Ana Sayfa Blog Sayfa 5149

Petrolcü parasıyla iklim değişikliğini inkara yeni kanıt: Dr. Willie Soon’a 1 milyon dolar

Önde gelen iklim değişikliği inkarcılarından Dr. Willie Soon

İklim değişikliğinin varlığını inkar eden araştırmacılar arasında en tanınmış isimlerden biri olan Dr. Willie Soon’un, yaptığı araştırmalar için petrol ve kömür şirketlerinden son on yılda 1 milyon dolardan fazla para aldığına dair belgeler ortaya çıktı. Dr. Soon petrol şirketlerinden para aldığını inkar etmedi, ancak aldığı desteğin araştırmalarını etkilemediğini savundu.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nde araştırmacı olarak çalışan Dr. Soon, kuzey kutup bölgesindeki buzul erimelerinin CO2 emisyonlarından değil, güneş ışınlarındaki değişmelerden kaynaklandığını savunuyordu. Willie Soon’un yayınlarındaki iddialardan biri de kutup ayılarının iklim değişikliğinden etkilenmediğine dairdi.

Greenpeace ABD’nin Bilgi Edinme Yasası kapsamında Smitshonian’dan edinerek ortaya çıkardığı belgelere göre Dr. Soon 2001 yılından bu yana kömür ve petrol sanayii tarafından ciddi biçimde fonlanıyor. Soon’un para aldığı kurumlar arasında ExxonMobil, Amerikan Petrol Enstitüsü, Koch Şirketi ve dünyanın en büyük kömürlü termik santral şirketlerinden Southern da var.

Soon’un aldığı “araştırma fonlarının” bazıları şöyle: İklim inkarcılarını destekleyen önde gelen kuruluşlardan biri olan ve ABD’deki aşırı sağcı Çay Partisi hareketinin kurucularından Charles Koch’un sahibi olduğu Koch Vakfı’ndan 175.000 dolar, ABD’deki petrol ve doğal gaz şirketlerinin çıkarlarını savunmak üzere kurulan Amerikan Petrol Enstitüsü’nden 274.000 dolar, dünyanın en fazla kar eden petrol şirtketi ExxonMobil’den 335.000 dolar, kömürlü termik santral şirketi Southern’dan 120.000 dolar.

Dr. Willie Soon’un fosil yakıt endüstrisi tarafından desteklendiğinin ortaya çıkarılması önemli bir gelişme. Çünkü Dr. Soon iklim inkarcıları arasında çalışmaları hakemli dergilerde yayınlanan çok az sayıda araştırmacıdan biri, hatta bu anlamda önde gelen bir isimdi.

20. yüzyılda yaşanan küresel ısınmanın istisnai olmadığını ısrarla savunan Soon, iklimbilimin en önemli araştırmaları arasında yer alan Michgale Mann’in hokey sopası grafiğine zayıf argümanlarla saldıran bir çalışmasını alanın önemli dergilerinden biri olan Climate Research’de yayınlatmış, bunun üzerine ciddi iklim bilimciler dergiyi boykot etmişti.

Son kanıtlar 2008’de iklim inkarcılarına verdiği fonları kestiğini açıklayan ExxonMobil’i de utandıracak gibi görünüyor. Çünkü Exxon 2010’a kadar Soon’a para vermeye devam etmiş.

Willie Soon 2004 yılında Guardian’a yazdığı bir mektupta aldığı fon kaynaklarının açık olduğunu, aldıkları fonların büyük bölümünün NASA gibi federal kaynaklardan geldiğini iddia etmişti. Dr. Soon Reuters’a yaptığı son açıklamada ise yeni belgeleri belgeleri inkar etmedi, ancak çalışmaları için aldığı paranın araştırma sonucunu etkilemeyeceğini söyledi.

