Ana Sayfa Blog Sayfa 5150

Nükleere tüp gaz, halka kimyasal gaz

Hatırlanacaktır, Japonya’da Fukuşima Nükleer Santrali’nde kaza olduğunda ve radyasyon yayılmaya başladığında, Türkiye’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir benzetme yapmıştı. Şöyle demişti sözlerinin başında Başbakan: “Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o zaman koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur.”

Bu açıklamayı akılda tutarak başka bir olaya geçelim. Zaman biraz daha yakın. Geçtiğimiz pazar. Yani 26 Haziran günü. Şişli’de insanlar, oy verdikleri vekillerin bir tanesinin vekilliğinin elinden (ç)alınmasına, bir bölümünün ise hapisten çıkartılmamasına tepki olarak yürümek istediler. Polis önlerini kesti. “Yürüyemezsiniz” dedi. “Tamam o zaman dağılacağız” dediklerinde ise gaz bombaları yağmaya başladı ve Şişli’den Galatasaray Meydanı’na kadar her yere gerek helikopterlerden, gerekse de bilindik yöntemleri kullanarak kimyasal silah atıldı. Aralarında dört tane de milletvekili olan yüzlerce insana kullanıldı bu kimyasal gaz. (Ne ilginç değil mi? Bir AKP’li vekile trafik cezası yazılabilmesi bile cesaret işiyken, bazı vekillere insanı öldürebilecek olan kimyasal gazlar çok rahat bir şekilde kullanılabiliyor.) Gaza maruz kalanların söylediğine göre de, bu gaz daha öncekilere benzemeyen, daha güçlü bir etkiye sahipmiş. Mayıs ayında biten stokları, daha üst modellerle doldurmuş demek ki polis teşkilatı. Neyle? Başbakanlığın örtülü ödeneğiyle. Tabii şu var ki, nasıl radyasyon adres sormuyorsa, kimyasal gaz da sormuyor. Tüm bölge, evler, sokaklar yaşanmaz hale geldi. Evlerinde oturup, televizyon izleyen insanların boğazları bir anda yanmaya başladı. Yanlışlıkla oradan geçenlerin durumu zaten felaket. Bu yaşananlara bizzat tanık olup, gaz kullananlara tepki göstermemek imkansız gibi.

Şimdi bir fırsatımız olsa ve Başbakan’a sorsak. Neden böyle yapılıyor, insanların vekillerine sahip çıkmak için yürümeleri, bağırmaları bir problem midir? Yasak mıdır? Ya da suç mudur? Sonra da eklesek, bu gaz bombaları, yani kimyasal silahlar, daha seçimden önce bir kişiyi öldürdü, her an yeni canlar alabilir; Başbakan olarak, bunun için bir şey söylemek istemez misiniz? Büyük ihtimalle bize şöyle yanıt verecektir:

“Riski olmayan hiçbir hareket yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o zaman koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur. Yaşananlar da, bize karşı olmanın bedelidir.”

Nükleerin ne olduğunu biliyoruz. Onu bizim başımıza bela etmek istiyorlar. Nükleeri gaza benzetiyorlar. Nükleere karşı çıkanlara, sokaklarda haklarını arayanlara kimyasal gaz sıkıyorlar. Kimyasal gazı da bu ülkenin başına bela ediyorlar. Ellerinde olsa ne farkı var diyerek, nükleere de başvuracaklar. Az ya da çok bir bedel ödemeli bu ülkede muhalifler onlara göre. Karşı çıkılmadığında haksızlık, karşı çıkıldığında zulüm. Bir tanesini beğenip, seçiyoruz. Demokratik bir ülkede, seçme özgürlüğümüzü kullanmanın verdiği gururla…

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Çadır ziyaretinden yargılanan iki hekime beraat

Adana’da Demokratik Çözüm Çadırı’nı ziyaret ederek sağlık paneli verdikleri için haklarında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla dava açılan Osman Küçükosmanoğlu ve Ömer Ekşi ilk duruşmada beraat etti

Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu ve Dr. Ömer Ekşi geçen Nisan ayında Adana’da kurulan Demokratik Çözüm Çadırı’na ziyarette bulunarak halka sağlık çalışanlarının taleplerini anlatmış, ziyaretten birkaç gün sonra ise terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alınmışlardı.

