinde %10 bile etmediğini, daha gerçekçi olmak için 23 cm civarına odaklanmanın şart olduğunu söyledi. Cengiz Mete bu boy balığın, stok genelinde %60 gibi bir oranla üreme kabiliyeti gösterdiğini, ancak %100 erişkinliğin 27 cm’de oluştuğunu detaylı bir şekilde, örnekler ve istatistiklerle açıkladı.”

Ancak Koryürek’in verdiği bilgiye göre Mete’nin ardından kürsüye gelen ve geçen yıl Slow Food-Fikir Sahibi Damaklar’ın düzenlediği iki konferansın ortağı da olan Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’nın (TÜDAV) başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, geçen yıl lüferde avlanma alt boyunun en az 20 cm ve mümkünse üstü olmasını savunduğu halde, bir bilimsel makale sunmaksızın, metodoloji açıklamaksızın “biz araştırma yaptık ve lüferin üreme boyunun 19 cm olduğunu tesbit ettik” diyerek tepki topladı.

Koryürek, Bayram Öztürk’ün önerisinin, her ne kadar kendilerininkiyle çelişse de, toplantının doğası içerisinde kabul edilebilecek bir öneri olduğunu, zira bir istişare kurulunda farklı görüşlerin dile getirilmesinin doğal olduğunu söylüyor.

“Poyrazköy ve Rumelifeneri balıkçıları, kıyameti koparttılar”

Defne Koryürek, balıkçıların avlanma boyu alt sınırının yükseltilmesi önerilerine şiddetle itiraz etmesini ise ekonomik çıkarlarını koruma kaygısı olarak yorumluyor: “Bilim adamlarının sunumlarının ardından 14 cm’den çinekop tutmaya alışmış, Boğaz’ın tükenen hazineleri arasında tek kalmış lüferi avlama imkanının kaybedeceğinin endişesindeki balıkçı, aslında tüm balıkçı demek de zor, özellikle Poyrazköy ve Rumelifeneri balıkçıları, kıyameti koparttılar. Bu feryat da aslında çok makul. Balıkçı bir çıkar grubu olarak reaksiyonunu vermek durumunda ve bu kurul da zaten bu reaksiyonların dile getirilmesi için toplanmıştı.”

Toplantıda farklı görüşler dile getirildikten sonra toplantıyı yöneten Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü yetkililerinin balıkçıya “ne dersiniz, lüferin avlanma alt boyunu 14 cm’den 20 cm’e çıkartalım mı?” demesiyle toplantının tuhaf bir hal aldığını söyleyen Koryürek “O andan itibaren lüferin avlanma alt boyu bir “sürdürülebilirlik” meselesi, bir “yokolma eğilimindeki canlıyı koruma” çabasından çıktı ve basit koyun pazarlığına indirgeniverdi!” diyor.

“Kararı Bakan verecek!”

Toplantıdan bir netice çıkmadığını, toplantıda dile getirilen görüşlerin Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından değerlendirileceğini ve bir rapor olarak Tarım Bakanı’na sunulacağını söyleyen Koryürek kararın Tarım ve Köyişleri Bakanı’na ait olacağı tahmininde bulunuyor.  Ancak Koryürek Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün 20 cm’lik bir avlanma alt boyu ile tartışmayı açmasının kendilerini çok huzursuz ettiğini, çünkü tüm su ürünleri fakülteleri ve tüm akademik camianın referans aldığı çalışma olan Tevfik Ceyhan ve arkadaşlarının “Türkiye Denizlerinde Lüfer” çalışmasına göre lüferinen iyi ihtimalle 23 cm’den itibaren çoğalmaya başladığını söylüyor.

Koryürek soruyor:

“Gerek Başbakanlık tarafından “bu işe el koyduk, gereği yapılacak” şeklinde yapılan açıklama ve gerekse de Tarım Bakanımız Eker’in “lüfer en az 23 cm olacak” şeklindeki beyanı ile bu toplantının usulü uyuşmadığı gibi; sormak gerek, diye düşünüyoruz: Dünyanın neresinde bir balığın korunmasına dair kararlar STK’lar, bilim adamları ve bürokratlar varken bu işten günlük ölçekte çıkarı olan balıkçıya sorulur?!”