The Guardian ve Reuters’den derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

Hopa’daki HES projesi halkın tepkisi nedeniyle iptal

Hopa’daki Güneşli HES projesi şirket tarafından iptal edildi. Güneşli HES’in ruhsat sahibi olan Nett Enerji basın kuruluşlarına gönderdiği yazılı açıklamada projeden toplumsal olaya meydan vermemek için vazgeçtiğini duyurdu.

Hopa ilçesinde yapılacak Güneşli HES projesine Hopalılar uzun süredir tepki gösteriyordu. Son olarak ÇED yönetmeliği gereği yapılması gereken bilgilendirme toplantısı, Hopalıların tepkisi nedeniyle iptal edilmişti.

Nett Enerji, projeden vazgeçtiklerine dair yaptığı basın açıklamasında halkın HES karşıtlığının yanlış bilgilere dayandığı iddia edildi. Şirkete göre iptal kararı verme nedenleri konunun “toplumsal bir olaya bahane edilmesini engellemek”. Şirket tarafından yapılan açıklama şöyle:

“Nett Enerji olarak tüm projelerimizde, ülkemiz kaynaklarının en verimli ve çevreye duyarlı şekilde değerlendirilmesi konusunda son derece hassas davranmaktayız. Ayrıca Güneşli HES projemizde olduğu gibi, yurt genelindeki tüm projelerimizde yüksek maliyetleri göze alarak alternatif çevreci çözümler geliştirmeyi prensip haline getirdiğimiz de bilinmelidir.

Şirketimiz her zaman yöre halkının memnuniyetini ön planda tutarak huzurlu bir şekilde çalışmayı hedeflemekte ve her projesini öncelikle ‘vatandaşın desteğini alarak’ hayata geçirmeye özen göstermektedir.

Son dönemde yanlış bilgilere dayandığını tespit ettiğimiz yükselen HES karşıtlığı, Artvin’in Hopa ilçesinde de etkisini hissettirmiş ve yöre halkından olumsuz bir tepki yaratmıştır. Bu durumun en somut göstergesi ilk olarak Hopa’da kurmayı planladığımız Güneşli HES projesi kapsamında halkı bilgilendirmek, projeye katılımının sağlamak, varsa görüş ve önerilerini almak, planladığımız sosyal sorumluluk projelerini paylaşabilmek amacıyla düzenlenen katılım toplantısının gerçekleşmemesiyle ortaya çıkmıştır.

Bu sebeple yaklaşık 5 yıldır üzerinde çalışarak tüm hazırlık çalışmalarını tamamlamış olmamıza rağmen Hopa’da hayata geçirmeyi planladığımız Güneşli HES Projesi’nden, sorumlu bir davranış sergileyerek toplumsal bir olaya bahane edilmemesi amacıyla vazgeçtiğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Bilgilendirme toplantısı nasıl engellendi?

Hopa’da Mayıs ayında yapılmak istenen ÇED bilgilendirme toplantısı protestolar nedeniyle yapılamamıştı.

Hopa’da yapılması düşünülen Güneşli HES projesi bilgilendirme toplantısının Hopa Öğretmen evinde yapılacağı gün Hopalılar Hopa Dereleri Koruma Platformu’nun çağrısı üzerine Belediye parkında toplanan yaklaşık 350 kişilik grup sloganlar atarak İnönü Caddesi üzerinden toplantının yapılacağı Hopa Öğretmen evine kadar yürümüş ve Öğretmen Evi’nin önünde toplanarak grup toplantıyı protesto etmişti. Grup “Dereler bizimdir, Hes Yapılamaz. Dereler özgürdür özgür akacak “ şeklinde sloganlar atarak protesto eylemlerini sürdürdü.

Karadeniz Gündem gazetesinin haberine göre eylem sırasında Hopa kaymakamı Abdullah Aktaş ile vatandaşlar arasında yer yer tartışmalar yaşandı. Kaymakam Aktaş’ın kalabalığın dağılması için megafonu eline alarak “Çocuklar okuldan çıkamıyor, kalabalığı dağıtın başka yere gidin” çağrısına eylemciler “Sen kimden yanasın? Orada okuyan çocuklar bizim çocuklarımız, biz onların geleceği için buradayız, siz çocuklarımızı kullanmayın” şeklinde tepki gösterdi.