Haklarında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla dava açılan iki hekim, Adana Adliyesi’nde gerçekleştirilen ilk duruşmada beraat etti.

Adliye önünde Küçükosmanoğlu ve Ekşi’ye destek vermek için adliye önünde toplanan TTB ve demokratik kitle örgütü temsilcileri, hekimlerin kelepçeli fotoğraflarının basına servis edildiğini belirterek, topluma gözdağı vermek için yapıldığını savundukları uygulamayla ilgili girişimlerde bulunacaklarını belirttiler.

(Sendika.Org)

Bolivya’da ‘gıda devrimi’

0

Bolivya Cumhurbaşkanı Eva Morales, ülkesinin gıda güvenliğini garanti altına almaya yönelik bir yasayı onayladı.

Plan uyarınca tohum ve gübre üretecek kamu şirketleri kurulacak.

Hükümet, biyoçeşitliliği koruma ve yabancı tohum şirketlerine bağımlılıktan kurtulmayı amaçlıyor.

Bu yılın başlarında, gıda sıkıntısı ve fiyatlardaki artış ülke çapında protestolara neden olmuştu.

Küresel gıda fiyatlarındaki artış, birçok Bolivyalıyı “quinoa” gibi geleneksel yiyecekleri yerine ucuz, ithal alternatiflere yöneltmişti.

Hükümet ‘Bolivyalıların nesiller boyu kendi kendilerini doyurabilmelerini sağlayacak gıda devrimi için” 10 yıl içinde yarım milyar dolarlık yatırım yapacak. Küçük çiftçilere cömert krediler sağlanacak.

Bolivya’da, patates ve mısır dahil binlerce çeşit ürün yetiştiriliyor.

Morales hükümeti, doğal ayıklanma yöntemiyle, genetik stoğunu geliştirmeyi amaçlıyor.

‘GDO’lu tohum işgali’

Hükümet, yerli ürünleri bozacağını söylediği genetik yapısı değiştirilmiş tohumların işgaline direneceğini vurguluyor.

Bolivya’nın Birleşmiş Milletler’e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü FAO’daki temsilcisi Lisa Panades, yeni yasayı doğru yönde atılmış bir adım olarak niteledi.

Panades, “Yasa gıda üretimini artıracak koşulların oluşturulmasını öngörüyor. Özellikle de zor durumdaki küçük çiftçiler arasında. Kuşkusuz bu yasa tek başına sorunları çözmeyecek. Ancak hükümetin desteğiyle, bu yasa tam olarak uygulanırsa, Bolivya’nın gıda bağımsızlığı garanti altına alacak mükemmel koşullar var” dedi.

Bolivya yakın bir zamana kadar gıda fiyatlarındaki küresel artıştan etkilenmemişti. Ancak şekerin fiyatı bu yılın başlarında iki katına çıktı.

Yüksek kesimlerde yaşayan bazı topluluklar, fiyatların artması nedeniyle tohumları yenen bir bitki olan geleneksel besinleri quinoa yerine pirinç ve makarnaya yönelmeye başladı. (BBC)

Okay Yokuşlu’ya rekor bonservis

0

Bayern Münih ve Borussia Dortmund gibi dünyanın önde gelen kulüplerinin takibinde olan Altay’ın genç yıldızı Okay Yokuşlu yeni sezonda Kayserispor forması giyecek. Bu transferle kulüp tarihinin en yüksek bonservis bedeline ulaşıldığı belirtildi.

Okay Yokuşlu’yu geçen sene U-17 Türkiye Milli Takım formasıyla izleyen ve çok beğenen Borussia Dortmund ve Bayern Münih kulüpleri futbolcuyu çok beğenmişlerdi. Özellikle B.Münih, Okay’ın Türkiye’deki maçlarını da yakın izlemeye başlamıştı.