“Biz de Hüseyin Eriş’iz…”

Peki hala bir ümit var mı? Defne Koryürek süreçten ümitlerini kesmediklerini söylüyor ve geçen yıl Başbakan’a bir mektup yazarak “lüferi kurtarın” diyen ve konunun İstişare Kurulu’nda güğndeme gelmesini sağlayan Hüseyin Eriş’i örnek gösteriyor:

“Konuyu takip etmeye devam ediyoruz ve Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün Bakan’a ileteceği raporun görüşlerimizi ve beraberinde bilimsel materyali taşıyacağına inanıyoruz. Bu süreçte tüm dostlarımızdan, sürdürülebilirliğe inanan, denizlerimize bereketini iade etmeyi arzu eden, çocuklarının yüzüne bakabilme tasasındaki tüm dostlarımızdan ricamız Başbakanlık İletişim Merkezi BİMER’e bir dilekçe yollamaları ve “Başbakan lüferi kurtaracağını ilan etmişti, biz de Hüseyin Eriş’iz, bizi de duysun, lüferi kurtarsın” demeleri.”

Dilekçelerinizi yollayabileeğiniz Başbakanlık iletişim Merkezi’nin email adresi şöyle: [email protected]

Aktivistler kampanyalarını sürdürüyorlar ve uyarıyorlar: Herkes bir şeyleri değiştirebilir.

Belki de lüferi kurtaracak olan sizsinizdir.

 

Ayrıntılı bilgiyi http://fikirsahibidamaklar.blogspot.com/ ve http://www.kacsantim.org/ adreslerinde bulabilirsiniz.

Defne Koryürek’le toplantıdan önce yaptığımız röportajı okumak için TIKLAYIN , dün yapılan toplantıyla ilgili ilk haberimizi okumak için TIKLAYIN

 

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Fukuşima daha büyük bir nükleer felaketi tesadüfen atlatmış

Fukuşima I santrali 4 numaralı reaktör kullanılmış yakıt havuzu, 7 Mayıs 2011.

Japonya’da dünyanın en büyük ikinci nükleer kazasının hâlâ yaşanıyor olduğu Fukuşima I Nükleer Santralindeki 4 numaralı reaktördeki kazaya dair detaylar ortaya çıktıkça daha vahim bir felaketin ucu ucuna atlatıldığı anlaşılıyor. Santralin işletmecisi Tokyo Elektrik Şirketi’nin (TEPCO) bu reaktördeki kaza ile ilgili olarak açıkladığı son rapora göre, 4 numaralı reaktörün kullanılmış yakıt çubuğu havuzuna bitişik bir havuzdan aslında olmaması gereken bir şekilde su sızması sonucunda bu havuzdaki atık yakıt çubuklarının erimekten ucu ucuna kurtuldukları kazadan aylar sonra anlaşılmış durumda.

Şirket sözcüsü Junichi Matsumoto, eğer kazara su akmış olmasaydı buradaki atıkların “çok ciddi bir durum ile karşı karşıya” olacağını, hatta erimiş olabileceklerini söyledi. Ciddi bir erime durumunda santralin etrafına yayılacak radyoaktif serpintinin boyutları ve dolayısıyla vereceği kalıcı zarar boyutları hâlâ anlaşılamamıl olan şimdiki zarardan dahi çok daha fazla olacaktı. Şirketin açıklamasına göre kullanılmış atık havuzu, radyoaktif madde içeren başka bir havuza, hareket edebilir kalkan levhalar vasıtasıyla bağlıydı ve deprem ile müteakip kazadan önce her iki havuzdaki su seviyesi aynıydı.

11 Mart’taki kazadan sonra soğutma sisteminin ortadan kalkması nedeniyle kullanılmış yakıt çubuğu havuzunda yaşanan buharlaşma su seviyesinin tehlikeli bir biçimde düşmesine neden oldu. Felaketin büyümesi ise ancak yaşanan hidrojen patlamasının kazara hareketli levhaları yerinden kımıldatıp diğer havuzdan kullanılmış yakıt çubuğu havuzuna su akmasına sebep olması sonucu, hasbelkader, engellendi.