Eylemin ardından toplantıya katılan görevliler tarafından “toplantıya halkın katılımı sağlanamadığı için toplantı yapılamamıştır” şeklinde tutanak tutuldu.

Hopa’nın içme suyu kaynağını da tehdit eden projenin durdurulması HES’lere karşı mücadelenin yeni bir zaferi olarak değerlendiriliyor.

08 Haber ve Karadeniz Gündem gazetelerinden derlenmiştir.

(Yeşil Gazete)

 

Dünya Futbol Şampiyonası ve 37 Numara Ayakkabı

Dünya Futbol Şampiyonası Almanya’nın Berlin şehrinde önceki gece ev sahibi ekibin Kanada ile oynadığı ve 2 – 1 galip geldiği açılış maçı ile başladı.

Maçın oynandığı Berlin Olimpiyat Stadındaki 74.000 adet koltuğa ait biletler günler öncesinden tükendi. Açılış maçını Almanya’da maçı yayın haklarını elinde bulunduran ARD’den 18 milyon kişi izledi. Almanya kelimenin tam anlamı ile şampiyonaya kilitlendi.

İstanbul’da ise bu şampiyona ile koşut bir fotoğraf sergisi CKM’de (Caddebostan Kültür Merkezi) açıldı. Alman fotoğraf sanatçısı Claduia Wiens’in futbolcularla ilgili Türkiye, Mısır, Filistin ve Berlin’de çektiği fotoğrafların yer aldığı ”37 numara ayakkabı” isimli bu sergide futbolcu fotoğrafları yer alacak.

Almanya’da gündem futbol iken hem de dünya futbol şampiyonası iken Türkiye’de bu konuda tabiri yerinde ise yaprak bile kımıldamaması ise şaşkınlık yarattı. Üstelik futbol şampiynası ile aynı tarihlerde Caddebostan’da bir fotoğraf sergisi de açılmış iken.

Bu haberde yazılan her harf noktası virgülüne kadar doğru. Almanya’da bir futbol şampiyonası var ve 2 gün önce başladı. Bu şampiyonada dünya şampiyonu olmak için 16 ülke sporcusu ter döküyor. Caddebostan Kültür Merkezi’nde 21 Haziran’da açılan ve 17 Temmuz’a kadar da sürecek olan “37 numara ayakkabı” fotoğraf sergisinde Claudia Wiens’in futbolcu fotoğrafları sergileniyor.

Haberde her harf doğru ama dilimiz böyle söylemeye varmasa da bir kelime eksik. Almanya’daki futbol şampiyonası “Kadınlar Futbol Şampiyonası”. Caddebostan Kültür Merkezin’deki futbolcu fotoğrafları sergisi, “Kadın Futbolcular Fotoğrafları” sergisi.

Türkiye’de bu konuda nerdeyse yaprak bile kımıldamamasının asıl sebebi de bu tek kelime olmasın sakın.

-Yeşil Gazete-

Fifa Womens World Cup resmi site

“37 Numara Ayakkabı” fotoğraf sergisi CKM Sayfası

Samatya’da Zil ve Caz Festivali

Birinci Samatya Zil ve Caz Festivali 29 Haziran – 1 Temmuz tarihleri arasında Samatya Meydanında ücretsiz olarak gerçekleşecek 3 konserle start veriyor.

Etkinlkler Zildjian markası (ekşi sözlük) ile dünya çapında tanınan Samatyalı Ermeni Zilciyan ailesi adına Fatih Belediyesi tarafından düzenleniyor.

Konser programı ise şöyle.