Dünya devlerinin listesine giren Okay Yokuşlu’ya Türkiye’den de Fenerbahçe ve Galatasaray talip olmuştu.

Ekonomik sorunlar nedeniyle büyük sıkıntılar yaşayan Altay’ın önceliği transfer tahtasını açtırabilmek. Altay, en ciddi teklifi yapan Kayserispor ile Okay Yokuşlu transferinde el sıkıştı. Siyah-beyazlı camia, bu transferden elde edeceği geliri, transfer borçlarını temizlemek için kullanacak. Kayserispor ile görüşmeler tamamlanmış durumda. Bir iki gün içinde resmi imzanın atılması bekleniyor.

Altay Başkanı Ahmet Taşpınar, “Bana göre Kayserispor, yılın en büyük transferini gerçekleştirdi. Altay Kulübü ise tarihinin en yüksek bonservis bedelini elde ederken yetiştirici kulüp kimliğinin zirvesine ulaştı. Okay Yokuşlu transferinin her iki kulüp için de hayırlı olmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

Altay’ın, Okay’a karşılık alacağı 2 milyon 300 bin lira ile kulüp tarihinin en yüksek bonservis bedelini elde etmeyi başardığı belirtildi. Genç oyuncu Altay ve milli formayla toplam 82 maçta forma giydi.

Pakawala Festival heyecanı Yeşil Gazete’de

Muğla, Topuklu Yaylası Pakawala Festival’e tam gazla hazırlanıyor. Katılımcılar da festivali heyecanla bekliyor.

Organizasyondan konuştuğumuz Orhan hazırlıkların devam ettiğini, araçla gelecek katılımcıların toprak dağ yolu hayli bozuk olduğu için araçları 4X4 değilse servisleri kullanmasını tavsiye ediyor. Servisler festival boyunca Muğla otogardan her zamanki gibi düzensiz aralıklarla :) kalkacak. Katılımcılar servis için aşağıdaki telefon numaralarını arayabilirler. Servisler 28 haziran saat 12:00’de başlayacak.

00905074559471 – 00905396703967 – 00905347486899

 

 

Festival alanına özel araçla, Muğla-Denizli çevre yolundan Beyağaç sapağına dönüp, 40 km kadar dağ yolunda tırmanarak “Topuklu Yaylası”na ulaşılabilir.

Festivalde havanın sıcak olması bekleniyor. Katılımcılar duş alabilecekler.

Festival heyecanını Yeşil Gazete’den takip edebilirsiniz.

Tünel’de şenlik

İstanbul Caz Festivali kapsamında gerçekleşecek “Tünel Şenliği”, müzikseverlere “festival içinde bir festival” yaşatacak.

Şehrin doğal dinamizmiyle kültür, sanat ve eğlencenin buluştuğu bu özel gece için şimdiden yerinizi ayırtın!

Etkinlik boyunca sokaklarda ve değişik mekânlarda ücretli ve ücretsiz konserler, atölye çalışmaları, özel sergiler, ikramlar ve benzeri faaliyetler gerçekleştirilecek.

Akşamüstü saatlerinden başlayarak gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürecek olan etkinliğin programı, bölgede birbirine yakın mekânların haritası üzerinden takip edilebilecek.

Mekânlar ve Sanatçılar

Genç Caz gruplarının da konser vereceği Galata ve Tünel’de kurulacak iki ana sahnedeki ücretsiz konserlerle bütün bölgede bir festival atmosferi yaşanırken gece boyunca seyirciler değişik mekânlar ve sahneler arasında mekik dokuyarak, birbirinden farklı etkinliklere katılacak. Salon, Nardis Jazz Club, Hollanda Konsolosluğu Bahçesi ve Muammer Karaca Tiyatrosu gibi Tünel bölgesinin birbirinden renkli mekânlarında gece boyunca sahne alacak sanatçılar arasında Larry Graham & Graham Central Station, The Panorama Jazz Band, Emir Ersoy Projecto Cubano, Maffy Falay Sextet, Jungle Boldie, Timuçin Şahin Quartet ve 2010 Türkiye’de Japonya yılı etkinlikleri kapsamında konser verecek Michiko Ogawa gibi isimler yer alıyor.