20 Mart’ta TEPCO tekrar su pompalamaya başlayabildi ve muhtemelen levhalar bunun üzerine tekrar kapandı, diğer havuzdaki su ise düşük bir seviyede kaldı. Şirket bu havuzlardaki aletleri tekrar su seviyesinin altında tutmak için su pompalayacağını, aletlerin “radyasyon dozu sorunları” yüzünden su altında kalması gerektiğini açıkladı. Şirket bu reaktör binasını önce 32 çelik direkle destekledikten sonra tekrar beton bir duvarla kapatmayı planlıyor.

Fukuşima I Nükleer Santrali’nin geleceği ise hâlâ meçhul. Sadece hiçbir şekilde tekrar kullanılmayacağı biliniyor. Son bir haftada çıkan haberlere göre Japonya’nın nükleer denetleme ajansının müdahalesi Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nca bile özellikle şeffaflık konusunda eleştiriliyor, santralde yüksek doz radyasyon yüzünden söküme giden uzun yolun ilk basamağı olan soğutma işlemleri duraklatılıyor ve santralin etrafındaki tahliye alanının biraz dışında bir çiftlikten gelen bir çiftlik hayvanında daha önce rastlanmamış sakat doğum haberleri radyasyon güvenliğinin etkinliğini yine sorguya açıyor.

Almanya, İsviçre ve son olarak İtalya’nın kesin olarak nükleer enerjiyi terk kararlarının ardından, yapılan son anketlere göre Japonya halkının %84’ü de tüm nükleer santrallerin kapatılması taraftarı, halkın %9’u ise enerji arzı açısından etkisi ne olursa olsun tüm santrallerin hemen kapatılmasını istiyor.

Mainichi Daily News, Kyodo News ve TRT Haber’den derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

YSK’dan yine darbe gibi karar: Hatip Dicle’nin milletvekilliği düşürüldü

12 Haziran seçimlerinde Diyarbakır’dan Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’ndan bağımsız olarak milletvekili seçilen KCK tutuklusu Hatip Dicle’nin milletvekilliği Yüksek Seçim Kurulu tarafından oybirliğiyle düşürüldü.

Kurul bu kararına gerekçe olarak, Hatip Dicle’nin ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçundan aldığı 1 yıl 8 aylık hapis cezasını gösterdi. Anayasa’nın 79. meddesine vurgu yapılan gerekçede, maddenin, örgüt suçundan 1 yıl veya daha fazla hapis cezası alanların milletvekili olamayacaklarını hükme bağladığı belirtildi.

Biraz önce açıklanan kararın YSK’nın seçimlerden önce 7 kişinin adaylığına engel olma girişiminde olduğu gibi büyük tepki toplaması bekleniyor.

Mardin bağımsız milletvekili Ahmet Türk önceki gün Batman’da yaptığı açıklamada “Cezaevinde seçilen altı arkadaşımız bırakılmalıdır. Eğer Pazartesi günü bu arkadaşlarımız bırakılmazsalar TBMM’ye gitmeyeceğiz ve Meclis’i tanımayacağız” demişti.

Bu arada Hatip Dicle’nin avukatları karar düzeltme başvurusu yapacaklarını açıkladılar.

(Yeşil Gazete)

 

Su Ürünleri İstişare Kurulu lüfere acımadı: Yavru balık avına devam!

Su Ürünleri İstişare Kurulu’nun lüfer ve diğer balıkların yasal avlanma boyunun da gündeme alınacak olması nedeniyle heyecanla beklenen bugünkü toplantısı büyük hayal kırıklığı yarattı.

Konu son aylarda Slow Food-Fikir Sahibi Damaklar’ın “İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın” ve Greenpeace’in “Seninki Kaç Santim” kampanyalarıyla gündeme taşınmıştı ve yavru balıkların avlanmasının önlemesi hedefleniyordu. Kampanyalarla lüferin yavrulayabileceği 24-25 cmlik boya ulaşmadan avlanmasının yasaklanması isteniyordu.

Ancak bu sabah Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda düzenlenen toplantıda beklenen karar çıkmadı.