29 Haziran 21:30 Kerem Görsev Trio
30 Haziran 21:30 Arto Tunç Boyacıyan Trio
1 Temmuz 21:30 Leman Sam

-Yeşil Gazete-

Bir işgalin anatomisi – Tuna Kuyucu

Türkiye’de kamu otoritesinin, yani halkı temsil etme iddiasında bulunan devlet kurumlarının, kamuya ait yani halkın vergileriyle finanse edilip halka ait olan alanların özel şahıs ve kurumlarca gasp edilmesini nasıl mümkün kıldığını başımdan geçen bir olay üzerinden anlatmaya çalışacağım. Anlatacağım hadise çok daha büyük ölçekli gasp ve peşkeş vakalarının yanında önemsiz gibi gözükse de devlet kurumlarının görevlerini ihmal ve istismar etmelerine ve yetkilerini halk aleyhine kullanmalarına mükemmel bir örnek. Ayrıca, bu devlet kurumlarının görevlerini ya hiç yapmayarak ya da kötüye kullanarak toplumda varlıklı ve nüfuzlu kesimlere nasıl kaynak aktarımı yaptıklarını da tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Bahsettiğim olay, Türkiye’nin her şehrinin her sokağında sürekli olarak yaşanan ve şehirlilerin çoğunun gündelik hayatını oldukça zorlaştırıp kimi zaman can güvenliğini bile tehlikeye sokan kaldırımların arabalarca işgal edilmesi durumu. Toplumun tüm kesimlerinin vergileriyle finanse edilen kaldırımlar sürekli olarak bedavacı, bencil ve küstah araba sahiplerince işgal ediliyor. Bu işgal durumu yaşlılar, engelliler ve çocuk arabasıyla yürüyen anne babalar başta olmak üzere herkesin şehir hakkını ihlal etmekle kalmıyor, açıkça yasalara da meydan okuyor. Kaldırımların illegal olarak gasp edilmesine seyirci kalan emniyet, belediye ve zabıta yetkilileriyse açık olarak suça ortak oluyorlar ve halkın kendilerine verdiği yetkiyi ihlal ediyorlar. Bu duruma seyirci kalmayıp devletin görevini yapmasını isteyen, bunun için yasal yolları deneyen vatandaşları da ya oyalayarak susturmaya ya da birtakım sihirbazlıklarla kandırmaya çalışıyorlar. Nasıl mı? Anlatayım.

Devlet bihaber
Bundan yaklaşık beş ay kadar önce, Sarıyer İlçesi Yeniköy Mahallesi’nin ana caddesi boyunca kaldırımları işgal edip yürümeyi imkansız kılan arabalar hakkında belediyeye üç kere sözlü şikayette bulunmuştum. Şikayetimde açıkça hangi bölgelerin işgal edildiğini belirtip bunun yayaların hakkını nasıl ihlal ettiğini açıkça belirtmiştim. Belediyenin ilk yanıtı durumun kendilerini değil, emniyeti ilgilendirdiği oldu. Geri adım atmayıp durumu yazılı olarak şikayet edince bu sefer şikayetimi kabul edip işlemleri başlattıklarını adresime yazılı bir tebligatla, yaklaşık bir ay sonra, bildirdiler. Bundan yaklaşık iki ay sonra belediye, zabıta ekiplerinin söz konusu alanları incelediğini ve şikayetimde haklı olduğumu tespit ettiklerini yine adresime bir mektupla bildirdi. Şimdiden yaklaşık üç ay geçtiğinin altını tekrar çizmek isterim. Bahsettiğim caddeden geçen herkesin her gün gördüğü ve yaşadığı bu hak ihlalini belediye yetkilileri ancak üç ay sonra tespit edebildiler! Bu anlamsız gecikmelere rağmen işlemlerin devam etmesinin verdiği ufak bir umutla sürecin sona ermesini ve olumlu bir sonucun çıkmasını beklemeye devam ettim. Ama, son mektuptan iki ay sonra, 6 Mayıs tarihinde hazırlandığını öğrendiğim bir belgeyle devletin kimin tarafında olduğunu -şaşırmayarak- öğrenmiş oldum. Adresime İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nden yollanan bu belgede, Trafik Şube Müdürlüğü’nün “Bahse konu olan kamuya açık yaya kaldırımlarında araç ve yaya trafiğini olumsuz yönde etkileyecek herhangi bir araç parklanmasına rastlanılmamış” olunduğu ve “denetim ve kontrollerin titizlikle devam ettiği” belirtiliyordu. Yani, devlet kaldırımda günün herhangi bir saatinde herkesin gidip gözleriyle görebileceği onlarca lüks aracı göremiyordu. Dahası, yine bu sokakta bir lüks araba galerisinin de kaldırımı “showroom” olarak kullandığını fark etmemişti. En vahimi de, bu sokaktaki yalılardan birinde halen ikamet eden eski Başbakanlarımızdan birinin evinin önünde kaldırımı işgal eden devlet tarafından tahsis edildiğini düşündüğüm kara camlı ve zırhlı araçlardan da devletin haberi yoktu. Bu yalının önünde nöbet tutan polis memurunun da, 24 saat çekim yapan güvenlik kameralarının da kaldırım işgalinden bihaber olduğunu söylüyordu devlet.