Beyoğlu Belediyesi’nin de işbirliğiyle gerçekleştirilecek bu şenliğe bölgedeki restoran, kafe, bar ve mağazalar da geliştirdikleri özel içeriklerle katılacak.

Tünel Şenliği
Tünel, Galata ve Şişhane
3 Temmuz Cumartesi, 18.00-23.00
Biletler 35 TL / Öğrenci 20 TL / Sınırsız Şenlik* 50 TL

*Bilekliklerini SINIRSIZ ŞENLİK biletiyle alan müzikseverler, Hollanda Konsolosluğu Bahçesi’nde gerçekleştirilecek Jungle Boldie konserini de izleyebilecek.

Milliyet

Taksim ve Şişli gaz altında…

Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun cezaevinde bulunan milletvekillerinin serbest bırakılmamasını protesto eden gruba polis müdahale etti.

YSK’nın Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Diyarbakır Milletvekili M. Hatip Dicle’nin vekilliğini düşürmesi ve tutuklu diğer vekiller Kemal Aktaş, Faysal Sarıyıldız, Selma Irmak, İbrahim Ayhan ve Gülsen Yıldırım’ın tahliye taleplerinin reddedilmesine tepki göstermek amacıyla, İstanbul Demokratik Kent Konseyi’nin çağrısı üzerine binlerce kişi Şişli’de toplandı. Şişli Camii önünden Halaskargazi Caddesi üzerinden Taksim Meydanı’na doğru yapılacak yürüyüş öncesi caddenin girişine barikat kuran polis, kitlenin demokratik tepkisini göstermesine izin vermedi. Yürüyüşte yer alan bloğun milletvekilleri Sebahat Tuncel, A. Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’nün emniyet yetkilileri ile yaptıkları görüşmelerde, polisin tutumunun değişmemesi üzerine, oturma eylemine geçildi.

Kitlenin önünde bulunan vekillerin yere oturması üzerine, oturma eylemine geçilmesine de izin vermeyen polis milletvekillerini zorla yerden kaldırmaya çalıştı.

Şu anda Taksim’e ulaşan grup ve bugün yapılacak olan Onur Yürüyüşü birleşmiş bulunuyor.

Polis ‘ya olay çıkarsa’ dedi, tiyatrocuların kimliklerini topladı

Gaziemir Belediyesi Tiyatro Topluluğu’nun ‘Kelimeler Sert Olmalı’ adlı oyunu polisi harekete geçirdi. Yaşları 16 ile 17 arasında değişen tiyatro oyuncularının kimlik fotokopilerini çeken polis, ‘oyunda eğer bir şey olursa hakkınızda işlem yaparız’ diyerek tehdit etti. Oyunun yönetmeni Mustafa Kurağ, polisin tutumunu ‘saçmalık’ olarak değerlendirdi.

Gaziemir Belediyesi Tiyatro Topluluğu çıkarttığı, ‘Kelimeler Sert Olmalı’ adlı oyunu Menderes Belediyesi Gençlik Kültür ve Sanat Merkezi’nin Amfi Tiyatrosunda sahneye koymak için başvuru yaptı. Ücretsiz gösterilecek oyun için Menderes Belediyesi’nden onay çıktı. Bunun üzerine ilçenin çeşitli yerlerine tiyatro oyununun afişleri asıldı. Afişten rahatsız olan polis, önce Tiyatronun Yönetmeni Mustafa Kurağ’ı Menderes İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne çağırdı. Burada yapılan görüşmelerde tiyatro oyuncularının kimlik fotokopileri istendi. Bununla da yetinmeyen polis, ikametgâh bilgilerini talep etti.

AFİŞLERDEKİ KİŞİLER POLİSİ RAHATSIZ ETTİ

Yaşadıklarına ilişkin konuşan Tiyatro Yönetmeni Mustafa Kurağ, “Biz bu oyunu daha önce başka yerlerde de oynadık. Ancak hiç böyle sorun çıkmadı. Menderes İlçe Emniyet Müdürlüğü, sanırım oyunumuzun afişlerindeki Can Yücel, Aziz Nesin ya da Nazım Hikmet gibi ustalardan rahatsız oldu. Bizi emniyete çağırma gereği duydular” dedi.