Gün boyunca FSD ve Greenpeace kampanyacılarının twitter’dan izleyicilerine canlı olarak yansıyttığı toplantıda şu gelişmeler yaşandı:

“Seneye, seneye…”

Toplantıdan bir görünüm

Toplantıyı yöneten Koruma ve Kontrol Genel Müdürü Durali Koçak açılış konuşmasında toplantıyı kısa tutmak ve asıl toplantıyı gelecek yıl yapmak istediklerini söyledi. Su Ürünleri Koooperatifi (Sür Koop) Başkanı Ramazan Özkaya ise konuşmasında 4 yıl değişiklik yapılmasını istemediklerini belirtip “denizler yasaklarla korunmuyor, eğitimli balıkçılarla korunuyor” dedi.

Twitter’dan konuşmaları yorumlayan FSD ve Greenpeace aktivistleri bu konuşmaların ve su ürünleri sirkülerinde ciddi değişiklik düşünülmediği yolundaki sözlerin daha toplantının başında konuyu seneye erteleme isteğinin belirtisi olduğu yorumunu yaptılar.

Toplantıda söz alan İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bayram Öztürk de koruma tedbirlerine karşı bir konuşma yaratarak aktivistlerin tepkisini çekti. Bu arada toplantıya katılan bazı balıkçıların da kota artırımı talep ettikleri bildirildi.

Cengiz Mete: “Lüfer 23 santimden önce yavrulamaz.”

Toplantının ikinci bölümünde bir konuşma yapan Ege Üniversitesi’nden Cengiz Mete, 2005 yılında yazdığı “Türkiye Denizlerinde Lüfer” başlıklı tezin sonuçlarını katılımcılara sundu. Mete, lüferin üreme olgunluğunun 23 santimin üzerinde başladığını ve balığın Mayıs ile Temmuz ayları arasında ürediğini söyledi. Mete’nin “Lüferin artık olmamasının nedeni çok küçük avlanması ve sürüye katılamaması” yorumu üzerine ortam gerildi. Avlanma boyunun artırılmasıyla ilgili öneriler ve Cengiz Mete’nin sunduğu bilimsel araştırma sonuçları toplantıya katılan balıkçılar tarafından protesto edildi.

Prof. Dr. Bayram Öztürk ise yaptığı ikinci konuşmada yumurtlamanın 19 cm’de başladığını iddia etti. FSD aktivistleri herhangi bir araştırma yapmadan ve kaynak göstermeden avlanma boyunun 19 cm. olmasını isteyen Bayram Öztürk’ün önerisini “utanç verici” olarak yorumladılar. Greenpeace’den Banu Dökmecibaşı da bu öneriyi “inanılmaz” diye yorumladı.

19-20 pazarlığı

Toplantıyı yöneten Durali Koçak’ın uzlaşma önerisi olarak ortaya attığı 2 yıl için 20 cm. önerisi bile balıkçılardan tepki toplayınca mikrofonu alan FSD sözcüsü Defne Koryürek “madem öyle duralım 2 yıl, 27 cm’den avlayalım ve görelim neler oluyor…” dedi. Greenpeace sözcüsü Banu Dökmecibaşı ise yaptığı konuşmada kampanyalarına 500 bin kişinin imza attığını söyleyerek “balıkçının yüzüne bakmayan o 500 bin kişi hepimiz için adım attı” dedi.

Sonuçta toplantı herhangi bir karar çıkmadan dağıldı.

Greenpeace: “Fırsat kaçtı”

Greenpeace’in toplantı sonrası yaptığı değerlendirme şöyle:

“Bugün düzenlenen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda düzenlenen Su Ürünleri İstişare Kurulu Toplantısı’nda yasal balık avlama boylarına ilişkin herhangi olumlu bir adımın atılmaması, sürdürülebilir balıkçılık adına önemli bir fırsatın kaçmasına neden oldu. Danışma kurulunun önerileri, yasal balık avlama boylarının bilimsel verilere uygun olarak düzenlenmesini talep eden binlerce kişiyi hayal kırıklığına uğrattı.

Yasal avlama boyları bilimsel verilerden çok uzak olan ticari balıklar içinde sadece lüferin konuşulduğu toplantıda, lüferin yasal avlanma boyunun 14 cm’den 18 ya da 19 cm’ye çıkarılması önerildi. Bilimsel verilere göre ise lüfer ancak 24 hatta 25 cm’ye ulaştığında yumurta bırakabiliyor.