Üç senaryo
Başa dönüp düşünelim: Devlet kurumlarının en temel görevleri nedir? Kamu düzenini tahsis etmek, kendi koydukları yasaları herkese eşitçe uygulamak ve yasa ihlalleri durumunda belirtilen yaptırımları yerine getirmek. Kaldırımların kullanımıyla ilgili yasaların ve düzenlemelerin herhangi bir yerinde bu kamu mallarının araba sahiplerince bedava park yeri olarak kullanılabileceği belirtiliyor mu? Hayır. Peki bu tür işgal durumlarına gereken cezai uygulamalar yasada belirtiliyor mu? Evet. Bu durumda, anlatmış olduğum olayı anlamlandırabilmek için üç senaryo beliriyor: 1) Bahsi geçen kaldırımları işgal eden araçlar özel bir teknoloji sayesinde zabıtaya görünüyor ama polise görünmüyorlar, 2) Buraları denetleyen emniyet ekipleri işlerini doğru yapmıyorlar, 3) Devlet açıkça taraf tutuyor ve kendi kanunlarını birtakım ayrıcalıklı kesim için açıkça uygulamaktan kaçıyor. İlk senaryo bana pek inandırıcı gelmiyor. İkinci açıklama ise Türkiye’nin her şehrinin her sokağında benzer hadiseler yaşandığı göz önünde bulundurulunca açıklayıcı gücünü yitiriyor. Geriye kalıyor son alternatif. Yani devlet suç işliyor ve kendi koyduğu kanunun uygulanmasını isteyen vatandaşıyla da alay ediyor. Sonuçta anlattığım hem bir işgalin hem de bir yalanın anatomisi oluyor!

Radikal 2

Furkan Aldemir resmen Galatasaray’da

0

Galatasaray Erkek Basketbol Takımı, Pınar Karşıyaka forması giyen Furkan Aldemir ile 4 yıllık anlaşma sağladı.

Galatasaray Erkek Basketbol Takımı, Pınar Karşıyaka forması giyen Furkan Aldemir’i renklerine bağladı.

Sarı kırmızılı kulübün resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, “Galatasaray Erkek Basketbol Takımı, 2010-11 sezonunda Pınar Karşıyaka forması giyen Furkan Aldemir ile dört senelik kesin anlaşmaya varmıştır. Pınar Karşıyaka altyapısından yetişen 19 yaşındaki oyuncu, uzun forvet ve pivot pozisyonlarında görev yapabiliyor. Çeşitli kategorilerde 82 defa milli takım forması giyen 2.07 metre boyundaki Furkan Aldemir, dört sezondur Beko Basketbol Ligi’nde de şans buluyordu. Yeni sporcumuza Galatasaray kariyeri boyunca üstün başarılar dileriz” denildi

AKP’nin ‘Özel ataması’ üniversitede isyan çıkardı

AKP’ye yakın görüşleriyle bilinen eski Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can’ın Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne atanması üzerine hem dekanlık, hem de Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Yönetim Kurulu’ndan art arda itirazlar geldi: “İktidar gücünü, üniversiteye dokunmamaya davet ediyoruz!”