‘EMNİYET SAÇMALADI’

Emniyette yapılan uygulamanın büyük bir ‘saçmalık’ olduğunu vurgulayan Kurağ, “Benden tiyatro oyuncularının kimlik fotokopilerini vermemi istediler. Biz bu uygulamanın yasal olmadığını söyledik. Ancak baktık ki, oyunu engelleyecekler ‘olur’ dedik. Kimlik fotokopilerini verdik. Daha sonra ikametgâh istediler. Türkiye’de nüfus müdürlükleri artık ikametgâh vermiyor. Bilgisayar ortamında herkesin ikamet adresini görebiliyorlar. Bunun saçmalığını anlattık. Bundan vazgeçtiler fakat bu kez de tiyatro oyununun metnini istediler” diye konuştu.

POLİSTEN TEHDİT

Tüm bu zorlamalardan sonra oyunun sahnelenmesi için emniyetten izin alabildiklerini kaydeden Kurağ, “Tüm bunlardan sonra oyun için izin alabildik. Ama bize emniyetten, ‘eğer oyunda bir olay çıkarsa hepinizi gözaltına alırız’ diyerek tehdit ettiler. Bu ülkede eleştirinin dili sanattır. Bu kabul edilmediği sürece demokrasiden bahsetmek sadece kendimizi kandırmak olur. Bizim oyunumuz olmayanı yansıtmıyor, olanı hicvediyoruz” diye belirtti. (ANF)

İstanbul’dan yine tarihi değiştirecek “kap kaçak” bulundu

İstanbul’un tarihini 4500 yıl geriye götüren Yenikapı’da yedi yıldır süren kazılarda 35 batık, on binlerce eser gün yüzüne çıktı.

Yenikapı Marmaray – Metro kazılarında son olarak 1500 yıllık batığın ortaya çıkarılmasıyla, arkeoloji dünyasının gözleri bu kazılara çevrildi. Kazı alanında bir yandan iş makineleri metro çalışmalarını sürdürürken, bir yandan da arkeologlar titizlikle tarihin derinliklerine ulaşıyor. Ve bu çalışma yedi yıldır aynı incelik ve heyecanla sürdürülüyor.

Şimdiye kadar 16 bin müzelik değerde eserin gün yüzüne çıkarıldığı, İstanbul tarihinin de 4500 yıl daha geriye götürüldüğü kazının başkanlığını yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürü Zeynep Kızıltan, ‘‘Makinelerle yarışan bir kazı gerçekleştiriyoruz. Metro çalışmalarına engel olmadan bilimsel anlayıştan da taviz vermeden yaptığımız kazılarda tarihi değiştiren bilgilere ulaştık” diyor.

Antik Theodosius Limanı’nın gravürlerde ve kaynaklarda varlığı biliniyordu. Ancak tam olarak yeri saptanabilmiş değildi. 2004’te Yenikapı’da kazılar deniz seviyesinin 3 metre üstünde sondaj kazıları şeklinde başladı. Buluntular heyecan verici olunca kazı alanı genişletildi. Geç Osmanlı ve erken Osmanlı buluntularından sonra limana ait ilk bilgiler elde edildi. Limanın yapıları ve iskele kazıkları, halat ve ahşap kalıntılardan sonra deniz seviyesinin altına inildiğinde batıklara ulaşılmaya başlandı.

Ekip inançlıydı
Kazı ekibi buluntulara çok fazla sevinemiyordu. Kazıların uzaması ‘metronun bitirilmesi’ tarihini ileri attıkça siyasi baskı da artıyordu. Alanda çalışanlar Neolitik döneme ait buluntular gelebileceğini söylediklerinde meslektaşları bile bu söyleme güldü. Çünkü MÖ 6500 yılına ait İstanbul’da Yarımburgaz ve Fikirtepe dışında bir ize rastlanmamıştı. Kamuoyunda ‘metro çalışmaları yavaşlıyor’ seslerinin yükselmeye başladığı sırada Neolitik döneme ait ilk buluntu geldi.