Toplantıda, diğer balıklara ilişkin görüşmelerin 2012 tebliğinde yapılacağı ifade edildi. Ancak bu yaklaşım, orfoz, kalkan gibi soyu tehlikede olan türler için çok geç olabilir.”

Greenpeace Denizler Kampanyası Sorumlusu Banu Dökmecibaşı, “Bakanlıkta yapılan görüşmede yasal balık avlama boylarının bu şekilde geçiştirilmesi, bilimsel verileri ve kacsantim.org sitesi üzerinden imza atan yarım milyon insanın bu konudaki talebini görmezden gelmektir. Ancak 24-25 cm’de üreyebilen lüferin yasal avlama boyunun 19 cm’ye çıkarılması, bu balığın bir kez bile yumurta bırakamadan avlandığı gerçeğini değiştirmeyecek.”

“Ankara’dan beynimiz uğuldayarak dönüyoruz!

İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın kampanyası sözcüsü Defne Koryürek’in toplantıdan hemen sonra Facebook’tan yaptığı ilk açıklama ise şöyle:

“Ankara’dan beynimiz uğuldayarak dönüyoruz!

Beynimiz uğulduyor, zira tartışmanın ekseni üreme kalitesi, denizin bereketi değil, vasat bir pazarlık oldu! ve bu pazarlığı tetikleyen de bir bilim adamıydı… O kadar manasız bir tartışma yaşandı ki lüfer mevzuunda, o kadar bilimsellikten, sürdürülebilirlikten uzak bir tartışma yaşandı ki toplantının sonunda Poyrazköy Su Ürünleri Koop. Başkanı Mustafa Kokoş, Greenpeace ekibine (ve bize de, elbette) dönüp “bizim balıkçınınki 18 cm, n’apalım, yetineceksiniz” deyip çıkabildi!”

Su Ürünleri İstişare Kurulu’nda yaşanan hayal kırıklığı konuyu izleyenler arasında da büyük tepkiye neden oldu.

Yeşil Gazete olarak gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

(Yeşil Gazete)

Dünya doldu – Thomas L. Friedman

Bundan birkaç yıl sonra, yani gıda ve enerji fiyatları fırladıktan, dünya nüfusu alıp yürüdükten, hortumlar şehirleri altüst ettikten, taşkınlar ve kuraklıklar rekor kırdıktan, insanlar toplu halde yerinden yurdundan olduktan ve hükümetler bütün bunların etkisiyle sallanmaya başladıktan sonra dönüp 21’inci yüzyılın başlarına bakacak ve acaba kendimize şu soruyu soracak mıyız: Aklımızdan ne geçiyordu? Büyüme/iklim/doğal kaynaklar/ nüfus konularının hepsinde kırmızı çizgiyi aştığımız kanıtlarla apaçık ortadayken nasıl telaşa kapılmadık? “Büyük Kopuş: İklim Krizi Niçin Alışverişin Sonunu Getirecek ve Yeni Bir Dünyayı Başlatacak?” adlı kitabında bunu açıklayan Avustralyalı emektar çevrecigirişimci Paul Gilding, “Tek cevap gerçeği inkâr olabilir” diyor. “Çok büyük bir şeyle karşı karşıya kalıyor ve bu yüzden dünyayı düşünme ve görme şeklinizi kökten değiştirmeniz gerekiyorsa buna vereceğiniz doğal tepki, inkârdır. Fakat bekleyiş uzadıkça verilmesi gereken tepki de büyüyecektir”. Gilding, mevcut büyüme hızlarını sürdürmek için kaç “Dünya gezegenine” ihtiyaç duyduğumuzu hesaplayan Küresel Ayak İzi Ağı (GFN) adlı bilim topluluğunun bir çalışmasını anıyor.