Eski Anayasa Mahkemesi Raportörü Doç. Dr. Osman Can’ın Marmara Üniversitesi (MÜ) Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’na atanması, itirazları da beraberinde getirdi.

Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu rektörlüğe bir yazı göndererek, atanma sürecindeki usulsüzlükleri tek tek sıraladı. Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Yönetim Kurulu da, yazılı bir açıklama yayımlayarak, “İktidar Osman Can’a nihayet üniversite buldu. Bu ilk değildir ve son yıllarda bu tip atamalar sık görülmeye başlanmıştır. YÖK’ü ve rektörleri yasalara ve akademik teamüllere uymadığı için bir kez daha kınıyoruz” dedi. Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre,Can’ın atanmasıyla sonuçlanan süreç şöyle gelişti:

Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, nisan ayı başında Anayasa Hukuku Anabilim Dalı’ndan doçentlik kadro ilanıyla ilgili görüş istedi. Bu sırada doçentlik kadrosuna ilişkin ilanlar gazetelerde yayımlandı. Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, 4 Nisan’da gönderdiği cevabında, doçentlik kadrosuna değil araştırma görevlisine ihtiyaçları olduğunu yazdı. Rektörlük 29 Nisan’da İbrahim Kaboğlu’nu doçentlik ilanıyla ilgili jüri üyesi seçti. İbrahim Kaboğlu, jüri üyesi olduğunu, 11 Mayıs’ta Osman Can’ın dosyası ile birlikte görevlendirme yazısıyla öğrendi.

Rektörlük, üniversitede başka Anayasa Hukuku dalında Profesör olmadığı için diğer iki jüri üyesini başka üniversitelerden atadı. İbrahim Kaboğlu, 2 Haziran’da Rektörlüğe bir yazı göndererek kadro ihtiyacının belirlenmesi, kadro ilanı, başvuruların kabul edilmesi ve jürilerin belirlenmesinde yasal süreç ve mevzuatın gözardı edildiğini bildirdi. İbrahim Kaboğlu’nun, hakkında rapor hazırlamadığı Osman Can, dışarıdan atanan 2 profesörün raporuyla 7 Haziran’da doçentlik kadrosuna atandı.

ATANMASINA DEĞİL ÖZEL MUAMELEYE KARŞIYIZ

Atamanın ardından Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Yönetim Kurulu’ndan yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Bizler Osman Can’ın bir üniversiteye atanmasına karşı değiliz. Ancak eskiden olduğu gibi tüm akademisyenlere uygulanan yasa, yönetmelik, akademik teamüllere ve bilimsel liyakata uygun bir biçimde olması gerekliliğini hatırlatmak isteriz. İktidar, YÖK ve Marmara Üniversitesi Rektörlüğü, hepsi birlikte, hukuka ve akademik yaşamın gereklerine aykırı, telafisi mümkün olmayan bu atamayı gerçekleştirirken, üniversitelerin tüm değerlerini yok etmişlerdir. Atanan Osman Can, bu yok edilişin üstünde nasıl bir akademik yaşam sürdürebilecektir, bunu kendi etik değerleri gösterecektir. İktidar gücünü (kim olursa olsun), üniversiteye dokunmamaya davet ediyoruz.” (Cumhuriyet, Radikal, Yeşil Gazete)

HSYK: Tutuklular Meclis’te olmalı

YSK’nın Hitap Dicle kararı ve tutuklu milletvekillerinin durumu konusunda bir değerlendirme de NTV canlı yayınına katılan HSYK Birinci Daire Başkanı Okur’dan geldi. Okur, Dicle için şu yorumu yaptı: “Bence geciken adalet adalet değildir. YSK bu kararı bu konudan haberdar olduğu gün vermeliydi. Milletin iradesi sandığa gitmeden önce vermeliydi. Ama verilen karar sonuç itibariyle doğrudur. Çünkü milletvekili seçilmesine engel bir mahkumiyet söz konusu.”