Ezber bozdular
Urne tipi bir mezar alandaki arkeologları heyecanlandırdı. Dünyanın gözü Yenikapı’ya çevrilmişti. Neolitik dönem yaşam izi çamurun içinden çıkmıştı. Ardından kano küreği, bir başka urne tipi mezar derken 8500 yıllık ilk insan mezarı çıkarıldı. İstanbul tarihiyle ilgili ezber bozuldu. İstanbul’daki yaşam izleri 4500 yıl geriye gitti. 35 batıktan sonra 15 metre boyundaki bu yeni batık arkeologların hassasiyetlerinin ne kadar haklı olduğunu gösterdi.

İğneyle kuyu kazdık
Kazı Başkanı Zeynep Kızıltan süreci Radikal’e şöyle anlattı: ‘‘Bilimsellikten kopmadan yanı başımızda çalışmalarına devam eden makinelerle yarışarak kazıları devam ettirdik. Metro çalışmalarına engel olmadık. Marmaray kazılarını bitirdik. Metro kazılarının da üçte birini teslim ettik. 28 bin metrekare alanı 14 metre derinliğinde tamamen el yordamıyla kazdık. İğne ile kuyu kazmak tabiri tam da burası için uygun düşer sanırım.”

Yedi yıllık tarihi kazının kimlik kartı
Yenikapı Marmaray – Metro arkeoloji kazıları 2004 yılında başladı.
Yedi yıldır süren kazılarda kazı envanterine alınmış eser sayısı yaklaşık 40 bin. Etüde alınmış eser sayısı yaklaşık 150 bin.
Bugüne kadar kazılardan yaklaşık 1 milyon kasa çanak-çömlek çıktı. Bunların çok büyük bir bölümü tasnif edildi.
Kazıda 5. ve 11. yy’ler arasında muhtelif zamanlarda batmış 35 adet batık tespit edildi. bunlardan 30 adedi yelkenli yük gemileriyken 5 tanesi kürekle çekilen ince uzun kadırgalar. Karada bulunmuş batık açısından dünya üzerinde Yenikapı kazıları en çok batık çıkan kazı olma özelliği taşıyor.
Kazı alanında halen 45 arkeolog, mimar, sanat tarihçisiyle 265 işçi harıl harıl çalışıyor.
Dünyada yedi yıl aralıksız süren başka bir bilimsel kazı yok. Bilimsel kazılar yılda en fazla iki ay kazı alanında çalışma yapılırken, Yenikapı’da aralıksız sürüyor.
Kazı alanında Geç Osmanlı döneminden başlayarak, erken Osmanlı, Bizans, Roma, klasik ve arkeik dönem arkeoloji katmanlarının her evresinden veriler elde edildi.

‘Arkeopark’ için düğmeye basıldı
Büyükşehir Belediyesi kazı alanında bir arkeopark yapılması için de düğmeye bastı. Açıklamada ‘‘8500 yıl öncesine ait liman ve gemileri gün ışığına çıkaran arkeolojik bulguları sergilemek üzere Yenikapı Transfer Merkezi bünyesinde bir de arkeopark projesini hayata geçiriyoruz. Günde 1.5 milyon insanın seyahat edeceği önemli bir merkez olacak Yenikapı Transfer Merkezi ve Arkeopark Alanı’nı uluslararası mimarların yaptığı bir projeyle uygulamayı planlıyoruz” denildi. (Ömer Erbil-Radikal)

Dink’i mahkûm edene terfi, savunana sürgün!

Hrant Dink’in öldürülmesinden altı ay önce ceza aldığı uğursuz “Türklüğe hakaret” davasında Dink’in ceza almasını savunan Hasan Erbil, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı oldu. Dink’i savunan Eminağaoğlu ise İstanbul’a sürüldü.