GFN, mevcut teknolojiyi kullanarak, tükettiğimiz kaynakları üretmek ve atıklarımızı sindirmek için ne kadar toprak ve su alanı gerektiğini ölçüyor. GFN’ye göre halen yeryüzü kaynaklarını kullanma hızımız, onların sürdürülebilir bir tarzda yerine konma hızından çok daha büyük, dolayısıyla aslında geleceğimizden yiyoruz. Şu anki küresel büyüme dünyanın kabaca bir buçuk katını gerektiriyor. Gilding, “Oysa tek bir gezegenimiz var, yani sorun ciddi” diyor. Bu bilim kurgu değil. Hem büyüme düzenimiz, hem de doğa aynı anda duvara çarparsa olacağı budur.

Geçen yıl Yemen’deyken başkent Sana’da bir tankerle su dağıtıldığını görmüştüm. Neden? Çünkü Sana önümüzdeki on yıl içinde dünyada suyu tükenen ilk büyük şehir olabilir. Bir ülkede bir nesil sürdürülebilir kapasitenin yüzde 150’siyle yaşarsa bu olur. Gilding, “Yetiştirdiğinizden fazla ağaç keserseniz ağacınız biter. Bir su sistemine azot ilave ederseniz o suyun kaldırabileceği hayatın türü ve miktarı değişir. Dünyanın CO2 battaniyesini kalınlaştırırsanız yeryüzü ısınır. Hem bunları, hem de birçok başka şeyi aynı anda yaparsanız Dünya gezegeninin davranış sistemini toptan değiştirirsiniz ve bunun topluma, ekonomiye ve yaşam destek sistemlerine de etkisi olur.

Bunlar uydurma değil, lise öğretilen bilim derslerinden çıkaracağınız gerçekler” diye yazıyor. Çin Çevre Bakanı Zhou Shengxian geçenlerde, “Çin’in binlerce yıllık uygarlık tarihinde insanla doğa arasındaki çatışma hiç bu kadar ciddi boyutlara ulaşmamıştı. Kaynakların talan edilmesi, kalitesizleşmesi ve tükenmesi; ekolojik çevrenin bozulması yüzünden ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınması darboğaza giriyor, bunlar kalkınmaya ciddi bir engel teşkil ediyor” dedi. Gilding’in dediğine göre Çinli bakanın söylemek istediği şey, “Dünya doldu. Artık o kadar çok kaynak kullanıyoruz ve yeryüzüne o kadar çok atık bırakıyoruz ki, mevcut teknolojiyle sınıra dayandığımız söylenebilir”. Yine de bir kriz yaşanmadan insanlar düzen değişikliğine yanaşmayacaktır. Ama merak etmeyin, az kaldı.

Şu an iki kısır döngüye tutulmuş durumdayız. Birincisi, hem nüfusun hem de küresel ısınmanın artışı dolayısıyla besin fiyatları artıyor; artan besin fiyatları Ortadoğu’da siyasi istikrarsızlığa yol açıyor, bu yüzden petrol fiyatı artıyor, petrol fiyatları besin fiyatlarını daha da artırıyor, bu da istikrarı daha kötü bozuyor. İkincisi, verimlilik artışı. Fabrikalarda daha çok mal üretmek için daha az insana ihtiyaç duyuluyor. Yani daha çok iş istiyorsak daha fazla fabrikaya ihtiyacımız var. İşte tam burada iki döngü birleşiyor.

Fakat Gilding aslında iyimser bir çevreci. Gilding’e göre tüketim güdümlü büyüme modelinin sona erdiğini; insanların daha az çalıştığı mutluluk güdümlü bir büyüme modeline geçmek zorunda olduğumuzu anlayacağız. “Ölüm döşeğinde, ‘Keşke daha çok çalışsaydım veya hissedarlara daha çok kazandırsaydım’ diyenler mi, ‘Keşke daha çok maça gitseydim, çocuklarıma daha çok kitap okusaydım, daha çok yürüyüşe çıksaydım’ diyenler mi daha fazladır?” diye soruyor. “Bunları yapmak için hayattan zevk almaya daha çok vakti olan, ama bunu daha azla yetinerek yapan bir büyüme modeline ihtiyacımız var”. Hayal mi? Gilding gerçekçi olduğunda ısrar ediyor. “Krizin zorladığı bir tercihe doğru gidiyoruz” diyor Gilding. “Ya çöküşe teslim olacağız, ya da sürdürülebilir yeni bir ekonomik model geliştireceğiz. Fakat ikincisini tercih edeceğiz. Ağır kalabiliriz, ama aptal değiliz” diyor.