Anayasanın 83 ve 14. maddelerinin birlikte değerlendirildiği zaman tutukluların milletvekili olmaları, seçilmelerinin otomatikman tahliye gerektirmediğini vurgulayan Okur, ancak burada mahkemelerin taktirinin söz konusu olduğunu söyledi. Mahkemelerin bu kişilerin kaçma şüphesi olup olmadığını, dosyadaki delil durumuna bakarak talebi kabul de ret de edebileceğini belirten Okur, şunları söyledi:

“Dolayısıyla Köksal (Şengün) Bey’in oradaki muhalefet şerhini de ben doğru diye değerlendiriyorum, diğer arkadaşların çoğunluk görüşünü de doğru olduğunu düşünüyorum, çünkü tamamen hakimin taktirine bağlı. Anayasa’nın 83. maddesi bu haliyle kaldığı sürece bu böyle olmak zorunda. Kişisel görüşümü sorarsanız, ben orada hakim olsaydım nasıl karar verirdim; millettten bu kadar oy almış kişilerin parlamentoda olması gerekir diye düşünürdüm.”

İbrahim Okur, ‘Yargı ve Medya İşbirliği Kapsamında Basın Sözcülüğü Çalıştayı’nın ardından da tutuklu vekillerle ilgili sorular üzerine de şöyle konuştu:

“Kişisel olarak ben o dosyanın hakimi olsaydım, açıkçası ben tahliyeden yana oy kullanırdım. Çünkü aday olmuşlar, belli bir oy almışlar, milletvekili seçilmişler, görüşlerini parlamentoda ifade etmelerinin imkanı sağlanmalıydı.”

Hatip Dicle’nin Anayasa Mahkemesi’ne başvurusuyla ilgili soruya ise Okur, “Bu durumla ilgili başvurulamaz” dedi. (Radikal)

Anayasa Mahkemesi’nden Dicle için raportör

Anayasa Mahkemesi, YSK tarafından vekilliği düşürülen Hatip Dicle’nin durumunu araştırmak için raportör görevlendirdi.

Hatip Dicle’nin avukatları raportör görevlendirileceğinin başvuru yaptıkları zaman kendilerine bildirildiğini, usul gereği bu uygulamanın yapıldığını belirterek, raportörün incelemeler sonrasında hazırlayacağı raporu Anayasa Mahkemesi heyetine sunacağını ve heyetin bunun ardından kararını vereceğini kaydetti.

YSK tarafından vekilliği düşürülen Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu’nun Diyarbakır Milletvekili Hatip Dicle için avukatları 27 Haziran günü Anayasa Mahkemesi (AYM)’ne başvurmuştu.

Anayasa’nın 85’inci maddesine dayanarak başvuruda bulunan avukatı Levent Kanat, müvekkilleri Dicle’nin milletvekili seçilerek mazbatasını aldığını hatırlatmıştı.

Hatip Dicle 12 Haziran seçimlerinde Diyarbakır’da 80 bine yakın rekor bir oyla seçildi. Mazbabatasını da alan Dicle, seçimlerden 8 gün sonra 20 Haziran’da vekillikten düşürüldü.

Hafta sonu da Diyarbakır’daki 5. ve 6. Ağır Ceza Mahkemeleri diğer 5 tutuklu vekilin tahliyelerini de reddetti. (Anf)

Son Dakika: CHP yemin etmeyecek

CHP’nin grup toplantısı sona erdi. Gelen bilgilere göre Cumhuriyet Halk Partisi yemin etmeyecek.

CHP’nin genel kurula gireceği ama sadece Oktay Ekşi’nin yemin edeceği öğrenildi.