Hasan Erbil’in, Hrant Dink’i mahkûm eden kararı onayan isimler arasında yer aldığı ortaya çıktı. Erbil’in Yargıtay’da istemediği Eminağaoğlu ise Hrant Dink’e verilen cezanın bozulmasını istedi.

Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ‘ın haberi şöyle:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Hasan Erbil’in “verimli ve düzenli bir şekilde çalışmayı sağlamak” gerekçesiyle Yargıtay Savcılığı’ndan İstanbul hâkimliğine atanmasını istediği Yargı-Sen Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ile Yargıtay’da görülen bir davada karşı karşıya geldiği ortaya çıktı. Eminağaoğlu, “Türklüğü aşağılamaktan” 6 ay hapise mahkûm olan Hrant Dink’in cezasını esastan bozmayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin kararına itiraz etti. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda görüşülen itiraz, aralarında Hasan Erbil’in bulunduğu çoğunluk tarafından reddedildi. Dink, bu karardan yaklaşık 6 ay sonra öldürüldü.

Hrant Dink hakkında 2005 yılında bir makalesinde geçen [ve yazının bağlamından kopartılınca anlaşılmayan, fakat yazı bütünlüğü içerisinde Ermeni diasporasının Türk düşmanlığını eleştirdiği görülen – soL] “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” sözleri üzerine dava açıldı.

Yerel mahkeme, 7 Ekim 2005’te Dink’i Türklüğü aşağıladığı iddiasıyla Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesi kapsamında 6 ay hapse mahkûm etti. İtiraz üzerine dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin önüne geldi. Daire, dönemin Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Eminağaoğlu’ndan görüşünü sordu.

Davanın hem usulden hem de esastan bozulması istendi
Eminağaoğlu da suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın hem usulden hem de esastan bozulmasını istedi. Ancak daire, davayı usulden bozarken esas yönünden onadı. Bunun üzerine Eminağaoğlu, aynı gerekçelerle karara itiraz ederek dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşıdı. Eminağaoğlu itiraz dilekçesinde, ifade özgürlüğüne ilişkin başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) maddeleri ile AİHM kararlarını örnek gösterdi. Eminağaoğlu, 9. Ceza Dairesi’nin “suçun oluştuğuna yönelik bölümün” kaldırılmasını, “Türklüğü yayın yoluyla tahkir ve tezyif etmek” suçundan kurulan Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin hükmünün, bu yönden yani esastan da bozulmasına karar verilmesini talep etti. Ceza Genel Kurulu ise 11 Temmuz 2006’da toplandı ve Eminağaoğlu’nun itirazını reddetti. Hasan Erbil’in de aralarında bulunduğu çoğunluk gerekçesinde, Dink’in “Türklüğü aşağıladığı” vurgulandı. Gerekçeli kararda, Yargıtay Savcısı Eminağaoğlu’nun “zehirli kan” sözcüğü ile amaçlananın, Ermeni kimliğindeki sağlıklı yapıyı bozan “saplantı” olduğu; Türk sözcüğü ile de Ermenilerdeki “Türk olgusunun” kastedildiği görüşlerine katılınmadığı belirtildi.

Genel kurulun bu kararına ise Kurul Başkanı Osman Şirin ve üyeler Muvaffak Tatar ile Hamdi Yaver Aktan muhalif kaldı. Hrant Dink, bu karardan yaklaşık 6 ay sonra, 19 Ocak 2007 tarihinde genel yayın yönetmenliğini yaptığı Agos gazetesinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti. Dink’in ailesinin başvurusu üzerine AİHM de Türkiye’yi, aldığı tehditlere rağmen Dink cinayetini önlememek ve cinayetten sonra etkili soruşturma yapmayarak yaşam hakkını ihlal etmekten mahkûm etti. Ayrıca Türkiye’nin, Dink’in yakınlarına 133 bin Avro ödemesi kararlaştırıldı. Şimdi ise Dink’in ceza almasını istemeyen Eminağaoğlu İstanbul’a sürülürken mahkûm olmasını isteyen Erbil ise Yargıtay Başsavcısı oldu.