New York Times – Sabah

Reyes Madrid’te kalıyor

0

Atletico Madrid Kulübü, resmi internet sitesinden yaptığı açıklamada Jose Antonio Reyes’in gelecek sezon takımda kalacağını ve Galatasaray’a bu oyuncuyu satmayacağını açıkladı.

Atletico Madrid Kulübü, resmi internet sitesinden yaptığı açıklamada, futbolcusu Jose Antonio Reyes’in gelecek sezon takımda kalacağını duyurdu.

Atletico Madrid Kulübü, Reyes’in menajeri Mariano Aguilar ile kulübün spor direktörü Jose Luis Perez Caminero ile bugün Sevilla kentinde bir görüşme yapıldığını açıkladı. Atletico Madrid, Galatasaray’dan gelen teklifin reddedilip, gelecek sezon Reyes’in takımda kalması için taraflar arasında anlaşma sağlandığını bildirdi.

İspanyol kulübü, ayrıca geçen hafta Ujfalusi, Reyes ve Forlan için Galatasaray’dan teklif aldıklarını ilk kez duyurarak, ”Sadece defans oyuncusu Ujfalusi’nin, Atletico Madrid için gerekli ekonomik şartların sağlanması halinde, Galatasaray ile görüşmesine izin verildiğini” açıkladı.

Galatasaray Kulübü 2. Başkanı Ali Dürüst ise, “Resmi bir açıklama olsaydı haberimiz olurdu. Biz görüşmelere devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Siyasete yine yargı gölgesi

CHP’den milletvekili seçilen, “Ergenekon” Davası’nın tutuklu sanıkları Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın tahliye talepleri için savcı “tahliye talepleri reddedilsin” şeklinde görüş bildirdi.

CHP’den milletvekili seçilen “Ergenekon” Davası’nın tutuklu sanıkları Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal ile MHP’den Meclis’e girmeyi bekleyen “Balyoz” davası tutuklusu emekli Korgeneral Engin Alan için yarın karar günü. Balbay ve Mehmet Haberal’ın tahliye talepleri için savcı “tahliye talebi reddedilsin” şeklinde görüş bildirdi.

Olmayan suçu övmekten yargılanacaklar

Yedi üniversiteliye “suçu ve suçluyu övmek” iddiasıyla dava açıldı. Üniversiteliler, parasız eğitim pankartı açtıkları için tutuklu yargılanan Ferhat Tüzel ve Berna Yılmaz’a destek vermişti. Bu iki öğrenci ise suçlu değil, çünkü haklarında henüz hiçbir karar yok.

Radikal gazetesinden İsmail Saymaz’ın haberine göre Başbakan Erdoğan’ın katıldığı 14 Mart 2010 tarihindeki Roman Çalıştayı’nda “Parasız eğitim istiyoruz” yazılı bir pankart açıp gözaltına alınan, sonra da örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanan Ferhat Tüzel ve Berna Yılmaz’a destek için Edirne’de sokakta çadır kurup bildiri dağıtan yedi üniversiteliye de dava açıldı.

Beş yıla kadar hapis istemiyle dava açılan üniversitelilerin suçu ise ‘suçu ve suçluyu övmek’ ve ‘görevli memura direnmek’; oysa Tüzel ve Yılmaz’ın kesinleşmiş cezası bulunmuyor. Hatta savcı son duruşmada iki gencin beraatını istedi.

Tüzel ve Yılmaz’ın tutuklanmalarından 14 ay sonra 6 Mayıs 2011 günü Edirne Gençlik Derneği (EGD) üyesi D.Ç., M.U., S.B., M.K, S.F, Ş.E ve Y. F adlı yedi üniversiteli onlara destek için Edirne İlhan Koman Parkı’nda toplanıp çadır kurmuş ve yedi günlük açlık grevine başlamıştı. “Parasız eğitim istiyoruz”, “Ferhat Tüzel ve Berna Yılmaz’ın serbest bırakılması için yedi günlük açlık grevindeyiz” şeklinde bildiriler dağıtan gençlere polis ve zabıta hemen müdahale etti. “Seçim yasaklarının başladığı, halka açık alanlarda çadır kurulamayacağı ve yaya trafiğinin kapanacağı” savunularak çadırın kaldırılması istendi. Ancak gençler direnince polis müdahale edip çadırı söktü, gençleri gözaltına aldı.

Gençler savcılıkta, “Parasız eğitim istiyoruz. Ferhat ve Berna’nın serbest kalması için eylem yaptık. Demokratik taleplerimizi duyurmak istedik” dedi.

Savcı Sami Kerpiççi, 12 Mayıs günü hazırladığı iddianamede, gençlerin “görevlilere karşı direndiklerini, eylemin ifade özgürlüğü sınırlarını aşarak başkasının özgürlüklerinin kısıtlanmasına sebebiyet verdiğini” öne sürdü. Ayrıca, Tüzel ve Yılmaz hakkında kesinleşmiş hüküm olmamasına hatta savcının beraatlarını istemesine karşın savcı Sami Kerpiççi, destek eylemi yapan gençlerin “suçu ve suçluyu övme eyleminde bulunduklarını” da iddia etti.

Tahliye talepleri değerlendiriliyor

Ferhat Tüzel ve Berna Yılmaz hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 7.5 yıla kadar hapis istemiyle açılan dava devam ediyor. 25 Mayıs 2011’deki son duruşmada Savcı Kasım İlimoğlu, öğrencilerin protestosunun düşünce açıklama özgürlüğü içerisinde kaldığı yönünde mütalaa verip beraat istemişti. Fakat mahkeme, tutukluluğun devamına karar verdi. Yarın iki gencin tutukluluğunun gözden geçirileceği ara karar duruşması görülecek. Savcı İlimoğlu ise HSYK yaz kararnamesiyle yetkileri alınarak Büyükçekmece’ye atandı.

(Birgün)

Adım adım Chelsea’ye

0

Porto kulübü Andre Villas-Boas’ın teknik direktörlük görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Böylece, Villas-Boas’ın Chelsea’nin teknik direktörülüğüne getirilmesinin önünde herhangi bir engel kalmamış oldu.

Londra kulübünün Portekizli teknik adamın serbest kalabilmesi için sözleşmesinde öngörülen 15 milyon euroyu Porto hesabına yatırmasının ardından Villas-Boas’ın takımın başına getirildiğini açıklaması bekleniyor.

33 yaşındaki teknik adam, Porto’ya görkemli bir sezon yaşatmıştı.

Portekiz’de hem lig hem de kupa şampiyonluğunu elde eden Porto, Avrupa Ligi’ni de kazanmıştı.

Porto’nun başında geçen sezon ligde çıktığı maçlarda yenilmeyen Boas, 30 maçtan 27 galibiyetle ayrılmıştı.

Boas’ın sözleşmesinde 15 milyon euro ödenmesi durumunda serbest kalmasını sağlayan bir koşul var.

Porto’nun Başkanı Pinto da Costa, mali koşulların yerine getirilmesi durumunda Boas’ın ayrılmasını kimsenin engelleyemeyeceğini söyledi.

Costa, ”Villas-Boas’ın sözleşmesinde 15 milyon euro koşulu var. Eğer birileri bu 15 milyon euroyu hesabımıza yatırır, kendisi de gitmek isterse o zaman bizim yapabileceğimiz bir şey yok” dedi.

İyi derecede İngilizce konuşan Boas, Jose Morinho’nun hem Chelsea hem de İnter’de asistanlığını yapmıştı.

Portekizli teknik adam Bobby Robson’un Porto’da görev yaptığı dönemde de ekibinde yer almıştı.

Chelsea’nin teknik direktör arayışı yoğun spekülasyonlara neden olmuştu.

Türk milli takımının hocası Guus Hiddink’in de adı teknik direktör adayları arasında geçmiş, Chelsea’nın patronu Roman Abramoviç’in Hollandalı teknik adamı takımın başına getirmek istediği sıklıkla gündeme gelmişti.

Ancak Türkiye’yle olan sözleşmesi Hiddink’in Londra kulübüne geri dönüşünün önündeki en büyük engeli oluşturuyordu.